فَهَلْ يَنْظُرُونَ اِلَّا السَّاعَةَ اَنْ تَأْتِيَهُمْ بَغْتَةًۚ فَقَدْ جَٓاءَ اَشْرَاطُهَاۚ فَاَنّٰى لَهُمْ اِذَا جَٓاءَتْهُمْ ذِكْرٰيهُمْ ١٨
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | فَهَلْ | -mı? |
|
| 2 | يَنْظُرُونَ | bekliyorlar- |
|
| 3 | إِلَّا | yalnızca |
|
| 4 | السَّاعَةَ | sa’atin |
|
| 5 | أَنْ |
|
|
| 6 | تَأْتِيَهُمْ | kendilerine gelmesini |
|
| 7 | بَغْتَةً | ansızın |
|
| 8 | فَقَدْ | işte |
|
| 9 | جَاءَ | geldi |
|
| 10 | أَشْرَاطُهَا | onun belirtileri |
|
| 11 | فَأَنَّىٰ | neden mümkün olsun? |
|
| 12 | لَهُمْ | onlara |
|
| 13 | إِذَا | sonra |
|
| 14 | جَاءَتْهُمْ | kendilerine geldikten |
|
| 15 | ذِكْرَاهُمْ | öğüt almaları |
|
Hz. Peygamber’in şahsiyeti, ahlâkı, tebliğ ettiği Kur’an’daki ikna edici deliller ve kıyamet alâmetleri, aklını iyi kullanan kimselerin imana gelmeleri için yeterli etkenler ve delillerdir. Ancak inkâra saplanıp kalanlar bir türlü iman etmemekte, âdeta kıyameti beklemektedirler. Kıyamet kopunca iman etmenin de, ibret almanın da faydası yoktur, o zaman artık imtihan bitmiş, cevaplar açıklanmış olmaktadır.
Kıyamet alâmetleri, kıyametin yaklaştığını gösteren olaylar ve oluşlardır. İman konularını içeren kaynaklarda, ilgili rivayetlere dayanılarak bu alâmetlerin küçükleri ve büyükleri hakkında geniş bilgiler verilmiştir. Burada “geldiği bildirilen alâmetler”in neler olduğu konusunda çeşitli yorumlar yapılmıştır. Muhammed aleyhisselâm son peygamber, İslâm da son dindir. Şu halde gelmiş bulunan en önemli ve objektif alâmetler bunlardır. Hz. Peygamber bir hadislerinde, orta ve işaret parmaklarını birleştirerek, “Benim gönderilmem ile kıyamet birbirine şu iki parmak kadar yakındır” buyurmuşlardır (Buhârî, “Talâk”, 25; Müslim, “Cum‘a”, 43; “Fiten”, 135). Tabii buradaki yakınlık izâfî bir yakınlıktır, dünyanın ve insanlığın ömrünün son dilimidir. Bu dilim bütüne nisbetle küçüktür, ama kendisi bizim ölçülerimize göre önemli ölçüde uzun ve büyük olabilir. Cibrîl hadisi diye bilinen hadisin sonunda Peygamber efendimize, “Kıyamet ne zaman kopacak?” diye sorulduğunda onu bilmediğini ifade etmiş, alâmet olarak şunları zikretmiştir: Savaşların artması, köleliğin yayılması, ayağın baş olması, kırsal bölge insanlarının kent hayatının lüksüne kapılmaları ve bu konuda yarışa girmeleri (Müslim, “Îmân”, 1, 5, 7).
Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 5 Sayfa: 52-53
Şerata شرط :
شَرْطٌ bir meseleyle ilgili bu meselenin vuku bulmasının kendi vuku bulmasına bağlı olduğu her türlü hüküm/şarttır. Bu mesele onun bir alameti/nişanı mesabesindedir. Buradan hareketle alamet, işaret veya nişana da شَرْطٌ denmiştir. Çoğulu أشْراطٌ olarak gelir.
Fiil olarak kullanılan إشْتَرَطَ formu şart koşmak anlamında kullanılır. (Müfredat)
Kuran’ı Kerim’de isim formunda yalnızca 1 defa geçmiştir. (Mu'cemu-l Mufehres)
Türkçede kullanılan şekilleri şart, şerâit, şerit ve meşrutiyettir. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)
فَهَلْ يَنْظُرُونَ اِلَّا السَّاعَةَ اَنْ تَأْتِيَهُمْ بَغْتَةًۚ
Fiil cümlesidir. فَ istînâfiyyedir. هَلْ istifham harfidir. يَنْظُرُونَ fiili نَ ‘un subutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. اِلَّا hasr edatıdır. السَّاعَةَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. اَنْ ve masdar-ı müevvel السَّاعَةَ ‘den bedel-i iştimal olarak mahallen mansubdur. Takdiri, ينظرون إتيان الساعة (Kıyametin gelmesini bekliyorlar.) şeklindedir.
اَنْ muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.
تَأْتِيَ fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هى ‘dir. Muttasıl zamir هُمْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. بَغْتَةً hal olup fetha ile mansubdur.
Fiil-i muzarinin başına اَنْ harfi geldiği zaman onu nasb ettiği gibi anlamını da masdara çevirmektedir. Bu tür masdarlara masdar anlamı içerdikleri için “tevilli masdar (masdar-ı müevvel cümlesi)” denmektedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Hal, cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal, “nasıl?” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zül-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l hal marife olur. Hal mansubdur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hali sahibu’l hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazf edilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır:
1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harf-i cerli veya zarflı isim).Ayette müfred şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Bedel: Metbuundaki kapalılığı açıklamak ve pekiştirmek gibi sebeplerle getirilen ve irab bakımından metbuuna uyan tabidir. Bedelden önce gelen ve bedelin irabını almış olduğu kelimeye “mübdelün minh” denir.
Bedel 3 gruba ayrılır: 1. Bedel-i kül, 2. Bedel-i baz, 3. Bedel-i iştimal. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
فَقَدْ جَٓاءَ اَشْرَاطُهَاۚ
Fiil cümlesidir. فَ ta’liliyyedir. قَدْ tahkik harfidir. Tekid ifade eder. جَٓاءَ fetha üzere mebni mazi fiildir. اَشْرَاطُهَا fail olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هَا muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
فَاَنّٰى لَهُمْ اِذَا جَٓاءَتْهُمْ ذِكْرٰيهُمْ
فَ istînâfiyyedir. اَنّٰى istifham ismi, mahzuf mübtedanın haberine müteallik olup mahallen mansubdur. Takdiri, ذكراهم (Onlara hatırlatma) şeklindedir. لَهُمْ car mecruru mahzuf habere mütealliktir.
اِذَا şart manalı, cümleye muzâf olan, cezmetmeyen zaman zarfıdır.Vuku bulma ihtimali kuvvetli veya kesin olan durumlar için gelir. جَٓاءَتْهُمْ ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
جَٓاءَتْ fetha üzere mebni mazi fiildir. تْ te’nis alametidir. Muttasıl zamir هُمْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. ذِكْرٰيهُمْ fail olup, elif üzere mukadder damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. Maksur isimdir.
(إِذَا): Cümleye muzâf olan zarflardandır. Kendisinden sonra gelen muzâfun ileyh cümlesi aynı zamanda şart cümlesidir. (إِذَا) dan sonraki şart cümlesinin, fiili, mazi veya muzâri manalı olur. Cevabı ise umûmiyetle muzâri olur, mazi de olsa muzâri manası verilir:
a)(إِذَا) fiil cümlesinden önce gelirse, zarf (zaman ismi); isim cümlesinden önce gelirse (mufâcee=sürpriz) harfi olur. b) (إِذَا) nın cevap cümlesi, iki muzâri fiili cezmedenlerin cevap cümleleri gibi mâzi, muzâri, emir, istikbâl, isim cümlesi... şeklinde gelir. Cevabın başına (ف) ‘nın gelip gelmeme durumu, iki muzâri fiili cezmedenlerinkiyle aynıdır. c) Sükûn üzere mebnîdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Maksur isimler: Sondan bir önceki harfi fethalı olup son harfi (ى) olan isimlere “maksur isimler” denir. Maksur isimler genellikle (ى) ile biter. Fakat çok az olarak (ا) ile biten maksur isimler de vardır. Maksur isimlerin sonunda yer alan bu harflere “elif-i maksure” denir. اَلْفَتَى – اَلْعَصَا gibi…
Maksur isimlerin îrab durumu şöyledir: Merfu halinde takdiri damme ile, mansub halinde takdiri fetha ile, mecrur halinde takdiri kesra ile irab edilir. Yani maksur isimler merfû, mansub, mecrur hallerinde hep takdiri olarak (takdiren) îrab edilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Şartın cevabı öncesinin delaletiyle mahzuftur. Takdiri, كيف يتذكرون (Nasıl tezekkür ediyorlar) şeklindedir.
فَهَلْ يَنْظُرُونَ اِلَّا السَّاعَةَ اَنْ تَأْتِيَهُمْ بَغْتَةًۚ
فَ , istînâfiyyedir. هَلۡ istifham harfi, nefy manasındadır. Cümle muzari fiil sıygasında faide-i haber, inkârî kelamdır. Nefy manasında gelen هَلْ ve istisna edatı اِلَّا ile oluşan kasr cümleyi tekid etmiştir. Kasr, fiille mef’ûl arasındadır.
يَنْظُرُونَ maksûr/sıfat, السَّاعَةَ maksûrun aleyh/mevsûf olmak üzere kasr-ı sıfat ale’l-mevsûftur. Yani fail tarafından gerçekleştirilen fiil, başkasına değil bu mef’ûle tahsis edilmiştir. Ya da faille mef’ûl arasında kasr-ı mevsûf ale’s-sıfattır. Yani bu durumda fail, mef'ûl üzerinde gerçekleşen fiile tahsis edilmiştir.
İstisnanın ifade ettiği kasr, iddaî kasrdır. (Âşûr)
Kasr cümlesinde çoğunlukla olumlu mana açıkça ifade edilirken olumsuz mana zımnen ifade edilir. Bu üslupta îcâz ve mübalağa vardır. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Masdar harfi اَنْ ’i takip eden تَأْتِيَهُمْ بَغْتَةً cümlesi, masdar teviliyle السَّاعَةَ ‘den bedel-i iştimâl konumundadır. (Âşûr) Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Bedel; atıf harfi getirilmeksizin ve tefsir ve izah maksadıyla bir kelimenin açıklanması için bir başkasının getirilmesiyle yapılan ıtnâb sanatıdır.
بَغْتَةً kelimesi haldir. Hal cümleleri anlamı zenginleştiren ıtnâb sanatıdır.
Cümleler muzari fiil sigasıyla gelmiştir. Çünkü muzari fiil, aslen olayın canlandırılmasına delalet eder. Bizi olayın içinde geçtiği zamana götürür, böylece okuyucu her ne kadar geçmişte gerçekleşmiş olsa da olayı kolayca zihninde canlandırır. Muzari fiil geçmiş zamanda olan bir şeyi canlandırır ve şimdiki zamana getirir ya da gelecekte olacak bir olayı canlandırıp şimdiki zamana getirir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, C. 4, s.305)
السَّاعَةَ kıyamet gününden kinayedir.
Kıyamet, dirilme, haşr (toplanma) ve hesaba çekilme gibi, onda meydana gelecek işlerin zamanı ve saati olduğu için, "saat" diye isimlendirilmiştir.(Fahreddin er-Râzî)
فَقَدْ جَٓاءَ اَشْرَاطُهَاۚ
فَ , fasiha olup, ta’lil manasındadır. (Âşûr) Ta’lil cümleleri ıtnâb babındandır. Tahkik harfi قَدْ ile tekid edilmiş, mazi fiil sıygasında, faide-i haber talebî kelamdır.
اَشْرَاطُهَا izafeti جَٓاءَ fiilinin failidir. İzafet, kısa yoldan izah içindir.
اَشْرَاطُ kelimesi, ‘alametler’ manasındadır. Müfessirler bu alametlerin, ayın ikiye ayrılması ve Hazret-i Muhammed (sav)'in risaleti gibi şeyler olduğunu söylemişlerdir. (Fahreddin er-Râzî)
فَاَنّٰى لَهُمْ اِذَا جَٓاءَتْهُمْ ذِكْرٰيهُمْ
فَ , istînâfiyyedir. Cümle, istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır. Mübteda ve haberden müteşekkil cümlede, îcâz-ı hazif sanatı vardır. Mübteda mahzuftur. اَنّٰى , mübtedanın mahzuf mukaddem haberine mütealliktir. Car mecrur لَهُمْ , mahzuf habere mütealliktir. ذِكْرٰيهُمْ , muahhar mübtedadır.
Cümle istifham üslubunda gelmiş olmasına rağmen kınama ve tevbih kastı taşıdığı için mecaz-ı mürsel mürekkebtir. Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu için cümlede tecâhül-i ârif sanatı vardır.
Bu kelam, onların, ibret almayı kıyametin gelmesine tehir etmekle hata işlediklerine ve fikirlerinin sakat olduğuna hükmederek, kıyamet geldiğinde ibret almanın imkânsız olduğunu beyân etmektedir. (Ebüssuûd)
Mübteda ve haber arasında itiraziyye olan اِذَا جَٓاءَتْهُمْ ذِكْرٰيهُمْ cümlesinde اِذَا , şart ismidir. Muzâfun ileyh olan جَٓاءَتْهُمْ ذِكْرٰيهُمْ cümlesi, mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Şartın cevabı öncesinin delaletiyle mahzuftur. Takdiri, كيف يتذكرون (Nasıl tezekkür ediyorlar) şeklindedir.
Bu takdire göre, mezkûr şart ve mahzuf cevap cümlelerinden müteşekkil terkip şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.
جَٓاءَ - تَأْتِيَهُمْ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı, جَٓاءَ - جَٓاءَتْهُمْ kelimeleri arasında ise iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.