Duhân Sûresi 56. Ayet

لَا يَذُوقُونَ ف۪يهَا الْمَوْتَ اِلَّا الْمَوْتَةَ الْاُو۫لٰىۚ وَوَقٰيهُمْ عَذَابَ الْجَح۪يمِۙ  ٥٦

Orada ilk ölümden başka bir ölüm tatmazlar. Allah, onları cehennem azabından korumuştur.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 لَا
2 يَذُوقُونَ tadmazlar ذ و ق
3 فِيهَا orada
4 الْمَوْتَ ölüm م و ت
5 إِلَّا başka
6 الْمَوْتَةَ ölümden م و ت
7 الْأُولَىٰ ilk ا و ل
8 وَوَقَاهُمْ ve onları korur و ق ي
9 عَذَابَ azabından ع ذ ب
10 الْجَحِيمِ cehennem ج ح م
 

Dünyanın fâni, insanların ölümlü oldukları açıklanınca yeniden dirilişi takip edecek zaman içinde nelerin olacağı, insanların dünyada yapıp ettiklerine göre ebedî hayatta nelerle karşılaşacakları, kötüleri bekleyen cehennemin nasıl bir yer olduğu, oraya girenlerin çekecekleri ceza; iyiler için hazırlanmış olan cennetin tasviri, buraya girme bahtiyarlığına erecek olanların nâil olacakları çeşitli nimetler, insanların dünyadaki idrakleri, hayalleri, arzuları ve korkularından yola çıkılarak, bu kavramlarla anlatılmaktadır.

“Yargı günü”nden maksat kıyameti takip edecek olan sorgulama ve yargılamanın yapılacağı zamandır. Bu muhâkeme sonunda iyiler ve kötüler, suçlular ve mâsumlar, zalimler ve mazlumlar, cennetlikler ve cehennemlikler birbirinden ayrılacak, herkes dünyada yaptıklarının karşılığını elde edecektir.

43. âyetteki “zakkum ağacı” cehennemde bulunan ve azap için kulla­nılan bir ağaçtır (bk. Sâffât 37/62).

49. âyette geçen “Sen güçlü ve değerlisin” sözü, dünyada güçlerine güvenen, kendilerini değerli ve önemli bilen, böyle kabul ettiren, bu sayede kendilerine kimsenin dokunamayacağını zanneden kimselerin âhiretteki âcizlik ve çaresizliklerini, alaycı bir üslûpla dile getirmektedir.

56. âyette “İlk ölümlerinden başka bir ölüm tatmayacaklar” buyuruluyor. Mü’min (Gāfir) sûresinde (40/11) ise iki kere öldürme ve iki kere diriltme olacağı ifade edilmişti. “İlk ölümleri” ifadesinden, her ikisi de gelip geçtiği ve “önceki” niteliğini aldığı için “dünyada ve berzahta vuku bulan iki ölüm” kastedilmiş olabilir. Bu ihtimali de geçerli görmekle beraber bize daha güçlü gelen ihtimal, dünya hayatının sonundaki ölümün kastedilmiş olmasıdır. Çünkü burada dünya ile âhiret, geçici ile ebedî, sonunda ölüm bulunan hayat ile bulunmayan hayat karşılaştırılmaktadır. Hangi ihtimal geçerli olursa olsun insanların defalarca ölüp dirileceklerini değil, dünya hayatı sonunda bir kere öleceklerini ifade eden âyet, reenkarnasyon inancını da reddetmiş olmaktadır (bk. Bakara 2/28).

Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 4 Sayfa: 799-800
 

لَا يَذُوقُونَ ف۪يهَا الْمَوْتَ اِلَّا الْمَوْتَةَ الْاُو۫لٰىۚ 

 

Ayet,  يَدْعُونَ ‘deki failin veya  اٰمِن۪ينَ ‘deki zamirden hal olarak mahallen mansubdur. 

Fiil cümlesidir. لَا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. يَذُوقُونَ  fiili  نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. ف۪يهَا  car mecruru  يَذُوقُونَ  fiiline mütealliktir. 

الْمَوْتَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.  اِلَّا  istisna edatı olup, istisna-i munkatı’a dır. الْمَوْتَةَ  müstesnâ olup fetha ile mansubdur. الْاُو۫لٰى  kelimesi  الْمَوْتَةَ ‘nin sıfatı olup, elif üzere mukadder fetha ile mansubdur.

Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubdur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 

1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette fiil cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

İstisna; bir nesneyi, kişiyi veya hükmü istisna edatlarından biriyle cümledeki hükmün dışında tutmaktır.İstisnanın 3 unsuru vardır:

1. İstisna edatı: Cümlede kullanılan edatlardır.

2. Müstesna: İstisna edatından sonra gelen kelimedir. İstisna edilen, hariç tutulan kelimedir.

3. Müstesna minh: İstisna edatından önce gelen kelimedir. Kendisinden bir şeyin hariç tutulduğu, genellikle çoğul olan bir kelimedir.

İstisnanın kısımları 3’e ayrılır:1. Muttasıl istisna 2. Munkatı’ istisna 3. Müferrağ istisna. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar. 

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


وَوَقٰيهُمْ عَذَابَ الْجَح۪يمِۙ

 

Fiil cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

وَقٰي  elif üzere mukadder fetha ile mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. Muttasıl zamir  هُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. عَذَابَ  ikinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır.  جَح۪يمِۙ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.    

 

لَا يَذُوقُونَ ف۪يهَا الْمَوْتَ اِلَّا الْمَوْتَةَ الْاُو۫لٰىۚ

 

Ayet  يَدْعُونَ  fiilinin failinden haldir. Hal cümleleri anlamı zenginleştiren ıtnâb sanatıdır.

Menfi muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam formunda gelmesi, cümleye hükmü takviye, hudûs ve teceddüt anlamları katmıştır. Ayrıca muzari fiilde muhatabın muhayyilesini (hayal gücünü) harekete geçirerek dikkatini artıran tecessüm özelliği vardır.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Car mecrur  ف۪يهَا , ihtimam için mef’ûl olan  الْمَوْتَ ‘e takdim edilmiştir. 

ف۪يهَا  car mecruru  لَا يَذُوقُونَ  fiiline mütealliktir. الْمَوْتَ  mef’ûlun bihdir. اِلَّا  istisna edatı, الْمَوْتَةَ müstesnadır.

الْاُو۫لٰى  kelimesi  الْمَوْتَةَ için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.

مَوْتَ  -  مَوْتَةَ  kelimeleri cinas-ı iştikak ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır. 

Ayette övgü menfi bir fiille yapılmıştır. Orada ölüm acısının olmayacağının ifade edilmesi bir övgü iken ‘yaşadıkları ilk ölümden başkası yoktur’ anlamıyla birlikte övgü pekiştirilmiş olmaktadır. (Hasan Uçar, Kur’an-ı Kerim’deki Anlamsal Bedî‘ Sanatları Doktora Tezi)

Şayet “Cennet’e girmeden önce tadılacak olan ilk ölüm, nasıl orada tadılmayacağı belirtilen ölümden istisna edilmiştir?” dersen, şöyle derim: Bu ifadeyle cennetliklerin orada asla ölümü tatmayacakları söylenmek istenmiş, ilk ölüm hariç sözü de bu söylenmek istenenin yerine söylenmiştir. Çünkü geçmişte gerçekleşip gitmiş bir ölümün gelecekte tadılması mümkün değildir. Bu, meseleyi imkânsıza bağlama kabilinden bir ifadedir. Adeta şöyle buyrulmaktadır: Şayet dünyadaki ölümün gelecekte (cennette) tadılması mümkün olursa, işte o zaman onu tadarlar ama böyle bir şey muhaldir. (Keşşâf) 

Ölüm, tadına bakılmayan bir arazdır fakat tadı hoşlanılmayan bir yemek gibi değerlendirilmiştir. Bundan dolayı istiare yoluyla ölüm için "tatmak" vasfı kullanılmıştır. (Kurtubî) 


 وَوَقٰيهُمْ عَذَابَ الْجَح۪يمِۙ

 

Cümle atıf harfi  وَ ‘la  54.ayetteki … زَوَّجْنَا  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)

Kıyamet günüyle ilgili olaylar anlatılırken mazi fiil, henüz gerçekleşmemiş bir olayı olmuş gibi göstermek için muzari fiil yerine gelmiş, olayın kesinliğine işaret etmiştir. Bu kullanımlarda mecâz-ı mürsel sanatı vardır.

جَح۪يمِۙ - عَذَابَ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

Birbirine atfedilen cümleler arasında, azamet zamirinden gaib zamire iltifat sanatı vardır.

Muttakiler Allah'ın gazabı ile kendileri arasına bir kalkan koymuşlardır ve şimdi de Rabbi onlarla  جَح۪يمِۙ  azabı arasına koruyucu bir kalkan koymuştur. Böylece onları, kendi amelleri cinsinden mükâfatlandırmıştır. Bu ayet onların Allah'tan istedikleri şeyin kabulüdür. Onlar Allah'ın azabından korunmak istemişler, Allah da onları azabından korumuştur. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, C. 5, s.184)

Allah’ın koruyarak cennetine aldığı kişiler için tekrar “onları cehennem azabından korumuştur” ifadesinin zikri cümlenin önce manasının, daha sonra da lafzının gelmesi kabilindendir. Ayrıca bu cümlede gaib zamire iltifat vardır. Alimler iltifatın olduğu yerde önemli işaretler olduğunu söylemişlerdir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, C. 5, s.186)