وَاَمَّا الَّذ۪ينَ سُعِدُوا فَفِي الْجَنَّةِ خَالِد۪ينَ ف۪يهَا مَا دَامَتِ السَّمٰوَاتُ وَالْاَرْضُ اِلَّا مَا شَٓاءَ رَبُّكَۜ عَطَٓاءً غَيْرَ مَجْذُوذٍ ١٠٨
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَأَمَّا | ve |
|
| 2 | الَّذِينَ | kimseler |
|
| 3 | سُعِدُوا | mutlu olan(lar) |
|
| 4 | فَفِي | içindedirler |
|
| 5 | الْجَنَّةِ | cennet |
|
| 6 | خَالِدِينَ | onlar sürekli kalıcıdırlar |
|
| 7 | فِيهَا | orada |
|
| 8 | مَا |
|
|
| 9 | دَامَتِ | durdukça |
|
| 10 | السَّمَاوَاتُ | gökler |
|
| 11 | وَالْأَرْضُ | ve yer |
|
| 12 | إِلَّا | dışında |
|
| 13 | مَا |
|
|
| 14 | شَاءَ | diledikleri |
|
| 15 | رَبُّكَ | Rabbinin |
|
| 16 | عَطَاءً | bir lütuftur |
|
| 17 | غَيْرَ | olmaksızın |
|
| 18 | مَجْذُوذٍ | kesinti |
|
وَاَمَّا الَّذ۪ينَ سُعِدُوا فَفِي الْجَنَّةِ خَالِد۪ينَ ف۪يهَا مَا دَامَتِ السَّمٰوَاتُ وَالْاَرْضُ اِلَّا مَا شَٓاءَ رَبُّكَۜ
وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَمَّا şart harfi veya tafsil harfidir. Şart anlamında, cezmetmeyen edatlardandır. Daha önce geçen bir cümleyi genişleterek anlatmak için kullanılır. (Hasan Akdağ, Arap Dilinde Edatlar)
Cemi müzekker has ism-i mevsûl الَّذ۪ين mübteda olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası سُعِدُوا ’dur. Îrabtan mahalli yoktur.
سُعِدُوا damme üzere mebni meçhul mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı naib-i fail olarak mahallen merfûdur.
فَ harfi اَمَّا ‘nın cevabının başına gelen rabıta harfidir.
فِي الْجَنَّةِ car mecruru الَّذ۪ينَ ’nin mahzuf haberine mütealliktir. خَالِد۪ينَ hal olup nasb alameti ي ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harf ile irablanır. ف۪يهَا car mecruru خَالِد۪ينَ ’ye mütealliktir. مَا ve masdar-ı müevvel خَالِد۪ينَ ’ye mütealliktir.
دَامَتِ tam fiil olup, fetha üzere mebni mazi fiildir. تْ te’nis alametidir. السَّمٰوَاتُ fail olup damme ile merfûdur. الْاَرْضُ atıf harfi وَ ile makabline matuftur.
اِلَّا istisna harfidir. Müşterek ism-i mevsûl مَا müstesna olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası شَٓاءَ رَبُّكَ ’dir. Îrabtan mahalli yoktur.
شَٓاءَ fetha üzere mebni mazi fiildir. رَبُّ fail olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır.
Muttasıl zamir كَ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. شَٓاءَ ’nin mef’ûlu mahzuftur.
Şart, tafsil ve tekid bildiren اَمَّا edatı, cevabının başındaki ف harfi ile ayırt edilir. Zira cevabının başında ف harfi varsa o şart edatıdır ve tekid bildirir, yok ise tafsil ifade eder. (Nida Sultan Çelikkaya, Haber Üslubu ve Haberin Muktezâ-i Zâhire Uygun Gelmemesi Durumu)
Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman, Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
İstisna; bir nesneyi, kişiyi veya hükmü istisna edatlarından biriyle cümledeki hükmün dışında tutmaktır.İstisnanın 3 unsuru vardır:
1. İstisna edatı: Cümlede kullanılan edatlardır.
2. Müstesna: İstisna edatından sonra gelen kelimedir. İstisna edilen, hariç tutulan kelimedir.
3. Müstesna minh: İstisna edatından önce gelen kelimedir. Kendisinden bir şeyin hariç tutulduğu, genellikle çoğul olan bir kelimedir.
İstisnanın kısımları 3’e ayrılır:1. Muttasıl istisna 2. Munkatı istisna 3. Müferrağ istisna.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır:
1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
خَالِد۪ينَ kelimesi sülâsî mücerredi خلد olan fiilin ism-i failidir.
İsm-i fail: Eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
عَطَٓاءً غَيْرَ مَجْذُوذٍ
عَطَٓاءً mahzuf fiilin masdardan naib mef’ûlü mutlakı olup fetha ile mansubdur. غَيْرَ kelimesi عَطَٓاءً ’nin sıfatı olup fetha ile mansubdur. مَجْذُوذٍ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.
غَيْرُ edatı nekre bir ismin peşinden geldiğinde onun sıfatı olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Mef’ûlü mutlak: Fiil ile aynı kökten gelen masdardır. Mef’ûlü mutlak harfi cer almaz. Harfi cer alırsa hal olur. Mef’ûlü mutlak cümle olmaz. Mef’ûlü mutlak 3’e ayrılır:
1) Tekid (Kuvvetlendirmek) İçin: Fiilin manasını kuvvetlendirir. Masdar olur. Daima müfreddir. Fiilinden sonra gelir. Türkçeye “muhakkak, şüphesiz, gerçekten, çok, iyice, öyle ki” diye tercüme edilir.
2) Nev’ini (Çeşidini) Belirtmek İçin: Fiilin nasıl meydana geldiğini ve nev’ini bildirir. Nev’ini bildiren mef’ûlü mutlak umumiyetle sıfat veya izafet terkibi halinde gelir. Tesniye ve cemi de olabilir. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “gibi, şeklinde, aynen, tıpkı, tam” diye tercüme edilir.
3) Adedini (Sayısını) Belirtmek İçin: Failin yaptığı işin sayısını belirtir. Adedini bildiren mef’ûlü mutlak فَعْلَةً vezninden gelen bina-ı (masdar-ı) merreden yapılır.
مَرَّةً kelimesi de mef’ûlü mutlak olur. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “kere, defa” diye tercüme edilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
مَجْذُوذٍ kelimesi sülâsî mücerredi جذذ olan fiilin ism-i mef’ûludur.
وَاَمَّا الَّذ۪ينَ سُعِدُوا فَفِي الْجَنَّةِ خَالِد۪ينَ ف۪يهَا مَا دَامَتِ السَّمٰوَاتُ وَالْاَرْضُ اِلَّا مَا شَٓاءَ رَبُّكَۜ
Ayet atıf harfi وَ ’la 106. ayetteki فَاَمَّا الَّذ۪ينَ شَقُوا فَفِي النَّارِ cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Matuf ve matufun aleyh arasında manen ve lafzen mutabakat ayrıca tezat ilişkisi mevcuttur.
Şart üslubundaki terkipte فَ istînâfiyye, اَمَّا ; şart, tafsil ve tekid edatıdır.
اَمَّا harf-i şart, tafsil ve tekid için kullanılır. Şart harfi olması için kendisinden sonra فَ harfinin gelmesi zorunludur. Zemahşerî: ‘’ اَمَّا cümleye tekid anlamı kazandırır’’demiştir. (Suyûtî, İtkân fî Ulûmi’l Kur’an, c. 1, s. 421)
Şart, tafsil ve tekid bildiren اَمَّا edatı, cevabının başındaki ف harfi ile ayırt edilir. Zira cevabının başında ف harfi varsa o şart edatıdır ve tekid bildirir, yok ise tafsil ifade eder. (Nida Sultan Çelikkaya, Haber Üslubu ve Haberin Muktezâ-i Zâhire Uygun Gelmemesi Durumu)
اَمَّا şart anlamı içeren bir harftir, bu yüzden de cevabı فَ ile birlikte gelir. Cümle içerisinde kullanılmasının anlama katkısı ise ilave bir tekid sağlamasıdır. Nitekim Zeyd’in gideceğini anlatmak istediğinde زَيْدٌ ذاهِبٌَ dersin. Ama bunu tekid ederek Zeyd’in mutlaka gideceğini ve gitmekte kararlı olduğunu belirtmek istediğinde; اما زيد مذاهب “Zeyd’e gelince mutlaka gidecek” dersin. Bu sebeple Sîbeveyhi bunun izahında; “Her ne olursa olsun Zeyd gidecektir.” demiştir. Bu izah iki fayda celb etmektedir; ilki onun tekid anlamı ihtiva etmesi, ikincisi de şart anlamı ihtiva etmesidir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)
اَمَّا , haberin mübtedaya isnadını tekid eder. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri, Câsiye/31, C. 6, s. 267)
İsim cümlesi formunda gelerek sübut ve istimrar ifade etmiştir.
Cemi müzekker has ism-i mevsûl الَّذ۪ينَ mübtedadır. Sılası olan سُعِدُوا cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
Müsnedün ileyhin ism-i mevsûlle marife olması arkadan gelen habere dikkat çekmek içindir. Bunun yanında tazim ve teşvik ifade eder.
سُعِدُوا fiili, meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü fiil malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime, meçhul binada naib-i fail olur. Kuran-ı Kerim’de tehdit, uyarı ve korkutma manası olan fiiller genellikle meçhul sıyga ile gelir.
Meçhul bina naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına da işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er-Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)
فَ rabıta harfiyle gelen اَمَّا ’nın cevap cümlesinin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır. فَفِي الْجَنَّةِ خَالِد۪ينَ ف۪يهَا مَا دَامَتِ السَّمٰوَاتُ وَالْاَرْضُ car mecruru الَّذ۪ينَ ‘nin haberine mütealliktir.
Cümle şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber inkârî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
خَالِد۪ينَ ف۪يهَا مَا دَامَتِ السَّمٰوَاتُ وَالْاَرْضُ ibaresi سُعِدُوا ’nun failinden haldir. Hal; cümlede failin, mefulün veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır.
خَالِد۪ينَ ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiştir. İsm-i fail vezni, sayesinde fiil gibi amel etmiş, müteallak olmuştur
Zamaniye olan masdar harfi مَا ve akabindeki دَامَتِ السَّمٰوَاتُ وَالْاَرْضُ cümlesi, masdar teviliyle خَالِد۪ينَ ‘ye mütealliktir. Masdar-ı müevvel müsbet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
الْاَرْضُ tezat nedeniyle fail olan السَّمٰوَاتُ ‘ya atfedilmiştir.
Semavat yeryüzünü ve gökyüzünü kapsadığı halde semavattan sonra الْاَرْضِ ‘nin zikredilmesi, hususun umuma atfı babında ıtnâb sanatıdır.
اِلَّا istisna edatı, مَا شَٓاءَ رَبُّكَۜ zamandan istisna edilendir.
Müstesna konumundaki müşterek ism-i mevsûl مَٓا ’nın sıla cümlesi شَٓاءَ رَبُّكَ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)
Veciz ifade kastına matuf ربُّكَ izafetinde Hz. Peygambere ait كَ zamirinin Rab ismine muzâfun ileyh olmasıyla Hz. Peygambere şan ve şeref kazanmıştır.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu için cümledeki Rab isminde tecrîd sanatı vardır.
السَّمٰوَاتُ - الْاَرْضُ arasında tıbâk-ı îcab ve mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
خَالِد۪ينَ - دَامَتِ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
106. ayetle bu ayet güzel bir mukabele örneği teşkil etmektedir.
عَطَٓاءً غَيْرَ مَجْذُوذٍ , cümlenin öncesini tekit için gelmiş mahzuf mef’ûlü mutlaktan naib masdardır.
غَيْرَ مَجْذُوذٍ izafeti عَطَٓاءً için sıfattır. Sıfat, mevsûfunun bir özelliğini bildirmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.
Ism-i mef’ûl vezninde gelen muzafun ileyh مَجْذُوذٍ ‘daki nekrelik kıllet ve nev ifade eder. Bilindiği gibi nefy siyakında nekre umum ve şümule işarettir.
خَالِد۪ينَ ve غَيْرَ مَجْذُوذٍ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
Sayfanın genelindeki fasılalarını teşkil eden و- دَ ve ي - دَ harflerinden oluşan ahenk, duyanların, okuyanların gönlünü fethedecek güzelliktedir. Bu fasılalarda lüzum ma la yelzem sanatı vardır.
Bu sanat; fasıla veya kafiye harfinden önce gerekli olmadığı halde bir veya daha fazla harfin aynısının getirilmesidir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Bedî’ İlmi, s. 201-202)
Genel olarak شَٓاءَ fiilinin mef'ûlü bu cümlede olduğu gibi hazf edilir. Çünkü ibham; ilgi uyandırır, muhatabı dinlemeye teşvik eder. Ancak mef'ûl alışılmadık, garîb bir şey olursa bu kuralın dışına çıkılarak zikredilir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Şakîler hakkında, فَاَمَّا الَّذ۪ينَ شَقُوا [Şakî/bedbaht olanlara gelince… (Hud Suresi, 106)] buyurularak şakî olmak kişilere isnad edilmiş, فَاَمَّا الَّذ۪ينَ اُشَقُوا buyurulmayarak yaptıkları şeyler nedeniyle kendilerini şakî hale getirdiklerine işaret edilmiştir. Mesut/bahtiyar olanlardan bahsedilirken ise وَاَمَّا الَّذ۪ينَ سُعِدُوا [Mesutlara/ bahtiyarlara gelince] buyurularak meçhul fiil gelmiş ve Allah'ın rahmeti ve fazlıyla onları mesut ettiğine işaret edilmiştir. (Fâdıl Sâlih Samerrâî Tefsir, c. 3, s. 342-343)
آتَى fiili, اَعْطَى fiili birbirinden farklıdır: O halde bu anlatılanlardan ortaya çıkan sonuçlar şunlardır:
1. آتَى fiilindeki hemze, اَعْطَى fiilindeki ayn harfinden daha kuvvetlidir. Bunun için daha geniş ve kapsamlıdır, önemli şeyler için kullanılır. اَعْطَى ise hem az hem de çok şeyler için kullanılır. آتَى ; mal, mülk, hikmet, peygamberlerin doğruluğuna delalet eden ayetlerin verilmesi gibi konularda kullanılmıştır. اَعْطَى ise تَ 'den daha yüksek ve açık olan mechur olan طَ harfinden dolayı zahir olan durumlarda kullanılır. Neredeyse tamamen mala ait durumlarda kullanılır.
2. آتَى fiili, maddi ve manevi konularda ve اَعْطَى fiilinin kullanılmasının güzel olmadığı yerlerde kullanılır.
3. اَعْطَى mülk edinme manasını taşır, bu mana آتَى fiilinde yoktur.
4. آتَى fiiliyle verilen şey geri alınabilir, halbuki اَعْطَى fiili böyle değildir. Çünkü onda mülk edinme manası vardır.
5. Madem ki اَعْطَى fiili sahiplik olma manasını taşıyor, o halde bu, ihtisas sebebi olur. Çünkü bir kişi sahibi olduğu şeyde istediği gibi tasarruf edebilir, onu isterse yanında tutar isterse dilediğine verir. (İzzet Marangozoğlu, Fâdil Sâlih Es-Sâmerrâî’nin Beyânî Tefsir Anlayışı)