Hûd Sûresi 38. Ayet

وَيَصْنَعُ الْفُلْكَ وَكُلَّمَا مَرَّ عَلَيْهِ مَلَاٌ مِنْ قَوْمِه۪ سَخِرُوا مِنْهُۜ قَالَ اِنْ تَسْخَرُوا مِنَّا فَاِنَّا نَسْخَرُ مِنْكُمْ كَمَا تَسْخَرُونَۜ  ٣٨

(Nûh) gemiyi yapıyordu. Kavminden ileri gelenler her ne zaman yanına uğrasalar, onunla alay ediyorlardı. Dedi ki: “Bizimle alay ediyorsanız, sizin bizimle alay ettiğiniz gibi biz de sizinle alay edeceğiz.”
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَيَصْنَعُ ve yapıyordu ص ن ع
2 الْفُلْكَ gemiyi ف ل ك
3 وَكُلَّمَا ve ne zaman ك ل ل
4 مَرَّ yanından geçse م ر ر
5 عَلَيْهِ onun
6 مَلَأٌ ileri gelenler م ل ا
7 مِنْ -den
8 قَوْمِهِ kavmin- ق و م
9 سَخِرُوا alay ediyorlardı س خ ر
10 مِنْهُ onunla
11 قَالَ dedi ki ق و ل
12 إِنْ eğer
13 تَسْخَرُوا alay ederseniz س خ ر
14 مِنَّا bizimle
15 فَإِنَّا muhakkak biz de
16 نَسْخَرُ alay edeceğiz س خ ر
17 مِنْكُمْ sizinle
18 كَمَا gibi
19 تَسْخَرُونَ sizin alay ettiğiniz س خ ر
 
Hz. Nûh Allah tarafından kendisine öğretildiği biçimde gemiyi yapmaya başladı. Kavminin ileri gelenleri yanına uğradıklarında daha önce peygamber olduğunu söyleyen Nûh’un gemi yaptığını görünce, “peygamberlikten vazgeçip marangozluğa başladı” diyerek onunla alay ediyorlardı. Hz. Nûh ise yakında alay etme sırasının kendilerine geleceğini söylüyor, yaklaşan felâketi haber veriyordu.

Kaynak :Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 171
 

وَيَصْنَعُ الْفُلْكَ وَكُلَّمَا مَرَّ عَلَيْهِ مَلَاٌ مِنْ قَوْمِه۪ سَخِرُوا مِنْهُۜ 

 

Fiil cümlesidir. وَ  istînâfiyyedir. يَصْنَعُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو’ dir. الْفُلْكَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.

وَ  istînâfiyyedir. Haliyye olması da caizdir. كُلَّمَا  şart manası taşıyan zaman zarfı olup, سَخِرُوا  fiiline mütealliktir. مَرَّ  ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

مَرَّ  fetha üzere mebni mazi fiildir.  عَلَيْهِ  car mecruru  مَرَّ  fiiline mütealliktir. مَلَاٌ  fail olup damme ile merfûdur. مِنْ قَوْمِه۪  car mecruru  مَلَاٌ ’un mahzuf sıfatına mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  ه۪  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. Şartın cevabı  سَخِرُوا مِنْهُ ’dur.  

سَخِرُوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. مِنْهُ  car mecruru  سَخِرُوا  fiiline mütealliktir.

كُلَّمَا  kelimesi  كُلَّ  ile masdariyye  مَا ‘ nın birleşimi olan cezmetmeyen şart edatıdır. Kendisinden sonra şart ve cevap olarak iki fiil bulunur. Bu fiiller daima mazi olur. Edat bu fiillerin tekrarlandığını ifade etmeye yarar. مَا  ile masdara dönüşmüş şekline muzaf olur. (Arap Dilinde Edatlar, Hasan Akdağ)

Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir. 

Cevap cümlesi, başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez. Ayrıca  لَمْ  (cahd-ı mutlak) ve  لَا  (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


 قَالَ اِنْ تَسْخَرُوا مِنَّا فَاِنَّا نَسْخَرُ مِنْكُمْ كَمَا تَسْخَرُونَۜ

 

Fiil cümlesidir. قَالَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Mekulü’l-kavli, اِنْ تَسْخَرُوا ’dur.  قَالَ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.

اِنْ  iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

تَسْخَرُوا  şart fiili olup,  ن ’un  hazfıyla meczum muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı  fail olarak mahallen merfûdur. مِنَّا  car mecruru  تَسْخَرُوا   fiiline mütealliktir.

فَ  şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir.  

اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.

نَا  mütekellim zamiri  اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. نَسْخَرُ  cümlesi, اِنَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.  

نَسْخَرُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  نحن ’dur. مِنْكُمْ  car mecruru نَسْخَرُ  fiiline mütealliktir.  مَا  ve masdar-ı müevvel  كَ  harf-i ceriyle  نَسْخَرُ  fiiline mütealliktir.

تَسْخَرُونَ  fiili  نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.

Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir. 

Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt  ف ’si) gelmez. Ayrıca  لَمْ  (cahd-ı mutlak) ve  لَا  (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt  ف ’si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt  ف ’si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

وَيَصْنَعُ الْفُلْكَ 

 

وَ , istînâfiyyedir. 

İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

Ayetin ilk cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Muzari fiil, hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Bu ayet bir önceki ayetteki sözlerle başlıyor. Reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.

Cenab-ı Hakk'ın وَيَصْنَعُ الْفُلْكَ [Nuh gemiyi yapıyordu.] cümlesine gelince bu cümle ile ilgili iki açıklama yapılmıştır: 

a.) Bunda muzari, mazide cereyan etmiş bir durumun hikâye edilmesidir. Yani o vakitte, onun hakkında “gemi yapıyor” denilmesi yerinde bir ifade olurdu demektir.

b.) Kelamın takdiri  وأقبل يصنع الفلك [Gemi yapmaya yöneldi.] şeklinde olup burada  وَيَصْنَعُ الْفُلْكَ  ifadesiyle yetinilmiştir.(Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Görüldüğü üzere ayette Hz. Nuh’un geçmişte yaptığı gemiden bahsederken  وَيَصْنَعُ  şeklinde muzari fiil kullanılmıştır. Halbuki muktezâ-i zâhire göre fiil  صنَع  şeklinde mazi formda olmak durumundadır. Ancak ayet muktezâ-i zâhirden çıkmış, geçmiş zamanda yaşanmış da olsa, yaşanan süreci anlaşılır kılabilmek için sanki yeni yaşanıyormuş gibi muzari fiil olarak gelmiştir.

Ayrıca burada muzari fiil kullanılması, ayetin devamıyla birlikte, Hz. Nuh’un gemiyi kavminin alayına rağmen sabır ve sebatla yaptığı anlamını da yansıtmaktadır. (Süleyman Gür, Kâzî Beyzâvî Tefsîrinde Belâgat İlmi Ve Uygulanışı)  


 وَكُلَّمَا مَرَّ عَلَيْهِ مَلَاٌ مِنْ قَوْمِه۪ سَخِرُوا مِنْهُۜ 

 

وَ , haliyye veya istînâfiyyedir. Şart üslubunda gelen terkipte  كُلَّمَا , şart manası taşıyan zaman zarfıdır, müteallakı cevap cümlesidir.

Şart cümlesi olan  مَرَّ عَلَيْهِ مَلَاٌ مِنْ قَوْمِه۪ , müspet mazi fiil sıygasında gelerek temekkün ve istikrar ifade etmiştir. 

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. عَلَيْهِ  car mecruru, ihtimam için fail olan مَلَاٌ ‘a  takdim edilmiştir.

مِنْ قَوْمِه۪  car-mecruru, مَلَاٌ ‘un mahzuf sıfatına mütealliktir. Sıfatın hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.

مَلَاٌ ‘daki nekrelik herhangi bir manası ve tahkir ifade eder.

فَ  karinesi olmadan gelen cevap cümlesi   سَخِرُوا مِنْهُ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber ibtidaî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haberî isnad yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır. 

Ayetin sonunda müştakı zikredilen  سَخِرُوا kelimesinde irsâd sanatı vardır.


قَالَ اِنْ تَسْخَرُوا مِنَّا فَاِنَّا نَسْخَرُ مِنْكُمْ كَمَا تَسْخَرُونَۜ

 

Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlede fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir.

Cümle, mazi fiil sıygasında, faide-i haber ibtidâi kelamdır.  

قَالَ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  اِنْ تَسْخَرُوا مِنَّا فَاِنَّا نَسْخَرُ مِنْكُمْ كَمَا تَسْخَرُونَۜ  terkibi, şart üslubundadır.

Şart cümlesi olan  تَسْخَرُوا مِنَّا , müspet muzari fiil sıygasında gelerek teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir.

Şartın cevabı olan  فَاِنَّا نَسْخَرُ مِنْكُمْ كَمَا تَسْخَرُونَۜ  cümlesi, فَ  karînesiyle gelmiştir. اِنَّ  ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. 

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden,  اِنَّ  ve isim cümlesi olmak üzere iki tekid içeren bu ve benzeri cümleler çok muhkem/sağlam cümlelerdir. 

Cümlede müsned olan  نَسْخَرُ مِنْكُمْ كَمَا تَسْخَرُونَۜ ‘in muzari fiil cümlesi olarak gelmesi, hükmü takviye, hudûs, teceddüt, istimrar ve teceddüt ifade etmiştir. 

Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber inkârî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haberî isnad yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır. 

Masdar harfi  مَا ’ya dahil olan  كَ , teşbih harfidir. Akabindeki masdar tevilindeki cümleyle birlikte  تَسْخَرُوا  fiiline mütealliktir. Masdar-ı müevvel olan  تَسْخَرُونَۜ  cümlesi,müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.

نَسْخَرُ  (Alay edeceğiz.) sözünün gerçek anlamı; bu davranışınızın kötü sonuçlarına katlanacaksınız demektir. Aynı kelimelerle cevap verilmesi müşâkele sanatıdır.

Ayetteki şart ve cevap cümlesinde güzel bir müzavece sanatı örneği vardır. Bedî’ terimi olarak müzâvece, şart ve cevapta iki anlamın birleşmesi ve aralarında eşdeşlik bulunmasıdır. Eğer alay ederseniz şartına cevap olarak biz de alay ederiz denilmiş. Hem şartta hem cevapta aynı ifadeler kullanılarak müzâvece yapılmıştır.

سَخِرُوا - تَسْخَرُوا - نَسْخَرُ - تَسْخَرُونَ  lafızları arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

مِنْهُۜ ‘daki tekil zamirden, مِنَّا ‘da cemi zamire geçişte, iltifat sanatı vardır.

قَالَ اِنْ تَسْخَرُوا مِنَّا  [Eğer bizimle alay ediyorsanız.] ifadesinde çoğul zamiri kullanılması, onların hem Nuh (a.s) hem de müminlerle eğlenmelerindendir. Fakat burada yalnız Nuh (a.s) ile alay ettikleri belirtilmiştir. Ancak “Şunu iyi biliniz ki siz bizimle nasıl alay ediyorsanız biz de sizinle öyle alay edeceğiz.” cümlesinde hepsi kelama dahil edilmiş, böylece iki taraf kelamda denkleşmiştir.  (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)