Yunus Sûresi 71. Ayet

وَاتْلُ عَلَيْهِمْ نَبَاَ نُوحٍۢ اِذْ قَالَ لِقَوْمِه۪ يَا قَوْمِ اِنْ كَانَ كَبُرَ عَلَيْكُمْ مَقَام۪ي وَتَذْك۪ير۪ي بِاٰيَاتِ اللّٰهِ فَعَلَى اللّٰهِ تَوَكَّلْتُ فَاَجْمِعُٓوا اَمْرَكُمْ وَشُرَكَٓاءَكُمْ ثُمَّ لَا يَكُنْ اَمْرُكُمْ عَلَيْكُمْ غُمَّةً ثُمَّ اقْضُٓوا اِلَيَّ وَلَا تُنْظِرُونِ  ٧١

Nûh’un haberini onlara oku. Hani o, bir vakit kavmine şöyle demişti: “Ey kavmim! Eğer benim konumum ve Allah’ın âyetleriyle öğüt vermem size ağır geliyorsa, (biliniz ki) ben sadece Allah’a dayanıp güvenmişim. Artık siz de (bana) ne yapacağınızı ortaklarınızla beraber kararlaştırın ki, işiniz size dert olmasın! Bundan sonra bana hükmünüzü uygulayın; bana mühlet de vermeyin!
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَاتْلُ oku ت ل و
2 عَلَيْهِمْ onlara
3 نَبَأَ kıssasını ن ب ا
4 نُوحٍ Nuh’un
5 إِذْ hani
6 قَالَ şöyle söylemişti ق و ل
7 لِقَوْمِهِ kavmine ق و م
8 يَا قَوْمِ kavmim ق و م
9 إِنْ eğer
10 كَانَ ise ك و ن
11 كَبُرَ ağır ك ب ر
12 عَلَيْكُمْ size
13 مَقَامِي aranızda durmam ق و م
14 وَتَذْكِيرِي ve size hatırlatmam ذ ك ر
15 بِايَاتِ ayetlerini ا ي ي
16 اللَّهِ Allah’ın
17 فَعَلَى bilin ki
18 اللَّهِ Allah’a
19 تَوَكَّلْتُ güvendim و ك ل
20 فَأَجْمِعُوا siz de toplanın ج م ع
21 أَمْرَكُمْ işiniz hakkında ا م ر
22 وَشُرَكَاءَكُمْ ortaklarınızla ش ر ك
23 ثُمَّ sonra
24 لَا
25 يَكُنْ olmasın ك و ن
26 أَمْرُكُمْ işiniz ا م ر
27 عَلَيْكُمْ kendi aranızda
28 غُمَّةً bir dert غ م م
29 ثُمَّ sonra
30 اقْضُوا uygulayın ق ض ي
31 إِلَيَّ bana karşı
32 وَلَا ve
33 تُنْظِرُونِ bana mühlet vermeyin ن ظ ر
 
Sûrenin ana konuları olan Allah’ın birliği, peygamberlerin O’nun elçileri olduğu ve âhiret hayatında dünyadaki davranışların karşılığının görüleceği inançlarıyla ilgili kanıtlara yer verildikten sonra, bu âyetlerden itibaren bazı peygamberlerin tevhid mücadelelerinden ve buna karşı inatla direnenlerin âkıbetlerinden örnekler getirilmekte, somut olaylardan yola çıkılarak daha önce üzerinde durulan konular hakkında düşünme fırsatı sağlanmaktadır. 
 Kur’an’ın birçok sûresinde Hz. Nûh’tan söz edildiği gibi, 71. sûresi de onun adını almıştır. Ayrıca Nûh aleyhisselâmın sabırlı ve kararlı çağrılarına inatla karşı çıkanların helâk edildiği tufan olayı da onun adıyla anılır. 
Hz. Nûh’un çok uzun bir süre devam eden öğüt ve çağrılarına kulak vermemekte direnen toplumuna karşı ortaya koyduğu tavır, kullandığı üslûp ve ifade, her şeyden önce onun Allah’a olan bağlılığını ve güvenini anlatmakta, oldukça yalnız sayılmasına rağmen yılmadan sürdürdüğü bu tevhid mücadelesinde gösterdiği cesareti simgelemektedir.
 Hz. Muhammed’in muhatabı olan Mekkeliler, Nûh kavminin başından geçenleri yaygın rivayetlerden biliyorlardı; dolayısıyla bu meydan okuma örneği onları etkilemeliydi. Öte yandan, Hz. Nûh’un kendisine karşı çıkanları toplu bir müzakere sonunda hatta mümkünse ittifakla karar almaya çağırması, artık daha sonra içlerinden kimsenin diğerlerinin üstüne suç atamayacak duruma gelmelerini isteme anlamı taşıyordu. Bu sözleriyle o, âdeta son tercihlerini şirkte ısrar yönünde kullanmaları halinde hiçbirinin kurtulamayacağı çok kapsamlı ilâhî bir cezaya çarptırılacaklarının işaretini veriyordu. Bu ifadede, toplumun varlığını ve geleceğini ilgilendiren konularda görüş ortaya koyabilecek yeterliğe sahip kimselerin âzami katılımını sağlayan müzakere ortamı oluşturmanın önemine dolaylı bir temasın bulunduğu da söylenebilir. Bu arada, Hz. Nûh’un onlardan, hicivli bir üslûpla “ortakları” olarak nitelediği, aslı esası olmayan tanrılarını da bu kararı alırken yanlarında bulundurmalarını istemesi, bir taraftan tapındıkları o varlıkların sorumluluk üstlenip üstlenemediğini ve yardım vaadinde bulunup bulunamadığını test etmeye çağırdığı, diğer taraftan kendisinin onlara da meydan okuduğu şeklinde yorumlanabilir.
 Hz. Nûh’un bütün bu uyarılarına ve söylediklerinden emin tavırlarına rağmen, kavmi onu yalancılıkla itham etmeyi sürdürmüş, sonunda büyük bir tûfana yakalanmışlar ve inkârcıların hepsi boğularak tarih sahnesinden silinip gitmişlerdir (Nûh tûfanı hakkında bilgi için bk. Hûd 11/36-49). Bununla birlikte, daha sonra gelenlerden birçoğu da peygamberlerini yalancı saymaya devam etmiş, ya inatları veya çıkarları uğruna hakikati kabullenmeye bir türlü yanaşmamışlar, bu taşkınlıkları yüzünden kalpleri artık gerçekleri idrak yeteneğini yitirir hale gelmiştir; bu durum Kur’an’ın birçok yerinde –kısmen farklı lafızlarla olmak üzere– “Allah’ın kalplere mühür vurması” şeklinde ifade edilmiştir (bu konuda bilgi için bk. Bakara 2/7).
 71. âyetteki “benim aranızda bulunmam” diye çevirdiğimiz makamî kelimesine, “benim konumum; aranızda çok uzun bir süre yaşamam; toplandığınız yerlerde kalkıp konuşma yapmam, öğüt vermem” gibi mânalar da verilmiştir (Zemahşerî, II, 197). Muhammed Esed, 73. âyetin “bunları onların yerine geçirdik” şeklinde çevirdiğimiz kısmını Zemahşerî’nin “Onları (diğerlerinden) fazla yaşattık” şeklinde açıkladığını ifade ediyorsa da (I, 410), belirtilen tefsirde sadece “boğularak helâk olanların yerine geçmelerini (sağladık)” açıklaması yer almaktadır (Zemahşerî, II,

Kaynak :Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 123-124
 
غمم Ğameme: غَمٌّ bir şeyi gizlemektir. Bu anlamdan hareketle güneşi örterek gizlemesinden dolayı buluta غَمامٌ denmiştir. غَمٌّ ve غُمَّةٌ soluğu kesen gam, tasa ve kederdir. (Müfredat) Kuran’ı Kerim’de üç farklı kalıpta isim şeklinde 11 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekli gamdır. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)
 

وَاتْلُ عَلَيْهِمْ نَبَاَ نُوحٍۢ اِذْ قَالَ لِقَوْمِه۪ يَا قَوْمِ اِنْ كَانَ كَبُرَ عَلَيْكُمْ مَقَام۪ي وَتَذْك۪ير۪ي بِاٰيَاتِ اللّٰهِ فَعَلَى اللّٰهِ تَوَكَّلْتُ

 

Fiil cümlesidir. وَ  istînâfiyyedir. اتْلُ  illet harfinin hazfıyla mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ‘dir. عَلَيْهِمْ car mecruru  اتْلُ  fiiline mütealliktir.  نَبَاَ  mef’ûlün bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. نُوحٍ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.

اِذْ  zaman zarfı,  نَبَاَ ’ye mütealliktir. قَالَ  ile başlayan fiil cümlesi muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.  

قَالَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هُو ’dir. لِقَوْمِهٖ  car mecruru قَالَ  fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هٖ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. Mekulü’l- kavli,  يَا قَوْمِ ’dir. قَالَ  fiilinin mef’ûlün bihi olarak mahallen mansubdur.

يَا  nida harfidir. Münada olan  قَوْمِ  muzâf olup, mukadder fetha ile mansubdur. Mütekellim  يَ ’ sı mahzuf olup, kelimenin sonundaki kesra muzâfun ileyhten ivazdır. Nidanın cevabı  اِنْ كَانَ كَبُرَ عَلَيْكُمْ ’dur.  

اِنْ  iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder. كَانَ ’nin dahil olduğu isim cümlesi şart cümlesidir.

كَانَ ’nin ismi, müstetir olup takdiri هو ’dir. كَبُرَ عَلَيْكُمْ مَقَامٖي  cümlesi, كَانَ ’nin haberi olarak mahallen mansubdur.

كَبُرَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هُو ’dir. عَلَيْكُمْ  car mecruru كَبُرَ  fiiline mütealliktir. مَقَامٖي  fail olup mukadder damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır.

Mütekellim zamiri  ي  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

تَذْكٖيرٖي  atıf harfi وَ ‘la makabline matuftur.  بِاٰيَاتِ  car mecruru  تَذْكٖيرٖي ’ye mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. اللّٰهِ  lafza-i celâl muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.

فَ  şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir.  

فَعَلَى اللّٰهِ تَوَكَّلْتُ  mahzuf mübtedanın haberi olarak mahallen merfûdur. Takdiri, أنا ’dir. 

عَلَى اللّٰهِ  car mecruru  تَوَكَّلْتُ  fiiline mütealliktir. تَوَكَّلْتُ  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamiri  تُ  fail olarak mahallen merfûdur.

(إِذْ) : Yanlız Cümleye muzâf olan zaman zarfıdır.

a) (إِذْ) mef’ûlun fih, mef’ûlun bih, mef’ûlun leh olur.

b) (إِذْ) den sonra muzâri fiil veya isim cümlesi gelirse gelecek zaman ifade eder.

c) (بَيْنَا) ve (بَيْنَمَا) dan sonra gelirse mufâcee (sürpriz) harfi olur. Bu durumda zarf (zaman bildiren isim) değil harf olur.

d) Sükûn üzere mebnîdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı  يَا ’dır.

Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır. 

Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude. 

Mebni münada merfu üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir. 

Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt  ف ’si) gelmez. Ayrıca  لَمْ  (cahd-ı mutlak) ve  لَا  (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt  ف ’si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt  ف ’si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

تَوَكَّلْتُ  fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir.Fiil  تَفَعَّلَ  babındadır. Sülâsîsi  وكل ’dir. 

Bu bab fiile mutavaat, tekellüf, ittihaz, sayruret, tecennüb (sakınma) ve talep anlamları katar.


 فَاَجْمِعُٓوا اَمْرَكُمْ وَشُرَكَٓاءَكُمْ

 

Fiil cümlesidir. فَ  atıf harfidir.  Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ  ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

اَجْمِعُٓوا  fiili  ن ’un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. اَمْرَكُمْ  mef’ûlün bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  كُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. شُرَكَٓاءَكُمْ  atıf harfi  وَ ’la makabline matuftur. 

اَجْمِعُٓوا  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi جمع ’dır. 

İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.


 ثُمَّ لَا يَكُنْ اَمْرُكُمْ عَلَيْكُمْ غُمَّةً 

 

Fiil cümlesidir. ثُمَّ  tertip ve terahi ifade eden atıf harfidir. كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.

لَا  nehiy harfi olup olumsuz emir manasındadır.  يَكُنْ  nakıs, sükun ile meczum muzari fiildir. اَمْرُكُمْ  kelimesi  يَكُنْ ‘un ismi olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır.  Muttasıl zamir  كُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. عَلَيْكُمْ car mecruru  غُمَّةً ’e mütealliktir.  غُمَّةً  kelimesi  يَكُنْ ’un haberi olup fetha ile mansubdur 

ثُمَّ : Matuf ile matufun aleyh arasında hem sıra olduğunu hem de fiillerin meydana gelişi arasında uzun bir sürenin bulunduğunu gösterir. Süre bakımından فَ   harfinin zıttıdır.  ثُمَّ  ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


ثُمَّ اقْضُٓوا اِلَيَّ وَلَا تُنْظِرُونِ

 

Fiil cümlesidir. ثُمَّ  tertip ve terahi ifade eden atıf harfidir. اقْضُٓوا  fiili  ن ’un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. اِلَيَّ  car mecruru  اقْضُٓوا  fiiline mütealliktir.

وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

لَا  nehiy harfi olup olumsuz emir manasındadır. تُنْظِرُونِ  fiili  نَ ’un hazfıyla meczum muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Sonundaki  نِ  vikayedir. Esre ise mahzuf mütekellim zamirinden ivazdır. Hazf edilen  يَ  mef‘ûlün bih olarak mahallen mansubdur. Burada bu  ي  harfinin mahzuf olduğuna işaret etmek için fiilin sonunda bulunan  نِ  harfinin harekesi esre gelmiştir. 

تُنْظِرُونِ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi نظر ‘dır.

 

وَاتْلُ عَلَيْهِمْ نَبَاَ نُوحٍۢ اِذْ قَالَ لِقَوْمِه۪ يَا قَوْمِ اِنْ كَانَ كَبُرَ عَلَيْكُمْ مَقَام۪ي وَتَذْك۪ير۪ي بِاٰيَاتِ اللّٰهِ فَعَلَى اللّٰهِ تَوَكَّلْتُ

 

وَ , istînâfiyyedir. İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

Ayet, emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Car mecrur  عَلَيْهِمْ, siyaktaki önemine binaen mef’ûle takdim edilmiştir.

Veciz ifade kastına matuf  نَبَاَ نُوحٍۢ  izafetinde, Hz. Nuh’a muzâf olan  نَبَاَ , tazim ve şeref kazanmıştır. 

Burada Nûh’un (a.s.) haberinden murad, onunla kavmi arasında cereyan eden olayların tamamı değil, yalnız bir kısmıdır. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

نَبَاَ , büyük fayda sağlayan, kendisiyle ilim veya zann-ı galib oluşan haberdir. Bu iki özelliği taşımayan habere  نَبَاَ  denmez.  نَبَاَ  diye tanımlanan haberin hakkı, yalandan arınmış olmasıdır. (Rağıb el-İsfehani, Müfredât) Her  نَبَاَ  haberdir, fakat her haber  نَبَاَ  değildir.

اِذْ  zaman zarfı,  نَبَاَ  ’ye mütealliktir. 

Müspet mazi fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelam olan  قَالَ لِقَوْمِه۪ يَا قَوْمِ اِنْ كَانَ كَبُرَ عَلَيْكُمْ مَقَام۪ي وَتَذْك۪ير۪ي بِاٰيَاتِ اللّٰهِ فَعَلَى اللّٰهِ تَوَكَّلْتُ  cümlesi  اِذْ ’in muzâfun ileyhidir.

Cümle mazi fiil sıygasında gelerek, hudûs, sebat ve istikrar ifade etmiştir. 

Zaman ismi olan  إذ ’in masdara değil de fiil cümlesine muzâf olmasıyla bu vaktin tazimi anlaşılır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr Hac / 26)

قَالَ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  يَا قَوْمِ  cümlesi, nida üslubunda talebî inşâî isnaddır. Münada olan  قَوْمِ ’deki mütekellim zamirinin hazfi nida edenin münadaya yakın olma isteğine işarettir.

Nidanın cevabı olan  اِنْ كَانَ كَبُرَ عَلَيْكُمْ مَقَام۪ي وَتَذْك۪ير۪ي بِاٰيَاتِ اللّٰهِ فَعَلَى اللّٰهِ تَوَكَّلْتُ  terkibi, şart üslubunda gelmiştir.

Nakıs fiil  كَان ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi  كَانَ كَبُرَ عَلَيْكُمْ مَقَام۪ي وَتَذْك۪ير۪ي بِاٰيَاتِ اللّٰهِ  şarttır.

كَانَ ’nin haberi olan  كَبُرَ عَلَيْكُمْ مَقَام۪ي وَتَذْك۪ير۪ي بِاٰيَاتِ اللّٰهِ  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

كَانَ ‘nin haberinin mazi fiil sıygasında gelmesi cümleye temekkün ve istikrar anlamı katmasının yanında hükmü, takviye etmiştir.

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Halidî, Vakafât, s. 107)

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. كَبُرَ  fiiline müteallik olan car-mecrur  عَلَيْكَ, ihtimam için, fail olan  مَقَام۪ي ‘ye takdim edilmiştir.

وَتَذْك۪ير۪ي  izafeti, temasül nedeniyle  مَقَام۪ي ’ye atfedilmiştir. Veciz ifade kastına matuf bu izafetlerde, Hz. Nuh’a ait zamire muzâf olan  مَقَام۪  ve  تَذْك۪ير۪ , tazim ve şeref kazanmıştır. 

تَذْك۪ير۪ي , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mefûlü de ifade eder.

تَذْك۪ير۪ي  masdarı, تفعيل  babındadır. Bu babın cümleye kattığı en belirgin anlam, fiilin, fail veya mef’ûldeki ziyadeliğidir.

Veciz ifade kastına matuf  بِاٰيَاتِ اللّٰهِ  izafetinde  اٰيَاتِ  kelimesinin Allah lafzına izafesi, ayetlerin şeref ve itibarının yüksekliğini gösterir.   

كَبُرَ عَلَيْكُمْ مَقَام۪ي وَتَذْك۪ير۪ي بِاٰيَاتِ اللّٰهِ  cümlesinde istiare sanatı vardır. Yeryüzünde görünen varlıklar için kullanılan büyük, cüsseli oldu manasındaki  كَبُرَ  fiili, işin önemi için müstear olmuştur. Hz. Nuh’un görevinin zorluğu, gözle görünür büyüklüğe benzetilmiştir. Mübalağa için gelen bu üslupta tecessüm sanatı da vardır. 

كَبُرَ عَلَيْكُمْ مَقَام۪ي  ibaresinde aklî mecaz yoluyla  كَبُرَ  fiili, makama isnad edilmiştir. Mekânın levazımından olan makam, nefisten kinayedir. (https://tafsir.app/10/71 Mahmud Sâfî )

Cenab-ı Allah ayetteki  مَقَام۪ي   “makam” lafzı ile Hz Nûh’un (a.s.) kavmi arasında, uzun zaman bulunmasını kastetmiştir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

فَ  karinesiyle gelen  فَعَلَى اللّٰهِ تَوَكَّلْتُ  cümlesi şartın cevabıdır.  عَلَى اللّٰهِ تَوَكَّلْتُ  cümlesi, takdiri  أنا  olan mahzuf mübtedanın haberidir. عَلَى اللّٰهِ  car mecruru, ihtimam ve kasr ifadesi için amili olan  تَوَكَّلْتُ  fiiline takdim edilmiştir.

Car-mecrurun takdimi kasr ifade etmiştir. İki tekit hükmündeki kasr, fiille mütealliki arasındadır. Takdim kasrında takdim edilen her zaman maksûrun aleyh, tehir edilen ise maksûrdur. عَلَيْهِ , maksurun aleyh/mevsûf, تَوَكَّلْتُ  maksûr/sıfat olmak üzere, kasr-ı sıfat ale’l mevsûftur. 

فَعَلَى اللّٰهِ تَوَكَّلْتُ  ibaresinde hasr ifade etmek için gramer bakımından sonra gelmesi gereken kelime önce getirilmiştir. Yani “Başkasına değil yalnız Allah’a tevekkül ettim.” demektir. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir) Âşûr kasr olduğunu yazmamıştır.

Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber inkârî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.


 فَاَجْمِعُٓوا اَمْرَكُمْ وَشُرَكَٓاءَكُمْ 

Cümleye dahil olan  فَ , şartın cevabı için tefriiyyedir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

Cümle, emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.

اَمْرَكُمْ ‘a, وَ ‘la atfedilen  وَشُرَكَٓاءَكُمْ ‘ün takdiri  اَمْرَ  olan muzafı mahzuftur. Muzafın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır. وَ ‘ın maiye olması da caizdir.

Ayetteki  اَجْمِعُٓوا  , toplanıp karar vermek manasındadır.

اَجْمِعُٓوا اَمْرَكُمْ  ifadesinde istiare sanatı vardır. Asıl toplanması istenen iş değil, iş konusunda karar verecek olan kişilerin bir araya gelmesidir. Sebebiyet veya mef’ûliyet alakası ile mecâz-ı mürsel sanatı vardır.  

Buna göre ayet ‘’İşiniz konusunda birbirinize danışın, onun için gönül ve akıl birliği yapın, onu aranızda enine-boyuna tartışın ki sonunda işiniz şaşkınlık ve cesaret neticesinde kapalı ve müphem kalmasın; aksi takdirde o, üzerinize çökmüş kapkara bulut parçası gibi olacaktır‘ anlamına gelir.

وَشُرَكَٓاءَكُمْ ’daki  وَ  harfi  مع  anlamındadır ve “Ortaklarınızla beraber toplanın.” demektir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)


  ثُمَّ لَا يَكُنْ اَمْرُكُمْ عَلَيْكُمْ غُمَّةً ثُمَّ اقْضُٓوا اِلَيَّ وَلَا تُنْظِرُونِ

 

Cümle, tertip ve terahî ifade eden  ثُمَّ  atıf harfiyle … فَاَجْمِعُٓوا  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Emir üslubundan nehiy üslubuna iltifat sanatı vardır.

Nehy üslubunda talebî inşâî isnaddır. Menfî nakıs fiil  كاَنْ ‘nin dahil olduğu isim cümlesi formunda gelerek sübut ve istimrar ifade etmiştir.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Bütün mamullerin cümledeki yeri, aslında amilinden sonra gelmesidir.  عَلَيْكُمْ  car-mecruru, ihtimam için, amili olan  كاَنْ ‘nin haberi olan  غُمَّةً ‘e takdim edilmiştir.

عَلَيْكُمْ  ifadesindeki istila manası taşıyan عَلَيْ  harfinde istiare vardır. Çünkü istila; mülazemet gerektirir. غُمَّةً, o kimseleri kaplamış gibi ifade edilmiştir. İnsanlar binek yerine konmuş, sanki gam insanların üzerine binmiş, onları kontrolü altına almıştır. Mülazemet alakasıyla mecaz-ı mürsel sanatıdır. Mübalağa için gelen bu üslupta tecessüm sanatı da vardır. 

غُمَّةً  sözcüğü, Arapların  غمت الهلال (hilal bulutların arasına girdi) sözlerinden alınmıştır ki “hilalin, görülmesine mani olan bazı engellerle örtülmesi” demektir. Ayetin devamındaki “Sonra bana yapacağınızı yapın.” anlamına gelen ifade Nûh’un (a.s.) kavmine söylediği sözün naklidir. Bu sözle onların çevirdiği entrikalara aldırmadığını,birleşip toplanmalarını önemsemediğini anlatmak istemiştir. (Şerîf er- Râdî, Kur’an Mecazları - İsmâil Hakkı Bursevî, Tenvîru'l-Ezhân Min Rûhu-l Beyân)

غمّاة; Bana suikast işiniz “size gizli olmasın” onu açık yapın demektir. Bu da  غمّ  deyiminden gelir ki gizlemektir. Yahut beni helak ettiğiniz ve benim makamımın ve öğüt vermenin ağırlığından kurtulduğunuz zaman haliniz sizi üzmesin demektir.(Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)

Örtme fiili tasrîhi istiare yoluyla  غمّ  tabiriyle ifade edilmiştir. Yani sizin işiniz gizli değildir. Hatta açık ve ortadadır. Bu onlara meydan okumadır. Onlara “Eğer beni öldürmeye veya ihraca karar verirseniz, o takdirde ben Allah’a dayanırım, sizden korkmuyorum.” demektedir. Bu onlara gözdağı verdiğini ve Rabbinin yardımına güvendiğinin göstergesidir. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir) 

ثُمَّ اقْضُٓوا اِلَيَّ  cümlesi tertip ve terahî ifade eden  ثُمَّ  atıf harfiyle atfedilmiştir. Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Nehiy üslubundan emir üslubuna iltifat sanatı vardır.

ثُمَّ اقْضُٓوا اِلَيَّ  ibaresi istiare-i mekniyyedir. Mahzuf olan “iş” kelimesi dine (borç) benzetilmiş, müşebbehün bih hazfedilmiştir. Onunla ilgili  قضي  (yerine getirme, ödeme) zikredilmiştir. (https://tafsir.app/iraab-aldarweesh/10/71)

Cümlede düşmanlık yapacak kişi işini gerçekleştiren kişiye benzetilmiştir. Yapacakları düşmanlık hazfedilmiş, ona ait olan yerine getirmek, anlamındaki  قضي  fiili zikredilerek ona işaret edilmiştir. 

Nehiy üslubunda talebî inşâî isnad olan  وَلَا تُنْظِرُونِ  cümlesi atıf harfi وَ ’la makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Emir üslubundan nehiy üslubuna iltifat sanatı vardır.

اَمْرُكُمْ  ,ثُمَّ  ,قَوْمِ  ,عَلَيْكُمْ  kelimelerinin tekrarında reddü'l-acüz ale's-sadr ve  يَكُنْ - كَانَ  arasında cinas ve reddü'l-acüz ale's-sadr vardır.

Kādî, bu ayetin en güzel bir şekilde tertip edilmiş olduğu hususunda şu izahı yapmıştır: “Hz. Nûh işin başında, ‘Allah'a tevekkül ettim, Allah'ın vaadine güvendim. O, vaadinden caymaz. Beni ölüm ve işkenceyle tehdidinizin, sizi Allah'a davetten beni alıkoyacağını sanmayın.’ demiş ve sonra da davetinin doğruluğuna delalet eden şeyleri ortaya koyarak, ‘İşinizi toplayın.’ demiştir. Hz. Nûh onlara sanki ‘Gayenizi gerçekleştirecek sebep ve yollardan gücünüzün yettiği her şeyi toptan yapın.’ demiş ve sonra bununla yetinmeyerek, onlara: “Destekçi olacak ortaklarınızı da toplayın.” demiştir. Bu iki şeyle de yetinmemiş, bunlara bir üçüncü hususu ekleyerek, “Sonra bu işiniz size hiçbir tasa olmasın.” demiş, bununla onların bu hususta her şeyi iyice açıkça anlamalarını kastetmiştir. Bununla da yetinmeyip dördüncü bir hususu ekleyerek, “Sonra hakkımdaki hükmünüzü icra edin.” demiştir. Bundan maksadı da, onların o kötülüklerin hepsini kendisine yöneltmeleridir. Buna bir beşincisini eklemiştir ki: O da “Bana mühlet de vermeyin.” ifadesidir. Bu, “Yapabileceğiniz hiçbir şeyi geri bırakmayın, hemen yapın.” demektir. İşte bu sözün sonu budur. Böylesi sözün, Hz. Nûh'un, Allah'a tevekkül etme hususunda ve onların hileleri ile tuzaklarının kendisine ulaşamayacağına ve tesirli olmayacağına olan inancında zirveye vardığına delalet ettiği malumdur. (Fahreddîn er- Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Nûh’un (a.s.) bu şekilde onlara hitap ederek meydan okuması, onlara hiç aldırmadığını, onların buna  imkân bulamayacaklarını ve Allah'ın, kendisini koruyacağına güvendiğini izhar etmek içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)