Nisâ Sûresi 89. Ayet

وَدُّوا لَوْ تَكْفُرُونَ كَمَا كَفَرُوا فَتَكُونُونَ سَوَٓاءً فَلَا تَتَّخِذُوا مِنْهُمْ اَوْلِيَٓاءَ حَتّٰى يُهَاجِرُوا ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِۜ فَاِنْ تَوَلَّوْا فَخُذُوهُمْ وَاقْتُلُوهُمْ حَيْثُ وَجَدْتُمُوهُمْۖ وَلَا تَتَّخِذُوا مِنْهُمْ وَلِياًّ وَلَا نَص۪يراًۙ  ٨٩

Arzu ettiler ki kendilerinin küfre saptıkları gibi siz de sapasınız da beraber olasınız. Bu sebeple, onlar Allah yolunda hicret edinceye kadar içlerinden dost edinmeyin. Eğer bundan yüz çevirirlerse, onları yakalayın ve bulduğunuz yerde öldürün. Onlardan ne bir dost edinin, ne de bir yardımcı.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَدُّوا istediler و د د
2 لَوْ keşke
3 تَكْفُرُونَ siz de inkar etseniz ك ف ر
4 كَمَا gibi
5 كَفَرُوا kendilerin inkar ettiği ك ف ر
6 فَتَكُونُونَ ki onlarla olsanız ك و ن
7 سَوَاءً eşit س و ي
8 فَلَا
9 تَتَّخِذُوا o halde edinmeyin ا خ ذ
10 مِنْهُمْ onlardan
11 أَوْلِيَاءَ dostlar و ل ي
12 حَتَّىٰ kadar
13 يُهَاجِرُوا onlar göç edinceye ه ج ر
14 فِي
15 سَبِيلِ yolunda س ب ل
16 اللَّهِ Allah
17 فَإِنْ eğer
18 تَوَلَّوْا yüz çevirirlerse و ل ي
19 فَخُذُوهُمْ onları yakalayın ا خ ذ
20 وَاقْتُلُوهُمْ ve öldürün ق ت ل
21 حَيْثُ nerede ح ي ث
22 وَجَدْتُمُوهُمْ bulursanız و ج د
23 وَلَا
24 تَتَّخِذُوا ve tutmayın ا خ ذ
25 مِنْهُمْ onlardan
26 وَلِيًّا (ne) bir dost و ل ي
27 وَلَا ne de
28 نَصِيرًا bir yardımcı ن ص ر
 

Hasan ve Mücahid'den rivâyet olunduğuna göre bir kavim, Medine'ye gelip müslüman olduklarını açıkladıktan bir süre sonra Medine'den sıkıldıklarını bahane ederek çöle çıkmak için Hz. Peygamberden izin istemişler ve çıkınca aşama aşama göçerek gitmişler, sonunda müşriklere katılmışlar, Müslümanlar da bunların müslüman olup olmadığında ve savaş açısından haklarında nasıl bir muamele yapılmasının lazım geleceğinde ihtilafa düşmüşlerdi. Bu sebeple bunların aslında münafık oldukları açıklanarak genel bir şekilde savaş hukuku ile ilgili bazı hükümler tebliğ edilmek üzere şu âyetler inmiştir:

Her kim güzel bir işte aracılık yaparsa sevap, kim de kötü bir işte aracılık yaparsa günah kazanır. Allah'a hesap vermek bir gerçektir, Allah birdir, kıyamet gününde şüphe yok iken, siz o münafıklar hakkında neden iki gruba ayrılıyorsunuz? Halbuki Allah onları kazandıkları küfür ve günahlar sebebiyle tersine çevirip reddetmiştir. Siz Allah'ın sapıklığa düşürdüğü kimselere hidayet vermek mi istiyorsunuz? Halbuki Allah, her kimi sapıklığa düşürürse, yani kimde sapıklığı yaratırsa Ey Muhammed! Sen bile artık ona bir yol bulamazsın. Onlar, kendileri nasıl kâfirler ise siz de öyle kâfir olasınız da hepiniz kâfirlikte eşit olasınız diye arzu etmektedirler. Bundan dolayı, Onlar Allah yolunda hicret edinceye, bu şekilde imanlarını isbatlayıncaya kadar içlerinden dostlar edinmeyiniz. Eğer onlar, Allah yolunda doğru dürüst hicret etmekle imanlarını açıklamaktan çekinirlerse onları tutunuz ve bulduğunuz yerde, yani Harem-i Şerif içinde de olsa kendilerini öldürünüz ve onlardan ne bir dost, ne bir yardımcı tutmayınız, tamamen onlardan sakınınız.

( Elmalili Hamdi Yazir Tefsiri) 

 

وَدُّوا لَوْ تَكْفُرُونَ كَمَا كَفَرُوا فَتَكُونُونَ سَوَٓاءً فَلَا تَتَّخِذُوا مِنْهُمْ اَوْلِيَٓاءَ حَتّٰى يُهَاجِرُوا ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِۜ


Fiil cümlesidir.  وَدُّوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. لَوْ  ve masdar-ı müevvel  وَدَّ  fiilinin mef’ûlu bihi olarak mahallen mansubdur.

تَكْفُرُونَ  fiili  نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.

كَ  harf-i cerdir.  مَا  ve masdar-ı müevvel  كَ  harf-i ceriyle mahzuf mef’ûlu mutlaka mütealliktir. Takdiri;  تكفرون كفرا ككفرهم  (Onların küfrü gibi bir şekilde küfrederler) şeklindedir.

كَفَرُوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul  و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.

فَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ  ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref, haberini nasb eder.

تَكُونُونَ  fiili  نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul  و ’ı تَكُونُونَ ’nin ismi olup mahallen merfûdur. سَوَٓاءً  kelimesi  تَكُونُونَ  ’nin haberi olup fetha ile mansubdur.

فَ  mukadder şartın cevabının başına gelen rabıta veya fasiha harfidir. Takdiri, إن بانت عداوتهم فلا تتّخذوا (Düşmanlıkları ortaya çıkarsa sakın edinmeyin.) şeklindedir. 

لَا  nehiy harfi olup olumsuz emir manasındadır. تَتَّخِذُوا  fiili  ن ‘un hazfıyla meczum muzari fiildir. Zamir olan çoğul  و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.  

مِنْهُمْ  car mecruru mahzuf ikinci mef’ûlun bihe mütealliktir. اَوْلِيَٓاءَ  birinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.

حَتّٰى  gaye bildiren cer harfidir.  يُهَاجِرُوا  muzari fiilini gizli  اَنْ ’le nasb ederek anlamını masdara çeviren cer harfidir. اَنْ  ve masdar-ı müevvel,  حَتّٰى  harf-i ceriyle  تَتَّخِذُوا  fiiline mütealliktir.  

يُهَاجِرُوا  fiili  ن ’un hazfıyla mansub muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.

ف۪ي سَب۪يلِ  car mecruru  يُهَاجِرُوا  ’daki failin mahzuf haline mütealliktir. اللّٰهِ  lafza-i celâl muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. 

لَوْ ‘ in bir masdar harfi olabilmesi için daha çok  وَدَّ  ve  أحَبَّ  gibi temenni bildiren fiillerle birlikte kullanılması şarttır. 

اَنْ  harfi 6 yerde gizli olarak gelebilir: Harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra,  Atıf olan اَوْ ’den sonra,  Lamul cuhuddan sonra, Lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra, Vav-ı maiyye (وَ)’ den sonra, Sebep fe (فَ)’sinden sonra. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

حَتّٰٓى  edatı üç şekilde kullanılabilir: Harf-i cer olarak, başlangıç edatı olarak ve atıf edatı olarak. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

تتّخذوا  fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi أخذ ’dir.

İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır. 

يُهَاجِرُوا  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Mufâale babındandır. Sülâsîsi هجر ’dir. 

Mufâale babı fiile, müşareket (ortaklık), bir işi peşpeşe yapmak, teksir (çokluk, bir işi çok yapmak) gibi anlamlar katar. Müşareket (İşteşlik – ortaklık): Bir işin iki kişi veya iki grup arasında yapıldığını anlatır. Fail ile mef’ûl aynı işi yapmıştır. Ayrıca fail işi başlatan ve galip gelendir. (sonuçlandırandır). Bazen de müşareket olmayıp tek taraflı olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 فَاِنْ تَوَلَّوْا فَخُذُوهُمْ وَاقْتُلُوهُمْ حَيْثُ وَجَدْتُمُوهُمْۖ 


فَ  istînâfiyyedir. اِنْ  iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

تَوَلَّوْا  şart fiili olup, iki sakinin birleşmesinden dolayı mahzuf elif üzere mukadder damme ile mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. 

فَ  şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir.  

خُذُوهُمْ  fiili  ن ’un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  هُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.

وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اقْتُلُوهُمْ  fiili  ن ’un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  هُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.

حَيْثُ  mekân zarfı  اقْتُلُوهُمْ  fiiline müteallik olup, mahallen mansubdur. وَجَدْتُمُوهُمْ  ile başlayan fiil cümlesi muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

وَجَدْتُمُوهُمْ  sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir  تُمُ  fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  هُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.

Cemi müzekker muhatap mazi fiiller, mansub muttasıl zamirle kullanıldığında fiil ile zamir arasına bir و  harfi getirilir.  وَجَدْتُمُوهُمْ  fiilinde olduğu gibi. Buna işbâ vavı /işbâ edatı denilir.

حَيْثُ  mekân zarfıdır. Bu edat cümleye muzâf olur. Edattan sonraki cümle isim ve fiil cümlesi olabilir. Edat kendisinden önceki bir fiilin mekân zarfı, yani mef‘ûlun fihidir. Sonu damme üzere mebni olduğundan mahallen mansubdur.(Arap Dilinde Edatlar, Hasan Akdağ) 

تَوَلَّوْا  fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. تَفَعَّلَ babındadır. Sülâsîsi ولي ’dir.

Bu bab fiile mutavaat, tekellüf, ittihaz, sayruret, tecennüb (sakınma) ve talep anlamları katar.


وَلَا تَتَّخِذُوا مِنْهُمْ وَلِياًّ وَلَا نَص۪يراًۙ

 

وَ  atıf harfidir.  لَا  nehiy harfi olup olumsuz emir manasındadır. تَتَّخِذُوا  fiili  نَ ‘un hazfıyla meczum muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur.

مِنْهُمْ  car mecruru mahzuf ikinci mef’ûlun bihe mütealliktir.  وَلِيًّا  ikinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.

وَ  atıf harfidir. لَا  zaid harftir. لَا  nefy harfinin tekrarı olumsuzluğu tekid içindir. نَص۪يرًا  atıf harfi  وَ  ile  وَلِيًّا ‘e matuftur. 

تَتَّخِذُوا  fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi أخذ ’dir.

İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır. 

وَلِيًّا  kelimesi sıfat-ı müşebbehedir. Sıfatı müşebbehe; “Benzeyen sıfat” demektir. İsmi faile benzediği için bu adı almıştır. İsmi failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfatı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsmi fail değişen ve yenileşen vasfa delalet eder. Sıfatı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

وَدُّوا لَوْ تَكْفُرُونَ كَمَا كَفَرُوا فَتَكُونُونَ سَوَٓاءً 

 

Ayet istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Ayetin ilk cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Halidî, Vakafât, S.107)

Masdar harfi  لَوْ  ve onu takip eden  تَكْفُرُونَ  cümlesi masdar teviliyle  وَدُّوا  fiilinin mef’ûlü yerindedir. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Muzari fiiller hudûs ve teceddüt ifade eder. Ayrıca muzari fiil, tecessüm özelliği sayesinde olayı göz önünde canlandırarak muhatabı etkiler.

Teşbih harfi  ك  sebebiyle mecrur mahaldeki masdar harfi  مَا , mahzuf masdarın sıfatı olarak mahallen mansubdur. Takdiri: تكفرون كفرا ككفرهم (Siz de onlar gibi küfrediyorsunuz) şeklindedir.  ما ’nın sılası olan  كَفَرُوا  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

فَتَكُونُونَ سَوَٓاءً  cümlesi atıf harfi  فَ  ile  تَكْفُرُونَ  cümlesine atfedilmiştir. Nakıs fiil  كَان ’ nin dahil olduğu isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Cümlede mücmel teşbih vardır. Müşebbeh, kafirlerin küfrü; müşebbehün bih, küfürdür.

وَدُّوا  [sevmek] fiili, “istemek” manasında istiare olarak gelmiştir. Yani münâfıkların sizi kâfir edip kendileriyle eşit olmanızı sağlamaları, onlarda aşk şeklinde bir istektir. [Onlar gibi küfredip kendileriyle bir olmanızı isterler.] cümlesi onların da kâfir olduklarını idmâc suretiyle bildirmiştir. (Medine Balcı, Dergâhu’l Kur’ân)

Bu ayetten önce “Allah'ın saptırdığını siz mi doğru yola getirmek istiyorsunuz?” buyurup bu da bir inkârî istifham olunca “Onlar, ey Müslümanlar, sizin de kâfir olmanızı temenni edecek kadar küfürde ileri gitmişlerdir. Onlar, küfürlerindeki taassupta böyle bir noktaya geldiklerine göre o halde siz onların iman etmelerini nasıl umabilirsiniz?” demek suretiyle, onların imandan bu derece uzak oluşlarını iyice anlatmıştır. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb) 


فَلَا تَتَّخِذُوا مِنْهُمْ اَوْلِيَٓاءَ حَتّٰى يُهَاجِرُوا ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِۜ


فَ , mukadder şartın cevabının başına gelen rabıtadır. Cevap olan  فَلَا تَتَّخِذُوا مِنْهُمْ اَوْلِيَٓاءَ  cümlesi, nehiy üslubunda talebî inşâî isnaddır. 

Takdiri, …إن بانت عداوتهم (Düşmanlıkları ortaya çıkarsa)  olan şart cümlesinin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.

Mahzuf şart ve mezkûr cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.

Gaye bildiren harf-i cer  حَتّٰى ‘nın, gizli  أنْ ‘le masdar yaptığı  يُهَاجِرُوا ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ  cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Masdar-ı müevvel mecrur mahalde olup,  حَتّٰى  ile birlikte  لَا تَتَّخِذُ  fiiline mütealliktir. Masdar-ı müevvel olan cümle faide-i haber ibtidaî kelamdır.

ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ  ibaresindeki  ف۪ي  harfinde istiare-i tebeiyye vardır. ف۪ي  harfindeki zarfiyyet manası dolayısıyla Allah’ın yolu içine girilebilen maddi bir şeye benzetilmiştir. Burada  ف۪ي harfi kendi manasında kullanılmamıştır. Çünkü Allah yolu hakiki manada zarfiyyeye yani içine girilmeye müsait değildir. Ancak Allah'ın emrine uymanın önemini ifade etmek üzere bu harf kullanılmıştır. Câmi’, her ikisindeki mutlak irtibattır.

سَب۪يلِ اللّٰهِ  izafetinde lafzâ-i celâle muzâf olması  سَب۪يلِ  için tazim ve şeref ifade eder. 

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهِ  isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.

سَبِیلِ ٱللَّهِ [Allah’ın yolu] ibaresinde tasrihî istiare vardır. سَبِیلِ kelimesi yol demektir. Hedefe ulaştırması bakımından benzer oldukları için din yola benzetilmiştir. Müşebbeh (müstear leh) hazfedilmiş, müşebbehün bih (müstear minh) olan yol zikredilmiştir. 

Lâzım-melzûm alakasıyla mecaz-ı mürseldir. Lâzım, hicret edinceye kadar; melzum, Müslüman oluncaya kadar manalarıdır. Çünkü Allah yolunda hicret etmek ancak Müslüman olduktan sonra olur. (Medine Balcı, Dergâhu’l Kur’an)

Burada, “küfürden hicret edinceye kadar” dememiş, aksine “Allah yolunda hicret edinceye kadar” buyurmuştur ki bu ifadeye hem küfür diyarından hicret etme hem de küfrün alameti sayılan şeyleri bırakma girer. Sonra Cenab-ı Hak, sadece hicret etmeyi zikretmemiş, onun Allah yolunda olması kaydını koymuştur. Çünkü çoğu zaman gerek küfür diyarından İslâm diyarına, gerekse küfür şiarından İslâm şiarına geçmek, dünyevi maksatlar ile olur. Halbuki hicrette nazar-ı dikkate alınan şey, onun Allah’ın emri olduğu için yapılmış olmasıdır.  (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)


فَاِنْ تَوَلَّوْا فَخُذُوهُمْ وَاقْتُلُوهُمْ حَيْثُ وَجَدْتُمُوهُمْۖ وَلَا تَتَّخِذُوا مِنْهُمْ وَلِياًّ وَلَا نَص۪يراًۙ

 

Cümle önceki şart cümlesine atıf harfi  فَ  ile atfedilmiştir. Şart üslubunda haberî isnaddır.

Şart cümlesi olan  تَوَلَّوْا  müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır.

فَ  karinesiyle gelen  فَخُذُوهُمْ  şeklindeki cevap cümlesi, emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.

Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır. 

Yine emir üslubunda inşâî isnad olan müteakip  وَاقْتُلُوهُمْ حَيْثُ وَجَدْتُمُوهُمْ  cümlesi atıf harfi  وَ ‘la  فَخُذُوهُمْ  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır.

وَجَدْتُمُوهُمْ  cümlesi, mekân zarfı  حَيْثُ ‘nun muzâfun ileyhidir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

وَلَا تَتَّخِذُوا مِنْهُمْ وَلِياًّ وَلَا نَص۪يراً  cümlesi atıf harfi  وَ ‘la   فَخُذُوهُمْ  cümlesine atfedilmiştir. Cümle nehiy üslubunda talebî inşâî isnaddır. 

نَص۪يراً ’e dahil olan nefy harfi, olumsuzluğu yani onların hiçbir şekilde yardım görmeyeceklerini tekid içindir.

تَتَّخِذُوا  fiilinin mef’ûlleri olan  وَلِياًّ  ve  نَص۪يراًۚ  kelimelerindeki nekrelik kıllet, nev ve umum ifade eder.

وَدُّوا - وَلِيًّا - نَص۪يرًا  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

فَخُذُوهُمْ - لَا تَتَّخِذُوا  kelimeleri arasında tıbâk-ı selb, iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

اَوْلِيَٓاءَ - وَلِيًّا - تَوَلَّوْا  ve  تَكْفُرُونَ - كَفَرُوا  kelime grupları arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

[Eğer yüzçevirirlerse nerede bulursanız onları yakalayın, öldürün.] cümlesinin ardından, tekrar [Dost ve veli edinmeyin.] emri tekid bildiren tetmim ıtnâbıdır. (Medine Balcı, Dergâhu’l Kur’an)

Eğer yine de onlar, samimi ve istikamet üzere yapılan bir hicretle teyit edilen imandan yüz çevirirlerse gücünüz yettiği zaman onları yakalayın ve hil bölgelerinde olsun, Harem bölgesinde (Mekke’nin, sınırları 6 ile 16 km. arasında bulunan yakın çevresinde) olsun, onları bulduğunuz yerde öldürün.

Çünkü ister esir almakta ister öldürmekte olsun, onlar hakkında uygulanacak hükümler diğer müşrikler hakkındaki hükümlerin aynidir. Onlardan da uzak durun ve hiçbir zaman onlardan dostluk ve yardım kabul etmeyin.(Ebüssuûd, İrşâdü’l- Akli’s-Selîm - Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)