وَاصْنَعِ الْفُلْكَ بِاَعْيُنِنَا وَوَحْيِنَا وَلَا تُخَاطِبْن۪ي فِي الَّذ۪ينَ ظَلَمُواۚ اِنَّهُمْ مُغْرَقُونَ ٣٧
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَاصْنَعِ | ve yap |
|
| 2 | الْفُلْكَ | gemiyi |
|
| 3 | بِأَعْيُنِنَا | bizim gözetimimiz altında |
|
| 4 | وَوَحْيِنَا | ve vahyimizle |
|
| 5 | وَلَا |
|
|
| 6 | تُخَاطِبْنِي | bana hitap (dua) etme |
|
| 7 | فِي | hakkında |
|
| 8 | الَّذِينَ | kimseler |
|
| 9 | ظَلَمُوا | zulmeden(ler) |
|
| 10 | إِنَّهُمْ | onlar |
|
| 11 | مُغْرَقُونَ | suda boğulacaklardır |
|
Hz. Nûh’un uzun süre sabır, metanet, şefkat ve merhametle kavmini dine davet etmesine rağmen çok az bir grubun dışında kimse iman etmedi. Kavmi onunla alay etmekle yetinmedi, cinnet getirmiş olduğunu ilân etti, bu da sonuç vermeyince isyan edip onu taşa tutarak öldürmekle tehdit etti (bk. Mü’minûn 23/25; Şuarâ 26/116). Çaresiz kalan Hz. Nûh, inkârcıların yok edilmesini Allah’tan niyaz etti (krş. Mü’minûn 23/26; Şuarâ 26/117-118; Nûh 71/26-27; Kamer 54/10). Yüce Allah, onun duasını kabul edip inkârcıların tamamını yok edeceğini peygamberine bildirdi (bk. Enbiyâ 21/76; Sâffât 37/75).
Allah Teâlâ, daha önce iman edenler müstesna artık bundan sonra kimsenin ona iman etmeyeceğini, kavminin geçmişte işlediği günahlara, kendisini yalancılıkla suçlamalarına, inkârcılıkta ısrarlarına ve gördüğü eziyetlere üzülmemesini emredip artık azgınların başına gelecek felâketin yaklaşmakta olduğunu haber verdi; “Haktan sapanlar için bana başvuruda bulunma! Onlar boğulacaklar!” buyurarak felâketin (tûfan) boyutlarının ne derece büyük olduğuna işaret etti.
Kaynak : Kur’an Yolu Tefsiri
Cilt: 3 Sayfa: 171
وَاصْنَعِ الْفُلْكَ بِاَعْيُنِنَا وَوَحْيِنَا وَلَا تُخَاطِبْن۪ي فِي الَّذ۪ينَ ظَلَمُواۚ
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اصْنَعِ sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri انت ’dir. الْفُلْكَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. بِاَعْيُنِنَا car mecruru اصْنَعِ ’deki failin mahzuf haline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamir نَا muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. وَحْيِنَا atıf harfi و ’la makabline matuftur. Mütekellim zamir نَا muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
لَا nehiy harfi olup olumsuz emir manasındadır. تُخَاطِبْن۪ي sükun ile meczum muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri انت ’dir. Sonundaki نِ vikayedir. Mütekellim zamir ى mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
الَّذ۪ينَ cemi müzekker has ism-i mevsûl فِي harf-i ceriyle تُخَاطِبْن۪ي fiiline mütealliktir. Muzâf hazfedilmiştir. Takdiri; في أمر الذين (Onların durumu hakkında) şeklindedir. İsm-i mevsûlun sılası ظَلَمُوا ’dur. Îrabtan mahalli yoktur.
ظَلَمُوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.
تُخَاطِبْن۪ي fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil mufâale babındandır. Sülâsîsi خطب ’dur.
Mufâale babı fiile, müşareket (ortaklık), bir işi peşpeşe yapmak, teksir (çokluk, bir işi çok yapmak) gibi anlamlar katar. Müşareket (İşteşlik – ortaklık): Bir işin iki kişi veya iki grup arasında yapıldığını anlatır. Fail ile mef’ûl aynı işi yapmıştır. Ayrıca fail işi başlatan ve galip gelendir. (sonuçlandırandır). Bazen de müşareket olmayıp tek taraflı olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اِنَّهُمْ مُغْرَقُونَ
İsim cümlesidir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.
هُمْ muttasıl zamir اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. مُغْرَقُونَ kelimesi اِنَّ ’nin haberi olup ref alameti و ’dır. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar.
مُغْرَقُونَ sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i mef’ûludur.
وَاصْنَعِ الْفُلْكَ بِاَعْيُنِنَا وَوَحْيِنَا
Ayet atıf harfi وَ ‘ la önceki ayetteki فَلَا تَبْتَئِسْ cümlesine atfedilmiştir. Ayetin ilk cümlesi olan وَاصْنَعِ الْفُلْكَ بِاَعْيُنِنَا وَوَحْيِنَا , emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Menfî sıygadan müspet sıygaya iltifat sanatı vardır.
اَعْيُنِنَا ve وَحْيِنَا izafetlerinde azamet zamirine muzâf olan اَعْيُنِ ve وَحْيِ kelimeleri, şan ve şeref kazanmıştır. Bu izafetler hal konumundadır. Hal, cümlede failin, mefulün veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlarla yapılan ıtnâb sanatıdır.
Bu ayette insicam sanatı vardır.
Zemahşerî’nin mesel olduğunu belirttiği bu ibarede Allah Teâlâ Hz. Muhammed’e (s.a.v); ‘’Sen Bizim korumamız, gözetimimiz altındasın’’, diyerek ondan metin olmasını istiyor. Yukarıdaki ibare, birini korumak, gözetmek, ona sahip çıkmak, maddi manevi zarar görmesin diye özen göstermek gibi anlamlara gelmektedir. Göz kulak olmak, gözü gibi bakmak, sakınmak, gözünün bebeği gibi bakmak, himayesine almak manasındadır.
بِاَعْيُنِنَا [gözlerimizle] kelimesi, alet alakasıyla mecaz-ı mürsel olarak nezaretimiz, gözetimimiz anlamında kullanılmıştır. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Beyân İlmi)
اَعْيُنِنَا tabiri istiare olup “Emrimizle gemiyi yap, biz seni gözetip korumaktayız.” demektir. Gerçekte burada görüp gözleyen bir göz, konuşan bir dil bulunmamaktadır. Bu tabir أنا بعين الله (Ben Allah’ın gözü ileyim.) ifadesine benzer ki “Ben Allah’ın koruyup gözettiği bir konumdayım.” demektir. Yine Arapların uğurlanan bir yolcuya, veda edilen bir dosta söylediği صاحبتك عين الله (Allah’ın gözü sana sahip olsun.) sözü de bu tarz bir deyiş olup “Allah’ın gözetim ve koruması…” demektir. (Şerîf er- Radî, Kur’an Mecazları)
بِاَعْيُنِنَا ifadesi, ihtiyat ve itinadan bir kinayedir. İşte bundan dolayı müfessirler, bunun manasının, “Bizim, seni tıpkı, görüp ve seni kötülükleri def edebilen kimsenin koruması tarzında olan bir korumayla gemiyi yap!” şeklinde olduğunu söylemişlerdir. Netice olarak denilebilir ki: Hz. Nuh’un (a.s) gemiyi yapmaya yönelmesi şu iki şeye bağlanmıştır: a.) Düşmanlarının, onun o işine mani olamayışları, b.) Onun, geminin nasıl yapılacağını ve kötülüğü ve şerri kendisinden nasıl giderebileceğini bildiği وَحْيِنَا tabiri, Allah Teâlâ’nın nasıl yapacağını vahyettiğine bir işarettir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
Burada gözler şeklinde أعْيُنِنا kelimesinin gelmesi iki göz yerinedir. Bu kelimede istiare vardır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
وَلَا تُخَاطِبْن۪ي فِي الَّذ۪ينَ ظَلَمُواۚ
لَا تُخَاطِبْن۪ي فِي الَّذ۪ينَ ظَلَمُوا cümlesi, nehiy üslubunda talebî inşâî isnaddır. اصْنَعِ الْفُلْكَ cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Müspet sıygadan menfî sıygaya iltifat sanatı vardır.
Burada وَلَا تُخَاطِبْن۪ي lafzı muhatabı soru sormuş gibi gösterir.
Mecrur mahaldeki cemi müzekker has ism-i mevsûl الَّذ۪ينَ ’in sılası olan ظَلَمُوا cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, s. 107)
اِنَّهُمْ مُغْرَقُونَ
Ta’liliyye olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir.
اِنَّ ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden, اِنَّ ve isim cümlesi olmak üzere iki tekid içeren bu ve benzeri cümleler çok muhkem/sağlam cümlelerdir.
İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Müsned olan مُغْرَقُونَ , ism-i mefûl kalıbındadır. أَفْعَلَ veznindeki fiilden müştaktır.
Henüz boğulma olayı olmadan onların مُغْرَقُونَ olarak ifade edilmeleri, kevniyet alakasıyla mecaz-ı mürseldir.
Sayfadaki ayetlerin fasılalarını teşkil eden و- نَ ve ي - نَ harflerinden oluşan ahenk, duyanların, okuyanların gönlünü fethedecek güzelliktedir. Bu fasılalarda lüzum ma la yelzem sanatı vardır.
Bu sanat; fasıla veya kafiye harfinden önce gerekli olmadığı halde bir veya daha fazla harfin aynısının getirilmesidir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Bedî’ İlmi, s. 201-202)