يَوْمَ يَأْتِ لَا تَكَلَّمُ نَفْسٌ اِلَّا بِـاِذْنِه۪ۚ فَمِنْهُمْ شَقِيٌّ وَسَع۪يدٌ ١٠٥
شقي Şeqaye : Şekâvet شَقاوَة , saadetin zıddıdır. شَقِيَ fiili bir darlık, sıkıntı, talihsizlik, zorluk veya güçlük hali içinde olmak manasındadır. Şekavet saadet gibi iki kısma ayrılır: Uhrevi şekavet ve dünyevi şekavet. Bazıları şekavetin bazen yorulma manasında da kullanıldığını ifade etmişlerdir. Her şekavet bir yorgunlukken her yorgunluk bir şekavet değldir. Yani yorgunluk şekavetten daha kapsamlı bir sözcüktür. (Müfredat) Kuran’ı Kerim’de türevleriyle birlikte 12 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekilleri şakî ve eşkiyadır. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)
سعد Se’ade : سَعْد ve سَعادَة hayırlı işler yapma konusunda ve hayra ulaşmada ilahi umûrun/işlerin insana yardım etmesidir. Zıddı şekâvettir. Fiil olarak muvaffakiyetli, başarılı, talihli, mutluluk hali içinde oldu/o hale geldi manasındaki سَعِدَ fiili; Allah onu muvaffakiyetli, başarılı, talihli ve mutlu kıldı manasında da أسْعَدَ fiili kullanılır. Saadetlerin en büyüğü cennettir. مُساعَدَة mutluluğun zannedildiği konuda yardım etmek/destek vermektir.ساعِد ‘kol’ için sahibine yardım ettiği düşünülerek böyle adlandırılmıştır. (Müfredat) Kuran’ı Kerim’de ikiside farklı türevde olmak üzere 2 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekilleri saadet, mesut, müsait, müsaade, Said, Sa’d ve Sueda’dır. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)يَوْمَ يَأْتِ لَا تَكَلَّمُ نَفْسٌ اِلَّا بِـاِذْنِه۪ۚ
يَوْمَ zaman zarfı تَكَلَّمُ fiiline mütealliktir. يَأْتِ ile başlayan fiil cümlesi muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
يَأْتِ fiili ى üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. لَا تَكَلَّمُ نَفْسٌ cümlesi, يَأْتِ ’ deki failin hali olarak mahallen mansubdur.
لَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. تَكَلَّمُ damme ile merfû muzari fiildir. نَفْسٌ fail olup damme ile merfûdur. تَكَلَّمُ ‘deki تَ harflerinden biri hazf edilmiştir.
اِلَّا istisnâ harfidir. بِـاِذْنِ car mecruru لَا تَكَلَّمُ fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir ه۪ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
يَوْمَ hem cümleye hem de tek kelimeye (müfrede) muzâf olan zarflardandır. Cümleye muzâf olduğunda, muzâfun ileyh cümlesinin başında (اَنْ) bulunmaz. Bu duruma pratikte çok rastlanılmaktadır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır:
1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette fiil cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
İstisna; bir nesneyi, kişiyi veya hükmü istisna edatlarından biriyle cümledeki hükmün dışında tutmaktır.İstisnanın 3 unsuru vardır:
1. İstisna edatı: Cümlede kullanılan edatlardır.
2. Müstesna: İstisna edatından sonra gelen kelimedir. İstisna edilen, hariç tutulan kelimedir.
3. Müstesna minh: İstisna edatından önce gelen kelimedir. Kendisinden bir şeyin hariç tutulduğu, genellikle çoğul olan bir kelimedir.
İstisnanın kısımları 3’e ayrılır:1. Muttasıl istisna 2. Munkatı istisna 3. Müferrağ istisna.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
تَكَلَّمُ fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil تَفَعَّلَ babındadır. Sülâsîsi كلم ’dir. Aslı تتكلم şeklindedir. تَ harflerinden biri hazf edilmiştir.
Bu bab fiile mutavaat, tekellüf, ittihaz, sayruret, tecennüb (sakınma) ve talep anlamları katar.
فَمِنْهُمْ شَقِيٌّ وَسَع۪يدٌ
İsim cümlesidir. فَ ta’liliyyedir. مِنْهُمْ car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir. شَقِيٌّ muahhar mübteda olup damme ile merfûdur. سَع۪يدٌ atıf harfi وَ ’la شَقِيٌّ ’e matuftur.
شَقِيٌّ - سَع۪يدٌ kelimeleri sıfat-ı müşebbehe kalıbıdır. Sıfat-ı müşebbehe; benzeyen sıfat demektir. İsm-i faile benzediği için bu adı almıştır. İsm-i failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde sıfat-ı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsm-i fail değişen ve yenilenen vasfa delalet eder. Sıfat-ı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
يَوْمَ يَأْتِ لَا تَكَلَّمُ نَفْسٌ اِلَّا بِـاِذْنِه۪ۚ
İstînâfiyye olarak fasılla gelen ayette takdim-tehir sanatı vardır. Muzari fiil sıygasında faide-i haber inkârî kelamdır. Cümle kasr üslubuyla tekit edilmiştir.
يَوْمَ zaman zarfı تَكَلَّمُ fiiline müteallıktır. Muzâfun ileyh olarak mahallen mecrur olan يَأْتِ cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
يَأْتِ ‘ deki failin hali olan لَا تَكَلَّمُ نَفْسٌ اِلَّا بِـاِذْنِه۪ cümlesi, muzari fiil sıygasında, faide-i haber inkârî kelamdır. Hal; cümlede failin, mefulün veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır.
Nefy harfi لَا ve istisna harfi اِلَّا ile birlikte kasr oluşturmuştur. İki tekid unsuru sayılan kasr, fail ve mecrur arasındadır. تَكَلَّمُ maksur-sıfat, بِـاِذْنِه۪ۚ maksurun aleyh-mevsuf olmak üzere kasr-ı sıfat ale’l-mevsûftur.
Allah’ın izni olmadan o gün hiçbir nefsin konuşamayacağı kasr üslubu ile bildirilmiştir.
يَوْمَ يَأْتِ, kıyamet gününden kinayedir.
يَوْمَ يَأْتِ , izafetiyle يَوْمَ kişileştirilmiştir. Gün, bir şahıs özelliği olan gelmek anlamındaki يَأْتِ fiiline izafe edilerek iradesi olan bir canlıya benzetilmiştir. Bu ifadede istiare ve tecessüm sanatları vardır.
Fail olan نَفْسٌ ’daki tenvin kıllet ifade eder. Kelimeye “hiçbir” manası katmıştır. Olumsuz siyakta nekre, selbin umumuna işarettir.
Veciz ifade kastına matuf بِـاِذْنِه۪ izafetinde Allah Teâlâ’ya ait zamire muzâf olan اِذْنِ, şan ve şeref kazanmıştır.
Önceki ayetteki نُؤَخِّرُهُٓ şeklindeki azamet zamirinden بِـاِذْنِه۪ ’ de gaib zamire iltifat edilmiştir.
يَوْمَ يَأْتِي ifadesindeki يَوْمٌ kelimesi, حِينَ veya ساعَةَ anlamında kullanılmış olup Arap konuşma tarzında bu, çok yaygın bir kullanımdır. Zira hiçbir zaman dilimi gündüz ve gecenin bir bölümüne rastlamaktan uzak olamayacağından (gündüz ve gecenin herhangi bir bölümünün dışında olamayacağından) يَوْمٌ lafzı zikredilirken çok kere anlam genişletilerek gündüz veya gecenin herhangi bir bölümü kastedilmiştir. İşte burada da يَوْمٌ kelimesi bu şekilde kullanılarak gece veya gündüzün içerisindeki bir zaman dilimi manasında kullanılmıştır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Bu ayette aslı يَأْت۪ي olan يَأْتِ kelimesinden ي hazf edilmiş; aslı تَتَكَلَّمُ olan تَكَلَّمُ kelimesinden de تَ hazfedilmiştir. Fakat Araf ve Enam Suresi’nde geçen يَأْت۪ي kelimesinden ي harfi hazf edilmemiştir. Söz konusu hazfin nedenleri şunlardır:
1. Hud Suresi’nde azapta acele edilmesi ve azabın gerçekleşme vaktinin yaklaştığıyla ilgili tehditler yoğunluktadır. Azabın yaklaştığını haber vermek için يَأْتِ kelimesinin sonundaki ي hazf edilmiştir.
2. Hud Suresi’nde geçmiş ümmetlerin cezalandırılıp helak edilmelerinden söz edilmiştir. Daha sonra kıyamet gününün yaklaştığı ve daha öncekilerin uğradığı kötü akibetin aynısının da o gün kâfirlerin başına geleceği anlatılmıştır. O günün hızlıca yaklaştığını göstermek için ityân (gelmek) fiilinden ي hazfedilmiştir.
3. Araf ve Enam Surelerinin her birinde ityân fiili çeşitli türevleriyle 24 kez zikredilirken Hud Suresi’nde ise 13 kez zikredilmiştir. Dolayısıyla Araf ve Enam Surelerinde daha fazla tekrarlanan fiilin harfleri artırılmış; Hud Suresi’nde daha az tekrarlandığı için azaltılmıştır.
4. Hud Suresi’ndeki ayette Allah’ın izni dışında konuşma yasağı getirildiği için تَتَكَلَّمُ fiilinden تَ hazf edilmiş; o gündeki konuşmanın azlığına işaret etmek için تَتَكَلَّمُ yerine harf sayısı daha az olan, تَكَلَّمُ fiili zikredilmiştir. (İzzet Marangozoğlu, Fâdil Sâlih Es-Sâmerrâî’nin Beyânî Tefsir Anlayışı)
فَمِنْهُمْ شَقِيٌّ وَسَع۪يدٌ
فَ , ta’liliyyedir. Ta’lil, kelamın bir sebebe bağlanarak ifade edilmesidir. Kastedilen mananın sebebini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.
Cümle sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede îcâz-ı hazif ve takdim-tehir sanatları vardır. مِنْهُمْ car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir. شَقِيٌّ , muahhar mübtedadır.
وَسَع۪يدٌ cümlesi, makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat ayrıca tezat ilişkisi mevcuttur.
Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır.
سَع۪يدٌ , mahzuf mukaddem haberin muahhar mübtedasıdır.
İki cümledeki müsnedler شَقِيٌّ ve سَع۪يدٌ kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır. Her ikisi de mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın müsnedün ileyhte sürekli varlığına, onun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
Burada cem’ ma’at-taksim vardır. Mümkün olabilecek özelliklerin şakî ve saîd olarak sayılması taksim, bu kişilerin Allah’ın izni olmadıkça konuşamamakta birleşmeleri cemdir. Sonraki ayetlerde tefrik gelmektedir.
فَمِنْهُمْ شَقِيٌّ cümlesiyle وَسَع۪يدٌ cümlesi arasında mukabele sanatı vardır.
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
شَقِيٌّ ; bedbaht olanlar, ceza vaadinin gereği olarak cehennemi hak etmiş olanlardır. سَع۪يدٌ ; Mutlu olanlar da mükâfat vaadi gereğince cenneti hak etmiş olanlardır. Burada bedbaht, mutludan önce zikredilmiş, çünkü bu makam, sakındırma ve uyarı makamıdır. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
Takdim-tehir üslubu bazen de sırf muhatabı takdim edilen lafızdan korkutma gayesini taşır. Bu ayette de cümle dizilimi yapılırken cehennem ve onun ehlinden olanları korkutmak için شقى lafzı önce getirilerek takdim-tehir sanatının icrasıyla سعيد lafzına takdim edilmiştir. (Ahmet Tekin,Kur’ân’i Kerim’de Takdim-Tehir Ve Anlam Üzerindeki Etkisi)