En'âm Sûresi 134. Ayet

اِنَّ مَا تُوعَدُونَ لَاٰتٍۙ وَمَٓا اَنْتُمْ بِمُعْجِز۪ينَ  ١٣٤

Şüphesiz size va’dedilen şeyler mutlaka gelecektir. Siz bunun önüne geçemezsiniz.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 إِنَّ muhakkak
2 مَا
3 تُوعَدُونَ size söylenen uyarı و ع د
4 لَاتٍ gelecektir ا ت ي
5 وَمَا ve değil(siniz)
6 أَنْتُمْ siz
7 بِمُعْجِزِينَ onu engelleyecek ع ج ز
 

اِنَّ مَا تُوعَدُونَ لَاٰتٍۙ وَمَٓا اَنْتُمْ بِمُعْجِز۪ينَ

 

İsim cümlesidir.  اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.

مَا  müşterek ism-i mevsûl  اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası  تُوعَدُونَ ’dir. Îrabtan mahalli yoktur.

تُوعَدُونَ  fiili  نَ ’un sübutuyla merfû meçhul muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı naib-i fail olarak mahallen merfûdur.

لَ  harfi  اِنَّ ’nin haberinin başına gelen lam-ı muzahlakadır.  

اٰتٍ  kelimesi  اِنَّ ’nin haberi olup mahzuf  ی  üzere mukadder damme ile merfûdur. Mankus isimdir.

وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

مَٓا  nefy harfi olup  لَيْسَ  gibi amel eder. İsmini ref, haberini nasb eder.

اَنْتُمْ  munfasıl zamiri  مَا ’nın ismi olarak mahallen merfûdur. بِ  harf-i ceri zaiddir.  مُعْجِز۪ينَ  lafzen mecrur,  مَا ’nın haberi olarak mahallen mansub, cer alameti  ى ‘ dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar. 

Mankus isimler: Sondan bir önceki harfi kesralı olup son harfi de “ya (ي)” olan isimlere “mankus isimler” denir. Mankus isimler nekre halinde yani başlarında elif lam olmaksızın kullanıldığında ref ve cer durumlarında sonlarındaki “ya” harfi düşürülür. Ancak meydana gelen bu değişikliğe işaret olmak üzere kelimenin sonundaki kesra harekesi tenvinli kesra olur. İrabı ise yine takdiren olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اٰتٍ  kelimesi sülâsî mücerred olan  أتي  fiilinin ism-i failidir.

مُعْجِز۪ينَ  sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

اِنَّ مَا تُوعَدُونَ لَاٰتٍۙ وَمَٓا اَنْتُمْ بِمُعْجِز۪ينَ


İstînâfiyye olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi, şibh-i kemâl-i ittisâldir. اِنَّ  ve lam-ı muzahlaka ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden  اِنَّ , isim cümlesi ve lam-ı muzahlaka olmak üzere üç tekid içeren bu ve benzeri cümleler çok muhkem cümlelerdir.

İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

اِنَّ ’nin ismi konumundaki müşterek ism-i mevsûl  مَٓا ‘nın sılası olan  تُوعَدُونَ , müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Sıla cümlesinde mevsule ait olması gereken aid zamir mahzuftur. 

تُوعَدُونَ  fiili meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naibu fail olur.

Kuran-ı Kerim’de  tehdit, uyarı ve korkutma manası olan fiiller genellikle meçhul sıyga ile gelir. 

Meçhul bina, naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er- Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)

بِمُعْجِز۪ينَ  ve  اِنَّ ’nin haberi olan  لَاٰتٍ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiştir. 

İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder. (Halidî, Vakafât, Tevbe Suresi, 120-121, s. 80) 

Zuhaylî’nin ifadesiyle burada cümle, öldükten sonra dirilmeyi inkâr edenleri reddetmek için iki tekid edatı (اِنَّ  ve  ل) ile pekiştirilmiştir. Böylece kendilerine vadedilen uhrevî cezanın mutlak olarak gerçekleşeceği, kaçarak veya karşı durarak Allah’ın iradesine engel olamayacakları ve O’nu aciz bırakamayacakları bildirilmiştir. Nitekim Ebüssuûd Efendi de “Burada istikbal üslubunun kullanılması ‘istimrâr-ı teceddüdîye/yenilenerek devam etmeye’ delalet etmekte,  لَاٰتٍ  ifadesi ise vadedilen mutlaka vuku bulacağını göstermektedir.” der.

Tahir b. Âşûr ise şunları söyler: Kelamın öncesindeki suale cevap olarak gelen bu ayetin اِنَّ  ile tahkik manasıyla gelmesi müşriklere va’dedilen şeyin -gecikse bile- mutlaka vaki olacağını ifade etmektedir. اِنَّ  ile tekid yapılması tereddütlü sorucunun durumuna uygundur. Ayrıca tekidin ibtidâ lâmı ile ziyadeleştirilmesi de makama uygun olmuştur. Zira onlar kendilerine vadedilenin gerçekten meydana geleceğini inkâr etmeye son derece dalmışlardı.(Sinan Yıldız, Vehbe Ez- Zuhaylî’nin et-Tefsiru’l Münir Adlı Tefsirinde Belâğat İlmi Uygulamaları) 

Bu cümle; 133. ayetteki  إنْ يَشَأْ يُذْهِبْكُمْ  cümlesinden bedeli işti’maldir. Çünkü meşiet iki hali kapsar: Helaki terk etmek ve cezalandırmak.

Bu cümle Allah’ın meşietinin onları yok etmek şeklindeki tehdidini yerine getirmekle alakalı olduğunu ifade eder. Ama bu cümle beyanî istînaf da olabilir. Müşriklerin durumu hakkındaki bir soruya cevap olarak gelmiştir.  

Mütereddit olan talip makamına uygun olarak  إنَّ  ve  lam-ı muzahlaka ile tekid edilmiştir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

مَا تُوعَدُونَ  [vaad olunduğunuz şey]  muzari fiil olarak geldiği için teceddüt (yenilenme) ve istimrar (süreklilik) ifade eder.

Bu mana Mürselat Suresi, 7 de şöyle ifade edilmiştir:  اِنَّمَا تُوعَدُونَ لَوَاقِعٌ  Burada ise bunun süratle gerçekleşeceğini beyan etmek için  مَا تُوعَدُونَ لَاٰتٍۙ  ifadesi kullanılmıştır. Bu olaylardan kaçıp kurtulmak asla mümkün değildir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

Ayetin makabline matuf ikinci cümlesi olan  وَمَٓا اَنْتُمْ بِمُعْجِز۪ينَ , sübut ve istimrar ifade eden menfi isim cümlesi formundadır.  مَٓا  nefy harfi  ليس  gibi amel etmiştir. Haberi olan  بِمُعْجِز۪ينَ ’ye dahil olan  بِ  harfi zaiddir. Cümle faide-i haber inkârî kelamdır. 

Bu cümlede müsnedün ileyhin önüne olumsuzluk harfi geçmiştir ve haber de müştak isimdir. Her ne kadar bu yapı birçok yerde ihtisas ifade etse de burada ihtisas ifade etmez. Çünkü mana “sadece siz, yeryüzünde Allah’ı aciz bırakmadınız” şeklinde değildir, çünkü böyle olsaydı başkaları Allah’ı aciz bırakabilir manası çıkardı. Buradaki bina, hükmü takviye ve takrir ifade eder. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, C. 3, s.197-198)

Allah Teâlâ, vaadinden bahsedince onun mutlaka olacağını bildirmiş ama vaidinden (tehdid-i ilâhisinden) bahsedince sadece “Siz, aciz bırakabilecek kimseler değilsiniz.” buyurmuştur. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Müşriklerin ve müminlerin haline uygun olarak bedi’ bir fesahetle meçhul bina tercih edilmiştir. Malum sıyga gelseydi de iki durum açıklığa kavuşurdu: إنَّ ما نَعِدُكم  (Size va’dettiğimiz) veya  إنَّ ما نُوعِدُكم  (Sizi tehdit ettiğimiz). Burada kastedilmiş eşsiz bir tevcih vardır. Bunu işiten iki gruptan her biri haline yakışanı anlar. Malumdur ki müşriklere olan tehdit; müminler için vaattir. Bu sözün zikredilmesinde en önemli maksat müşriklerin tehdididir. Bunun için kelam  وما أنْتُمْ بِمُعْجِزِينَ  şeklinde devam etmiştir. Bu; kelamın muhtemel iki manasından birinin seçilmesi gibidir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)