فَلَا تَكُ ف۪ي مِرْيَةٍ مِمَّا يَعْبُدُ هٰٓؤُ۬لَٓاءِۜ مَا يَعْبُدُونَ اِلَّا كَمَا يَعْبُدُ اٰبَٓاؤُ۬هُمْ مِنْ قَبْلُۜ وَاِنَّا لَمُوَفُّوهُمْ نَص۪يبَهُمْ غَيْرَ مَنْقُوصٍ۟ ١٠٩
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | فَلَا | o halde |
|
| 2 | تَكُ | olmasın |
|
| 3 | فِي | hiçbir |
|
| 4 | مِرْيَةٍ | tereddüd |
|
| 5 | مِمَّا | hakkında |
|
| 6 | يَعْبُدُ | taptıkları |
|
| 7 | هَٰؤُلَاءِ | onların |
|
| 8 | مَا |
|
|
| 9 | يَعْبُدُونَ | onlar tapmazlar |
|
| 10 | إِلَّا | başkasına |
|
| 11 | كَمَا | gibi olandan |
|
| 12 | يَعْبُدُ | taptıkları |
|
| 13 | ابَاؤُهُمْ | babalarının |
|
| 14 | مِنْ |
|
|
| 15 | قَبْلُ | daha önce |
|
| 16 | وَإِنَّا | şüphesiz biz |
|
| 17 | لَمُوَفُّوهُمْ | vereceğiz |
|
| 18 | نَصِيبَهُمْ | onların paylarını |
|
| 19 | غَيْرَ | olmadan |
|
| 20 | مَنْقُوصٍ | eksik |
|
فَلَا تَكُ ف۪ي مِرْيَةٍ مِمَّا يَعْبُدُ هٰٓؤُ۬لَٓاءِۜ
فَ mukadder şartın cevabının başına gelen rabıta veya fasiha harfidir. Takdiri, إن جاءك العلم بهذا فلا تك (Sana bunun ilmi gelirse …. olma) şeklindedir.
كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
لَا nehiy harfi olup olumsuz emir manasındadır. تَكُ fiili نَ ‘un hazfıyla meczum muzari fiildir. تَكُ ’nün ismi, müstetir olup takdiri أنت ’dir. ف۪ي مِرْيَةٍ car mecruru تَكُ ’un mahzuf haberine mütealliktir. مَا ve masdar-ı müevvel مِنْ harf-i ceriyle مِرْيَةٍ ‘e mütealliktir.
يَكُ kelimesinin aslı يَكُونُ ’dür. Cezm edatı لَا ’den dolayı نُ ‘un harekesi hazfedilmiş, sonra da iki sakin bir araya geldiği için و hazfedilmiştir. İllet harfi وَ ‘a benzediğinden tahfif için نْ da hazfedilmiştir. Böylece geriye يَكُ lafzı kalmıştır.
يَعْبُدُ damme ile merfû muzari fiildir. İşaret ismi هٰٓؤُ۬لَٓاءِ fail olarak mahallen merfûdur.
Emirler aciliyet veya tehir ifade etmezler. Sadece bir şeyin yapılmasını isterler. Nehiyler aciliyet ifade ederler. Yasaklanan şeyden hemen uzaklaşılmasını isterler. (Hasan Karakaya, Fıkıh Usulü, s. 558-559)
مَا يَعْبُدُونَ اِلَّا كَمَا يَعْبُدُ اٰبَٓاؤُ۬هُمْ مِنْ قَبْلُۜ
Fiil cümlesidir. مَٓا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. يَعْبُدُونَ fiili نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. اِلَّا hasr edatıdır.
مَا ve masdar-ı müevvel كَ harf-i ceriyle يَعْبُدُونَ fiilinin mahzuf mef’ûlün mutlakına mütealliktir. Takdiri, ما يعبدون إلّا عبادة كعبادة آبائهم (Sadece babalarının ibadeti gibi ibadet ederler) şeklindedir.
يَعْبُدُ damme ile merfû muzari fiildir. اٰبَٓاؤُ۬هُمْ fail olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır.
Muttasıl zamir هُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. مِنْ قَبْلُ car mecruru يَعْبُدُ fiiline mütealliktir.
قَبْلَ ve بَعْدَ muzâfun ileyhleri hazf edilince damme üzere mebni olurlar: Bu durumdaki izafete izafetten munkatı’ zarflar (izafetten kesilen zarflar) denir. قَبْلَ zarfı, hem cümleye hem de tek kelimeye (müfrede) muzâf olanlar grubundandır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَاِنَّا لَمُوَفُّوهُمْ نَص۪يبَهُمْ غَيْرَ مَنْقُوصٍ۟
İsim cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.
نَا mütekellim zamiri اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur.
لَ harfi اِنَّ ’nin haberinin başına gelen lam-ı muzahlakadır. مُوَفُّوهُمْ kelimesi اِنَّ ’nin haberi olup ref alameti وَ ’dır. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır. İzafetten dolayı ن harfi mahzuftur.
Muttasıl zamir هُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
نَص۪يبَهُمْ ism-i fail مُوَفُّوهُمْ ’un mef’ûlün bihi olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. غَيْرَ hal olup fetha ile mansubdur. مَنْقُوصٍ۟ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.
İsmi failin fiil gibi amel şartları şunlardır: 1. Harfi tarifli (ال) olmalıdır. 2. Haber olmalıdır. 3. Sıfat olmalıdır. 4. Hal olmalıdır. 5. Kendisinden önce nefy (olumsuzluk) edatı bulunmalıdır.
6. Kendisinden önce istifham (soru) edatı bulunmalıdır. Şartlardan birinin bulunması amel etmesi için yeterlidir. Bu amel şartlarından birini taşıyan ismi fail kendisinden sonra fail ve meful alabilir. Bu fail veya mef’ûl bazen ismi failin muzafun ileyhi konumunda da gelebilir. İsmi fail tercüme edilirken umumiyetle muzari manası verir. Nadiren mazi manası da olabilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır:
1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Tekid lamı diye isimlendirilen bu lamın kullanımı oldukça yaygındır. Fethalı olarak kullanılan bu lam, sadece ismin ve muzari fiilin başına dahil olur. İsim cümlesinin başına اِنَّ edatı gelince cümlenin başında gelmesi gereken lam-ı ibtida, اِنَّ ‘nin haberinin başına kayar. Bundan dolayı lam-ı muzahlaka olarak da adlandırılır. (Mehmet Altın , Kur’ân’da Te’kid Üslupları ve Çeşitleri )
مُوَفُّوهُمْ sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan tef’il babının ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
مَنْقُوصٍ ; sülâsî mücerredi نقص olan fiilin ism-i mef’ûlüdür.
فَلَا تَكُ ف۪ي مِرْيَةٍ مِمَّا يَعْبُدُ هٰٓؤُ۬لَٓاءِۜ
Nehiy üslubunda talebî inşaî isnad olan cümlede فَ , istînâfiyyedir.
كَان ‘nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesinde îcaz-ı hazif sanatı vardır. ف۪ي مِرْيَةٍ car-mecrurunun müteallakı olan كَان ’nin haberi, mahzuftur.
مِرْيَةٍ ’deki nekrelik, kıllet ve nev ifade eder. “Hiç bir şüphe” anlamındadır. Olumsuz siyakta nekre, umum ifade eder.
ف۪ي مِرْيَةٍ ibaresindeki فٖي harfinde istiare-i tebeiyye vardır. فٖي harfindeki zarfiyet manası dolayısıyla şüphe, içine girilebilen bir şeye benzetilmiştir. Burada فٖي harfi kendi manasında kullanılmamıştır. Çünkü şüphe hakiki manada zarfiyeye yani içine girilmeye müsait değildir. Ancak kalpteki tereddüdü etkili bir şekilde ifade etmek üzere bu harf kullanılmıştır. Câmi’, her ikisindeki mutlak irtibattır.
مِرْيَةٍ , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mefûlü de ifade eder.
Mecrur mahaldeki müşterek ism-i mevsûl مَا , harf-i cerle birlikte مِرْيَةٍ ‘in mahzuf sıfatına mütealliktir. Sılası olan يَعْبُدُ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
ف۪ي harfi zarf manası için mecazî anlamda gelmiştir. (Âşûr,Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Müsnedün ileyhin, işaret ismi هٰٓؤُ۬لَٓاءِ ile gelmesi müşrikleri tahkir ve kınama içindir.
مِرْيَةٍ kelimesinin kökü مرى fiilidir. Asıl olarak sağmak için dişi devenin memelerini temizlemek manasında kullanılır. Bir işte şüpheye düşmek demektir. Şekk kelimesinden daha özeldir. (Rağıb el-İsfehani, Müfredât)
مَا يَعْبُدُونَ اِلَّا كَمَا يَعْبُدُ اٰبَٓاؤُ۬هُمْ مِنْ قَبْلُۜ
Ta’liliyye olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Ta’lil, kelamın bir sebebe bağlanarak ifade edilmesidir. Kastedilen mananın nedenini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.
Müspet muzari fiil sıygasında, faide-i haber inkârî kelamdır. Tahsis için gelen nefy harfi مَا ve istisnâ harfi اِلَّٓا ile oluşan iki tekit hükmündeki kasr, cümleyi tekit etmiştir.
يَعْبُدُونَ maksur/sıfat, كَمَا car mecrurunun müteallakı olan mahzuf mef’ûl, maksurun aleyh/mevsûf, olmak üzere, kasr-ı sıfat ale’l-mevsûftur.
Bu durumda kasr-ı sıfat ale’l-mevsûf olması caizdir. Yani fail tarafından gerçekleştirilen fiil, başka mef'ûllere değil zikredilen mef'ûle tahsis edilmiştir. O mef'ûlde vaki olan başka fiiller vardır. Kasr-ı mevsûf ale’s-sıfat olması da caizdir. Yani bu durumda fail, mef'ûl üzerinde gerçekleşen fiile tahsis edilmiştir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Mecrur mahaldeki masdar harfi مَا ve akabindeki يَعْبُدُ اٰبَٓاؤُ۬هُمْ مِنْ قَبْلُ cümlesi, masdar tevilinde olup mahzuf mef’ûlü mutlaka mütealliktir. Mef’ûlü mutlakın hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır. Masdar-ı müevvel, müspet muzari fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Muzari fiiller, hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
يَعْبُدُ fiiline müteallik olan قَبْلُۜ , cer mahallinde muzaftır. Kelimenin merfû oluşu muzâfun ileyhin mahzuf olduğunun işaretidir. Ötre muzâfun ileyhten ivazdır.
Ayetteki teşbih, teşbih edatı zikredildiği için mürsel, vech-i şebeh zikredildiği için de mufassaldır.
Cümlede farklı görevdeki مَا ’lar arasında tam cinas ve لَا - اِلَّا arasında cinas-ı nakıs ve bu gruplardaki kelimeler arasında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
مَا يَعْبُدُونَ - يَعْبُدُ kelimeleri arasında tıbâk-ı selb sanatı vardır
اِلَّا كَمَا يَعْبُدُ اٰبَٓاؤُ۬هُمْ مِنْ قَبْلُ [Başka değil/ancak atalarının önceden beri ibadet ettiği gibi] cümlesi, كَمَاعبد اٰبَٓاؤُ۬هُمْ şeklinde mazi fiille gelmesi gerekirken muzari fiille gelmiş, bunun onlarda bir âdet haline geldiğine işaret edilmiştir. Mazi fiil böyle devamlı olmakla muzari fiil de mûtad (âdet) olmakla isimlendirilir. (Fâdıl Sâlih Samerrâî Tefsir, c. 3, s. 344-345)
وَاِنَّا لَمُوَفُّوهُمْ نَص۪يبَهُمْ غَيْرَ مَنْقُوصٍ۟
Cümle, atıf harfi وَ ‘ la ta’lil cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, isim cümlesi fiil cümlesine atfedilmiştir. Fiil cümlesinden isim cümlesine geçişte iltifat sanatı vardır.
اِنَّ ve lam-ı muzahlaka ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
Önceki ayetteki Rab isminden azamet zamirine geçişte iltifat sanatı vardır.
Müsned olan مُوَفُّو , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.
İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder. (Halidî, Vakafat, s. 80)
نَص۪يبَهُمْ , ism-i fail veznindeki مُوَفُّوهُمْ ’un mef’ûlün bihidir.
غَيْرَ مَنْقُوصٍ۟ izafeti, نَص۪يبَهُمْ ‘dan haldir. Muzâfun ileyh olan مَنْقُوصٍ۟ ’daki nekrelik, kıllet ve nev ifade eder. Bilindiği gibi nefy siyakında nekre umum ve şümule işarettir.
لَمُوَفُّوهُمْ - مَنْقُوصٍ۟ kelimeleri arasında tıbâk-ı hafiy sanatı vardır.
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden اِنَّ ve lam-ı muzahlaka ile tekid edilmiş isim cümleleri, çok muhkem/sağlam cümlelerdir.
İsim cümleleri sübut ifade eder. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Tekid lamı diye isimlendirilen lamın kullanımı oldukça yaygındır. Fethalı olarak kullanılan bu lâm, sadece ismin ve muzari fiilin başına dahil olur. İsim cümlesinin başına اِنَّ edatı gelince cümlenin başında gelmesi gereken lam-ı ibtida, اِنَّ ‘nin haberinin başına kayar. Bundan dolayı lam-ı muzahlaka olarak da adlandırılır. (Kur’an’da Te’kid Üslupları ve Çeşitleri Mehmet Altın Şırnak Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi 2017/3)
وَاِنَّا لَمُوَفُّوهُمْ نَص۪يبَهُمْ [Onların nasibini tam vereceğiz.] dedikten sonra (غَيْرَ مَنْقُوصٍ۟) eksiksiz buyurulması ıtnâb sanatıdır. Karşılığın ödenmesinde gösterilecek titizlik vurgulanmış olur. Ayrıca bu durumun kesinliği fiil cümlesinden daha kuvvetli olan isim cümlesiyle ifade edilmiştir. Burada “eksiksiz olarak” kaydının zikredilmesi, haddizatında (aslında) eksik olduğu halde ifadenin mecazî olma vehmini kaldırmak içindir. (Ebüssuûd ,İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
وَاِنَّا لَمُوَفُّوهُمْ نَصٖيبَهُمْ غَيْرَ مَنْقُوصٍ [Biz de elbet nasiplerini eksiksiz vereceğiz.] Bu cümleden maksadın, “Biz onların nasiplerini yani onların payı olan azabı eksiksiz vereceğiz.” manası olabileceği gibi “Onlar her ne kadar kâfir olup haktan yüz çevirmiş olsalar da onların rızıklarını ve dünyevî hayırlardan nasiplerini eksiksiz vereceğiz.” manası olması da muhtemeldir. Yine bu cümleden maksadın, “Biz, özürlerini ve mazeretlerini gidermek için deliller ortaya koyma, peygamberler gönderme ve kitaplar indirme hususundaki hisselerini eksiksiz vereceğiz.” şeklinde olması da muhtemel olabileceği gibi, bu manaların hepsinin birden kastedilmiş olması da muhtemeldir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
غَيْرَ مَنْقُوصٍ۟ ibaresi, verilen sözün yerine getirileceğini teyit edici şekilde hal olarak gelmiş olup bu yönüyle mana itibariyle cümledeki istihza vurgusunu güçlendirmiştir. Nitekim vadedilen şeyin itibarı, verilen vaadin doğrulanmasıyla artar ve buna da البِشارَةِ denir. (Âşûr,Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)