قَالُٓوا اَجِئْتَنَا لِتَلْفِتَنَا عَمَّا وَجَدْنَا عَلَيْهِ اٰبَٓاءَنَا وَتَكُونَ لَكُمَا الْكِبْرِيَٓاءُ فِي الْاَرْضِۜ وَمَا نَحْنُ لَكُمَا بِمُؤْمِن۪ينَ ٧٨
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | قَالُوا | dediler |
|
| 2 | أَجِئْتَنَا | mi geldiniz? |
|
| 3 | لِتَلْفِتَنَا | bizi çevirmek için |
|
| 4 | عَمَّا | (yol)dan |
|
| 5 | وَجَدْنَا | bulduğumuz |
|
| 6 | عَلَيْهِ | üzerinde |
|
| 7 | ابَاءَنَا | atalarımızı |
|
| 8 | وَتَكُونَ | ve olması |
|
| 9 | لَكُمَا | ikiniz için |
|
| 10 | الْكِبْرِيَاءُ | büyüklüğün |
|
| 11 | فِي |
|
|
| 12 | الْأَرْضِ | yeryüzünde |
|
| 13 | وَمَا | (fakat) değiliz |
|
| 14 | نَحْنُ | biz |
|
| 15 | لَكُمَا | size |
|
| 16 | بِمُؤْمِنِينَ | iman edecek |
|
قَالُٓوا اَجِئْتَنَا لِتَلْفِتَنَا عَمَّا وَجَدْنَا عَلَيْهِ اٰبَٓاءَنَا وَتَكُونَ لَكُمَا الْكِبْرِيَٓاءُ فِي الْاَرْضِۜ
Fiil cümlesidir. قَالُٓوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Mekulü’l-kavli, اَجِئْتَنَا ’dir. قَالُٓوا fiilinin mef’ûlün bihi olarak mahallen mansubdur.
Hemze istifham harfidir. جِئْتَنَا sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir تَ fail olarak mahallen merfûdur. Mütekellim zamiri نَا mef’ûlün bih olarak mahallen mansubdur.
لِ harfi, تَلْفِتَنَا fiilini gizli اَنْ ’le nasb ederek manasını sebep bildiren masdara çeviren cer harfidir.
تَلْفِتَنَا fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ‘dir. Mütekellim zamiri نَٓا mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. مَا müşterek ism-i mevsûl عَنْ harf-i ceriyle تَلْفِتَنَا fiiline mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası وَجَدْنَا ’dır. Îrabdan mahalli yoktur.
وَجَدْنَا sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamiri نَٓا fail olarak mahallen merfûdur. عَلَيْهِ car mecruru وَجَدْنَا fiiline mütealliktir. اٰبَٓاءَنَا mef’ûlün bih olup fetha ile mansubdur. Mütekellim zamiri نَا muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. تَكُونَ fiili atıf harfi وَ ’la تَلْفِتَنَا fiiline matuftur.
كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
تَكُونَ nakıs, fetha ile mansub muzari fiildir. لَكُمَا car mecruru تَكُونَ ’nin mahzuf haberine mütealliktir. الْكِبْرِيَٓاءُ kelimesi تَكُونَ ’nin muahhar ismi olup damme ile merfûdur. فِي الْاَرْضِ car mecruru الْكِبْرِيَٓاءُ ’nun mahzuf haline mütealliktir.
اَنْ harfi 6 yerde gizli olarak gelebilir: Harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra, Atıf olan اَوْ ’den sonra, Lamul cuhuddan sonra, Lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra, Vav-ı maiyye (وَ)’ den sonra, Sebep fe (فَ)’sinden sonra. Ayette lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra gizlenmiştir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَمَا نَحْنُ لَكُمَا بِمُؤْمِن۪ينَ
İsim cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
مَا olumsuzluk harfi olup لَيْسَ gibi amel eder. İsmini ref, haberini nasb eder.
نَحْنُ munfasıl zamir مَا ’nın ismi olarak mahallen merfûdur. لَكُمَا car mecruru بِمُؤْمِن۪ينَ ’ye mütealliktir. بِ harf-i ceri zaiddir. مُؤْمِن۪ينَ lafzen mecrur, مَا ’nın haberi olup, cer alameti ي ‘dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar.
مُؤْمِن۪ينَ kelimesi sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
قَالُٓوا اَجِئْتَنَا لِتَلْفِتَنَا عَمَّا وَجَدْنَا عَلَيْهِ اٰبَٓاءَنَا وَتَكُونَ لَكُمَا الْكِبْرِيَٓاءُ فِي الْاَرْضِۜ
Ayet istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Cümlenin fasıl sebebi, şibh-i kemâl-i ittisâldir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
قَالُٓوا fiilinin mekulü’l-kavli olan اَجِئْتَنَا لِتَلْفِتَنَا عَمَّا وَجَدْنَا عَلَيْهِ اٰبَٓاءَنَا cümlesi, istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır.
İstifham üslubunda gelmiş olmasına rağmen alay ve tahkir taşıyan cümle mecaz-ı mürsel mürekkebtir.
اَجِئْتَنَا , önce yokken sonradan gelen kişi için kullanılır. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, C. 7, s. 261)
Sebep bildiren harf-i cer لِ ’nin gizli أنْ ’le masdar yaptığı لِتَلْفِتَنَا عَمَّا وَجَدْنَا عَلَيْهِ اٰبَٓاءَنَا cümlesi, masdar tevilinde olup harf-i cerle birlikte جِئْتَنَا fiiline mütealliktir.
Masdar-ı müevvel cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. عَنْهُمْ car mecruru, konudaki önemine binaen mef’ûle takdim edilmiştir.
Mecrur mahaldeki müşterek ism-i mevsûl عَمَّا , harf-i cerle لِتَلْفِتَنَا fiiline mütealliktir. Sılası olan وَجَدْنَا عَلَيْهِ اٰبَٓاءَنَا cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
وَتَكُونَ لَكُمَا الْكِبْرِيَٓاءُ فِي الْاَرْضِ cümlesi, atıf harfi وَ ‘la masdar tevilinde olup masdar-ı müevvele atfedilmiştir. Nakıs fiil كَان ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede îcâz-ı hazif ve takdim-tehir sanatları vardır. لَكُمَا car mecruru كَان ’nin mahzuf haberine mütealliktir. الْكِبْرِيَٓاءُ kelimesi, كَان ’nin muahhar ismidir.
الْكِبْرِيَٓاءُ kelimesi güç kuvvet, devlet manasında kullanılmıştır. Sebebiyet alakasıyla mecaz-ı mürsel mürekkebdir.
فِي الْاَرْضِ ibaresindeki فِي harfinde istiare sanatı vardır. Bilindiği gibi فِی harfi zarfiye manası içerir. فِي harfinin ilavesiyle yeryüzü, mazruf mesabesinde konmuştur. Mübalağa için bu harf, عَلَيْ yerine kullanılmıştır. Çünkü dünya zarfiyeye yani içine girilmeye müsait değildir. Yeryüzü, girilebilen bir mekana ve içinde çeşitli nimetler bulunan bir kaba benzetilmiştir. Camî, heriki durumdaki mutlak irtibattır. Hal mahal alakasıyla mecaz-ı mürsel sanatıdır.
Müsenna ifade eden لَكُمَا ile Musa ve Harun (a.s.), ikisi birden kastedilmiştir. Yani bu müsenna lafız, tağlîb yoluyla ayetin başındaki اَجِئْتَنَا ifadesindeki müfred zamiri de kapsamıştır.
Ayetin başındaki müfret zamirden müsenna zamire iltifat vardır.
“Bizi döndüresin ve yeryüzünde ululuk sizin ikinizin olsun diye mi bize geldin? Sorusunda اَجِئْتَنَا ifadesi, yalnız Musa’ya (a.s.) hitaptır. Çünkü asa ve beyaz el gibi mucizeler yalnız Musa (a.s.) ’da görülmüştür. Onlar, Firavun’a tapıyorlardı. الْكِبْرِيَٓاءُ’dan maksat, saltanattır. Çünkü sultanlar, büyüklük ve ululukla nitelenirler. الْاَرْضِ ifadesinden maksat da Mısır diyarıdır. (İsmâil Hakkı Bursevî, Tenvîru'l-Ezhân Min Rûhu-l Beyân)
Onların, atalarını üzerinde buldukları dinden maksat putperestliktir. Ayetteki kibriya kelimesi, hükümranlık yahut insanlara reislik yaparken tekebbür etmek, demektir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
Bundan önceki ayetin tefsiriyle ilgili verilen izahata ilave olarak deriz ki: Onların bu sözleri, Musa'nın (a.s.) kelamına cevap olarak söylenmiştir. Sanki “Onlar, Musa'ya ne dediler?” sorusuna cevap verilmiştir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
Cümlede sarih masdar değil, masdar-ı müevvel tercih edilmiştir. Bunun sebebi, açık masdarın bu olayın bir kere gerçekleşmiş olması ihtimaline işaret etmesidir. Oysa Hz. Musa’nın onları eski inançlarından ayırma çabasının, bir kere gerçekleştiği manası murad edilmemiştir. Aksine bu fiilin tekrarlandığı anlatılmak istenmiştir. Bu yüzden de teceddüt ve devama delalet eden fiil getirilmiştir. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsîr Yolu, c. 1, s. 283)
Bil ki birinci sebep taklide tutunmaya, ikinci sebep de dünyayı arzu etmedeki düşkünlüğe ve liderliğin devam etmesi hususundaki gayret ve çabalara bir işaret olmuş olur. Hz Musa'nın kavmi bu iki sebebi belirterek hükümlerini açıkça ortaya koymuş ve “Biz ikinize de inanacak değiliz.” demişlerdir. Bil ki kavim bu gerekçeleri ileri sürünce, onlar bundan sonra da çabalarını sürdürmüşler ve insanlar nezdinde Hz. Musa'nın yapmış olduğu şeyin de sihir babından olduğunu ortaya koymak için Hz Musa'nın mucizesine çeşitli sihirlerle mukabele etmek istemişlerdir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
وَمَا نَحْنُ لَكُمَا بِمُؤْمِن۪ينَ
Ayetin son cümlesi atıf harfi وَ ‘la mekulü’l-kavle matuftur. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, isim cümlesi fiil cümlesine atfedilmiştir. Fiil cümlesinden isim cümlesine, müspet sıygadan menfî sıygaya geçişte iltifat sanatı vardır.
Sübut ve istimrar ifade eden menfi isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Bütün mamullerin cümledeki yeri, aslında amilinden sonra gelmesidir. لَكُمَا car mecruru, durumun onlarla ilgili olduğunu vurgulamak için amili olan بِمُؤْمِن۪ينَ ’ye takdim edilmiştir.
Müsnede dahil olan بِ , tekid ifade eden zaid harftir.
İnanmayacaklarını, isim cümlesi ve olumsuz cümlede haberin başına dahil olan بِ harfiyle tekid ederek mübalağalı bir şekilde ifade etmişlerdir.
بِمُؤْمِن۪ينَ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiştir.
İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder. (Halidî, Vakafat, s. 80)
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Sayfadaki ayetlerin fasılalarını teşkil eden و- نَ ve ي - نَ harflerinden oluşan ahenk, duyanların, okuyanların gönlünü fethedecek güzelliktedir. Bu fasılalarda lüzum ma la yelzem sanatı vardır.
Bu sanat; fasıla veya kafiye harfinden önce gerekli olmadığı halde bir veya daha fazla harfin aynısının getirilmesidir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Bedî’ İlmi, s. 201-202)