وَلَئِنْ اَذَقْنَاهُ نَعْمَٓاءَ بَعْدَ ضَرَّٓاءَ مَسَّتْهُ لَيَقُولَنَّ ذَهَبَ السَّيِّـَٔاتُ عَنّ۪يۜ اِنَّهُ لَفَرِحٌ فَخُورٌۙ ١٠
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَلَئِنْ | ve şayet |
|
| 2 | أَذَقْنَاهُ | ona tattırırsak |
|
| 3 | نَعْمَاءَ | bir nimet |
|
| 4 | بَعْدَ | sonra |
|
| 5 | ضَرَّاءَ | bir darlıktan |
|
| 6 | مَسَّتْهُ | kendisine dokunan |
|
| 7 | لَيَقُولَنَّ | mutlaka der |
|
| 8 | ذَهَبَ | gitti |
|
| 9 | السَّيِّئَاتُ | kötülükler |
|
| 10 | عَنِّي | benden |
|
| 11 | إِنَّهُ | şüphesiz o |
|
| 12 | لَفَرِحٌ | şımarık |
|
| 13 | فَخُورٌ | ve böbürlenendir |
|
Riyazus Salihin, 28 Nolu Hadis:
Mü’minin her durumu kendisi için hayırdır.فرح Feraha : فَرَحٌ ani bir zevkle göğsün genişlemesidir. Bu durum daha çok bedensel ve dünyevi lezzetlerle gerçekleşir. (Müfredat) Kuran’ı Kerim’de iki farklı türevde 22 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekilleri ferah, Feriha Ferhan’dır. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)
فخر Fehara : فَخْرٌ mal ve makam gibi insanın aslına ait olmayan şeylerle ilgili övünme yarışına girmesine denir. Kuran-ı Kerim’de de geçen فَخُورٌ türevi kelimeye çokluk anlamı katarak çok övünen manasına gelir. فَخَّارٌ kelimesi çömlek/pişmiş çamur demektir. Son olarak تَفاخُرٌ ise karşılıklı övünme anlamındadır. (Müfredat) Kuran’ı Kerim’de türevleriyle birlikte 6 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekilleri iftihar, müftehir ve Fahri’dir. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)وَلَئِنْ اَذَقْنَاهُ نَعْمَٓاءَ بَعْدَ ضَرَّٓاءَ مَسَّتْهُ لَيَقُولَنَّ ذَهَبَ السَّيِّـَٔاتُ عَنّ۪يۜ
وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
لَ harfi, mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir.
إِنْ iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَذَقْنَا şart fiili olup, sükun üzere mebni mazi fiildir. Mahallen meczumdur. Mütekellim zamiri نَا fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir هُ mef’ûlün bih olarak mahallen mansubdur. نَعْمَٓاءَ ikinci mef’ûlün bih olup fetha ile mansubdur. Gayri munsarif olduğundan tenvin almamıştır.
بَعْدَ zaman zarfı اَذَقْنَاهُ fiiline mütealliktir. ضَرَّٓاءَ muzâfun ileyh olup, cer alameti fethadır. Sonunda zaid yani kelimenin kök harflerinden olmayan elif-i memdude olan isimlerden olduğu için gayri munsariftir. مَسَّتْهُ cümlesi, ضَرَّٓاءَ ’nin sıfatı olarak mahallen mecrurdur.
مَسَّتْهُمْ fetha üzere mebni mazi fiildir. تْ te’nis alametidir. Faili müstetir olup takdiri هى’dir. Muttasıl zamir هُمْ mef’ûlün bih olarak mahallen mansubdur.
لَ harfi, mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir.
يَقُولُنَّ fiili mahzuf ن' un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan cemi و' ı fail olarak iki sakin bir araya geldiği için mahzuftur. Fiilinin sonundaki نَّ , tekid ifade eden nûn-u sakiledir. Mekulü’l kavli, ذَهَبَ السَّيِّـَٔاتُ عَنّ۪يۜ ‘dir. يَقُولُنَّ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
ذَهَبَ fetha üzere mebni mazi fiildir. السَّيِّـَٔاتُ fail olup damme ile merfûdur. عَنّ۪ي car mecruru ذَهَبَ fiiline mütealliktir. Sonundaki نِ vikayedir. Şartın cevabı kasemin cevabının delaletiyle mahzuftur.
Tekid nunları bitiştikleri fiile istikbal manası kazandıran bir edatın veya durumun bulunması halinde muzari fiilin sonuna gelirler. (Soru, arz, tekid lamı, ummak, teşvik, nehiy, temenni ve yemin gibi.)
Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir.
Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez. Ayrıca لَمْ (cahd-ı mutlak) ve لَا (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Gayri munsarif isimler: Kesra (esre) ve tenvini alamayan isimlerdir. Gayri munsarif isimler esre yerine fetha alırlar. Yani bu isimler ref halinde damme, nasb halinde fetha, cer halinde yine fetha alırlar. Gayri munsarife “memnu’un mine’s-sarf (اَلْمَمْنُوعُ مِنَ الصَّرفِ)” da denir. Arapçada kullanılmakla birlikte arapça kökenli olmayan alem (özel) isimler (Yer, ülke, kişi adları vb. gibi isimler) de gayrı munsarıfa girer.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur.Ayette fiil cümlesi şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَذَقْنَا fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi ذوق ’dir.
İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.
اِنَّهُ لَفَرِحٌ فَخُورٌۙ
Cümle, mecrur zamir عَنّ۪يۜ ‘nin hali olarak mahallen mansubdur.
İsim cümlesidir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb, haberini ref eder.
هُ muttasıl zamiri اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur.
لَ harfi اِنَّ ’nin haberinin başına gelen lam-ı muzahlakadır. فَرِحٌ kelimesi اِنَّ ’nin haberi olup damme ile merfûdur. فَخُورٌ kelimesi,ikinci haberi olup damme ile merfûdur.
Tekid lamı diye isimlendirilen bu lamın kullanımı oldukça yaygındır. Fethalı olarak kullanılan bu lam, sadece ismin ve muzari fiilin başına dahil olur. İsim cümlesinin başına اِنَّ edatı gelince cümlenin başında gelmesi gereken lam-ı ibtida, اِنَّ ‘nin haberinin başına kayar. Bundan dolayı lam-ı muzahlaka olarak da adlandırılır. (Mehmet Altın , Kur’ân’da Te’kid Üslupları ve Çeşitleri )
Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır:
1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette isim cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
فَرِحٌ - فَخُورٌ kelimeleri, mübalağalı ism-i fail kalıbındandır. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın, mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
Mübalağalı ism-i fail: Bir varlıkta bir niteliğin aşırı derecede bulunduğunu gösteren, fiilden türeyen, sıfat cinsinden isimlerdir. Mübalağalı ism-i failler Allah için kullanılırsa sıfat, insanlar için kullanılırsa mübalağa ya da lakap olurlar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَلَئِنْ اَذَقْنَاهُ نَعْمَٓاءَ بَعْدَ ضَرَّٓاءَ مَسَّتْهُ لَيَقُولَنَّ ذَهَبَ السَّيِّـَٔاتُ عَنّ۪يۜ
Ayet, atıf harfi وَ ‘ la 7. ayetteki وَلَئِنْ قُلْتَ اِنَّكُمْ مَبْعُوثُونَ cümlesine atfedilmiştir. Cümlelerin atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Aralarında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
لَ , mahzuf kasem cümlesine işaret eden lam-ı muvattie, إنْ şart harfidir. Kasem cümlesinin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır. Mahzufla birlikte cümle, kasem üslubunda gayrı talebî inşâ cümlesidir. Kasem cümlesini oluşturan kasem fiili, kasem edatı ve kasem edilen isim hazfedilmiş, vurgu kasemin cevabına yapılmıştır.
Kasemle tekid edilmiş şart üslubundaki terkipte şart cümlesi olan وَلَئِنْ اَذَقْنَاهُ نَعْمَٓاءَ بَعْدَ ضَرَّٓاءَ مَسَّتْهُ , mazi fiil sıygasında gelerek, sebat, temekkün ve istikrar ifade etmiştir.
Nahivcilere göre şart fiili olarak kullanılan mazi fiil gelecek zaman ifade eder. (Fâdıl Sâlih Samerrâî Tefsir, c. 2, s. 106.)
اَذَقْنَاهُ fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder.
بَعْدَ zaman zarfı, اَذَقْنَاهُ fiiline mütealliktir.
Cümledeki ‘nimeti tattırmak’ ifadesinde istiare sanatı vardır. اَذَقْنَاهُ [Tattırırsak] kelimesiyle nimet, hoşa giden özelliğiyle güzel bir yemeğe benzetilmiş. Câmi’ her ikisinin de insanı memnun etmesidir. Müşebbehün bih olan tatmak (güzel yemek) zikredilmiş, müşebbeh (nimetin etkisini anlatmak) kastedilmiştir. Allah Teâlâ tattırmak lafzını nimetin eserini idrak için istiare etmiştir. Yemek hazfedilip lâzımı söylendiği için istiare-i mücerrededir.
Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan مَسَّتْهُ cümlesi muzafun ileyh konumundaki ضَرَّٓاءَ için sıfattır. Sıfat, mevsûfunun bir özelliğini bildirmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.
ضَرَّٓاءَ مَسَّتْهُ terkibinde istiare sanatı vardır. Canlılara mahsus olan dokunma fiili zarara nispet edilmiş, böylece cansız olan bir şey canlı yerinde kullanılmıştır. Mübalağa için gelen bu üslupta tecessüm sanatı vardır. Zararın dokunması ibaresi sebep-müsebbep alakasıyla mecaz-ı mürseldir.
Şartın cevabı, arkasından gelen kasemin cevabı delaletiyle hazfedilmiştir. Cevabın hazfi, îcaz-ı hazif sanatıdır.
Mezkûr şart ve mahzuf cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber inkârî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
لَيَقُولَنَّ ذَهَبَ السَّيِّـَٔاتُ عَنّ۪ي cümlesi, mukadder kasemin cevabıdır. Kasem ve nûn-u sakile ile tekid edilmiş, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber inkârî kelamdır. Hudûs, teceddüt istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.
يَقُولُنَّ fiilinin mekulü’l-kavli olan ذَهَبَ السَّيِّـَٔاتُ عَنّ۪ي cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede istiare sanatı vardır. السَّيِّـَٔاتُ kelimesi, iradesi olan varlıklar için kullanılan ذَهَبَ fiilinin faili yapılarak kişileştirilmiş, günahlar maddi bir varlığa benzetilmiştir. Ayrıca bu ifadede mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır.
ذَهَبَ fiilinin السَّيِّـَٔاتُ ’ya isnadı, aklî mecazdır.
نَعْمَٓاءَ - ضَرَّٓاءَ kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.
نَعْمَٓاءَ kelimesi için Vahidî şöyle der: “Bu, sahibinde izleri görünen nimettir. ضَرَّٓاءَ kelimesi de sahibinde eseri, tesiri görünen zarar manasınadır. Çünkü bunlar görünen halleri ifade etmek için kullanılırlar. İşte النعمة ile نَعْمَٓاءَ ve مَضَرَّةَ ile ضَرَّٓاءَ arasındaki mana farkı budur.” (Fahreddîn er- Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
ضَرَّٓاءَ kelimesi müennes ve memnu’u mine’s-sarftır. Eziyet ve kötülük açısından mübalağa ifade eder.
Rahmet ve nimetler hakkında, lezzeti ve rağbeti bildiren اَذَقْنَا [tatmak] fiilinin; sıkıntılar hakkında ise asgari teması bildiren مَسَّتْهُ [dokunma] fiilinin kullanılması, birincinin Allah'a isnad edilmesi apaçık bir mükemmeliyet ifadesidir.
Burada Allah'ın muradı, rağbet edilen hayrı olabildiğince güzel bir biçimde kullara ulaştırmaktır ve O, kulları için ancak kolaylık diler, güçlük dilemez.
Kulların güçlüklere uğraması da, ancak kötü seçimleri yüzünden ve az bir zaman içindir. Sanki o kötülük yalnız bedene dokunur da hiç tesiri olmaz.
Kullardan rahmetin alınması ise yukarıda belirtildiği gibi onların nimetlere nankörlük etmeleri sebebiyledir.
Fakat kul o, nimetlerle şımarır, aldanır ve iftihar eder, gururlanır. Bundan dolayı o nimetlerin hakkını eda etmez. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
Kasem cümlesinin mahzuf olduğu durumda, vurgu kasem cevabına yapıldığından kasem cümlesi telaffuzda terk edilir. Kasem cümlesini oluşturan kasem fiili, kasem edatı ve kasem edilen isim üçü birlikte hazfedilir. Fakat kasemin varlığı kasem cevabından anlaşılmaktadır. Bu form, Kur’an'da sıkça kullanılmıştır. (Nihat Tarı, Arap Dilinde Kasem Formları ve Kur’an-ı Kerim’e Özgü “La Uksimu” Formu ile İlgili Tartışmalar)
اِنَّهُ لَفَرِحٌ فَخُورٌۙ
Ayetin son cümlesi fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi kemâl-i ittisâldir.
Cümle önceki cümledeki mecrur zamirden hal-i müekkide olarak ıtnâb sanatıdır. وَ ’la gelmeyen bu hal cümlesi, bu halin sürekli bir özellik olduğuna işaret eder. Tekit edici halin başına vav gelmez.
اِنَّ ve lam-ı muzahlaka ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. İsim cümleleri zamandan bağımsız sübut ifade ederler.
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden اِنَّ ve lam-ı muzahlaka ile tekid edilmiş isim cümleleri çok muhkem/sağlam cümlelerdir.
İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meâni İlmi)
Tekid lamı diye isimlendirilen bu lamın kullanımı oldukça yaygındır. Fethalı olarak kullanılan bu lâm, sadece ismin ve muzari fiilin başına dahil olur. İsim cümlesinin başına اِنَّ edatı gelince cümlenin başında gelmesi gereken lam-ı ibtida, اِنَّ ‘nin haberinin başına kayar. Bundan dolayı lam-ı muzahlaka olarak da adlandırılır. (Kur’an’da Te’kid Üslupları ve Çeşitleri Mehmet Altın Şırnak Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi 2017/3)
اِنَّ ‘nin iki haberi olan لَفَرِحٌ ve فَخُورٌۙ kelimelerinin her ikisi de mübalağalı ism-i fail vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder. Ayrıca bu kelimeler arasında cinas-ı muzari ve mürâât-ı nazîr sanatları vardır.
İsim cümlesinde müsnedin ism-i fail vezninde gelmesi, bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.
9. ve 10. ayetler arasında güzel bir mukabele sanatı örneği vardır.
Bu iki ayet insanı tanıtır. İnsanların çoğu bu halleri taşır. O halde bu konularda dikkatli olalım, şükrümüzü hamdimizi tam olarak yapmaya gayret edelim.