Nisâ Sûresi 90. Ayet

اِلَّا الَّذ۪ينَ يَصِلُونَ اِلٰى قَوْمٍ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَهُمْ م۪يثَاقٌ اَوْ جَٓاؤُ۫كُمْ حَصِرَتْ صُدُورُهُمْ اَنْ يُقَاتِلُوكُمْ اَوْ يُقَاتِلُوا قَوْمَهُمْۜ وَلَوْ شَٓاءَ اللّٰهُ لَسَلَّطَهُمْ عَلَيْكُمْ فَلَقَاتَلُوكُمْۚ فَاِنِ اعْتَزَلُوكُمْ فَلَمْ يُقَاتِلُوكُمْ وَاَلْقَوْا اِلَيْكُمُ السَّلَمَۙ فَمَا جَعَلَ اللّٰهُ لَكُمْ عَلَيْهِمْ سَب۪يلاً  ٩٠

Ancak sizinle aralarında anlaşma olan bir topluma sığınmış bulunanlar, yahut ne sizinle ne de kendi kavimleriyle savaşmayı içlerine sığdıramayıp (tarafsız olarak) size gelenler başka. Eğer Allah dileseydi, onları size musallat kılardı da sizinle savaşırlardı. Eğer onlar sizden uzak durur, sizinle savaşmayıp size barış teklif ederlerse; Allah, onlara saldırmak için size bir yol (yetki) vermemiştir.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 إِلَّا ancak hariç
2 الَّذِينَ kimseler
3 يَصِلُونَ sığınan(lar) و ص ل
4 إِلَىٰ
5 قَوْمٍ bir topluma ق و م
6 بَيْنَكُمْ sizinle ب ي ن
7 وَبَيْنَهُمْ kendileri arasında ب ي ن
8 مِيثَاقٌ andlaşma bulunan و ث ق
9 أَوْ yahut
10 جَاءُوكُمْ size gelenler ج ي ا
11 حَصِرَتْ sıkılarak ح ص ر
12 صُدُورُهُمْ yürekleri ص د ر
13 أَنْ
14 يُقَاتِلُوكُمْ sizinle savaşmaktan ق ت ل
15 أَوْ veya
16 يُقَاتِلُوا savaşmaktan ق ت ل
17 قَوْمَهُمْ kendi toplumlarıyle ق و م
18 وَلَوْ eğer
19 شَاءَ dileseydi ش ي ا
20 اللَّهُ Allah
21 لَسَلَّطَهُمْ onları salardı س ل ط
22 عَلَيْكُمْ sizin üstünüze
23 فَلَقَاتَلُوكُمْ sizinle savaşırlardı ق ت ل
24 فَإِنِ o halde
25 اعْتَزَلُوكُمْ onlar sizden uzak dururlar ع ز ل
26 فَلَمْ
27 يُقَاتِلُوكُمْ sizinle savaşmazlar ق ت ل
28 وَأَلْقَوْا ve isterlerse ل ق ي
29 إِلَيْكُمُ sizinle
30 السَّلَمَ barış içinde yaşamak س ل م
31 فَمَا
32 جَعَلَ vermemiştir ج ع ل
33 اللَّهُ Allah
34 لَكُمْ size
35 عَلَيْهِمْ onların aleyhine
36 سَبِيلًا bir yol س ب ل
 

İlk yıllarda müslümanların çevresinde bulunan gayri müslimlerden iki grup daha bu âyette söz konusu edilmektedir: a) Müslümanlarla antlaşmalı bulunan gruplarla himaye ve birlikte hareket gibi anlaşma ilişkisi içinde olan topluluklar. Dostun dostu, barışığın barışığı aynı muameleyi göreceği için bunlarla savaş haline son verilecektir. Nitekim Hudeybiye Antlaşması’nın bir maddesinde bu hüküm şu şekilde yer almıştır: “Dileyen kabileler Kureyş safında, dileyenler de Muhammed’in tarafında akid ve ahde (antlaşma) dahil olabilirler” (Müsned, IV, 325; İbn Kesîr, II, 354). b) Tarafsızlar. Ulus devletlerin doğmadığı zamanlarda ve İslâm’ın ilk tebliğ edildiği çevrede önemli ve yaygın sosyal gruplardan ikisi de kavim ve kabile idi. Kur’ân dilinde kavim kelimesi “hısım, akraba, kabile, kabileler topluluğu birlik ve mutlak anlamda topluluk” mânalarında kullanılmaktadır. O dönemde gayri müslimler arasında kendi kavim ve kabilelerine karşı savaşmak istemedikleri gibi onların düşman ilân ettikleri ve savaştıkları diğer topluluklara karşı da savaşmak istemeyen gruplar vardı. Bunlar Medine’ye gelip niyetlerini açıkladıklarında kendileriyle bir mânada “tarafsızlık antlaşması” yapılacaktır.

Kaynak : Kur’ân Yolu Tefsiri Cilt: 2 Sayfa: 112-113

 

Hasire حَصْر Sıkıştırmak demektir. إحْصَار Açık bir engel olmasında da, hastalık gibi gizli bir engel olmasında da kullanılır. (Müfredat) Kur’ân’ı Kerim’de türevleriyle birlikte 6 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekilleri hasır, mahsur, hisar, muhasara ve munhasırdır. (Kur’ânı Anlayarak Okuma Rehberi)

 

اِلَّا الَّذ۪ينَ يَصِلُونَ اِلٰى قَوْمٍ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَهُمْ م۪يثَاقٌ اَوْ جَٓاؤُ۫كُمْ حَصِرَتْ صُدُورُهُمْ اَنْ يُقَاتِلُوكُمْ اَوْ يُقَاتِلُوا قَوْمَهُمْۜ


اِلَّا  istisnâ harfidir. الَّذ۪ينَ  cemi müzekker has ism-i mevsûl  اقْتُلُوهُمْ ‘daki  هُمْ  zamirinden müstesna olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası  يَصِلُونَ  cümlesidir. Îrabtan mahalli yoktur.

يَصِلُونَ  fiili  نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. اِلٰى قَوْمٍ  car mecruru  يَصِلُونَ  fiiline mütealliktir. بَيْنَكُمْ وَبَيْنَهُمْ م۪يثَاقٌ  cümlesi  قَوْمٍ ‘in sıfatı olarak mahallen mecrurdur.

Mekân zarfı  بَيْنَكُمْ  mahzuf mukaddem habere mütealliktir. Muttasıl zamir  كُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. بَيْنَهُمْ  atıf harfi  وَ ’la  بَيْنَكُمْ  ’e matuftur. م۪يثَاقٌ  muahhar mübteda olup damme ile merfûdur.

اَوْ  atıf harfi tahyir / tercih ifade eder.  جَٓاؤُ۫كُمْ  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  كُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.

حَصِرَتْ صُدُورُهُمْ  cümlesi  قد  takdiriyle hal olarak mahallen mansubdur.

حَصِرَتْ  fetha üzere mebni mazi fiildir. تْ  te’nis alametidir.  صُدُورُهُمْ  fail olup damme ile merfûdur. Muttasıl zamir  هُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.

اَنْ  ve masdar-ı müevvel, takdir edilmiş  عن  harf-i ceriyle  حَصِرَتْ  fiiline mütealliktir.  اَنْ  muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir. 

يُقَاتِلُوكُمْ  fiili  نَ ‘un hazfıyla mansub muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  كُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. 

اَوْ  atıf harfi tahyir / tercih ifade eder. يُقَاتِلُوا  fiili  نَ ‘un hazfıyla mansub muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. قَوْمَهُمْ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Muttasıl zamir  هُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

İstisna; bir nesneyi, kişiyi veya hükmü istisna edatlarından biriyle cümledeki hükmün dışında tutmaktır.İstisnanın 3 unsuru vardır:

1. İstisna edatı: Cümlede kullanılan edatlardır.

2. Müstesna: İstisna edatından sonra gelen kelimedir. İstisna edilen, hariç tutulan kelimedir.

3. Müstesna minh: İstisna edatından önce gelen kelimedir. Kendisinden bir şeyin hariç tutulduğu, genellikle çoğul olan bir kelimedir.

İstisnanın kısımları 3’e ayrılır:1. Muttasıl istisna 2. Munkatı istisna 3. Müferrağ istisna.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

(اَوْ): Türkçede “veya, yahut, ya da, yoksa” kelimeleriyle karşılayabileceğimiz bu edat iki unsur arasında (matuf-matufun aleyh) tahyir yani tercih (iki şeyden birini seçme) söz konusu olması durumlarında kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 

1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

Fiil-i muzarinin başına  اَنْ  harfi geldiği zaman onu nasb ettiği gibi anlamını da masdara çevirmektedir. Bu tür masdarlara masdar anlamı içerdikleri için “tevilli masdar (masdar-ı müevvel cümlesi)” denmektedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

يُقَاتِلُوا  fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir.  Mufâale babındandır. Sülâsîsi  قتل ’dir. 

Mufâale babı fiile, müşareket (ortaklık), bir işi peşpeşe yapmak, teksir (çokluk, bir işi çok yapmak) gibi anlamlar katar. Müşareket (İşteşlik – ortaklık): Bir işin iki kişi veya iki grup arasında yapıldığını anlatır. Fail ile mef’ûl aynı işi yapmıştır. Ayrıca fail işi başlatan ve galip gelendir. (sonuçlandırandır). Bazen de müşareket olmayıp tek taraflı olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


 وَلَوْ شَٓاءَ اللّٰهُ لَسَلَّطَهُمْ عَلَيْكُمْ فَلَقَاتَلُوكُمْۚ


وَ  istînâfiyyedir. لَوْ  gayr-ı cazim şart harfidir. شَٓاءَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. اللّٰه  lafza-i celâl fail olup damme ile merfûdur. 

لَ  harfi  لَوْ ’ in cevabının başına gelen rabıtadır. 

سَلَّطَهُمْ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هُو ’dir. Muttasıl zamir هُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.  عَلَيْكُمْ  car mecruru  سَلَّطَهُمْ  fiiline mütealliktir. 

فَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ  ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

لَ  harfi tekid içindir.  قَاتَلُوكُمْ  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  كُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.

سَلَّطَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Tef’il babındandır. Sülâsîsi  سلط ’dır. 

Bu bab fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef’ûlu herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.


فَاِنِ اعْتَزَلُوكُمْ فَلَمْ يُقَاتِلُوكُمْ وَاَلْقَوْا اِلَيْكُمُ السَّلَمَۙ 


فَ  atıf harfidir. اِنْ  iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اعْتَزَلُوكُمْ  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  كُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. 

فَ  atıf harfidir.  لَمۡ  muzariyi cezm ederek manasını olumsuz maziye çeviren harftir.  يُقَاتِلُوكُمْ  fiili  نَ ‘un hazfıyla meczum muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  كُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.

وَ  atıf harfidir. اَلْقَوْا  fiili iki sakin harfin birleşmesinden dolayı mahzuf elif üzere mukadder damme ile mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.  اِلَيْكُمُ  car mecruru  اَلْقَوْا  fiiline mütealliktir.  السَّلَمَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.

اعْتَزَلُوكُمْ  fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. İftiâl babındadır. Sülâsîsi  عزل ’dir. 

İftiâl babı fiile, mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır. 

اَلْقَوْا  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi لقي ’dir.

İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder. 

  فَمَا جَعَلَ اللّٰهُ لَكُمْ عَلَيْهِمْ سَب۪يلاً

فَ  şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir.  

مَا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. جَعَلَ  fetha üzere mebni mazi fiildir.  اللّٰهُ  lafza-i celâl fail olup damme ile merfûdur.  

لَكُمْ  car mecruru  جَعَلَ  fiiline mütealliktir. عَلَيْهِمْ car mecruru  سَب۪يلًا ’in mahzuf haline mütealliktir.  سَب۪يلًا  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.  

 

اِلَّا الَّذ۪ينَ يَصِلُونَ اِلٰى قَوْمٍ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَهُمْ م۪يثَاقٌ اَوْ جَٓاؤُ۫كُمْ حَصِرَتْ صُدُورُهُمْ اَنْ يُقَاتِلُوكُمْ اَوْ يُقَاتِلُوا قَوْمَهُمْۜ

 

Ayet önceki ayetteki  اقْتُلُوهُمْ  fiilinin mef’ûlünden istisna edilenleri bildirmektedir. Müstesna olan  ٱلَّذِینَ ’nin sılası olan  يَصِلُونَ اِلٰى قَوْمٍ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَهُمْ م۪يثَاقٌ , müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

İsm-i mevsûlle ifade edilmeleri sonraki habere dikkat çekmek amacına matuftur. 

بَيْنَكُمْ وَبَيْنَهُمْ م۪يثَاقٌ  cümlesi,  قَوْمٍ  için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.

Mübteda ve haberden müteşekkil sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Cümlede îcâz-ı hazif ve takdim-tehir sanatları vardır. Mekân zarfı  بَيْنَكُمْ , mahzuf mukaddem habere mütealliktir.  م۪يثَاقٌ , muahhar mübtedadır. 

اَوْ  atıf harfiyle gelen  اَوْ جَٓاؤُ۫كُمْ  cümlesi,  يَصِلُونَ ‘ye veya öncesindeki sıfat cümlesine matuftur. Müspet mazi fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

وَ ’la gelen  حَصِرَتْ صُدُورُهُمْ  cümlesi,  قَدْ  takdiriyle haldir. Hal cümleleri anlamı zenginleştiren ıtnâb sanatıdır.Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107) 

Bu cümlede müsnedun ileyh  صُدُورُ ’dur. Hal-mahal alakasıyla mecaz-ı mürseldir.

Masdar harfi  اَنْ  ve akabindeki  تُغْمِضُوا ف۪يهِ  cümlesi, takdir edilen  عن  harfi ile birlikte   حَصِرَتْ  fiiline mütealliktir.  بِ  harfinin mahzuf oluşu, îcâz-ı hazîf sanatıdır. 

Masdar-ı müevvel, muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, hudûs, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

اَوْ يُقَاتِلُوا قَوْمَهُمْ  cümlesi masdar-ı müevvele matuftur.

يُقَاتِلُوكُمْ  cümlesiyle  يُقَاتِلُوا قَوْمَهُمْۜ  cümlesi arasında mukabele sanatı vardır.

ْاَوْ  edatı altı manaya gelir: İdrâb, şek, ibham, tafsil, ibaha, tağyir. İbaha ve tağyir manasına gelmesi için  اَوْ’den öncesinin emir olması gerekir. Şek ve ibham manası içermesi için de kendinden önceki cümlenin َihbarî olması gerekir. Burada ْ اَنْ يُقَاتِلُوكُمْ اَوْ يُقَاتِلُوا قَوْمَهُمْ  ifadesinde şek ve ibham manasındadır. (Medine Balcı, Dergâhu’l Kur’an)

 

وَلَوْ شَٓاءَ اللّٰهُ لَسَلَّطَهُمْ عَلَيْكُمْ فَلَقَاتَلُوكُمْۚ 

وَ  istînâfiyyedir. Şart üslubunda haberî isnaddır.

Müspet mazi fiil sıygasındaki  شَٓاءَ اللّٰهُ  cümlesi şarttır. 

لَوْ  harfinin geldiği cümlelerde hem şart hem de ceza fiili mazi olur. Ancak bir nükte için muzariye de dahil olabilir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

لَوْ  edatı; şart ilişkisi kurar. Bu edat, gerçekleşmeyen iki fiil arasındaki ayrılmazlık ilişkisini ifade eder. Nahivciler  لَوْ  edatını “şart gerçekleşmediği için cevabının da gerçekleşmemesini gerektiren bir edattır” diye tanımlamaktadırlar. Başka bir deyişle “şart bulunmadığından cevabın da bulunmadığını” ifade eder. Bu tanıma göre cevabın gerçekleşmediğine açık bir şekilde delalet eder. Yani şartın imkânsızlığında cevabın da imkânsızlığını ifade eden bir edat olmaktadır. (Abdullah Hacıbekiroğlu, Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler, Doktora Tezi)

Müsnedin ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle  marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهِ  isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.

شَٓاءُ  fiilinin mef'ûlu bu cümlede olduğu gibi çoğu zaman mahzuftur.

Bilinen ve tahmini kolay olan hususları zikrederek ibareyi uzatmamak, dikkati asıl önemli yere yönlendirmek, karineye dayanarak terk edilen şeyleri muhatabın düşünce ve hayal gücüne bırakarak anlam zenginliği kazanmak gibi sebeplerle hazfe başvurulur. (TDV İslam Ansiklopedisi Îcâz Bah.)

Şartın cevabı olan ve  لَ  karinesiyle gelen  لَسَلَّطَهُمْ عَلَيْكُمْ  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Aynı üsluptaki  فَلَقَاتَلُوكُمْۚ , şartın cevabını tekid için gelmiştir. Şart ve cevap cümlelerinden oluşan terkip faide-i haber talebî kelamdır. 

فَاِنِ اعْتَزَلُوكُمْ فَلَمْ يُقَاتِلُوكُمْ وَاَلْقَوْا اِلَيْكُمُ السَّلَمَۙ فَمَا جَعَلَ اللّٰهُ لَكُمْ عَلَيْهِمْ سَب۪يلاً

 

Cümle  atıf harfi  فَ  ile  وَلَوْ شَٓاءَ اللّٰهُ  cümlesine atfedilmiştir. Şart üslubunda haberî isnaddır. Şart cümlesi  اعْتَزَلُوكُمْ  müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

اِنْ , şart fiilinin vuku bulması nadir olan durumlarda kullanılan şart harfidir.

Şart edatı  اِنْ , mazi fiilin başına gelebilir. Bu durumda, hasıl olmamış bir şeyi hasıl olmuş gibi göstermeyi, ya da fiilin gerçekleşmesi konusundaki şiddetli arzuyu ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

فَلَمْ يُقَاتِلُوكُمْ  cümlesi atıf harfi  فَ  ile  şart cümlesine atfedilmiştir. Menfi muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.   

وَاَلْقَوْا اِلَيْكُمُ السَّلَمَۙ  cümlesi atıf harfi وَ ‘la  şart cümlesine atfedilmiştir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Halidî, Vakafât, S.107) 

فَ  karinesiyle gelen  فَمَا جَعَلَ اللّٰهُ لَكُمْ عَلَيْهِمْ سَب۪يلاً  şeklindeki cevap cümlesi, menfi mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Cümlede bütün esma-i hüsnaya şamil lafza-i celalin müsnedün ileyh olması, müminleri uyarmak ve emre itaate teşvik içindir.

عَلَيْهِمْ car mecruru  سَب۪يلًا ’in mahzuf haline mütealliktir. Halin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır. 

سَب۪يلًا ’deki tenvin kıllet ifade eder. “Hiçbir yol” manasındadır. Vesile manasına istiaredir. (Âşûr,Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

وَاَلْقَوْا اِلَيْكُمُ السَّلَمَۙ  cümlesindeki  اَلْقَوْا  fiili istiare-i tebeiyyedir. Savaştan kurtulmak isteyenlerin barış teklifi, birine birşey atıp uzatmaya benzetilmiştir. Câmi’; iki kişi arasındaki irtibattır. 

[Sizden ayrılırlarsa sizinle savaşmazlarsa ve barış teklif ederlerse] diye sayılan şart fiilleri [Allah onlara karşı size yol vermemiştir.] şeklindeki cezasında birleşerek cem’ ma’at-taksim olmuştur. (Medine Balcı, Dergâhu’l Kur’ân)

لَكُمْ - عَلَيْكُمْ  ve  السَّلَمَۙ - قَاتَلُو  kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı,  لَمْ يُقَاتِلُوكُمْ - لَقَاتَلُوكُمْۚ kelimeleri arasında ise tıbâk-ı selb sanatı vardır.

بَيْنَ -  يُقَاتِلُو - اللّٰهُ - اَوْ   kelimelerinin tekrarında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Şu iki durumun birinde bulunanlar yakalanıp öldürülmekten müstesnadır.

1- Sizinle aralarında bir anlaşma ve sözleşme bulunan herhangi bir kavme varıp onlara sığınanlar... Böyle sizinle savaş durumunda olanları terkedip savaş durumunda olmayan bir kavmin anlaşma ve güvencesine katılanlar, o kavim ile olan anlaşmanın hükmüne tâbi olurlar.

2- Yahut sizinle savaşa girişmekten veya sizinle savaş halinde olan kendi kavimlerine karşı savaşmaktan göğüsleri sıkışarak yani ne sizinle ne kendi kavimleriyle savaşmayı akıllarına sığdıramayıp ne lehinizde ne aleyhinizde savaşmaya karışmamak, tarafsız kalmak arzusunda bulunarak soluk soluğa size gelmiş olanlar. Bunlar da taarruzdan korunmuşlardır. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili - Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm - Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l- Gayb)