Nisâ Sûresi 73. Ayet

وَلَئِنْ اَصَابَكُمْ فَضْلٌ مِنَ اللّٰهِ لَيَقُولَنَّ كَاَنْ لَمْ تَكُنْ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَهُ مَوَدَّةٌ يَا لَيْتَن۪ي كُنْتُ مَعَهُمْ فَاَفُوزَ فَوْزاً عَظ۪يماً  ٧٣

Eğer Allah’tan size bir lütuf (zafer) erişse, bu sefer de; sizinle kendisi arasında hiç tanışıklık yokmuş gibi şöyle der: “Keşke ben de onlarla beraber olsaydım da büyük bir başarıya (ganimete) ulaşsaydım.”
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَلَئِنْ ve eğer
2 أَصَابَكُمْ size erişirse ص و ب
3 فَضْلٌ bir ni’met ف ض ل
4 مِنَ -tan
5 اللَّهِ Allah-
6 لَيَقُولَنَّ der ق و ل
7 كَأَنْ sanki
8 لَمْ
9 تَكُنْ yokmuş gibi ك و ن
10 بَيْنَكُمْ sizinle ب ي ن
11 وَبَيْنَهُ kendisi arasında ب ي ن
12 مَوَدَّةٌ hiç sevgi و د د
13 يَا لَيْتَنِي keşke ben de
14 كُنْتُ olsaydım ك و ن
15 مَعَهُمْ onlarla beraber
16 فَأَفُوزَ kazansaydım ف و ز
17 فَوْزًا bir başarı ف و ز
18 عَظِيمًا büyük ع ظ م
 

Müminler savaşa çağrıldığında ağırdan alanların, mağlûbiyet olursa “Allah yüzüme baktı da onlarla beraber bulunmadım” diye içten içe sevinenlerin, zafer ve ganimet elde edilirse “Keşke onlarla beraber olsaydım...” diye dövünenlerin kimler olduğu sorusuna iki cevap verilmiştir. Bir kısım tefsirciye göre bunlar, müslümanlarla beraber yaşayıp durdukları halde henüz gönüllerinde iman, gereği gibi yerleşip güçlenmemiş, hayatıyla imanı arasında tam bir paralellik hâsıl olmamış müminlerdir. Çünkü âyet “İçinizden bazıları vardır ki...” diye başlamaktadır. Diğer bir yoruma göre bunlardan maksat münafıklardır. Bu durumda “içinizden...” ifadesi, görünüşe göredir; zira münafıklar dış yüzleri, görünüşleri bakımından müminler gibidirler, onların cemaatine dahildirler. Bize göre burada müminlerin içinde bulunan zayıf imanlı, kararsız ve sebatsız müslümanlarla münafıkların birlikte kastedilmiş olması da mümkündür. Davası uğrunda imanı kendisini ölüme götürecek güçte ve seviyede bulunmayan sıradan insanlar, âyette de tasvir edildiği gibi, daima içlerinden menfaat hesapları yaparlar; girişecekleri işin getirisi ve götürüsü ile ilgili ihtimaller arasında gidip gelirler.

Kaynak : Kur’ân Yolu Tefsiri Cilt: 2 Sayfa: 94

 

وَلَئِنْ اَصَابَكُمْ فَضْلٌ مِنَ اللّٰهِ لَيَقُولَنَّ كَاَنْ لَمْ تَكُنْ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَهُ مَوَدَّةٌ


وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

لَ  harfi, mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir. 

اِنْ  iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اَصَابَكُمْ  şart fiili olup, fetha üzere mebni mazi fiildir. Mahallen meczumdur. Muttasıl zamir  كُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.  فَضْلٌ  fail olup damme ile merfûdur. مِنَ اللّٰهِ  car mecruru  فَضْلٌ ‘nün mahzuf sıfatına mütealliktir.

لَ  harfi, mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir. 

يَقُولَنَّ  fetha üzere mebni muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘ dir. Fiilin sonundaki  نَ, tekid ifade eden nûn-u sakiledir. Şartın cevabı kasemin cevabının delaletiyle mahzuftur.

كَاَنْ لَمْ تَكُنْ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَهُ مَوَدَّةٌ  cümlesi, fiille mef'ulü arasında giren itiraz cümlesi veya  يَقُولَنَّ ’ deki failin hali olarak mahallen mansubdur. 

كَاَنْ  muhaffefe  كَاَنَّ ‘dir. İsmi olan şan zamiri mahzuftur. لَمْ تَكُنْ  ile başlayan isim cümlesi,  كَاَنْ ’in haberi olarak mahallen merfûdur. 

لَمۡ  muzariyi cezm ederek manasını olumsuz maziye çeviren harftir.  

كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder. 

تَكُنْ  nakıs, sükun ile meczum muzari fiildir. بَيْنَكُمْ  mekân zarfı  تَكُنْ ’un mahzuf mukaddem haberine mütealliktir. Muttasıl zamir  كُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

بَيْنَهُ  atıf harfi  وَ ’la  بَيْنَكُمْ ’e matuftur.  مَوَدَّةٌ  kelimesi  تَكُنْ ’un muahhar ismi olup damme ile merfûdur.

Tekid nun’ları bitiştikleri fiile istikbal manası kazandıran bir edatın veya durumun bulunması halinde muzari fiilin sonuna gelirler. (Soru, arz, tekid lamı, ummak, teşvik, nehiy, temenni ve yemin gibi.)  

اَصَابَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi صوب ’dir.

İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.


 لَيْتَن۪ي كُنْتُ مَعَهُمْ فَاَفُوزَ فَوْزاً عَظ۪يماً

Cümle, يَقُولَنَّ  fiilinin mekulü’l-kavli olarak mahallen mansubdur.

يَا  tenbih edatıdır. لَيْتَ  temenni harfidir. اِنَّ  gibi ismini nasb, haberini ref yapar. Mütekellim zamiri  ي  harfi  لَيْتَ ’nin ismi olup mahallen mansubdur. Sonundaki  نِ  vikayedir. كُنْتُ مَعَهُمْ  cümlesi, لَيْتَن۪ي ’nin haberi olarak mahallen merfûdur. 

كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.

كُنْتُ  sükun üzere mebni mazi fiildir.  تُ  mütekellim zamir  كُنْتُ ’nün ismi olarak mahallen merfûdur.  مَعَهُمْ  mekân zarfı, كُنْتُ ’nun mahzuf haberine mütealliktir. Muttasıl zamir  هُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

فَ  fâ-i sebebiyyedir. Muzariyi gizli  اَنْ ’le nasb ederek manasını sebep bildiren masdara çevirir. Fâ-i sebebiyyeden önce nefy ,taleb bulunması gerekir. 

اَنْ  ve masdar-ı müevvel, kelamın öncesinden anlaşılan masdara matuftur. Takdiri, ثمة تمنّي وجودي معهم ففوز عظيم لي. şeklindedir.

اَفُوزَ  fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  اَنَا ’dir. فَوْزًا  mef’ûlu mutlak olup fetha ile mansubdur.  عَظ۪يمًا  kelimesi  فَوْزًا ’in sıfatı olup fetha ile mansubdur.

نْ  harfi 6 yerde gizli olarak gelebilir: Harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra,  Atıf olan اَوْ ’den sonra,  Lamul cuhuddan sonra, Lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra, Vav-ı maiyye (وَ)’ den sonra, Sebep fe (فَ)’sinden sonra. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Mef’ûlü mutlak: Fiil ile aynı kökten gelen masdardır. Mef’ûlü mutlak harfi cer almaz. Harfi cer alırsa hal olur. Mef’ûlü mutlak cümle olmaz. Mef’ûlü mutlak 3’e ayrılır:

1) Tekid (Kuvvetlendirmek) İçin: Fiilin manasını kuvvetlendirir. Masdar olur. Daima müfreddir. Fiilinden sonra gelir. Türkçeye “muhakkak, şüphesiz, gerçekten, çok, iyice, öyle ki” diye tercüme edilir.

2) Nev’ini (Çeşidini) Belirtmek İçin: Fiilin nasıl meydana geldiğini ve nev’ini bildirir. Nev’ini bildiren mef’ûlü mutlak umumiyetle sıfat veya izafet terkibi halinde gelir. Tesniye ve cemi de olabilir. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “gibi, şeklinde, aynen, tıpkı, tam” diye tercüme edilir.

3) Adedini (Sayısını) Belirtmek İçin: Failin yaptığı işin sayısını belirtir. Adedini bildiren mef’ûlü mutlak فَعْلَةً vezninden gelen bina-ı (masdar-ı) merreden yapılır.

مَرَّةً  kelimesi de mef’ûlü mutlak olur. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “kere, defa” diye tercüme edilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

 

وَلَئِنْ اَصَابَكُمْ فَضْلٌ مِنَ اللّٰهِ لَيَقُولَنَّ كَاَنْ لَمْ تَكُنْ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَهُ مَوَدَّةٌ يَا لَيْتَن۪ي كُنْتُ مَعَهُمْ فَاَفُوزَ فَوْزاً عَظ۪يماً

 

Ayet atıf harfi  وَ ’la önceki ayetteki istînâfa atfedilmiştir. لَ , mahzuf kasem cümlesine işaret eden lam-ı muvattie,  إنْ  şart harfidir. Ayet, kasem üslubunda gayrı talebî inşâ cümlesidir. Kasem cümlesinin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.

Şart cümlesi olan  وَلَئِنْ اَصَابَكُمْ فَضْلٌ مِنَ اللّٰهِ  , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır. Kasemle tekid edilmiştir.

مِنَ اللّٰهِ  car mecruru  فَضْلٌ ‘nün mahzuf sıfatına mütealliktir. Sıfatın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

Nahivcilere göre şart fiili olarak kullanılan mazi fiil gelecek zaman ifade eder. (Fâdıl Sâlih Samerrâî, Beyânî Tefsîr Yolu, c. 2, s. 106.) 

Kasemin cevap cümlesinin delaletiyle şartın cevabının hazfi, icâz-ı hazif sanatıdır.

Mahzuf cevap ve mezkûr şart cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda faide-i haber inkârî kelamdır.

Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır. 

لَيَقُولَنَّ  cümlesi, mukadder kasemin cevabıdır. Kasem ve nûn-u sakile ile tekid edilmiş, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber inkâri kelamdır. Muzari fiil hudûs, istimrar ve teceddüt ifade etmiştir.

Tekid nûnu çoğu zaman sarih kasem, gizli kasem ve nehiyden sonra gelir. Hal ve istikbal ifade eden muzari fiilin manasını sadece istikbal anlamına hamleder ve bu  ن , fiilin üç defa tekidini sağlar. (Kur’an’da Tekid Üslupları ve Çeşitleri Mehmet Altın Şırnak Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 2017/3)

كَاَنْ لَمْ تَكُنْ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَهُ مَوَدَّةٌ  cümlesi  يَقُولَنَّ  ‘deki failin hali olarak mahallen mansubdur. Tekid ve teşbih ifade eden  كَاَنْ ‘nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkarî kelamdır.

كَاَنْ , muhaffefe  كانّ ’dir. İsmi mahzuftur. Menfi muzari sıygada nakıs fiil  كَان ‘nin dahil olduğu isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelam olan  لَمْ تَكُنْ بَيْنَكُمْ  cümlesi  كَاَنْ ’in haberidir. İsminin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır. Haberinin muzari fiil sıygasında gelmesi hükmü takviye, hudûs, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir.

لَيَقُولَنَّ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  يَا لَيْتَن۪ي كُنْتُ مَعَهُمْ  cümlesine dahil olan nida harfi tenbih manasındadır.  لَيْتَ ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden bu isim cümlesi, talebî inşâî isnaddır.  لَيْتَ  nevasıhtandır.  اِنَّ  gibi ismini nasb haberini ref yapar. Temenni harfidir. Hasıl olması arzu edilen, sevilen ama bunun imkansız ya da çok zor olduğu durumlarda  kullanılır. 

لَيْتَ ’nin haberi olan  كُنْتُ مَعَهُمْ  cümlesinde  كاَن ’nin haberinin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

Fa-i sebebiyye’nin dahil olduğu  فَاَفُوزَ فَوْزًا عَظ۪يمًا  cümlesi, masdar teviliyle, kelamın öncesinden anlaşılan masdara matuftur. Takdiri, ثمة تمنّي وجودي معهم ففوز عظيم لي (Büyük bir kazanç sağlamak için onlarla birlikte olmayı isterim) şeklindedir.

Masdar-ı müevvel müspet muzari fiil sıygasında gelerek hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

عَظ۪يمًا  kelimesi  فَوْزًا  için sıfattır. Mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder. Sıfat, mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.

كَاَنْ لَمْ تَكُنْ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَهُ مَوَدَّةٌ  [Sanki aranızda hiç bir dostluk yokmuş gibi.] itiraz cümlesidir. İtiraz cümleleri ıtnâb sanatıdır. Cümlede  كَاَنْ ’in ismi olan şan zamirinin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.  كَاَنْ ’in haberi olan  كاَن ’nin dahil olduğu menfi isim cümlesi sübut ifade eder. 

فَضْلٌ - فَوْزًا  arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

Lâm; kaseme delalet eden muvattie lâm’ıdır. Nûn tekiddir. Onların hallerindeki durumun garipliği hakkında bir uyarıdır. Böylece muhatap, başına gelenler nedeniyle inkâr eden menzilesine konulmuştur. Faziletten murad fetih ve ganimettir. (Âşûr,Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

مَوَدَّةٌ  kelimesi münafıklar içinse istiaredir. Eğer müminlerin zayıflığı kastedildiyse hakiki manadadır. (Âşûr,Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

كَاَنْ لَمْ تَكُنْ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَهُ مَوَدَّةٌ [Sizinle kendisi arasında hiç sevgi ve dostluk yokmuş gibi.]  îtirazî (ara) cümlesinin fiil ile mef’ûlün arasına girmesi, daha kelamın başında, onun müminlerle beraber olmak istemesinin, aradaki sevgi ve dostluk gereği değil, dünya malına olan ihtirasından kaynaklandığını belirtmek içindir. Bu, gazap ve istihza yoluyla söylenmiştir. (Ebüssuûd ,İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)