A'râf Sûresi 111. Ayet

قَالُٓوا اَرْجِهْ وَاَخَاهُ وَاَرْسِلْ فِي الْمَدَٓائِنِ حَاشِر۪ينَۙ  ١١١

Onlar şöyle dediler: “Mûsâ’yı ve kardeşini (bir süre) beklet (haklarında bir işlem yapma) ve şehirlere toplayıcılar yolla.”
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 قَالُوا dediler ق و ل
2 أَرْجِهْ onu beklet ر ج و
3 وَأَخَاهُ ve kardeşini de ا خ و
4 وَأَرْسِلْ ve gönder ر س ل
5 فِي
6 الْمَدَائِنِ şehirlere م د ن
7 حَاشِرِينَ toplayıcılar (olarak) ح ش ر
 

Başk âyetlerde bildirildiğine göre Firavun’un sarayına Mûsâ ile birlikte –ondan üç yaş büyük olan– kardeşi Hârûn da gitmişti (bk. Yûnus 10/75; Tâhâ 20/42-43). Firavun’un danışmanları, Mûsâ’nın bir sihirbaz olduğu kanıtlanırsa, halkının gözünde itibar kazanmasının önlenebileceğini ve böylece bu meselenin halledilebileceğini düşündükleri için Firavun’a, Mûsâ’yı Hârûn’la birlikte bir süre bekletmesini, kendi usta sihirbazlarını toplayarak onların mârifetiyle Mûsâ’nın bir şarlatandan başka bir şey olmadığını halka kanıtlamasını tavsiye ettiler.

 

 Bu âyetler, o dönemde sihrin yaygın olduğunu ve insanların sihir yarışmalarına alışık bulunduğunu göstermektedir. Kelâm bilginleri, çeşitli devirlerdeki peygamberlerin gösterdikleri mûcizelerin, daha çok o devirlerdeki toplumların değer verip ilgi duydukları konulara ilişkin olduğunu belirtirler. Nitekim Hz. Mûsâ döneminde sihir yaygın olduğu için onun mûcizeleri sihirbazları mağlûp edecek hârikalar şeklinde, Hz. Îsâ’nın döneminde çeşitli hastalıklar yaygın olduğu için onun mûcizeleri iflâh olmaz hastaları iyileştirmesi, Hz. Muhammed döneminde ise fesâhat ve belâgata itibar edildiği için onun ortaya koyduğu en büyük mûcize de Arap şiirinin en seçkin örneklerinin bile yanında sönük kaldığı Kur’ân-ı Kerîm şeklinde tezahür etmiştir (Râzî, XIV, 200. Sihir hakkında geniş bilgi için bk. Bakara 2/102).

Kaynak : Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 2 Sayfa: 567-568

 
مدن Medene : مَدِينَة şehir anlamındadır. Çoğulu ise مُدُنٌ şeklinde gelir. (Müfredat) Kuran’da çoğul hali olan مَدَائِنٌ formunda kullanılmıştır.(Hazırlayanın notu) Kuran’ı Kerim’de 17 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekilleri Medine, medeni ve medeniyettir. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)
 

قَالُٓوا اَرْجِهْ وَاَخَاهُ وَاَرْسِلْ فِي الْمَدَٓائِنِ حَاشِر۪ينَۙ

 

Fiil cümlesidir. قَالُٓوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Mekulü’l-kavli  اَرْجِهْ ’dir. قَالُٓوا  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.

اَرْجِهْ  sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ‘dir.  اَخَاهُ  atıf harfi  وَ ’la gaib muttasıl zamire matuf olup, harfle îrab olan beş isimden biri olarak nasb alameti eliftir. Muttasıl zamir  هُ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اَرْسِلْ  sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ‘dir. فِي الْمَدَٓائِنِ  car mecruru  اَرْسِلْ  fiiline mütealliktir. حَاشِر۪ينَ  mef’ûlun bih olup nasb alameti  ي ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harf ile irablanır. Mahzuf bir mevsufun sıfatıdır. Takdiri ; رجالا حاشرين  (Toplanan adamlar) şeklindedir. 

اَرْسِلْ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi  رسلdir.

İf’al babı fiille ta’diye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.

حَاشِر۪ينَ  kelimesi sülâsî mücerredi حشر  olan fiilin ism-i failidir. 

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

قَالُٓوا اَرْجِهْ وَاَخَاهُ وَاَرْسِلْ فِي الْمَدَٓائِنِ حَاشِر۪ينَۙ

 

Ayet istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

قَالُٓوا  fiilinin mekulü’l-kavli olan  اَرْجِهْ وَاَخَاهُ  cümlesi, emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.

قَالُٓوا اَرْجِهْ  cümlesinin,  قالَ  fiilinin tekrarıyla  قالَ المَلَأُ مِن قَوْمِ فِرْعَوْنَ  cümlesinden bedel olması mümkündür. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

Emir şeklinde gelen  أرْجِهِ  fiili; “geciktir” manasındadır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

Mekulü’l-kavle matuf olan  وَاَرْسِلْ فِي الْمَدَٓائِنِ حَاشِر۪ينَۙ  cümlesi de emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. Vasıl sebebi tezattır. İki cümle arasında inşâî olmak bakımından mutabakat vardır.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. اَرْسِلْ  fiiline müteallik olan car-mecrur olan  فِي الْمَدَٓائِنِ , konudaki önemine binaen, mef’ûl olan  حَاشِر۪ينَۙ ‘ye takdim edilmiştir

الإرْسالِ  fiili  إلى  harfiyle değil  في  harf-i ceri ile tadiye olmuştur. Çünkü burada bu fiilden maksat, umumi bir tebliğ yapmak değil arayıp sihiribazlar bularak toplamak ve getirmektir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

Mef’ûl olan  حَاشِر۪ينَ  ’deki nekrelik, kesret ve nev ifade eder.

اَرْجِهْ  - اَرْسِلْ  kelimeleri arasında tıbâk-ı hafî sanatı vardır.

Araf’ta  أرْسِلْ , Şuarâ’da ise  وَابْعَثْ  buyurulmaktadır. Çünkü Araf Suresinde  إرْسَلْ (gönderme) fiili çokça tekrarlanmaktadır. Bu fiil, türevleriyle birlikte Araf’ta 30 kez; Şuarâ’da ise 17 kez tekrarlanmaktadır. Dolayısıyla  إرْسَلْ ’in, Şuarâ’dan farklı olarak Araf Suresinde zikredilmesi uygun düşmüştür. Öte yandan Şuarâ’daki bağlam  أرْسِلْ (Gönder) değil de, ابْعَثْ (Gönder!) fiilini gerekli kılmaktadır. Çünkü  بْعَثْ  kelimesi göndermenin yanı sıra bir şeyi kaldırmak, harekete geçirmek anlamlarına gelir. Şuarâ sûresindeki meydan okuma ile yüzleşmenin şiddetli olması, Firavun toplumunun önde gelenlerinin  وَابْعَثْ فِي الْمَدَٓائِنِ حَاشِر۪ينَۙ (Ve şehirlere toplayıcılar gönder!) demesini gerekli kılmıştır. Onlar göndermekle yetinmediler. Aksine kendisinden elçiliğin yanında toplumu kışkırtma görevini de yürütecek toplayıcılar göndermesini istediler. Zira gönderilen bu toplayıcıların bir görevi de insanları Musa’ya karşı kışkırtmaktı. Bu anlamı  أرْسِلْ  lafzı vermemektedir. Dolayısıyla her bağlam, içinde zikredilen lafzı gerekli kılmıştır. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Ta’bîru’-l Kur’anî, s. 329)