وَاِنَّ مِنْكُمْ لَمَنْ لَيُبَطِّئَنَّۚ فَاِنْ اَصَابَتْكُمْ مُص۪يبَةٌ قَالَ قَدْ اَنْعَمَ اللّٰهُ عَلَيَّ اِذْ لَمْ اَكُنْ مَعَهُمْ شَه۪يداً ٧٢
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَإِنَّ | ve şüphesiz |
|
| 2 | مِنْكُمْ | içinizden |
|
| 3 | لَمَنْ | bir kısmı var ki |
|
| 4 | لَيُبَطِّئَنَّ | pek ağır davranır |
|
| 5 | فَإِنْ | eğer |
|
| 6 | أَصَابَتْكُمْ | size erişirse |
|
| 7 | مُصِيبَةٌ | bir felaket |
|
| 8 | قَالَ | der ki |
|
| 9 | قَدْ | muhakkak |
|
| 10 | أَنْعَمَ | lutfetti |
|
| 11 | اللَّهُ | Allah |
|
| 12 | عَلَيَّ | bana |
|
| 13 | إِذْ |
|
|
| 14 | لَمْ |
|
|
| 15 | أَكُنْ | bulunmadım |
|
| 16 | مَعَهُمْ | onlarla beraber |
|
| 17 | شَهِيدًا | hazır |
|
Müminler savaşa çağrıldığında ağırdan alanların, mağlûbiyet olursa “Allah yüzüme baktı da onlarla beraber bulunmadım” diye içten içe sevinenlerin, zafer ve ganimet elde edilirse “Keşke onlarla beraber olsaydım...” diye dövünenlerin kimler olduğu sorusuna iki cevap verilmiştir. Bir kısım tefsirciye göre bunlar, müslümanlarla beraber yaşayıp durdukları halde henüz gönüllerinde iman, gereği gibi yerleşip güçlenmemiş, hayatıyla imanı arasında tam bir paralellik hâsıl olmamış müminlerdir. Çünkü âyet “İçinizden bazıları vardır ki...” diye başlamaktadır. Diğer bir yoruma göre bunlardan maksat münafıklardır. Bu durumda “içinizden...” ifadesi, görünüşe göredir; zira münafıklar dış yüzleri, görünüşleri bakımından müminler gibidirler, onların cemaatine dahildirler. Bize göre burada müminlerin içinde bulunan zayıf imanlı, kararsız ve sebatsız müslümanlarla münafıkların birlikte kastedilmiş olması da mümkündür. Davası uğrunda imanı kendisini ölüme götürecek güçte ve seviyede bulunmayan sıradan insanlar, âyette de tasvir edildiği gibi, daima içlerinden menfaat hesapları yaparlar; girişecekleri işin getirisi ve götürüsü ile ilgili ihtimaller arasında gidip gelirler.
Kaynak : Kur’ân Yolu Tefsiri Cilt: 2 Sayfa: 94
وَاِنَّ مِنْكُمْ لَمَنْ لَيُبَطِّئَنَّۚ
İsim cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.
مِنْكُمْ car mecruru اِنَّ ’nin mahzuf mukaddem haberine mütealliktir.
لَ harfi اِنَّ ’nin haberinin başına gelen lam-ı muzahlakadır. اِنَّ ‘nin ismi haberinden sonra gelmesi halinde bu lam, ismin başına gelebilir. (Hasan Akdağ, Arap Dilinde Edatlar)
مَنْ müşterek ism-i mevsûl اِنَّ ’nin muahhar ismi olarak mahallen mansubdur. Mukadder kasem ve cevabı ism-i mevsûlun sılasıdır.
لَ harfi, mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir. Takdiri, أقسم ليبطئن (Yemin ederim ki ağırdan alacaklar) şeklindedir.
يُبَطِّئَنَّ fetha üzere mebni muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘ dir. Fiilin sonundaki نَ, tekid ifade eden nûn-u sakiledir.
Tekid nun’ları bitiştikleri fiile istikbal manası kazandıran bir edatın veya durumun bulunması halinde muzari fiilin sonuna gelirler. (Soru, arz, tekid lamı, ummak, teşvik, nehiy, temenni ve yemin gibi.)
Tekid lamı diye isimlendirilen bu lamın kullanımı oldukça yaygındır. Fethalı olarak kullanılan bu lam, sadece ismin ve muzari fiilin başına dahil olur. İsim cümlesinin başına اِنَّ edatı gelince cümlenin başında gelmesi gereken lam-ı ibtida, اِنَّ ‘nin haberinin başına kayar. Bundan dolayı lam-ı muzahlaka olarak da adlandırılır. (Mehmet Altın , Kur’ân’da Te’kid Üslupları ve Çeşitleri )
يُبَطِّئَنَّۚ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi بطأ ’dir.
Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.
فَاِنْ اَصَابَتْكُمْ مُص۪يبَةٌ قَالَ قَدْ اَنْعَمَ اللّٰهُ عَلَيَّ اِذْ لَمْ اَكُنْ مَعَهُمْ شَه۪يداً
فَ atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştiremez.
اِنْ iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَصَابَتْكُمْ şart fiili olup, fetha üzere mebni mazi fiildir. Mahallen meczumdur. تْ te’nis alametidir. Muttasıl zamir كُمْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. مُص۪يبَةٌ fail olup damme ile merfûdur. Şartın cevabı قَالَ قَدْ اَنْعَمَ اللّٰهُ ’dur.
قَالَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هُو ’dir. Mekulü’l-kavli, قَدْ اَنْعَمَ اللّٰهُ ’dur. قَالَ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
قَدْ tahkik harfidir. Tekid ifade eder. اَنْعَمَ fetha üzere mebni mazi fiildir. اللّٰهُ lafza-i celâl fail olup damme ile merfûdur. عَلَيَّ car mecruru اَنْعَمَ fiiline mütealliktir.
اِذْ zaman zarfı, اَنْعَمَ fiiline mütealliktir. لَمْ اَكُنْ ile başlayan isim cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
لَمۡ muzariyi cezm ederek manasını olumsuz maziye çeviren harftir.
كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
اَكُنْ nakıs, sükun ile meczum muzari fiildir. اَكُنْ ’un ismi, müstetir olup takdiri انا ’dir. Mekân zarfı مَعَ habere mütealliktir. Muttasıl zamir هُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. شَه۪يدًا kelimesi اَكُنْ ’un haberi olup fetha ile mansubdur.
عَلَى harf-i ceri mecruruna istila, rağmen/karşı, hal gibi manalar kazandırabilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
(إِذْ) : Yanlız Cümleye muzâf olan zaman zarfıdır. a) (إِذْ) mef’ûlun fih, mef’ûlun bih, mef’ûlun leh olur. b) (إِذْ) den sonra muzâri fiil veya isim cümlesi gelirse gelecek zaman ifade eder. c) (بَيْنَا) ve (بَيْنَمَا) dan sonra gelirse mufâcee (sürpriz) harfi olur. Bu durumda zarf (zaman bildiren isim) değil harf olur. d) Sükûn üzere mebnîdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَصَابَتْ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi صوب’dir.
اَنْعَمَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi نعم ‘dir.
İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.
مُص۪يبَةٌ ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.
İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَاِنَّ مِنْكُمْ لَمَنْ لَيُبَطِّئَنَّۚ
وَ istînâfiyyedir. İstînâfiye وَ ‘ ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl- Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
اِنَّ ve lam-ı muzahlaka ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
Yalnızca isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden bu ve benzeri cümleler, اِنّ , isim cümlesi, lam-ı muzahlaka sebebiyle birden fazla tekid ifade eden çok muhkem cümlelerdir.
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Cümlede takdim-tehir ve îcâz-ı hazif sanatları vardır. مِنْكُمْ car mecruru إِنَّ ’nin mahzuf mukaddem haberine mütealliktir.
Muahhar mübteda konumunda olan müşterek ism-i mevsûl مَنْ ’in sılası mukadder kasem ve cevabıdır.
لَيُبَطِّئَنَّ cümlesine dahil olan لَ , mahzuf kasemin cevabının başına gelen harftir.
Cümle, mukadder kasemin cevabıdır. Kasem cümlesinin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır. Mahzuf kasemle birlikte terkip, kasem üslubunda gayrı talebî inşâî isnaddır.
Mahzuf kasem ve nûn-u sakile ile tekid edilmiş, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber inkâri kelamdır. Muzari fiil hudûs, istimrar, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Tekid nûnu çoğu zaman sarih kasem, gizli kasem ve nehiyden sonra gelir. Hal ve istikbal ifade eden muzari fiilin manasını sadece istikbal anlamına hamleder ve bu نَّ , fiilin üç defa tekidini sağlar. (Kur’an’da Tekid Üslupları ve Çeşitleri Mehmet Altın Şırnak Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 2017/3)
Lam-ı muzahlaka; cümlenin başında gelmesi gereken tekid harfidir. Cümlenin başında اِنَّ olunca yuvarlanıp haberin başına gelir.
Hayır işlerinde ağırdan almak münafıkların karakteridir.
لَمَنْ ‘deki lam ibtidâiyye olup إِنَّ ٱللَّهَ لَغَفُورࣱ رَّحِیمࣱ [Allah gerçekten bağışlayıcıdır, merhametlidir. (Nahl/18)] ayetindeki ile aynı işlevi görmektedir. لَمَنْ لَيُبَطِّئَنَّۚ [işi ağırdan alan] ifadesindeki ise gizli bir kasemin cevabı olup açılımı şöyledir: “İçinizde, Allah’a yemin ederim ki işi alabildiğine ağırdan alanlar var!” Kasem ve cevabı, مَنْ ’in sılasıdır; sıla cümlesinde ism-i mevsûle ait olan zamir ise لَيُبَطِّئَنَّۚ fiilinde gizli olan هو zamiridir. Hitap, Peygamberin (s.a.) ordusunadır. “İşi ağırdan alanlar” ise münafıklardır, çünkü orduyla birlikte sefere münafıkça çıkıyorlardı. لَيُبَطِّئَنَّۚ ’nin manası, [ağırdan alırlar] ve [cihattan geri kalırlar]’dır. (Zemahşeri,Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t- Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t - Te’vîl -Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl )
فَاِنْ اَصَابَتْكُمْ مُص۪يبَةٌ قَالَ قَدْ اَنْعَمَ اللّٰهُ عَلَيَّ اِذْ لَمْ اَكُنْ مَعَهُمْ شَه۪يداً
Ayete dahil olan فَ istînâfiyyedir. Cümle şart üslubunda haberî isnadtır.
Şart cümlesi olan اَصَابَتْكُمْ مُص۪يبَةٌ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
فَ karînesi olmaksızın gelen قَالَ şeklindeki cevap cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda faide-i haber ibtidaî kelamdır.
اِنْ şart harfi, asıl şart edatlarındandır. Çoğu zaman şartın vukuunda şek ifade eder.
Nahivcilere göre şart fiili olarak kullanılan mazi fiil gelecek zaman ifade eder. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsîr Yolu, c. 2, s. 106.)
قَالَ fiilin mekulü’l-kavli olan قَدْ اَنْعَمَ اللّٰهُ عَلَيَّ cümlesi müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır. قَدْ tahkik harfiyle tekid edilmiştir.
اَنْعَمَ fiilinin müteallıkı olan اِذْ , zaman zarfı olup لَمْ اَكُنْ مَعَهُمْ شَه۪يدًا cümlesine muzâf olmuştur. Menfî كان ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. مَعَهُمْ mekan zarfı olup, كَان ’nin haberi olan شَه۪يدًا ’e mütealliktir.
اَصَابَتْكُمْ - مُص۪يبَةٌ kelimeleri arasında cinas ve reddü'l-acüz ale's-sadr vardır.