يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُوا رَبَّكُمُ الَّذ۪ي خَلَقَكُمْ مِنْ نَفْسٍ وَاحِدَةٍ وَخَلَقَ مِنْهَا زَوْجَهَا وَبَثَّ مِنْهُمَا رِجَالاً كَث۪يراً وَنِسَٓاءًۚ وَاتَّقُوا اللّٰهَ الَّذ۪ي تَسَٓاءَلُونَ بِه۪ وَالْاَرْحَامَۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَلَيْكُمْ رَق۪يباً ١
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | يَا أَيُّهَا | ey |
|
| 2 | النَّاسُ | insanlar |
|
| 3 | اتَّقُوا | korkun |
|
| 4 | رَبَّكُمُ | Rabbinizden |
|
| 5 | الَّذِي | o ki |
|
| 6 | خَلَقَكُمْ | sizi yarattı |
|
| 7 | مِنْ | -ten |
|
| 8 | نَفْسٍ | bir nefis- |
|
| 9 | وَاحِدَةٍ | bir tek |
|
| 10 | وَخَلَقَ | ve yarattı |
|
| 11 | مِنْهَا | ondan |
|
| 12 | زَوْجَهَا | eşini |
|
| 13 | وَبَثَّ | ve üretti |
|
| 14 | مِنْهُمَا | ikisinden |
|
| 15 | رِجَالًا | erkekler |
|
| 16 | كَثِيرًا | birçok |
|
| 17 | وَنِسَاءً | ve kadınlar |
|
| 18 | وَاتَّقُوا | ve sakının |
|
| 19 | اللَّهَ | Allah’tan |
|
| 20 | الَّذِي | o ki |
|
| 21 | تَسَاءَلُونَ | birbirinizden dilekte bulunduğunuz |
|
| 22 | بِهِ | adına |
|
| 23 | وَالْأَرْحَامَ | ve akrabalık(bağlarını kırmak)tan |
|
| 24 | إِنَّ | şüphesiz |
|
| 25 | اللَّهَ | Allah |
|
| 26 | كَانَ |
|
|
| 27 | عَلَيْكُمْ | sizin üzerinizde |
|
| 28 | رَقِيبًا | gözetleyicidir |
|
Buradaki prensiplerin hepsi bütün insanlığı ilgilendiren prensipler olması dolayısıyla sure Ey insanlar nidasıyla başlamıştır. Bu hitap kıyamete kadar gelecek bütün insanları kapsar.
Böyle başlayan iki sure vardır. Biri bu, diğeri Hac suresidir. Kur’ân 300. sayfadan ikiye bölünürse bu sure birinci bölümde, Hac suresi de ikinci bölümde dördüncü suredir.
Buradaki takva emriyle ya günahlardan, ya da insan haklarını ihlalden sakınmak kastedilmiştir.
Halaka fiilinin tekrarı iki yaratma arasında fark olduğunu ifade eder.
''Rahimlerden sakınınız'' sözünde 'haklarını ihlal etmekten'' şeklinde bir hazif vardır.
''Tek bir nefisten yaratılma'' tabiri bu ayetin dışında A'raf 7/189 ve Zümer 39/6 ayetlerinde geçer. Bazı alimler burada Adem a.s.’ın, bazıları da Adem a.s.’ın yaratıldığı özün ifade edildiğini düşünmüşler.
Rahimden dolayı akrabalık diye tefsir yapılmış ama ayetin öncesi düşünülürse bütün insanlar arasında bir bağ olduğu da, aynı kökten geldikleri de düşünülebilir. Herkesi akrabamız gibi, evladımız gibi görüp öyle muamele etmeliyiz.
Cinsini öldüren tek mahluğun insan olduğu söylenir. (Savaş gibi durumlar dışında)
Bu surede giriş bölümü tek bir ayettir. Sonra hemen konuya girilmiştir..
يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُوا رَبَّكُمُ الَّذ۪ي خَلَقَكُمْ مِنْ نَفْسٍ وَاحِدَةٍ وَخَلَقَ مِنْهَا زَوْجَهَا وَبَثَّ مِنْهُمَا رِجَالاً كَث۪يراً وَنِسَٓاءًۚ
يَٓا nida harfidir. اَيُّ münada, nekre-i maksude olup damme üzere mebni mahallen mansubdur. هَا tenbih harfidir. النَّاسُ münadadan bedel veya atf-ı beyan olup damme ile merfûdur. Nidanın cevabı اتَّقُوا رَبَّكُمُ ‘dur.
Fiil cümlesidir. اتَّقُوا fiili ن ‘un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. رَبَّكُمْ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir كُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
الَّذ۪ي müfred müzekker has ism-i mevsûl, رَبَّكُمُ ’un sıfatı olarak, mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası خَلَقَكُمْ ‘dur. Aid zamir هُو ’dir. Îrabdan mahalli yoktur.
خَلَقَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هُو ’dir. Muttasıl zamir كُمْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. مِنْ نَفْسٍ car mecruru خَلَقَكُمْ fiiline mütealliktir. وَاحِدَةٍ kelimesi نَفْسٍ ‘nin sıfatı olup kesra ile mecrurdur. خَلَقَ مِنْهَا cümlesi, atıf harfi وَ ‘la sıla cümlesine matuftur.
خَلَقَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هُو ’dir. مِنْهَا car mecruru خَلَقَ fiiline mütealliktir. زَوْجَهَا mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هَا muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
بَثّ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هُو ’dir. مِنْهُمَا car mecruru بَثَّ fiiline mütealliktir. رِجَالًا mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. كَث۪يرًا kelimesi رِجَالًا ‘in sıfatı olup fetha ile mansubdur. نِسَٓاءً atıf harfi وَ ‘la رِجَالًا ‘e matuftur.
Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı يَا ’dır.
Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır.
Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude.
Mebni münada merfu üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Has ism-i mevsûller marife isimden sonra geldiğinde kelimenin sıfatı olur. Cümledeki yerine göre onun unsuru (Fail, mef’ûl,muzâfun ileyh) olur. (Arapça Dil Bilgisi, Nahiv, Dr. M.Meral Çörtü,s; 44)
Bedel: Metbuundaki kapalılığı açıklamak ve pekiştirmek gibi sebeplerle getirilen ve irab bakımından metbuuna uyan tabidir. Bedelden önce gelen ve bedelin irabını almış olduğu kelimeye “mübdelün minh” denir.
Bedel 3 gruba ayrılır: 1. Bedel-i kül, 2. Bedel-i baz, 3. Bedel-i iştimal. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette ikisindede müfred şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اتَّقُوا fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi وقي ’dir. İftial babının fael fiili و ي ث olursa fael fiili ت harfine çevrilir. وقي fiili iftiâl babına girmiş, إوتقي olmuş, sonra و harfi ت 'ye dönüşmüş إتّقي olmuştur.
İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.
وَاتَّقُوا اللّٰهَ الَّذ۪ي تَسَٓاءَلُونَ بِه۪ وَالْاَرْحَامَۜ
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. اتَّقُوا fiili نَ ’un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. اللّٰهَ lafza-i celâl mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
الَّذ۪ي müfred müzekker has ism-i mevsûl, اللّٰهَ lafza-i celâlin sıfatı olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası تَسَٓاءَلُونَ ‘dir. Îrabtan mahalli yoktur.
تَسَٓاءَلُونَ fiili, نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. بِه۪ car mecruru تَسَٓاءَلُونَ fiiline mütealliktir. الْاَرْحَامَ atıf harfi وَ ‘la اللّٰهَ lafza-i celâle matuftur.
اتَّقُوا fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi وقي ’dir.
تَسَٓاءَلُونَ fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tefâ’ul babındadır. Sülâsîsi سأل ‘dir. Aslı تتساءلون şeklindedir. تَ harflerinden biri hazf edilmiştir.
Tefâ’ul babı müşareket manasında kullanılır. Müşareket: Bir işin iki kişi veya iki grup arasında yapıldığını anlatır. Fail ile meful aynı işi yapmıştır. Müşareket bâbı olan müfaale babıyla bu bab arasındaki fark: Müfaale babında lafızda fail olan, işi başlatan ve galip durumunda olandır. Bu babda ise fail ile meful arasında işi yapma konusunda müsavilik (eşitlik) olandır. Bu sebeple tefaul babında her ikisi de faillikte aynı olup mağlup olan olmadığından bazen meful zikredilmez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَلَيْكُمْ رَق۪يباً
İsim cümlesidir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir, ismini nasb, haberini ref eder.
ٱللَّهَ lafza-i celâl إِنَّ ’nin ismi olup fetha ile mansubdur. كَانَ ‘nin dahil olduğu cümle اِنّ ‘nin haberi olarak mahallen merfûdur.
كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
كَانَ ’nin ismi, müstetir olup takdiri هُو ’dir. عَلَيْكُمْ car mecruru رَق۪يبًا ‘e mütealliktir. رَق۪يبًا kelimesi كَانَ ‘nin haberi olup fetha ile mansubdur.
رَق۪يبًا ; sıfat-ı müşebbehedir.“Benzeyen sıfat” demektir. İsmi faile benzediği için bu adı almıştır. İsmi failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfatı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsmi fail değişen ve yenileşen vasfa delalet eder. Sıfatı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُوا رَبَّكُمُ الَّذ۪ي خَلَقَكُمْ مِنْ نَفْسٍ وَاحِدَةٍ وَخَلَقَ مِنْهَا زَوْجَهَا وَبَثَّ مِنْهُمَا رِجَالاً كَث۪يراً وَنِسَٓاءًۚ
Ayet, “Ey insanlar! Rabbinize karşı gelmekten sakının…” hitabı ile başlamış ve bu konularda kadının ve kadınlığın pek önemli bir yeri bulunmasından dolayı da ilk ayetinden itibaren kadının yaratılışına ve şerefine dikkat çekilmiş, ismine de “Kadınlar Suresi” denilmiştir.
İnsanlık unvanıyla başlayan bu genel hitap, Bakara Suresi’nin başındaki ilk genel hitabı hatırlatıyor. O genel hitap günahlardan sakınmak gayesiyle “Rabbinize ibadet ediniz.” (Bakara Suresi, 21) emrini vermiş ve bunu insanların yaratılış delilleri ile aydınlatarak şimdiki zamandan başlangıca doğru götürmüş ve özellikle Hazreti Âdem’in yaratılış bahsini hatırlatmıştı. Burada ise bu hitabı doğrudan doğruya günahlardan sakınma emri takip ediyor. Bunu da özellikle kadınların yaratılışı ile beraber yaratılış delili takip ediyor ki bunda “Ey insanlar! Artık büsbütün sakınma dönemine girmeniz ve aşağıda gelecek tarzda tekliflerin (yükümlülüklerin) zevk ve hikmetinin manevi hazzını anlamanızın sırası geldi ve sakınma konularının en önemlilerinden birisi de kadınlar konusudur.” gibi düzgün ve edebî bir anlatım vardır. Dikkat etmeye değerdir ki Kur’an’da “ey insanlar!” hitabıyla başlayan iki sure vardır; birisi bu sure, diğeri Hac Suresi’dir. Bu sure, Kur’an’ın ilk yarısından dördüncü sure olduğu gibi Hac Suresi de Kur’an’ın ikinci yarısından dördüncü suredir. Bu surenin başında sakınmanın sebebi, yaratılışın başlangıcına dikkat çekmekle belirtilmiş olduğu gibi o surede de yaratılışın sonu ve dönülecek yerin tanıtılmasıyla belirtilmiştir. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili)
Ayette berâat-i istihlâl vardır. Kelama en güzel giriş şekillerinden biri de kelamın konusuyla alakalı bir şeyle başlamaktır. Böylece kelamın maksadına işaret edilmiş olur.
Ayet ibtidaiyye olarak fasılla gelmiştir. Ayetin ilk cümlesi nida üslubunda talebî inşâî isnaddır.
النَّاسُ , münadadan bedeldir. Bedel ıtnâb sanatı babındandır.
Nidanın cevabı olan اتَّقُوا رَبَّكُمُ الَّذ۪ي خَلَقَكُمْ مِنْ نَفْسٍ وَاحِدَةٍ cümlesi, emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
رَبَّكُمْ izafetinde Rab ismine muzâfun ileyh olan كُمْ zamirinin aid olduğu insanlar, şeref kazanmıştır.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde Rab isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
رَبَّكُمُ için sıfat konumundaki müfred müzekker has ism-i mevsûl الَّذ۪ي ’ nin sılası olan خَلَقَكُمْ مِنْ نَفْسٍ وَاحِدَةٍ cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.
وَاحِدَةٍ kelimesi, نَفْسٍ için sıfattır. نَفْسٍ ‘deki nekrelik nev ifade eder.
مِنْ نَفْسٍ وَاحِدَةٍ ’deki من , teb’iz içindir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Aynı üsluptaki وَخَلَقَ مِنْهَا زَوْجَهَا ve وَبَثَّ مِنْهُمَا رِجَالًا كَث۪يرًا وَنِسَٓاءًۚ cümleleri atıf harfi وَ ’ la sılaya atfedilmiştir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Cümlelerin atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Aralarında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Her iki cümlede de takdim-tehir sanatı vardır. مِنْهُمَا car-mecruru ihtimam için, mef’ûllere takdim edilmiştir
رِجَالًا كَث۪يرًا dedikten sonra sadece وَنِسَٓاءً lafzıyla yetinilmiş كَث۪يرًا hazfedilmiştir. Bu ihtibak sanatıdır.
İhtibak, sözden düşürülmüş olan kelime veya ifadelerin, zikredilen kelime veya ifadeden hareketle tespit edilerek yerine konulmasıdır. (Suyûtî, İtkân, II, 831)
رِجَالًا - نِسَٓاءً kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır. Kelimelerdeki nekrelik nev ve kesret ifade eder.
خَلَقَ kelimesinin tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Tek nefis dendikten sonra erkek ve kadın şeklindeki ayrım taksim sanatıdır. Taksim edilenler بَثَّ ‘de cem edilmiştir.
النَّاسُ - نِسَٓاءًۚ - رِجَالًا kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
النَّاسُ - نِسَٓاءًۚ kelimeleri arasında cinas-ı nakıs ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
رِجَالًا كَث۪يرًا وَنِسَٓاءً [Birçok erkek ve kadın] terkibinde olduğu gibi çeşitli yerlerde hazif yoluyla îcaz vardır. Bu ayetin takdiri şöyledir; رِجَالًا كَث۪يرًا وَنِسَٓاءًۚ كثيرة (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)
بَثَّ kelimesinin lügat manası ‘dağılma’ demektir. Ayetteki manası ise, tenasül yoluyla çoğaltmaktır. (Medine Balcı, Dergâhu’l Kur’ân)
Kur’an’da bu tip يَٓا اَيُّهَا formunda nida çoktur. İçinde tekid türlerini barındırmaktadır. İlk olarak tekid unsurlarından oluşmuş bir nida harfi göze çarpar. Uzaktaki bir şahıs için kullanılan nida harfi gelmiştir, oysa Allah Teâlâ nida ettiği her varlığa çok yakındır. Bu nida harfinin gelmesi söylenecek şeylerin Allâh katında bir mekanı olduğu konusunda uyarmak içindir. Sonra اَيُّ harfi gelmiştir. Bu harf nida ile akabindeki elif-lamlı kelimeyi birbirine bağlar. Müphem bir harftir, takibeden kelimeyle açıklanır. Böylece ibhamdan sonra beyan gelir. Arkadan gelecek olan emri uyanık ve dikkatli bir şekilde almak için kişiyi hazırlar ve uyarır. Sonra yine bir tenbih harfi olan هَا gelir. (Muhammed Ebû Mûsâ, Min Esrâri't T'abîri'l Kur'ânî, Dirâsetu Tahlîliyye lisûreti'l Ahzâb, s. 43)
Beyzâvî, ayetin izahında nida hakkında vermiş olduğu şu bilgilerle dil ve belâgat alanında ne kadar yetkin olduğunu ortaya koyar: Ayetteki nida harfi يَٓا aslında uzağa seslenmek için konulmuştur. Ancak bazen, karşımızdaki muhatabı uzak menzilesinde mütalaa ederek bu edatla ona seslenilir. Bu da ya kendisine hitap edilenin azametinden dolayı şanını yüceltmek için olur ki insana şah damarından daha yakın olan Allah’a münacaat esnasında kulun يَٓا nida harfini kullanarak ‘’Ya Rabbi’’ demesi bu kullanıma güzel örnektir. Ya da çağrılan kişinin gafletine işaret etmek, kötü anlayış sahibi kimseleri uyarmak için olur. (Süleyman Gür, Kâzî Beyzâvî Tefsîrinde Belâgat İlmi ve Uygulanışı)
Zemahşerî, insanın kendisine şah damarından daha yakın olan yaratanına seslenişlerinde uzaklık anlamı içeren يَٓا edatını kullanmasını, deyim yerindeyse psikolojik bir çıkarımla, dua eden insanın hatalarının şuurunda olmasına ve belki de nefsini kırmasına, böylece dualarının kabulü için bir yol bulmasına bağlar. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl, Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
Emir ve Nehiylerin Aciliyet İfade Edip Etmeme Durumları:
Emirler aciliyet veya tehir ifade etmezler. Sadece bir şeyin yapılmasını isterler.
Nehiyler aciliyet ifade ederler. Yasaklanan şeyden hemen uzaklaşılmasını isterler. (Hasan Karakaya, Fıkıh Usulü, s. 558-559)
“Ey insanlar!” ve “Ey iman edenler!” hitaplarıyla başlayan ayetler, taşıdıkları mesajlar bakımından benzerlik taşıdıkları gibi ayrıştıkları noktalar da vardır. Her iki hitap da kendinden sonra itikat, ibadet, helal ve haram, cezalar, sosyal hayat gibi konulara yer vermektedir. Ancak “Ey iman edenler” hitabıyla verilen mesajlar Medenî sureler çerçevesinden verildiğinden dolayı hüküm ayetleri ağır basmaktadır. Aile hukuku, cihat, gibi konular “Ey iman edenler” hitabından sonra işlenmektedir. (Enver Bayram, Kur’an’da Geçen “Ey İnsanlar” Ve “Ey İman Edenler” Hitaplariyla Başlayan Ayetler Arasında Bir Mukayese)
İttikanın [sakınma], ism-i celile (Allah’a) bağlanması, ilâhî mehabeti artırmak ve kalplere Allah korkusunu yerleştirmek suretiyle insanları tekid ve mübalağa ile takva emrine uymaya sevk etmek içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
Bu ayette geçen "insanlar" kelimesi, başına elif-lâm gelmiş olan bir çoğul lâfızdır. Binaenaleyh bu lafız istiğrak (şümul ve umûm) ifade eder. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
Ayette, malikiyet ve terbiye manalarını ifade eden rubûbiyet (Rabb) unvanının zikredilmesi ve muhatap zamirine izafe edilmesi (Rabbinizden), terğib (teşvik) ve terhib (korkutmak) yoluyla, emri ve emre uymanın lüzumunu tekid içindir. Rabbden sonra ona sıfat olarak الَّذ۪ي خَلَقَكُمْ مِنْ نَفْسٍ وَاحِدَةٍ [Sizi bir tek nefisten yarattı.] cümlesinin zikredilmesi de bu tekid anlamını vurgular. Allah Teâlâ’nın onları bu harika biçimde yaratması, kudretinin her şeye ve ezcümle günahlarından dolayı onları cezalandırmaya da şamil olduğunu bildirmek içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l- Akli’s- Selîm)
Atıf yoluyla yalnız bir yaratma fiili ile iktifa mümkün iken خَلَقَ [yarattı] fiilinin tekrarı, iki yaratma arasında fark olduğunu göstermek içindir. Çünkü: Birinci yaratma, asıldan fer’i üretmek, İkinci yaratma (Âdem’den eşinin yaratılması) ise maddeden inşa yoluyladır. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ [Ey insanlar] hitabı ayetin muhatabı olanlara yönelik ise de kıyamete kadar gelecek tüm insanları da tağlîb yoluyla kapsamına almaktadır. (Medine Balcı, Dergâhu’l Kur’an)
وَاحِدَةٍ kelimesinin müennes ةٍ ‘si ile gelmesi نَفْسٍ kelimesinin müennesliği dolayısıyladır. نَفْسٍ kelimesi ise kendisiyle müzekker kast olunsa dahi müennes gelir. (Kurtubî, El-Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân)
وَاتَّقُوا اللّٰهَ الَّذ۪ي تَسَٓاءَلُونَ بِه۪ وَالْاَرْحَامَۜ
Aynı üslupta gelen cümle, hükümde ortaklık nedeniyle atıf harfi وَ ‘la nidanın cevabına atfedilmiştir. Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde اللّٰهِ isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
Ayette ulûhiyet ve rubûbiyet ifade eden isimler bir arada zikredilmiş, Allah’tan başka Rab olmadığı vurgulanmıştır. Allah ve Rab isimleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
اللّٰهَ lafza-i celâl için sıfat konumundaki الَّذ۪ي ’nin sılası olan تَسَٓاءَلُونَ بِه۪ cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
وَالْاَرْحَامَ , lafza-ı celâle tezayüf nedeniyle atfedilmiştir.
اتَّقُوا - خَلَقَ - الَّذ۪ي kelimelerinin tekrarında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Akrabaları kendi ism-i celalinin yanında zikrederek, sıla-ı rahmin katında pek değerli olduğunu göstermiştir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
Ebu Hureyre’den Hazreti Peygamberin şöyle dediği rivayet edilmiştir:
“Kendisiyle Allah’a itaat edilip de sevabı akrabayı ziyaret etmenin sevabından daha çabuk verilen hiçbir şey yoktur. Yine kendisiyle Allah’a isyan edilip de ikâbı, haddi aşma ve yalan yemin etmenin ikâbından daha çabuk verilen hiçbir amel de yoktur.” (Tirmizi, Kıyame, 57, İV/665 - Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
Cenab-ı Hak birinci hitapta, “Rabbinizden” ikincisinde ise “Allah’tan ittika ediniz.” buyurmuştur. “Rab” terbiye ve ihsana delalet eden bir lafızdır. “İlah” ise O’nun hâkimiyetine ve heybetine delalet eden bir lafızdır. Binaenaleyh birincisinde terğib ve teşvike, ikincisinde de terhîb ve sakındırmaya binaen insanlara sakınmalarını emretmiştir. Nitekim Cenâb-ı Hak, [Korku ve ümitle Rabblerine dua ederler. (Secde/16) ve [Umarak ve korkarak Bize dua ederler. (Enbiya/90) buyurmuştur. Buna göre sanki şöyle denilmek istenmiştir: O, seni büyütmüş, sana ihsanda bulunmuştur. Binaenaleyh O’na muhalefet etmekten sakın; çünkü O, ikâbı şiddetli, azamet ve heybeti yüce olandır. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
رَحْم ‘in çoğulu olan الْاَرْحَامَ kelimesi, ceninin ana karnında bulunduğu yer anlamındadır. Buradaki anlamı ise akrabalıktır. (Medine Balcı, Dergâhu’l Kur’ân)
اِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَلَيْكُمْ رَق۪يباً
Ta’liliyye olarak gelen cümlenin fasıl sebebi, şibh-i kemâli ittisâldir. Ta’lil cümleleri anlamı zenginleştirmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.
اِنَّ ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır.
Bütün celâl ve kemâl sıfatları bünyesinde toplayan اللّٰهُ lafzının cümlede müsnedün ileyh olması, ve zamir makamında zahir isim olarak tekrarlanması, O’nun azamet ve kudretini ifade etmenin yanı sıra ikazı artırmak ve hükmün illetini bildirmek içindir. Ayette mütekellim Allah Teâlâ’dır. Dolayısıyla lafza-i celâlde tecrîd, tekrarlanmasında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Cümlede ism-i celîlin (Allah) zamir makamında zahir olarak zikredilmesi tekid içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden, اِنَّ ve isim cümlesi sebebiyle bu ve benzeri cümleler tekit ifade eden çok muhkem cümlelerdir.
اِنّ ’nin haberi, كَانَ ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Bütün mamullerin cümledeki yeri, aslında amilinden sonra gelmesidir. Car mecrur عَلَيْكُمْ , durumun onlarla ilgili olduğunu vurgulamak için amiline takdim edilmiştir.
كَانَ ‘nin haberi olan رَق۪يباً , mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
Ayetin son cümlesi lâzım-melzûm alakasıyla mecaz-ı mürsel mürekkebtir.
Ayrıca ifadede ‘bir anlam için söylenen sözün içine başka bir anlam yerleştirmek şeklinde açıklanan idmâc sanatı vardır.
‘Şüphesiz Allah, üzerinizde bir gözetleyicidir.’ manasına, itaate karşı mükâfat, günahlara karşı da ceza olmak üzere, gereken karşılığın verileceği manası idmac edilmiştir.
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden اِنَّ ve isim cümlesi şeklinde gelen bu ve benzeri cümleler çok muhkem/sağlam cümlelerdir.
İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Allah Teâlâ kendi vasıflarını كَانَ ile birlikte kullandığında aslında bizlere bildirmeden hatta bizleri yaratmadan önce bu vasıflarla muttasıl olduğunu haber vermektedir. Bu sıfatlar ezelde hiçbir şey yokken Allah’ın zatıyla birlikte vardı, ezelî olan ebedidir. Bu yüzden umumiyetle geçmiş zamana delalet eden كَانَ bu durumda cümleye kesinlik kazandırmaktadır.. Onun vasıfları ezelden ebede kadar devam edecektir. Bunun aksini hiç kimse düşünemez. Râgıb el-İsfahânî كَانَ ’nin geçmiş zaman için kullanıldığını, Allah ile ilgili sıfatları ifade ederken ezel anlamı kattığını belirtir. Bu fiilin, bir cinste var olan bir vasıf ile ilgili kullanılması durumunda söz konusu vasfın o cinsin ayrılmaz bir parçası olduğunu vurguladığını ve ona dikkat çektiğini ifade eder. (Vecih Uzunoğlu, Arap Dilinde كَانَ ‘nin Fiili ve Kur'an’da Kullanımı, DEÜ İlahiyat Fak. Dergisi, Sayı 41)
[Allah elbette üzerinizde gözcüdür.] Yani Allah işlediğiniz hayır ve şerleri görür. Bu ifade itaat/ibadetlere karşı vaad, günahlara karşı da en etkili şekilde yapılmış bir tehdittir. (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es- Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr)
الْاَرْحَامَ kelimesinin lafza-i celâlin fiiline atfedilmesi, onlarla güzel muamelede bulunmanın gerekliliğini tenbih eder. Malum olduğu üzere matuf ve matufun aleyh arasındaki uzaklık ve farklılığı yaklaştırarak yok etmek; yüceltmek, şereflendirmek, iyilik ve şefkati arttırmaya teşvik içindir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Bikāî, Râzî, Âlûsî Nisâ sûresinin son ayetinde bulunan alîm ismini ilk ayette olan رَق۪يباً rakîb ismiyle ilişkilendirmiş olup Bikāî’nin yorumu şu şekildedir: “Nisâ sûresinde ilk ْayet اِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَلَيْكُمْ رَق۪يباً şeklinde sona ermiştir. Rakîb’dir; yani hem sizin hallerinizi hem de başka şeyleri bilendir. Dolayısıyla küçük de olsa O Mevlâ’ya bir şeyin gizli kalacağını zannetmeyin. Böylece O’ndan çekinip sakınmanız daha kuvvetli olsun.” (Keziban Dut, Ayet Sonlarindaki Esmâü’ -Hüsnâ ’ nin Ayetle Olan Münâsebeti (Fâtiha, Bakara, Âl-İ İmrân Ve Nisâ Sureleri Bağlamında))