بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ 
وَيَا قَوْمِ لَٓا اَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مَالاًۜ اِنْ اَجْرِيَ اِلَّا عَلَى اللّٰهِ وَمَٓا اَنَا۬ بِطَارِدِ الَّذ۪ينَ اٰمَنُواۜ اِنَّهُمْ مُلَاقُوا رَبِّهِمْ وَلٰكِنّ۪ٓي اَرٰيكُمْ قَوْماً تَجْهَلُونَ ٢٩
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَيَا قَوْمِ | kavmim |
|
| 2 | لَا |
|
|
| 3 | أَسْأَلُكُمْ | sizden istemiyorum |
|
| 4 | عَلَيْهِ | bunun karşılığında |
|
| 5 | مَالًا | bir mal |
|
| 6 | إِنْ |
|
|
| 7 | أَجْرِيَ | benim ecrim |
|
| 8 | إِلَّا | yalnızca |
|
| 9 | عَلَى | aittir |
|
| 10 | اللَّهِ | Allah’a |
|
| 11 | وَمَا | ve değilim |
|
| 12 | أَنَا | ben |
|
| 13 | بِطَارِدِ | kovacak |
|
| 14 | الَّذِينَ | kimseleri |
|
| 15 | امَنُوا | iman eden(leri) |
|
| 16 | إِنَّهُمْ | şüphesiz onlar |
|
| 17 | مُلَاقُو | kavuşacaklardır |
|
| 18 | رَبِّهِمْ | Rabblerine |
|
| 19 | وَلَٰكِنِّي | ancak ben |
|
| 20 | أَرَاكُمْ | sizi görüyorum |
|
| 21 | قَوْمًا | bir topluluk olarak |
|
| 22 | تَجْهَلُونَ | cahillik eden |
|
Kavminin mal ve servete düşkün olan ileri gelenleri Hz. Nûh’un da peygamberliği istismar ederek para, makam ve mevki sahibi olmak istediğini, bu yolla kavmi içerisinde üstünlük sağlamaya çalıştığını düşünüyorlardı (bk. Mü’minûn 23/24). Hz. Nûh âyetteki açıklamasıyla böyle bir niyetinin bulunmadığını ilân etti. İlâhî mesajı karşılıksız olarak tebliğ etmek peygamberlerin tevhid mücadelesinde büyük önem taşımaktadır. Bu sebeple Nûh’tan sonra gelen her peygambere yaptığı görev karşılığında kavminden herhangi bir ücret istemediğini onlara bildirmesi emredilmiştir (meselâ bk. Şuarâ 26/105-180). Aynı şekilde Hz. Muhammed’den de kavmine, “Sizden yakınlığa sevgi duymanızdan başka bir karşılık istemiyorum” demesi istenmiştir (bu sözün değişik yorumları için bk. Şûrâ 42/23).
Tarih boyunca inkârcı toplumların ileri gelenleri peygambere inanan fakirleri küçümsemişlerdir. Nitekim Hz. Peygamber zamanındaki ileri gelen müşrikler de ona inanan fakirlere karşı aynı davranışı sergilemişlerdi (bk. En‘âm 6/52). 27. âyetten itibaren konunun akışından ve Hz. Nûh’un kavmine verdiği cevaptan anlaşılacağı üzere aristokrat müşrikler fakir müminlerle aynı mecliste bulunmayı içlerine sindiremiyorlardı. Bu sebeple Hz. Nûh’un çağrısını kendisiyle baş başa tartışmak maksadıyla fakir müminleri yanından kovmasını istediler. Böyle bir teklif Allah’ın emrine aykırı olduğu gibi aklıselime de aykırıydı; bu zulmü ne din kabul ederdi ne de akıl! İnsanlık şerefiyle bağdaşmayan bu teklifi kabul ettiği takdirde Allah’ın azabını hak edeceğini bilen Hz. Nûh, ”Onları kovarsam beni Allah’a karşı kim koruyabilir, düşünmüyor musunuz?” diyerek bunun büyük bir haksızlık olacağına işaret etti.
Hz. Nûh kavmiyle gerçekleştirdiği bu diyalogda üç defa “ey kavmim!” diyerek onların akrabalık duygularına hitap edip kendisinin onlardan biri olduğuna, dolayısıyla onlar için iyilik istediğine, şefkat ve merhametle muamele ettiğine, onlardan da kendisine karşı sevgi ve iyi niyet beklediğine işaret ediyordu.
Kaynak : Kur’an Yolu Tefsiri
Cilt: 3 Sayfa: 165
وَيَا قَوْمِ لَٓا اَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مَالاًۜ
وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
يَا nida harfidir. Münada olan قَوْمِ muzâf olup, mukadder fetha ile mansubdur. Mütekellim يَ ’ sı mahzuf olup, kelimenin sonundaki kesra muzâfun ileyhten ivazdır. Nidanın cevabı لَٓا اَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مَالاً ’dır.
لَٓا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. اَسْـَٔلُكُمْ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri انا ’dir. Muttasıl zamir كُمْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. عَلَيْهِ car mecruru مَالاً ‘nin mahzuf haline mütealliktir. مَالاً ikinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı يَا ’dır.
Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır.
Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude.
Mebni münada merfu üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اِنْ اَجْرِيَ اِلَّا عَلَى اللّٰهِ وَمَٓا اَنَا۬ بِطَارِدِ الَّذ۪ينَ اٰمَنُواۜ
İsim cümlesidir. اِنْ nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. اَجْرِيَ mübteda olup mukadder damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamiri ي muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. اِلَّا hasr edatıdır. عَلَى اللّٰهِ car mecruru mübtedanın mahzuf haberine mütealliktir.
وَ atıf harfidir. مَٓا olumsuzluk harfi olup لَيْسَ gibi amel eder. İsmini ref, haberini nasb eder.
اَنَا۬ munfasıl zamir َٓما ’nın ismi olarak mahallen merfûdur. بِ harf-i ceri zaiddir. طَارِدِ lafzen mecrur, َٓما ’nın haberi olarak mahallen mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Cemi müzekker has ism-i mevsûl الَّذ۪ينَ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. İsm-i mevsûlun sılası اٰمَنُوا ‘dur. Îrabtan mahalli yoktur.
اٰمَنُوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur.
اٰمَنُواۜ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi أمن ’dir.
İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.
طَارِدِ , sülâsi mücerredi طرد olan fiilin ism-i failidir.
İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اِنَّهُمْ مُلَاقُوا رَبِّهِمْ وَلٰكِنّ۪ٓي اَرٰيكُمْ قَوْماً تَجْهَلُونَ
İsim cümlesidir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.
هُمْ muttasıl zamiri اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. مُلَاقُوا kelimesi, اِنَّ ’nin haberi olup ref alameti وَ ’dır. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır. Aynı zamanda muzâftır. Sonundaki نَ izafetten dolayı mahzuftur. رَبِّهِمْ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. Muttasıl zamir هِمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
وَ atıf harfidir. لَـٰكِنَّ istidrak harfidir. لَـٰكِنَّ harfi اِنَّ gibi ismini nasb haberini ref eder. Bazı müfessirlere göre لَـٰكِنَّ ’de اِنَّ gibi cümleyi tekid eder.
ي mütekellim zamiri لَـٰكِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. اَرٰيكُمْ cümlesi, لَـٰكِنَّ haberi olarak mahallen merfûdur.
اَرٰي elif üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri انا ’dir. Muttasıl zamir كُمْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. قَوْماً ikinci mef’ûlü olup fetha ile mansubdur. تَجْهَلُونَ cümlesi, قَوْماً ’in sıfatı olarak mahallen mansubdur.
تَجْهَلُونَ fiili ن ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. İstidrak ;düzeltmek, telafi etmek, hatayı tamir etmek, kusuru örtmek gibi anlamlara gelir.Önceki sözden doğan eksikliği, hatayı veya yanlış anlaşılma ihtimalini istisnaya benzer biçimde ortadan kaldıracak bir kısmın getirilmesine istidrak adı verilir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette fiil cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
مُلَاقُوا kelimesi; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan mufâale babının ism-i failidir.
وَيَا قَوْمِ لَٓا اَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مَالاًۜ
Ayet atıf harfi وَ ‘ la önceki ayetteki nida cümlesine atfedilmiştir. Nida üslubunda talebî inşâî isnaddır. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Münada olan قَوْمِ ’ deki mütekellim zamirinin hazfi, nida edenin münadaya yakın olma isteğine işaret eder.
Nidanın cevap cümlesi olan لَٓا اَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مَالاً menfî muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Fiilin ikinci mef’ûlü olan مَالاً kelimesindeki nekrelik kıllet yani azlık ve herhangi bir nev anlamlarındadır. Bilindiği gibi nefy siyakında nekre umum ifade eder.
عَلَيْهِ car-mecruru, مَالاً ‘nin mahzuf mukaddem haline mütealliktir. Halin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
اِنْ اَجْرِيَ اِلَّا عَلَى اللّٰهِ
Cümle, ta’liliyye olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Ta’lil, kelamın bir sebebe bağlanarak ifade edilmesidir. Kastedilen mananın nedenini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.
Mübteda ve haberden müteşekkil sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır. Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. عَلَى اللّٰهِ car mecruru, mahzuf habere mütealliktir.
Müsnedün ileyh olan اَجْرِيَ , veciz ifade kastına matuf olarak izafetle gelmiştir. Bu izafette zamire muzaf olan اَجْرِ , tazim ve şeref kazanmıştır.
اَجْرِيَ kelimesinde istiare sanatı vardır. Mükafat, Allah’ın rızası, işçiye ödenen ücrete benzetilmiştir.
اَجْرٍ kelimesinin tekrarında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.
Nefy harfi اِنْ ve istisna edatı اِلَّا ile meydana gelen iki tekit hükmündeki kasr, mübteda ve haber arasındadır. اَجْرِيَ mevsûf/maksûr, عَلَى اللّٰهِ ‘nin müteallakı olan haber, sıfat/maksûrun aleyh olmak üzere kasr-ı mevsûf ale’s-sıfattır. Karşılığın, başkasına değil sadece Allah’a ait olduğu anlamını verir.
Cümle kasr üslubu sebebiyle, “Benim mükâfatım ancak Allah’tandır”. “Allah'tan başka hiç kimseden bir mükâfatım yoktur.” şeklinde bir olumlu bir de olumsuz anlam ihtiva etmektedir.
Kasr ve vurgulu cümleler dolayısıyla muhatabın inkârının şiddeti anlaşılır.
Mecrur haber, vasıf kuvvetindedir. Haber olarak gelen mecrurlar, zarflar, mübtedanın bununla vasıflandığını ifade ederler. Nahiv alimlerinin açıkladığı gibi kelamda كائِنٍ benzeri bir müstekar takdiriyle husul ve sübut ifade eder. (Âşûr, Şuara Suresi 113)
وَمَٓا اَنَا۬ بِطَارِدِ الَّذ۪ينَ اٰمَنُواۜ
Cümle, atıf harfi وَ ‘ la nidanın cevabı olan لَٓا اَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مَالاًۜ cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, isim cümlesi fiil cümlesine atfedilmiştir. Fiil cümlesinden isim cümlesine geçişte iltifat sanatı vardır.
Sübut ve istimrar ifade eden menfi isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır. مَٓا nefy harfi ليس gibi amel etmiştir. Haberi olan بِطَارِدِ ’ye dahil olan بِ harfi zaiddir.
Müsned olan بِطَارِدِ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.
İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder. (Halidî, Vakafat, s.80)
طَارِدِ için muzâfun ileyh konumundaki cemi müzekker has ism-i mevsûl الَّذ۪ينَ ’ nin sılası olan اٰمَنُوا cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
Bahsi geçen kişilerin mevsûlle ifade edilmesi, bilinen bir grup olduğuna işaret etmesinin yanında o kişilere tazim ifade eder.
الطَّرْدُ kelimesi; azarlayarak ve tahkir ederek bulunduğu mekândan uzaklaşmasını emretmek demektir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
اِنَّهُمْ مُلَاقُوا رَبِّهِمْ
Cümle, ta’liliyye olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir.
اِنَّ ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden, اِنَّ ve isim cümlesi olmak üzere iki tekid içeren bu ve benzeri cümleler çok muhkem/sağlam cümlelerdir.
İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Müsned olan مُلَاقُوا رَبِّهِمْ ‘in izafet formunda gelmesi veciz ifade kastına matuftur.
رَبِّهِمْ izafetinde Rab ismine muzâfun ileyh olan هُمْ zamirinin aid olduğu kişiler, şan ve şeref kazanmıştır.
مُلَاقُوا - بِطَارِدِ kelimeleri arasında tıbâk-ı hafîy sanatı vardır.
Allah ve Rab isimlerinin arka arkaya gelmesiyle Rabbin Allah olduğu, Allah’tan başka Rab olmadığı vurgulanır. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsir Yolu, c. 4, s. 234)
Allah ve Rab isimleri arasında mürâât-ı nazîr Rab isminin tekrarında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.
اللِّقاءُ kelimesinin إنَّ 'nin haberi olarak tekid edilmesi hakiki manada ise; kavmin ba’si inkârını red içindir. Eğer mecazi manada ise; bu buluşmanın önemini tekid içindir. Bu tekid ولَكِنِّيَ أراكم قَوْمًا تَجْهَلُونَ cümlesiyle artırılmıştır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
وَلٰكِنّ۪ٓي اَرٰيكُمْ قَوْماً تَجْهَلُونَ
لٰكِنّ۪ ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
وَمَٓا اَنَا۬ بِطَارِدِ الَّذ۪ينَ اٰمَنُواۜ cümlesine atıf harfi وَ ‘la atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Menfî sıygadan müspet sıygaya iltifat sanatı vardır.
لٰكِنّ۪ٓ ’nin haberi olan اَرٰيكُمْ قَوْماً تَجْهَلُونَ cümlesi, muzari fiil olarak gelmiş ve hükmü takviye, hudûs, istimrar, tecessüm ve teceddüt ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
İsim cümleleri sübut ifade eder. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
İlim manasında rü’yet kullanılmasında, sebep müsebbep alakası ile mecaz-ı mürsel vardır. Zikredilen rü’yet, kastedilen ise ilim olan müsebbeptir. Şöyle de ifade edilebilir; manevi, aklî ve görülmez olan bir anlatım, gözle görülen, canlı bir şey menziline konulmuştur. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er-Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i Meryem Suresi 77, s. 307)
Fiilin ikinci mef’ûlü olan قَوْماً ‘deki nekrelik tahkir içindir.
تَجْهَلُونَ cümlesi قَوْماً için sıfattır. Muzari fiil sıygasında gelerek hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Sıfatlar ıtnâb sanatıdır.
Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için kullanılan bir açıklama biçimidir. Sıfatın kullanılmasının, metbusunun daha iyi tanınması, övülmesi, yerilmesi, pekiştirilmesi, acındırılması, kapalılığının giderilmesi, tahsis edilmesi gibi maksatları vardır. Itnâb, bazen de sıfatlar vasıtasıyla yapılmaktadır. (Arş. Gör. Ömer Kara, Belâgat İlminde İki İfade Biçimi: Itnâb-Îcâz (I) Kur’an Metninin Anlaşılmasındaki Rolü Üzerine Bir Deneme)
وَيَا قَوْمِ مَنْ يَنْصُرُن۪ي مِنَ اللّٰهِ اِنْ طَرَدْتُهُمْۜ اَفَلَا تَذَكَّرُونَ ٣٠
وَيَا قَوْمِ مَنْ يَنْصُرُن۪ي مِنَ اللّٰهِ اِنْ طَرَدْتُهُمْۜ
وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
يَا nida harfidir. Münada olan قَوْمِ muzâf olup, mukadder fetha ile mansubdur. Mütekellim يَ ’ sı mahzuf olup, kelimenin sonundaki kesra muzâfun ileyhten ivazdır. Nidanın cevabı مَنْ يَنْصُرُن۪ي ’dır. مَنْ istifham ismi olup, mübteda olarak mahallen merfûdur. يَنْصُرُن۪ي cümlesi, mübtedanın haberi olarak mahallen merfûdur.
يَنْصُرُن۪ي damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. Sonundaki نِ vikayedir. Mütekellim zamir ى mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. مِنَ اللّٰهِ car mecruru يَنْصُرُن۪ي fiiline mütealliktir.
اِنْ iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
طَرَدْتُ şart fiili olup, sükun üzere mebni mazi fiildir. Mahallen meczumdur. Mütekellim zamir تُ fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir هُمْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. Şartın cevabı öncesinin delaletiyle mahzuftur.
Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı يَا ’dır.
Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır.
Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude.
Mebni münada merfu üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir.
Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez. Ayrıca لَمْ (cahd-ı mutlak) ve لَا (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَفَلَا تَذَكَّرُونَ
Fiil cümlesidir. Hemze istifham harfidir. Cümle, atıf harfi فَ ile mukadder istînâfa matuftur.Takdiri; أتجهلون فلا تذكّرون (Bilmiyor musunuz ve düşünmüyor musunuz?) şeklindedir.
لَٓا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. تَذَكَّرُونَ fiili نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.
تَذَكَّرُونَ fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil تَفَعَّلَ babındadır. Sülâsîsi ذكر ’dir. Aslı يَتَذَكَّرُونَ şeklindedir. تَ harflerinden biri hazf edilmiştir.
Bu bab fiile mutavaat, tekellüf, ittihaz, sayruret, tecennüb (sakınma) ve talep anlamları katar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَيَا قَوْمِ مَنْ يَنْصُرُن۪ي مِنَ اللّٰهِ
Ayet, atıf harfi وَ ‘la önceki ayetteki nida cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Nida üslubunda talebî inşâî isnaddır. Nida cümlesinin, mütekellimin muhataplarını ikna için tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Münada olan قَوْمِ ’deki mütekellim zamirinin hazfi, nida edenin münadaya yakın olma isteğine işarettir.
Nidanın cevap cümlesi olan مَنْ يَنْصُرُن۪ي مِنَ اللّٰهِ , istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır. İsim cümlesi formunda gelerek, sübut ve istimrar ifade etmiştir.
İstifham ismi مَنْ mübteda, müspet muzari fiil sıygasındaki يَنْصُرُن۪ي مِنَ اللّٰهِ cümlesi, haberdir.
Müsnedin muzari fiil olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde, muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
İstifham üslubunda olmasına rağmen terkib, soru anlamında değildir. Cümle vaz edildiği anlamdan çıkarak inkâr ve uyarı anlamına gelmesi nedeniyle mecazı mürsel mürekkebtir. Ayrıca istifhamda tecahülü arif sanatı söz konusudur.
مَنْ يَنْصُرُن۪ي مِنَ اللّٰهِ اِنْ طَرَدْتُهُمْ [Onları kovacak olursam Allah’tan gelecek cezaya karşı beni kim koruyabilir.] sorusuyla aslında Hz. Nuh, karşısındakilerin dikkatlerini yönlendirmeye ve vicdanlarına dokunmaya, duyarlılıklarını harekete geçirmeye çalışıyor.
اِنْ طَرَدْتُهُمْۜ
Beyânî istînâf olarak fasılla gelen terkibin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Şart üslubunda gelen terkipte طَرَدْتُهُمْ cümlesi, şarttır. Mazi fiil sıygasında gelerek, sebat, temekkün ve istikrar ifade etmiştir.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrar işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)
Nahivcilere göre şart fiili olarak kullanılan mazi fiil gelecek zaman ifade eder. (Fâdıl Sâlih Samerrâî Tefsir, c. 2, s. 106.)
Şartın, takdiri مَنْ يَنْصُرُن۪ي مِنَ اللّٰهِ (Beni Allah’a karşı kim korur?) olan cevabı, öncesinin delaletiyle hazf edilmiştir. Cevap cümlesinin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
Bu takdire göre, mezkûr şart ve mahzuf cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Kur’an’da çoğu yerde bu ayette olduğu gibi şartın cevabı mahzuftur. Ayette cevabın mahzuf olması farklı yönlerden düşünmeyi gerektirdiği, ayrıca dinleyici ve okuyucuyu düşünce ve hayal ufkuna yönlendirdiği için mubalağa içermektedir. Îcâz metoduyla cümle daha yoğun anlamlar yüklenmiştir. (Hasan Uçar, Kur’ân-ı Kerîm’deki Anlamsal Bedî‘ Sanatları Doktora Tezi)
اَفَلَا تَذَكَّرُونَ
İstifham üslubunda talebî inşâî isnad olan cümle, takdiri, أتجهلون (Bilmiyor musunuz?) olan mukadder istînâfa فَ ile atfedilmiştir.
Hemze, inkârî istifham harfidir. İstifham üslubunda gelmiş olmasına rağmen, kınama ve azarlama anlamı taşıdığı için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Ayrıca soruda tecâhül-i ârif sanatı vardır. Cümle muzari fiil sıygasında gelerek hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.
Cevabı malum bir soru şeklindeki cümle, haber üslubundan daha etkili hale gelmiş ve onları yaptıkları davranışları düşünmeye, hak söze kulak vermeye çağırmıştır.
Hemze menfi cümlenin başına geldiğinde tenbih, tezekkür ve taaccüp manalarını verir. (Suyûtî, İtkân fi Ulumi’l-Kur’ân)
Kur’ân-ı Kerîm’de sıkça başvurulan bir üslup olarak karşımıza çıkan istifhâmı inkârî ile kabul edilmeyen/edilmemesi gereken bir olgunun neden hala farkına varılmadığı sorgulanmaktadır. (İstifhâm Üslûbunun Mecâzi Kullanımları ve Meallere Yansıması Avnullah Enes Ateş)
Taaccüp ve azarlamak için gelmiş inkâri istifhamdır. Tezekkür sebeplerinin çokluğuna rağmen cehaletleri devam etmektedir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr - Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
Kur’an’daki fasılalar, kimi zaman kevnî ayetler üzerinden örnekler verilerek, kimi zaman ahiretin kalıcılığına vurgu yapılarak kimi zaman kâfirlerin Allah’ın dışında ilâhlar edinme konusundaki mantıksızlıkları geçmişle gelecek arasında bağ kurulmak suretiyle geçmişin tecrübesini geleceğe aktarma anlamındaki bir düşünmeyi kapsayan تَعَقُّل kelimesi ve “Hiç aklınızı kullanmıyor musunuz?”, “Hiç düşünmüyor musunuz?” gibi ifadelerle bitirilirken geçmişe yönelik düşünmeyi gerektiren ve hassaten önceki milletlerin tecrübeleriyle ilgili olaylar anlatılırken لَعَلَّهُمْ يَتَذَكَّرُونَ gibi tezekküre çağıran ifadelerle bitirilmiştir. Olayın arka planının kavranmasının önem arz ettiği Kur’an’ın anlamına yönelik düşünme çağrıları ise أَفَلَا يَتَدَبَّرُونَ ifadesiyle karşılık bulmuştur. Zira tezekkürün zıddı olarak kullanılan tedebbür, geleceğe yön verecek bu türden bir düşünmeyi ve tedbiri gerektirir. Aklını kullanan bireylerin (تَعَقُّل) geçmişin yaşanmışlığını idrak ederek (تَذَكُّر) geleceğe yol bulmaları (تَدَبُّر) anlamında üçünü de kapsayan bir anlamın gerekli olduğu bazı fasılalar ise tefekküre yapılan vurgularla, bütün bunlardan içinde bulunduğumuz an için hüküm çıkarma bağlamındakiler ise تَفَقُّه kelimesiyle sonlandırılmıştır. (Hasan Uçar, Kur’an-ı Kerim’deki Anlamsal Bedî‘ Sanatları, Doktora Tezi)
مَنْ - مِنَ kelimeleri arasında cinas-ı nakıs ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
وَلَٓا اَقُولُ لَكُمْ عِنْد۪ي خَزَٓائِنُ اللّٰهِ وَلَٓا اَعْلَمُ الْغَيْبَ وَلَٓا اَقُولُ اِنّ۪ي مَلَكٌ وَلَٓا اَقُولُ لِلَّذ۪ينَ تَزْدَر۪ٓي اَعْيُنُكُمْ لَنْ يُؤْتِيَهُمُ اللّٰهُ خَيْراًۜ اَللّٰهُ اَعْلَمُ بِمَا ف۪ٓي اَنْفُسِهِمْۚ اِنّ۪ٓي اِذاً لَمِنَ الظَّالِم۪ينَ ٣١
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَلَا |
|
|
| 2 | أَقُولُ | ben demiyorum |
|
| 3 | لَكُمْ | size |
|
| 4 | عِنْدِي | benim yanımdadır |
|
| 5 | خَزَائِنُ | hazineleri |
|
| 6 | اللَّهِ | Allah’ın |
|
| 7 | وَلَا | ve |
|
| 8 | أَعْلَمُ | bilmiyorum |
|
| 9 | الْغَيْبَ | gaybı |
|
| 10 | وَلَا | ve |
|
| 11 | أَقُولُ | demiyorum |
|
| 12 | إِنِّي | şüphesiz ben |
|
| 13 | مَلَكٌ | meleğim (diye) |
|
| 14 | وَلَا | ve |
|
| 15 | أَقُولُ | diyemem |
|
| 16 | لِلَّذِينَ | kimseler için |
|
| 17 | تَزْدَرِي | küçük gördükleri |
|
| 18 | أَعْيُنُكُمْ | gözlerinizin |
|
| 19 | لَنْ |
|
|
| 20 | يُؤْتِيَهُمُ | onlara vermeyecektir |
|
| 21 | اللَّهُ | Allah |
|
| 22 | خَيْرًا | bir hayır |
|
| 23 | اللَّهُ | Allah |
|
| 24 | أَعْلَمُ | daha iyi bilir |
|
| 25 | بِمَا | olanı |
|
| 26 | فِي | içlerinde |
|
| 27 | أَنْفُسِهِمْ | onların kendi |
|
| 28 | إِنِّي | ben gerçekten |
|
| 29 | إِذًا | o zaman |
|
| 30 | لَمِنَ | kimselerden olurum |
|
| 31 | الظَّالِمِينَ | zulmeden |
|
Cahil müşriklerin anlayışına göre bir kimsenin peygamber olabilmesi için zengin olması, gaybı bilmesi, özellikle melek olması gerekir ki beşerin bilemediğini bilsin, yapamadığını da yapsın! Nitekim Hz.Peygamber zamanındaki müşrikler de onda aynı özellikleri aramışlar, bir dağı altın kütlesi haline getirmesini, kayıp şeyleri bulmasını, şifasız hastaları iyileştirmesini ve gökten melek indirip kendileriyle konuşturmasını istemişlerdi (bk. En‘âm 6/50). Bu sûrenin 12. âyetinde de yine Hz. Peygamber’den benzer isteklerde bulundukları ifade buyurulmuştu. İşte binlerce yıl önce Hz. Nûh’un verdiği cevap bir peygamberin aynı zamanda ne kadar dürüst, samimi ve mütevazi olduğunu ifade etmesi bakımından da oldukça önemlidir.
Yukarıda da belirtildiği üzere müşrikler Hz. Nûh’a inanan fakirleri küçümsüyor, onlara Allah tarafından değer verilmesinin mümkün olmadığını iddia ediyor, ayrıca bu kişilerin peygambere iman etmiş olmalarını peygamber ve dini için bir kusur olarak görüyorlardı. Nitekim Câhiliye dönemi müşrikleri de Hz. Peygamber’e inanan fakirler hakkında, “İslâm iyi bir şey olsaydı ona öncelikle fakirler değil kendilerinin inanacağı”nı söylemişlerdi (bk. Ahkaf 46/11).
Allah’ın müminlere faydalı şey vermesi, “onlarda bir hayır olması, işe yarar kimseler olmaları” mânasına da gelir. Buna göre Hz. Nûh müminlerin işe yarar kimseler olmadıklarını söylemesinin mümkün olmadığını, böyle bir söz söylediği takdirde haksızlık etmiş olacağını ifade ederek müşriklerin iddialarını reddetmiştir.
Kaynak : Kur’an Yolu Tefsiri
Cilt: 3 Sayfa: 166-167
وَلَٓا اَقُولُ لَكُمْ عِنْد۪ي خَزَٓائِنُ اللّٰهِ وَلَٓا اَعْلَمُ الْغَيْبَ وَلَٓا اَقُولُ اِنّ۪ي مَلَكٌ
Fiil cümlesidir. و atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
لَٓا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. اَقُولُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنا ’dir. لَكُمْ car mecruru اَقُولُ fiiline mütealliktir. Mekulü’l-kavli, عِنْد۪ي خَزَٓائِنُ ’dir. اَقُولُ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
عِنْد۪ي mekân zarfı mahzuf mukaddem habere mütealliktir. Mütekellim zamiri ي muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. خَزَٓائِنُ muahhar mübteda olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. اللّٰهِ lafza-i celâl muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.
وَ atıf harfidir. لَٓا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. اَعْلَمُ damme ile merfû muzari fiildir. Fail müstetir olup takdiri انا ’dir. الْغَيْبَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
وَ atıf harfidir. لَٓا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. اَقُولُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri انا ’dir. Mekulü’l-kavli, اِنّ۪ي مَلَكٌ ’dir. اَقُولُ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir, ismini nasb haberini ref eder.
ي mütekellim zamiri اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. مَلَكٌ kelimesi اِنَّ ’nin haberi olup damme ile merfûdur.
وَلَٓا اَقُولُ لِلَّذ۪ينَ تَزْدَر۪ٓي اَعْيُنُكُمْ لَنْ يُؤْتِيَهُمُ اللّٰهُ خَيْراًۜ
وَ atıf harfidir. لَٓا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. اَقُولُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri انا ’dir. اَلَّذِينَ cemi müzekker has ism-i mevsûl لِ harf-i ceriyle اَقُولُ fiiline mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası تَزْدَر۪ٓي اَعْيُنُكُمْ ’dir. Îrabtan mahalli yoktur.
تَزْدَر۪ٓي fiili ی üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. اَعْيُنُ fail olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır.Muttasıl zamir كُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. Mekulü’l- kavli, لَنْ يُؤْتِيَهُمُ اللّٰهُ خَيْراً ’dir. اَقُولُ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
لَنْ muzariyi nasb ederek manasını olumsuz istikbale çeviren tekid harfidir.
يُؤْتِيَ fetha ile mansub muzari fiildir. Muttasıl zamir هُمُ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
اللّٰهُ lafza-i celâl fail olup damme ile merfûdur. خَيْراً ikinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
تَزْدَر۪ٓي fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi زري ’dır. İftial babının fael fiili د ذ ز olursa iftial babının ت si د harfine çevrilir.
İftial babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek anlamları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) يُؤْتِيَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi أتي ’dir.
İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.
اَللّٰهُ اَعْلَمُ بِمَا ف۪ٓي اَنْفُسِهِمْۚ اِنّ۪ٓي اِذاً لَمِنَ الظَّالِم۪ينَ
İsim cümlesidir. اَللّٰهُ lafza-i celâl mübteda olup damme ile merfûdur. اَعْلَمُ haber olup damme ile merfûdur. مَا müşterek ism-i mevsûl بِ harf-i ceriyle اَعْلَمُ ‘ye mütealliktir. ف۪ٓي اَنْفُسِهِمْ car mecruru mahzuf sılaya mütealliktir. Îrabtan mahalli yoktur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هِمْۚ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.
ي mütekellim zamiri اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. اِذاً cevap harfidir.
لَ harfi اِنَّ ’nin haberinin başına gelen lam-ı muzhalakadır. مِنَ الظَّالِم۪ينَ car mecruru اِنَّ ‘nin mahzuf haberine müteallik olup, cer alameti ى ‘dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar.
Tekid lamı diye isimlendirilen bu lamın kullanımı oldukça yaygındır. Fethalı olarak kullanılan bu lam, sadece ismin ve muzari fiilin başına dahil olur. İsim cümlesinin başına اِنَّ edatı gelince, cümlenin başında gelmesi gereken lam-ı ibtida, اِنَّ ‘ nin haberinin başına kayar. Bundan dolayı lam-ı muzahlaka olarak da adlandırılır. (Şırnak Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 2017/3)
الظَّالِم۪ينَ sülâsîsi mücerredi ظلم olan fiilin ism-i failidir.
İsm-i fail: Eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَعْلَمُ ism-i tafdil kalıbındandır. İsmi tafdil; bir vasfın, bir hususun bir varlıkta diğer bir varlıktan daha fazla olduğunu ifade eder. İsmi tafdil اَفْضَلُ veznindendir. İsmi tafdilin sıfatı müşebbeheden farkı; renk, şekil, uzuv noksanlığı ifade etmemesidir. Müennesi فُعْلَى veznindedir.
İsmi tafdilden önce gelen isme “mufaddal”, sonra gelen isme “mufaddalun aleyh’’ denir. Mufaddal ve mufaddalun aleyhi bazen açıkça cümlede göremeyebiliriz. Bu durumda mufaddal ve mufaddalun aleyh cümlenin gelişinden anlaşılır.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَلَٓا اَقُولُ لَكُمْ عِنْد۪ي خَزَٓائِنُ اللّٰهِ وَلَٓا اَعْلَمُ الْغَيْبَ وَلَٓا اَقُولُ اِنّ۪ي مَلَكٌ
Ayet atıf harfi وَ ‘ la önceki ayette gelen nidanın cevabına atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada haber cümlesi inşâ cümlesine atfedilmiştir. İnşâ cümlesinin haberî manada olması, haber cümlesinin ona atfını mümkün kılmıştır. İnşâ cümlesinden haber cümlesine geçişte iltifat sanatı vardır.
Ayetin ilk cümlesi, menfi muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Ayrıca muzari fiilde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek dikkatini artıran tecessüm özelliği vardır.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
لَٓا اَقُولُ fiilinin mekulü’l-kavli olan عِنْد۪ي خَزَٓائِنُ اللّٰهِ cümlesi, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. Cümlede, takdim-tehir ve îcâz-ı hazif sanatları vardır. عِنْد۪ي mekan zarfı mahzuf mukaddem habere mütealliktir. خَزَٓائِنُ اللّٰهِ muahhar mübtedadır.
Veciz ifade kastına matuf خَزَٓائِنُ اللّٰهِ izafetinde خَزَٓائِنُ kelimesi lafza-i celâle muzâf olduğu, عِنْد۪ي izafetinde عِنْد۪ , Hz. Peygambere ait zamire muzaf olduğu için şan ve şeref kazanmıştır.
Aynı üsluptaki وَلَٓا اَعْلَمُ الْغَيْبَ cümlesi ile وَلَٓا اَقُولُ لَكُمْ اِنّ۪ي مَلَكٌ cümlesi, …لَٓا اَقُولُ لَكُمْ عِنْد۪ي cümlesine atfedilmiştir. Cümlelerin atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Aralarında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
İkinci لَٓا اَقُولُ fiilinin mekulü’l-kavli olan اِنّ۪ي مَلَكٌ cümlesi, اِنَّ ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkâri kelamdır.
مَلَكٌ ‘deki nekrelik, muayyen olmayan nev ifade eder.
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden, اِنَّ ve isim cümlesi ile tekid edilen bu ve benzeri cümleler muhkem/sağlam cümlelerdir.
اَعْلَمُ - الْغَيْبَ kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.
خَزَٓائِنُ ve مَلَكٌ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
Çünkü peygamberlik, dünyevî imkânlarla elde edilemeyecek kadar azizdir ve nübüvvet davası, mal, mevki ve makam iddiası değildir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
وَلَٓا اَقُولُ لِلَّذ۪ينَ تَزْدَر۪ٓي اَعْيُنُكُمْ لَنْ يُؤْتِيَهُمُ اللّٰهُ خَيْراًۜ
Önceki …لَٓا اَقُولُ cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade eden menfi muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
لَٓا اَقُولُ fiiline müteallik mecrur mahaldeki cemi müzekker has ism-i mevsûl الَّذ۪ينَ ’nin sılası olan تَزْدَر۪ٓي اَعْيُنُكُمْ cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
تَزْدَر۪ٓي اَعْيُنُكُمْ ifadesi istiare olup, bir kimse başka birinin gözüne hilkaten çirkin görünüp de çirkinliği dolayısıyla aşağılandığında, onu görenin اقتحمت فلانا عيني و احتقره طرفي (Falancayı gözüm hor gördü; onu bakışım küçümsedi) demesine benzer. Gerçekte burada (bizzat) gözün hakir görmesi veya onun küçümsemesi diye bir şey söz konusu değildir. (Şerîf er-Radî, Kur’an Mecazları)
Âşûr bu ifadenin aklî mecaz olduğunu söylemiştir. Çoğunlukla gözler bu kişilerin böyle görülmesi için sebeptir.
Sülasisi زري olan تَزْدَر۪ٓي fiili, افتعال babındadır. Bu bab mutavaat için kullanılır. Bu nedenle geçişsizdir. Bazan da sülasi fiilin anlamını taşır. Bu baba nakledilecek fiillerin mutlaka etkileri gözle görülen somut fiiller olması gerekir. Üzülmek, sevinmek, anlamak gibi soyut anlamlı fiiller bu baba göre mezid olmazlar.
لَٓا اَقُولُ fiilinin mekulü’l-kavli olan لَنْ يُؤْتِيَهُمُ اللّٰهُ خَيْراً cümlesi, menfi muzari fiil sıygasında, faide-i haber talebî kelamdır. Muzari fiili nasb ederek manasını olumsuz istikbale çeviren nefy harfi لَنْ , cümleyi tekid etmiştir. Muzari fiil hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm, ifade etmiştir.
Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir.
İkinci mef’ûl olan خَيْراً ’deki nekrelik kesret, nev ve tazim ifade eder.
وَلَٓا اَقُولُ ibaresinin tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
اَللّٰهُ اَعْلَمُ بِمَا ف۪ٓي اَنْفُسِهِمْۚ
Cümle, itiraziyye olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi kemâl-i ittisâldir. Ana cümlenin anlamına tesiri olmayan itiraz cümleleri, parantez arası cümleler vasıtasıyla yapılan tetmim ıtnâbı babındandır.
Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
İsim cümleleri, mübteda ve haberden oluşur. Zaman ifade etmez. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet uyandırmak içindir.
Durumun önemini vurgulamak ve Allah’ın kudretini bildirmek için izmardan izhara dönülerek Allah lafzının açık isim olarak getirilmesi iltifat sanatıdır. Bu tekrarda ayrıca ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Allah Teâlânın ilmini mübalağa yoluyla ifade etmek için, müsned olan اَعْلَمُ , ism-i tafdil vezninde gelmiş ve isim cümlesi tercih edilmiştir.
Mecrur mahaldeki مَا müşterek ism-i mevsûl اَعْلَمُ ’ya mütealliktir. Sılası mahzuftur. ف۪ٓي اَنْفُسِهِمْ car-mecruru mahzuf sılaya mütealliktir. Sılanın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
اَعْلَمُ - لَٓا اَعْلَمُ kelimeleri arasında tıbâk-ı selb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
اِنّ۪ٓي اِذاً لَمِنَ الظَّالِم۪ينَ
Ta’liliyye olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Ta’lil, kelamın bir sebebe bağlanarak ifade edilmesidir. Kastedilen mananın nedenini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.
اِنَّٓ ve lam-ı muzahlaka olmak üzere iki unsurla tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
اِنَّٓ ’nin dahil olduğu cümlede ‘öyleyse, o takdirde’ manasındaki cevap harfi اِذًا , amel etmemiştir.
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden, اِنَّ , isim cümlesi ve lam-ı muzahlaka sebebiyle üç katlı tekid ifade eden bu ve benzeri cümleler, çok muhkem cümlelerdir.
Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. مِنَ الظَّالِم۪ينَ car-mecruru, mahzuf habere mütealliktir.
الظَّالِم۪ينَ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiştir.
İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder. (Halidî, Vakafat, s. 80)
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı [devamlılığı] ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
اِنَّ ve tekid lamı, cümlede beraberce bulunursa bu cümle, üç kez tekrar edilen cümle gibi olur. Çünkü اِنَّ, cümlede iki kez tekrar gücünü taşır, buna tekid lamı da ilave edilince, üçüncü tekrar sağlanmış olur. Tekid edilen, اِنَّ ’nin ismi ve haberinden ziyade, cümlenin taşıdığı hükümdür. (Suyûtî, İtkan, c. 2 s.176)
قَالُوا يَا نُوحُ قَدْ جَادَلْتَنَا فَاَكْثَرْتَ جِدَالَنَا فَأْتِنَا بِمَا تَعِدُنَٓا اِنْ كُنْتَ مِنَ الصَّادِق۪ينَ ٣٢
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | قَالُوا | dediler ki |
|
| 2 | يَا نُوحُ | Nuh |
|
| 3 | قَدْ | muhakkak |
|
| 4 | جَادَلْتَنَا | bizimle tartıştın |
|
| 5 | فَأَكْثَرْتَ | çok ileri gittin |
|
| 6 | جِدَالَنَا | bizimle tartışmanda |
|
| 7 | فَأْتِنَا | getir bakalım |
|
| 8 | بِمَا | şeyi |
|
| 9 | تَعِدُنَا | bize vaadettiğin |
|
| 10 | إِنْ | eğer |
|
| 11 | كُنْتَ | isen |
|
| 12 | مِنَ | -den |
|
| 13 | الصَّادِقِينَ | doğru sözlüler- |
|
“Azgınlık içinde bırakmak” diye tercüme ettiğimiz 34. âyetteki iğvâ kelimesi, “helâk etmek, doğru yoldan saptırmak, baştan çıkarmak, ayartmak, azdırmak ve saptırmak” anlamlarını da içermektedir. Terim olarak iğvâ, “şeytanın veya nefsin insanı kötü yola yönlendirmesi” anlamına gelir. Allah’ın iğvâsından maksat –genel olarak hidayet ve dalâlet konusunda olduğu gibi– imtihan gereği ve ilâhî sünnetin (kanun) bir uygulaması olarak sapmaya yönelenlere izin ve imkân vermesidir. Azgınlıktaki ısrarları sebebiyle Allah bir kavmin maddî, mânevî ve ahlâkî bakımdan bozulmasını, kokuşup çökmesini murat etmişse peygamberin nasihati o topluma fayda vermez. Onlar zenginliklerine, mevki ve makamlarına aldandıkları için gerçeği göremezler, onu görenleri de küçümserler, onlarla birlikte olmaya tenezzül etmezler, peygamberin söz ve davranışları onlara ağır gelir. Nitekim Yûnus sûresinin 71. ayetinden Hz. Nûhun bu durumu müşrik kavmine açıkca ifade ettiği anlaşılmaktadır.
Kaynak : Kur’an Yolu Tefsiri
Cilt: 3 Sayfa: 167-168
قَالُوا يَا نُوحُ قَدْ جَادَلْتَنَا فَاَكْثَرْتَ جِدَالَنَا فَأْتِنَا بِمَا تَعِدُنَٓا اِنْ كُنْتَ مِنَ الصَّادِق۪ينَ
Fiil cümlesidir. قَالُوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Mekulü’l-kavli, يَا نُوحُ ’dur. قَالُوا fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
يَا nida harfi, نُوحُ münadadır. Müfred alem olup damme üzere mebni mahallen mansubdur.
Nidanın cevabı قَدْ جَادَلْتَنَا ’dir.
قَدْ tahkik harfidir. جَادَلْتَ sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir تَ fail olarak mahallen merfûdur. Mütekellim zamiri نَا mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
فَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَكْثَرْتَ sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir تَ fail olarak mahallen merfûdur. جِدَالَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamiri نَا muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
فَ mukadder şartın cevabının başına gelen rabıta veya fasiha harfidir. Takdiri; إن كنت صادقا في ما تقول فأتنا (Söylediğin şey doğruysa haydi getir…) şeklindedir.
أْتِنَا illet harfinin hazfıyla mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ’dir. Mütekellim zamiri نَا mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. مَا müşterek ism-i mevsûl بِ harf-i ceriyle أْتِنَا fiiline mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası تَعِدُنَٓا ’dır. Îrabtan mahalli yoktur.
تَعِدُنَٓا damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri انت ’dir. Mütekellim zamiri نا mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
اِنْ iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder. كَانَ ’nin dahil olduğu isim cümlesi şart cümlesidir.
كُنْتَ nakıs, sükun üzere mebni mazi fiildir. تَ muttasıl zamir كُنْتَ ’nin ismi olarak mahallen merfûdur. مِنَ الصَّادِق۪ينَ car mecruru كُنْتَ ’nin mahzuf haberine müteallik olup, cer alameti ي ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar.
Şartın cevap cümlesi, öncesinin delaletiyle hazfedilmiştir. Takdiri; إن كنت من الصادقين فأتنا بما تعدنا (Eğer sadıklardan iseniz vadettiğiniz şeyi getirin.) şeklindedir.
Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı يَا ’dır.
Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır.
Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude.
Mebni münada merfu üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir.
Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez. Ayrıca لَمْ (cahd-ı mutlak) ve لَا (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
جَادَلْتَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil mufâale babındandır. Sülâsîsi جدل ’dir.
Mufâale babı fiile, müşareket (ortaklık), bir işi peşpeşe yapmak, teksir (çokluk, bir işi çok yapmak) gibi anlamlar katar. Müşareket (İşteşlik – ortaklık): Bir işin iki kişi veya iki grup arasında yapıldığını anlatır. Fail ile mef’ûl aynı işi yapmıştır. Ayrıca fail işi başlatan ve galip gelendir. (sonuçlandırandır). Bazen de müşareket olmayıp tek taraflı olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَكْثَرْتَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi كثر ’dir.
İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.
الصَّادِق۪ينَ sülâsî mücerredi صدق olan fiilin ism-i failidir.
İsm-i fail, eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
قَالُوا يَا نُوحُ قَدْ جَادَلْتَنَا فَاَكْثَرْتَ جِدَالَنَا
Ayet istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi, şibh-i kemâl-i ittisâldir. Müspet mazi fiil sıygasında, lâzım-ı faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)
قَالُوا fiilinin mekulü’l-kavli olan يَا نُوحُ cümlesi, nida üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Nidanın cevabı olan قَدْ جَادَلْتَنَا cümlesi, tahkik harfi قَدْ ile tekid edilmiş, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır. قَدْ mazi fiile dahil olduğunda kesinlik ifade eder.
Aynı üslupta gelen فَاَكْثَرْتَ جِدَالَنَا cümlesi, فَ ile makabline atfedilmiştir. Müspet mazi fiil sıygasında lâzım-ı faide-i haber ibtidaî kelamdır.
جَادَلْتَنَا - جِدَالَنَا kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
فَأْتِنَا بِمَا تَعِدُنَٓا
İstînâfiyye olarak fasılla gelen terkipte فَ , mukadder şartın cevabının başına gelen rabıtadır. Takdiri, إن كنت صادقا في ما تقول (Söylediğin şey doğruysa…) olan şart cümlesinin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
Cevap cümlesi olan فَأْتِنَا بِمَا تَعِدُنَٓا , emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Mahzuf şart ve mezkûr cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Geldi manasındaki آتِي fiili, بِ harf-i ceri ile kullanıldığında getirdi manasına gelir. Bu tazmin sanatıdır.
Mecrur mahaldeki müşterek ism-i mevsûl مَا , emir fiil olan فَأْتِنَا ’ya mütealliktir. Sılası olan تَعِدُنَٓا , müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
اِنْ كُنْتَ مِنَ الصَّادِق۪ينَ
İstînâfiyye olarak fasılla gelen terkip, şart üslubundadır. Vuku bulma ihtimalinin şüpheli veya zayıf olduğu durumlarda kullanılan şart harfi اِنْ ve كان ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, şarttır. كاِن ’nin haberinin hazfi, îcaz-ı hazif sanatıdır. مِنَ الصَّادِق۪ينَ , bu mahzuf habere mütealliktir.
Terkipte, îcâz-ı hazif vardır. Şartın, takdiri فأتنا بما تعدنا (Bize vadettiğini getir.) olan cevap cümlesi, öncesinin delaletiyle hazf edilmiştir.
Bu takdire göre mezkûr şart ve mukadder cevap cümlelerinden oluşan terkip şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Kur’an’da çoğu yerde bu ayette olduğu gibi şartın cevabı mahzuftur.
Ayette cevabın mahzuf olması farklı yönlerden düşünmeyi gerektirdiği, ayrıca dinleyici ve okuyucuyu düşünce ve hayal ufkuna yönlendirdiği için mübalağa içermektedir. Îcâz metoduyla cümle daha yoğun anlamlar yüklenmiştir. (Hasan Uçar, Kur’an-ı Kerîm’deki Anlamsal Bedî‘ Sanatları Doktora Tezi)
Şart edatı اِنْ , mazi fiilin başına gelebilir. Bu durumda, hasıl olmamış bir şeyi hasıl olmuş gibi göstermeyi, ya da fiilin gerçekleşmesi konusundaki şiddetli arzuyu ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
اِنْ edatı başlıca şu yerlerde kullanılır: 1. Muhatabın tam olarak inanmadığı durumlarda kesinlikle doğru olan sözün başında اِنْ gelir.
2. Bilmezden gelinen durumlarda da اِنْ kullanılır: Efendisini soran birisine hizmetçinin evde olduğunu bildiği halde: “Evdeyse sana haber veririm.” demesi gibi.
3. Bilen kimse sanki bilmiyormuş gibi kabul edilerek اِنْ kullanılır: Sebebi de kişinin, bildiği şeyin gereğini yerine getirmemesidir. إِنْ كُنْتَ مِنْ تُرَابٍ فَلَا تَفْتَخِرْ “Eğer sen topraktan yaratılmışsan böbürlenme!” örneğinde olduğu gibi. Kişi, topraktan yaratıldığını bilmektedir. Ancak bunu unutup kibirlenmektedir. Bu nedenle de kendisine hitapta اِنْ edatı kullanılmıştır. (Prof. Dr. Ali Bulut, Belâgat)
قَالَ اِنَّمَا يَأْت۪يكُمْ بِهِ اللّٰهُ اِنْ شَٓاءَ وَمَٓا اَنْتُمْ بِمُعْجِز۪ينَ ٣٣
قَالَ اِنَّمَا يَأْت۪يكُمْ بِهِ اللّٰهُ اِنْ شَٓاءَ وَمَٓا اَنْتُمْ بِمُعْجِز۪ينَ
Fiil cümlesidir. قَالَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هُو ’dir. Mekulü’l-kavli, يَأْت۪يكُمْ بِهِ اللّٰهُ ’dir. قَالَ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
اِنَّمَا , kâffe ve mekfûfe’dir. Kâffe; men eden, alıkoyan anlamında olup buradaki مَا harfidir. اِنَّ harfinden sonra gelmiş ve onun amel etmesine mani olmuştur. اِنَّ ‘nin ameli ise engellenmiştir yani mekfûfedir.
يَأْت۪يكُمْ fiili ي üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. بِهِ car mecruru يَأْت۪يكُمْ fiiline mütealliktir.
اللّٰهُ lafza-i celâl fail olup damme ile merfûdur.
اِنْ iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
شَٓاءَ şart fiili olup, fetha üzere mebni mazi fiildir. Mahallen meczumdur. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Mef’ûlun bihi mahzuftur. Takdiri; شاء تعجيله لكم (Sizin için hızlandırmak istedi.) şeklindedir. Şartın cevabı mahzuftur. Takdiri, فإنّ أمره إلى الله.(Onun durumu Allah'adır.) şeklindedir. وَمَٓا اَنْتُمْ بِمُعْجِز۪ينَ cümlesi يَأْت۪يكُمْ ’deki hitap zamirinin hali olarak mahallen mansubdur.
وَ haliyyedir. مَٓا nefy harfi olup لَيْسَ gibi amel eder. İsmini ref haberini nasb eder.
اَنْتُمْ munfasıl zamiri مَا ’nın ismi olarak mahallen merfûdur. بِ harf-i ceri zaiddir. مُعْجِز۪ينَ lafzen mecrur olup, مَا ’nın haberi olarak mahallen mansub, cer alameti ى ‘dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar.
اِنَّـمَٓا , kâffe (durduran, engelleyen anlamında ismi faildir) ve mekfûfe’dir.Usul ve beyan alimlerinin Cumhuruna göre kâffe olan مَٓا harfi, اِنَّ ile birlikte nafiye olur ve bu da hasr için kullanılma sebebidir. Çünkü اِنَّ ispat, مَٓا nefiy içindir. Bu ikisinin tek bir şey için kullanılması caiz değildir, çünkü aralarında tenakuz vardır. https://www.arapcadilbilgisi.com/
Cumhura göre إنما hasr ifade eder ve maksûrun aleyh cümlenin sonunda bulunur. https://islamansiklopedisi.org
Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır:
1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
مُعْجِز۪ينَ sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
قَالَ اِنَّمَا يَأْت۪يكُمْ بِهِ اللّٰهُ
Beyânî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir.
Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)
قَالَ fiilinin mekulü’l-kavli olan يَأْت۪يكُمْ بِهِ اللّٰهُ cümlesi, kasr edatı اِنَّمَا ile tekid edilmiş fiil cümlesidir. Müspet muzari fiil sıygasında, faide-i haber inkârî kelamdır. Muzari fiil, hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
İki tekit hükmündeki kasr, fiil ve fail arasındadır. يَأْت۪يكُمْ maksur/sıfat, اللّٰهُ maksurun aleyh/mevsûf, olmak üzere, kasr-ı sıfat ale’s-mevsûftur. Ayette o azabı sadece Allah’ın getireceği kasr üslubuyla kesin bir şekilde söylenmiştir.
Âşûr bu kasrın onların talebine binaen kalp kasrı olduğunu söylemiştir. (Âşûr,Et-Tahrîr Ve’t- Tenvîr)
Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil lafza-i celâlle gelmesi azamet ve heybeti artırmak, zihne yerleştirmek amacına matuftur.
يَأْت۪يكُمْ fiili ‘gelir’ manasındadır. Ayette بِ harf-i ceri ile ‘getirir’ anlamına gelmiştir. Tazmin vardır.
اِنَّمَا edatı; siyakında açıkça veya zımnen bir sorunun olduğu ayetlerde cevap olarak gelir. Muhatab konunun cahili değildir ve doğruluğuna itiraz etmiyordur, ya da bu konuma konulmuştur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Bu kelam, vadedilen azabın korkunçluğunu bildirir. O azabı getirmek, beşer kuvvetinin dışında olan bir iştir. Onu ancak Allah gerçekleştirir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
اِنْ شَٓاءَ
İtiraziyye olarak fasılla gelen اِنْ شَٓاءَ terkibi şart üslubunda haberi isnaddır. Ana cümlenin anlamına tesiri olmayan itiraz cümleleri, parantez arası cümleler vasıtasıyla yapılan tetmim ıtnâbı babındandır.
Şart cümlesi olan اِنْ شَٓاءَ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Şart fiili شَاۤءَ ’nin mef’ûlü mahzuftur. Bu hazif muhatabın muhayyilesini sınırlamadan düşünmesini sağlayan îcaz sanatıdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)
Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. Takdiri; فإنّ أمره إلى الله (Muhakkak ki bu iş Allah’a aittir.) olan cevap cümlesi öncesinin delaletiyle hazf edilmiştir.
Bu takdire göre mahzuf cevap ve mezkûr şart cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber ibtidaî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
Kur’an’da çoğu yerde bu ayette olduğu gibi şartın cevabı mahzuftur.
Bilinen ve tahmini kolay olan hususları zikrederek ibareyi uzatmamak, dikkati asıl önemli yere yönlendirmek, karineye dayanarak terk edilen şeyleri muhatabın düşünce ve hayal gücüne bırakarak anlam zenginliği kazanmak gibi sebeplerle hazfe başvurulur. (TDV İslam Ansiklopedisi Îcâz Bah.)
Ayette cevabın mahzuf olması farklı yönlerden düşünmeyi gerektirdiği, ayrıca dinleyici ve okuyucuyu düşünce ve hayal ufkuna yönlendirdiği için mübalağa içermektedir. Îcâz metoduyla cümle daha yoğun anlamlar yüklenmiştir. (Hasan Uçar, Kur’an-ı Kerîm’deki Anlamsal Bedî‘ Sanatları Doktora Tezi)
Genel olarak شَٓاءَ fiilinin mef'ûlü bu cümlede olduğu gibi hazf edilir. Çünkü ibham; ilgi uyandırır, muhatabı dinlemeye teşvik eder. Ancak mef'ûl alışılmadık, garîp bir şey olursa bu kuralın dışına çıkılarak zikredilir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
وَمَٓا اَنْتُمْ بِمُعْجِز۪ينَ
يَأْت۪يكُمْ fiilindeki mef’ûlün hali olan وَمَٓا اَنْتُمْ بِمُعْجِز۪ينَ cümlesi, sübut ve istimrar ifade eden menfi isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır.
مَٓا nefy harfi ليس gibi amel etmiştir. Haberi olan بِمُعْجِز۪ينَ ’ye dahil olan بِ harfi zaiddir.
Müsned olan بِمُعْجِزٖينَ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.
İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder. (Halidî, Vakafat, s.80)
Bu cümlede müsnedün ileyhin önüne olumsuzluk harfi geçmiştir ve haber de müştak isimdir. Her ne kadar bu yapı birçok yerde ihtisas ifade etse de burada ihtisas ifade etmez. Çünkü mana “sadece siz, yeryüzünde Allah’ı aciz bırakmadınız” şeklinde değildir, çünkü böyle olsaydı başkaları Allah’ı aciz bırakabilir manası çıkardı. Buradaki bina, hükmü takviye ve takrir ifade eder. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, C. 3, s.197-198)
معجز başkasının istediğini imkânsız hale getirmek için, kendi nezdindekini yapan kimsedir. Binâenaleyh bu kimse, "Onu acze düşürdü, âciz bıraktı" diye vasfedilir. O halde, Cenâb-ı Hakk'ın, buyruğunun manası, "Sizin, O'nun katındakini yapma imkânınız yoktur. Binâenaleyh, eğer üzerinize azab indirmeyi isterse, Allah'ın dilemiş olduğu azabı indirmesi imkânsız olmaz..." şeklinde olur. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
وَلَا يَنْفَعُكُمْ نُصْح۪ٓي اِنْ اَرَدْتُ اَنْ اَنْصَحَ لَكُمْ اِنْ كَانَ اللّٰهُ يُر۪يدُ اَنْ يُغْوِيَكُمْۜ هُوَ رَبُّكُمْ وَاِلَيْهِ تُرْجَعُونَۜ ٣٤
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَلَا | ve |
|
| 2 | يَنْفَعُكُمْ | size yarar vermez |
|
| 3 | نُصْحِي | öğüdüm |
|
| 4 | إِنْ | eğer |
|
| 5 | أَرَدْتُ | istesem de |
|
| 6 | أَنْ |
|
|
| 7 | أَنْصَحَ | öğüt vermek |
|
| 8 | لَكُمْ | size |
|
| 9 | إِنْ | eğer |
|
| 10 | كَانَ |
|
|
| 11 | اللَّهُ | Allah |
|
| 12 | يُرِيدُ | dilerse |
|
| 13 | أَنْ |
|
|
| 14 | يُغْوِيَكُمْ | sizi azgınlığa düşürmeyi |
|
| 15 | هُوَ | O |
|
| 16 | رَبُّكُمْ | sizin Rabbinizdir |
|
| 17 | وَإِلَيْهِ | ve O’na |
|
| 18 | تُرْجَعُونَ | döndürüleceksiniz |
|
وَلَا يَنْفَعُكُمْ نُصْح۪ٓي اِنْ اَرَدْتُ اَنْ اَنْصَحَ لَكُمْ اِنْ كَانَ اللّٰهُ يُر۪يدُ اَنْ يُغْوِيَكُمْۜ
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
لَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. يَنْفَعُ damme ile merfû muzari fiildir. Muttasıl zamir كُمْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. نُصْح۪ٓي fail olup mukadder damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzaftır. Mütekellim zamiri ي muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
اِنْ iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَرَدْتُ şart fiili olup, sükun üzere mebni mazi fiildir. Mahallen meczumdur. Mütekellim zamir تُ fail olarak mahallen merfûdur. Bilmek anlamında kalp fiilidir. اَنْ ve masdar-ı müevvel mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
اَنْ muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.
اَنْصَحَ fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنا ’dir. لَكُمْ car mecruru اَنْصَحَ fiiline mütealliktir.
اِنْ iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder. كَانَ ‘in dahil olduğu isim cümlesi şart cümlesidir.
اللّٰهُ lafza-i celâli كَانَ ’nin ismi olup damme ile merfûdur. يُر۪يدُ cümlesi كَانَ ’nin haberi olarak mahallen mansubdur. Şartın cevabı öncesinin delaletiyle mahzuftur. Takdiri; فلا ينفعكم نصحي (Nasihat size fayda vermez) şeklindedir.
يُر۪يدُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. اَنْ ve masdar-ı müevvel mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
اَنْ muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.
يُغْوِيَ fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Önceki şart ve cevabının delaletiyle bu şartın cevabı mahzuftur. Takdiri, إن كان الله يريد أن يغويكم فإن أردت أن أنصح لكم فلا ينفعكم نصحي (Eğer Allah, sizi azdırmak diliyorsa, ben size öğüt vermek istesem de öğütlerim sizin için yararlı olmaz.) şeklindedir.
Kalp fiilleri (iki mef’ûl alan fiiller); bir mef’ûl ile manası tamamlanamayıp ikinci mef’ûle ihtiyaç duyan fiillerdir. Bu fiiller isim cümlesinin önüne gelirler, mübtedayı ve haberi iki mef’ûl yaparak nasbederler. 3 gruba ayrılırlar:
1. Bilmek manasında olanlar. ألفي - دري - رأي - وجد - علم fiilleridir. 2. Sanmak manası ifade edenler, kesine yakın bilgi ifade ederler. “Sanmak, zannetmek, saymak, kendisine öyle gelmek” gibi manalara gelir. ظنّ - حسب - خال - زعم - عدّ fiilleridir.
3. grupta olan değiştirme manası ifade edenler aynı anlama gelmedikleri halde görevleri itibariyle onlara benzerliklerinden kalp fiilleri adı altına girmişlerdir. جعل - صيّر - إتّخذ - ردّ - ترك fiilleridir.Değiştirme manasına gelen fiiller “etti, yaptı, kıldı, edindi, dönüştürdü, değişik bir hale getirdi” gibi manalara gelir.
Bilgi ve zan fiillerinden sonra bazen اَنَّ ’li ve اَنْ ’li cümleler gelir, bu cümleler iki mef’ûl kabul edilir. Bilmek, sanmak ve değiştirme manasına gelen bu fiiller 3 şekilde gelebilir:
1) İki mef’ûl alanlar, 2) İki mef’ûlünü masdarı müevvel cümlesi olarak alanlar, 3) İki mef’ûlü hazif olanlar. Kalp fiilleri iki mamûlü arasında olduğunda amel etmeleri de etmemeleri de caizdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir.
Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez. Ayrıca لَمْ (cahd-ı mutlak) ve لَا (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Fiil-i muzarinin başına اَنْ harfi geldiği zaman onu nasb ettiği gibi anlamını da masdara çevirmektedir. Bu tür masdarlara masdar anlamı içerdikleri için “tevilli masdar (masdar-ı müevvel cümlesi)” denmektedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَرَدْتُ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi رود ’dir.
يُغْوِيَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi غوي ‘dir.
İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.
هُوَ رَبُّكُمْ وَاِلَيْهِ تُرْجَعُونَۜ
İsim cümlesidir. Munfasıl zamir هُوَ mübteda olarak mahallen merfûdur. رَبُّكُمْ haber olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir كُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
وَ atıf harfidir. اِلَيْهِ car mecruru تُرْجَعُونَ fiiline mütealliktir.
تُرْجَعُونَ fiili ن ’un sübutuyla merfû meçhul muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ ı naib-i fail olarak mahallen merfûdur.
Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman, Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَلَا يَنْفَعُكُمْ نُصْح۪ٓي اِنْ اَرَدْتُ اَنْ اَنْصَحَ لَكُمْ
Ayet, atıf harfi وَ ‘ la önceki ayetteki اِنَّمَا يَأْت۪يكُمْ بِهِ اللّٰهُ cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Müspet sıygadan menfî sıygaya iltifat sanatı vardır.
Ayetin ilk cümlesi olan وَلَا يَنْفَعُكُمْ نُصْح۪ٓي , menfi muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Veciz ifade kastına matuf نُصْح۪ٓي izafetinde, Hud a.s.’a aid zamire muzâf olan نُصْح۪ٓ , tazim ve şeref kazanmıştır.
اِنْ اَرَدْتُ اَنْ اَنْصَحَ لَكُمْ cümlesi, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Şart üslubundaki terkipte şart cümlesi olan اِنْ اَرَدْتُ اَنْ اَنْصَحَ لَكُمْ , müspet mazi fiil sıygasında gelerek, sebat, temekkün ve istikrar ifade etmiştir.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)
Masdar harfi اَنْ ve akabindeki اَنْصَحَ لَكُمْ cümlesi, masdar tevilinde, اَرَدْتُ fiilinin mef’ûlü konumundadır. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
اِنْ , şart fiilinin vuku bulması nadir olan durumlarda kullanılan şart harfidir.
Şart edatı اِنْ , mazi fiilin başına gelebilir. Bu durumda, hasıl olmamış bir şeyi hasıl olmuş gibi göstermeyi, ya da fiilin gerçekleşmesi konusundaki şiddetli arzuyu ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Takdiri, فلا ينفعكم نصحي (Size nasihatim fayda vermez.) cevap cümlesi öncesinin delaletiyle hazf edilmiştir. Cevap cümlesinin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
Bu takdire göre mahzuf cevap ve mezkûr şart cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber ibtiaî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
Kur’an’da çoğu yerde bu ayette olduğu gibi şartın cevabı mahzuftur.
Bilinen ve tahmini kolay olan hususları zikrederek ibareyi uzatmamak, dikkati asıl önemli yere yönlendirmek, karineye dayanarak terk edilen şeyleri muhatabın düşünce ve hayal gücüne bırakarak anlam zenginliği kazanmak gibi sebeplerle hazfe başvurulur. (TDV İslam Ansiklopedisi Îcâz Bah.)
اِنْ كَانَ اللّٰهُ يُر۪يدُ اَنْ يُغْوِيَكُمْۜ
Şart üslubundaki terkip istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir.
Önceki cümlenin delaletiyle cevabı mahzuf olan şart cümlesi olan اِنْ كَانَ اللّٰهُ يُر۪يدُ اَنْ يُغْوِيَكُمْ , nakıs fiil كَانَ ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.
كَانَ ’nin isminin bütün kemâl sıfatlara şamil lafza-i celâlle gelmesi telezzüz, teberrük ve kalplerde haşyet uyandırmak amacına matuftur.
كان ’nin haberi olan يُر۪يدُ اَنْ يُغْوِيَكُمْۜ ‘nin muzari fiil cümlesi olarak gelmesiyle hüküm takviye edilmiştir.
Masdar harfi اَنْ ve akabindeki يُغْوِيَكُمْ cümlesi, masdar tevilinde, يُر۪يدُ fiilinin mef’ûlü konumundadır. Masdar-ı müevvel müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Takdiri فإن أردت أن أنصح لكم فلا ينفعكم نصحي (Ben size öğüt vermek istesem de, öğüdüm size fayda vermez.) olan cevap cümlesinin hazfi icâz-ı hazif sanatıdır.
Bu takdire göre mezkûr şart ve mahzuf cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Ayette iki şart cümlesi vardır. Her ikisinin de cevabı mahzuftur.
نُصْح۪ٓي - اَنْصَحَ ve اَرَدْتُ - يُر۪يدُ kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
اَنْصَحَ - يُغْوِيَكُمْ (nasihat etmek- azdırmak) kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.
Ayetteki muzari fiiller hudûs, istimrar, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
كان ’nin haberinin muzari fiille gelmesi, geçmişte belirli bir süre devam edip biten eylemler ve geçmişte mûtat olarak yapılan, âdet haline gelmiş davranışlar olmak üzere iki manaya delalet eder. (Vecih Uzunoğlu, Arap Dilinde كَانَ ’nin Fiili ve Kur'an’da Kullanımı, DEÜ İlahiyat Fak. Dergisi, Sayı 41)
كَان ’nin haberinin muzari fiil olarak gelmesi, durumun yenilenerek tekrar ettiğine işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s.103)
Kur’an’da كان ’den sonra gelen muzari fiil, o eylemin çokluğuna ve devamlılığına işaret eder. (Celalettin Divlekci, Kur’an’da Bazı Kelimelerin Kullanım Özelliklerine Dair Genel Kaideler)
“İğva ‘Allah’ ifadesinde igvâ’nın (saptırma /azdırma) -Allah Teâlâ’ya nispetle- zikredilmesi, sarih istiare olmasa da istiare kabilinden bir tabirdir. Aynı şekilde -Allah’a nispetle- mekr (hileyle aldatma) ve istihza (alay etme) gibi ifadeler de böyledir. Zira bu tür lafızların manalarıyla kastedilen zahiri (gerçek) ve örfi manaları değildir. İğvâ ‘saptırmak, azdırmak, dalalete davet etmek’ demektir ki bu Allah Teâlâ için caiz değildir. Çünkü bunlar çirkin eylemlerdir; üstelik Allah Teâlâ bu fiillerin zıtlarını emir buyurmuştur. O halde buradaki ‘iğvâ’ ile kastedilen, onların Allah Teâlâ’yı inkâr etmeleri ve emirlerini terketmeleri sebebiyle Allah’ın onları rahmetinden uzaklaştırmasıdır. Şu ayet bu manaya kanıt teşkil teşkil eder: Meryem Suresi 59. ayet… Burada geçen ‘ğayy غْوِيَ (rahmetten mahrumiyet, azap ve cezaya çarpılmak)’ demektir. Nitekim birçok nesir ve şiir parçasında geçen iğvâ kelimesi ile ‘tahyib (rahmetten mahrum etmek, umutlarını boşa çıkarmak)’ anlamı kastedilmiştir. Ayrıca iğvâ’nın onların ‘helak edilmesi’ ve onlar hakkında ‘sapkınlık hükmünün verilmiş olması’ anlamında kullanılması da caizdir.” (Şerîf er- Radî, Kur’an Mecazları)
Cenab-ı Hakk’ın, [Eğer Allah sizi helak etmeyi dilemişse ben sizin iyiliğinizi arzu etmiş olsam bile bu nasihatim size fayda vermez.] ayeti, kendisinden sonra başka bir şartın geldiği, bir şarta bağlanan ceza cümlesidir. Bu da, lafız bakımından sonra gelen, şartın hükmünün var olması bakımından önce olmasını gerektirir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
Nasihatin onlara fayda vermeyeceği kesin iken, bunu ilâhî iradeye bağlaması, kendi nasihatinin fayda sağlamasının da ilâhî iradeye bağlı olduğunu belirtmek içindir.(Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s- Selîm)
هُوَ رَبُّكُمْ
Ta’lîliyye olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi, şibh-i kemâl-i ittisâldir. Ta’lil, kelamın bir sebebe bağlanarak ifade edilmesidir. Kastedilen mananın nedenini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.
Mübteda ve haberden müteşekkil, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
İsim cümleleri, mübteda ve haberden oluşur. Zaman ifade etmez. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Veciz ifade kastına matuf رَبُّكُمْ izafetinde Rab isminin inanmayanlara ait zamire muzâf olmasında, Rablerinin onlar üzerindeki ihsan ve faziletleri konusundaki rububiyetini hatırlatmak manası vardır.
وَاِلَيْهِ تُرْجَعُونَۜ
Cümle, atıf harfi وَ ile makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, fiil cümlesi isim cümlesine atfedilmiştir. İsim cümlesinden fiil cümlesine geçişte iltifat sanatı vardır.
Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Hudus, istimrar, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Bütün mamullerin cümledeki yeri, aslında amilinden sonra gelmesidir. اِلَيْهِ car-mecruru ihtimam ve fasılaya riayet için, amili olan تُرْجَعُونَ ‘e takdim edilmiştir.
تُرْجَعُونَ fiili meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naib-i fail olur.
Kuran-ı Kerim’de tehdit, uyarı ve korkutma manası olan fiiller genellikle meçhul sıyga ile gelir.
Meçhul bina, naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er- Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)
İfadede ‘bir anlam için söylenen sözün içine başka bir anlam yerleştirmek şeklinde açıklanan idmâc sanatı vardır. ‘Ona döndürüleceksiniz’ manasına, gereken karşılığı göreceksiniz manası idmac edilmiştir. Lazım-melzum alakasıyla mecâz-ı mürseldir.
اِلَيْهِ تُرْجَعُونَ sözü lafzen sarih olarak Allah'a dönüşe delalet eder. Bunun yanında bu sarih delalet söylenmemiş başka bir delaleti de kapsar. Bu da hesap, sevap ve cezadır. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, C. 4, s. 370)
تُرْجَعُونَ : İnsan geldiği yere geri döner. Oraya ilk defa gitmiyoruz. Oradan geldik, oraya gidiyoruz manasını taşır. Allah’ın bizi yaratması bir nimet olduğu gibi öldürmesi de bir nimettir.
Bu cümle, Kur’an-ı Kerim’in birçok suresinde ufak farklılıklarla veya aynen tekrarlanmıştır. Tekrarlanan cümleler arasında tekrir, ıtnâb ve reddü'l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır Böyle tekrarlar, kelamdaki cüzleri birbirine bağlar, aralarında bir ilişki kurar ve dokuyu bütünleştirir. Bunlar çok tekrarlanır ki iman ve yakîn sabitleşsin. Eğer murad sadece bilmek olsaydı, bir kere söylenmesi yeterli olurdu.
Tekrarlanan cümlelerin manasının nefiste yerleşmesi arzu edilir, hatta zatın bir cüzü haline gelinceye kadar tekit edilir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri, Ahkaf/28, C. 7, S. 314)
اَمْ يَقُولُونَ افْتَرٰيهُۜ قُلْ اِنِ افْتَرَيْتُهُ فَعَلَيَّ اِجْرَام۪ي وَاَنَا۬ بَر۪ٓيءٌ مِمَّا تُجْرِمُونَ۟ ٣٥
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | أَمْ | yoksa |
|
| 2 | يَقُولُونَ | diyorlar (mı?) |
|
| 3 | افْتَرَاهُ | onu uydurdu |
|
| 4 | قُلْ | de ki |
|
| 5 | إِنِ | eğer |
|
| 6 | افْتَرَيْتُهُ | onu ben uydurduysam |
|
| 7 | فَعَلَيَّ | benim üzerimedir |
|
| 8 | إِجْرَامِي | suçum |
|
| 9 | وَأَنَا | ancak ben |
|
| 10 | بَرِيءٌ | uzağım |
|
| 11 | مِمَّا | -dan |
|
| 12 | تُجْرِمُونَ | sizin suçlarınız- |
|
Müfessirlerin çoğunluğu bu âyetin Nûh kıssasının bir parçası olduğunu söylemişlerse de (bk. Râzî, XVII, 220; Reşîd Rızâ, XII, 71) üslûp ve muhtevası dikkate alındığında âyetin muhatabının Hz. Muhammed olduğu ve Kur’an’da anlatılan Nûh kıssasına, dolaylı olarak da Kur’an’a temas ettiği anlaşılmaktadır. Nitekim birçok müfessir bu görüşü benimsemiştir (bk. Taberî, XII, 32; İbn Kesîr, IV, 252; Reşîd Rızâ, XII, 71). Buna göre Hz. Peygamber Nûh kıssasını insanlara okurken müşrikler, “Bu kıssayı sen uydurdun” diyerek sözünü kesmişler, yüce Allah da peygamberine âyetteki ifadelerle bu iddiayı reddetmesini emretmiştir.
Kaynak : Kur’an Yolu Tefsiri
Cilt: 3 Sayfa: 168
اَمْ يَقُولُونَ افْتَرٰيهُۜ
Fiil cümlesidir. اَمْ munkatıadır. Yani بَلْ ve hemze manasındadır.
يَقُولُونَ fiili نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Mekulü’l-kavli, افْتَرٰيهُ ’dır. يَقُولُونَ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
افْتَرٰي elif üzere mukadder fetha ile mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هُو ’dir. Muttasıl zamir هُ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
اَمْ: Çoğunlukla soru edatlarıyla birlikte kullanılır ve muhataptan bu edatın öncesi ile sonrasındaki unsurlardan birini ta’yin ve tercih etmesini zorunlu kılar. Genellikle soru edatı olan hemze ile (اَ) birlikte kullanılır. İkiye ayrılır: Muttasıl اَمْ . Munkatı اَمْ (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
افْتَرٰي fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi فري ’dır.
İftial babı fiile, mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek anlamları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
قُلْ اِنِ افْتَرَيْتُهُ فَعَلَيَّ اِجْرَام۪ي وَاَنَا۬ بَر۪ٓيءٌ مِمَّا تُجْرِمُونَ۟
Fiil cümlesidir. قُلْ sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ’dir. Mekulü’l-kavl mukadder şart cümlesidir. قُلْ fiilinin mef’ûlün bihi olarak mahallen mansubdur.
اِنْ iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
افْتَرَيْتُهُ şart fiili olup, sükun üzere mebni mazi fiildir. Mahallen meczumdur. Mütekellim zamir تُ fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir هُ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
فَ şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir.
عَلَيَّ car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir. اِجْرَام۪ي muahhar mübteda olup mukadder damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzaftır. Mütekellim zamiri ي muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Munfasıl zamir اَنَا۬ mübteda olarak mahallen merfûdur. بَر۪ٓيءٌ haber olup damme ile merfûdur. مَٓا ve masdar-ı müevvel مِنْ harf-i ceriyle بَر۪ٓيءٌ ’e mütealliktir.
تُجْرِمُونَ fiili ن ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur.
Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir.
Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez. Ayrıca لَمْ (cahd-ı mutlak) ve لَا (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
تُجْرِمُونَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi جرم ’dir.
İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.
اَمْ يَقُولُونَ افْتَرٰيهُۜ
İstinafiyye olarak fasılla gelen ayetin ilk cümlesi istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır.
اَمْ munkatı’dır yani بَلْ ve hemze manasındadır. Buradaki hemze inkâri manadadır.
İstifham üslubunda gelmiş olmasına rağmen kınama amacı taşıyan cümle mecaz-ı mürsel mürekkebtir. Ayrıca mütekellimin Allah Teâlâ olduğu soruda tecâhül-i ârif sanatı vardır.
Müspet muzari fiil sıygasında gelerek teceddüt ve istimrar ifade eden يَقُولُونَ fiilinin mekulü’l-kavli olan افْتَرٰيهُ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, s. 107)
افْتَرٰيهُ kelimesinin manası, “O onu uydurdu; onu icad etti ve o onu kendiliğinden yaptı.” demektir. Buradaki هُ zamiri, o kâfirlere tebliğ edilmiş olan vahye racidir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l- Gayb)
Buradaki اَمْ bir amaçtan başka bir amaca geçildiğine işaret eden idrâb manasındadır. (Âşûr,Et- Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Bu ayet-i kerime Kur’an’daki tehaddi (meydan okuma) ayetlerinden biridir. Tehaddi fiilinin kökü olan حدى fiili deveyi şarkı söyleyerek yürütmek, tahrik etmek demektir. Bakara Suresi 24 ve Yunus Suresi 38 ayetleriyle iktibas vardır.
قُلْ اِنِ افْتَرَيْتُهُ فَعَلَيَّ اِجْرَام۪ي وَاَنَا۬ بَر۪ٓيءٌ مِمَّا تُجْرِمُونَ۟
Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlede fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
قُلْ fiilinin mekulü’l-kavli olan اِنِ افْتَرَيْتُهُ فَعَلَيَّ اِجْرَام۪ي , şart üslubundadır. اِنِ افْتَرَيْتُهُ şart cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında gelerek, sebat, temekkün ve istikrar ifade etmiştir.
فَ karinesiyle gelen cevap cümlesi فَعَلَيَّ اِجْرَام۪ي , sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede îcâz-ı hazif ve takdim-tehir sanatları vardır. عَلَيَّ car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir. اِجْرَام۪ي , muahhar mübtedadır.
اِجْرَام۪ي , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mefûlü de ifade eder.
Şart ve cevap cümlelerinden oluşan terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
Ayetin sonunda müştakı zikredilen اِجْرَام۪ي kelimesinde irsâd sanatı vardır.
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
اَنَا۬ بَر۪ٓيءٌ مِمَّا تُجْرِمُونَ۟ cümlesi atıf harfi وَ ‘ la şartın cevabına atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Mübteda ve haberden oluşmuş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mecrur mahaldeki masdar harfi مَّا ve akabindeki تُجْرِمُونَ۟ cümlesi, masdar teviliyle بَر۪ٓيءٌ ‘a mütealliktir.
Masdar-ı müevvel cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Müsned olan بَر۪ٓيءٌ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.
İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder. (Halidî, Vakafat, s. 80)
افْتَرٰيهُ - افْتَرَيْتُهُ ve اِجْرَام۪ي - تُجْرِمُونَ۟ gruplarındaki kelimeler arasında iştikak cinası ve reddü'l-acüz ale's-sadr sanatı vardır.
اِجْرَام۪ي ve تُجْرِمُونَ۟ kelimeleri arasında isim ve fiil arasında güzel bir iltifat sanatı vardır. (Müşerref Ulusu (Ülger), Arap Dili Ve Belâgatı İltifat Sanatı)
اِجْرَام۪ , mahzurlu ve yasak olan şeyleri arzu edip onları yapmaktır. Bu, muzâfın hazfedilmesi kabilinden bir ifadedir. Çünkü kelamın takdiri; فَعَلَیَّ اِجْرَامٖى “İşlediğim günahın cezası benim üstümedir” şeklindedir. Ayette bir başka hazif daha bulunmaktadır ki bu da kelamın takdirî manasının, “Eğer ben onu uydurdu isem bu suçumun cezası bana aittir. Yok, eğer ben doğru söylüyor ve siz de beni yalanlıyorsanız, bu yalanlamanızın cezası da size aittir.” şeklinde olmasıdır. Ancak söz bu hazfe delalet ettiği için bu bırakılıp, söylenmeyen kelimeler hazf edilmiştir.(Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
Ayet قُلْ emriyle başlamıştır. Ayetin başında bu emrin bulunması mekûlu-l kavlin Allah Teâlâ katında bir önemi ve şanı, ciddiyeti bulunduğuna işaret eder. Aslında bu emir Kur'an-ı Kerim'de pek çok kez geçmiş ve Resulullah'ın kendinden bir tek kelime bile söylemediğine işittiği her şeyin Allah'tan olduğuna kuvvetle delalet etmiştir. Resulullah’a قُلْ diyen emrin arkasında görkemli, muhteşem bir ses fark edilir. Kur'an-ı Kerim'in ne kadar saflıkla bize ulaştığını ve dokunulmazlığının önemini gösterir. Böyle yerlerde Resulullah'ın bize tebliğ eden sesinden önce kendisine bunu indiren Allah'ın ona قُلْ dediğini işitiriz. Bunun etkisi çok kuvvetlidir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri 7, Ahkaf Suresi 10)
فَعَلَيَّ اِجْرَام۪ي ifadesi, hazif yoluyla mecazdır. Yani; ”benim suçumun cezası bana” demektir. Bunun faraziye yoluyla olduğunu açıklamak için şüpheye delalet eden اِنِ ile getirilerek اِنِ افْتَرَيْتُهُ (Eğer ben onu uydurursam) buyurulmuştur. Halbuki kâfirlerin suçu buna benzemez, onların suçları kesindir. Nitekim وَاَنَا۬ بَر۪ٓيءٌ مِمَّا تُجْرِمُونَ۟ [Ben sizin yaptıklarınızdan uzağım] ayeti de bunu vurgular. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefâsir)
افْتَرٰيهُ kelimesinin manası, “O onu uydurdu; onu icad etti ve o onu kendiliğinden yaptı.” demektir. Buradaki هُ zamiri, o kâfirlere tebliğ edilmiş olana râcidir. Nûh’un (as) “…günahı benim üstüme olsun.”, “Eğer ben onu uydurdu isem, suçumun cezası bana aittir.” demesi risaletini kabul etmelerinden ümidini kestiği esnada inkârî manada söylenmiş olan bir sözdür. (Fahreddîn er- Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
وَاُو۫حِيَ اِلٰى نُوحٍ اَنَّهُ لَنْ يُؤْمِنَ مِنْ قَوْمِكَ اِلَّا مَنْ قَدْ اٰمَنَ فَلَا تَبْتَئِسْ بِمَا كَانُوا يَفْعَلُونَۚ ٣٦
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَأُوحِيَ | vahyolundu |
|
| 2 | إِلَىٰ |
|
|
| 3 | نُوحٍ | Nuh’a |
|
| 4 | أَنَّهُ | gerçekten |
|
| 5 | لَنْ |
|
|
| 6 | يُؤْمِنَ | kimse iman etmeyecek |
|
| 7 | مِنْ | -den |
|
| 8 | قَوْمِكَ | kavmin- |
|
| 9 | إِلَّا | dışında |
|
| 10 | مَنْ | kimselerin |
|
| 11 | قَدْ | (şimdiye kadar) |
|
| 12 | امَنَ | iman eden |
|
| 13 | فَلَا |
|
|
| 14 | تَبْتَئِسْ | üzülme |
|
| 15 | بِمَا | dolayı |
|
| 16 | كَانُوا |
|
|
| 17 | يَفْعَلُونَ | onların yaptıklarından |
|
Hz. Nûh’un uzun süre sabır, metanet, şefkat ve merhametle kavmini dine davet etmesine rağmen çok az bir grubun dışında kimse iman etmedi. Kavmi onunla alay etmekle yetinmedi, cinnet getirmiş olduğunu ilân etti, bu da sonuç vermeyince isyan edip onu taşa tutarak öldürmekle tehdit etti (bk. Mü’minûn 23/25; Şuarâ 26/116). Çaresiz kalan Hz. Nûh, inkârcıların yok edilmesini Allah’tan niyaz etti (krş. Mü’minûn 23/26; Şuarâ 26/117-118; Nûh 71/26-27; Kamer 54/10). Yüce Allah, onun duasını kabul edip inkârcıların tamamını yok edeceğini peygamberine bildirdi (bk. Enbiyâ 21/76; Sâffât 37/75).
Allah Teâlâ, daha önce iman edenler müstesna artık bundan sonra kimsenin ona iman etmeyeceğini, kavminin geçmişte işlediği günahlara, kendisini yalancılıkla suçlamalarına, inkârcılıkta ısrarlarına ve gördüğü eziyetlere üzülmemesini emredip artık azgınların başına gelecek felâketin yaklaşmakta olduğunu haber verdi; “Haktan sapanlar için bana başvuruda bulunma! Onlar boğulacaklar!” buyurarak felâketin (tûfan) boyutlarının ne derece büyük olduğuna işaret etti.
Kaynak : Kur’an Yolu Tefsiri
Cilt: 3 Sayfa: 171
وَاُو۫حِيَ اِلٰى نُوحٍ اَنَّهُ لَنْ يُؤْمِنَ مِنْ قَوْمِكَ اِلَّا مَنْ قَدْ اٰمَنَ فَلَا تَبْتَئِسْ بِمَا كَانُوا يَفْعَلُونَۚ
Fiil cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. اُو۫حِيَ fetha üzere mebni meçhul mazi fiildir. اِلٰى نُوحٍ car mecruru اُو۫حِيَ fiiline mütealliktir. اَنَّ ve masdar-ı müevvel اُو۫حِيَ fiilinin naib-i faili olarak mahallen merfûdur.
اَنَّ masdar harfidir. İsim cümlesine dahil olur. İsmini nasb haberini ref yapar, cümleye masdar anlamı verir.
هُ şan zamiri اَنَّ ‘nin ismi olarak mahallen mansubdur. لَنْ يُؤْمِنَ cümlesi, اَنَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.
لَنْ muzariyi nasb ederek manasını olumsuz istikbale çeviren tekid harfidir.
يُؤْمِنَ fetha ile mansub muzari fiildir. مِنْ قَوْمِكَ car mecruru يُؤْمِنَ fiilinin mahzuf haline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir كَ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. اِلَّا hasr edatıdır. مَنْ müşterek ism-i mevsûl يُؤْمِنَ fiilinin faili olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası قَدْ اٰمَنَ ’dir. Îrabtan mahalli yoktur.
قَدْ tahkik harfidir. Tekid ifade eder. اٰمَنَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir.
فَ mukadder şartın cevabının başına gelen rabıta veya fasiha harfidir.Takdiri; إن كان المؤمنون قلّة فلا تبتئس (Müminlerin sayısı az olsa da ümidinizi kesmeyin) şeklindedir.
لَا nehiy harfi olup olumsuz emir manasındadır. تَبْتَئِسْ sükun ile meczum muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri انت ’dir. مَا müşterek ism-i mevsûl بِ harf-i ceriyle تَبْتَئِسْ fiiline mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası كَانُوا يَفْعَلُونَۚ ‘dur. Îrabtan mahalli yoktur.
كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
كَانُوا nakıs, damme üzere mebni mazi fiildir. كَانُوا ’nun ismi, cemi müzekker olan و muttasıl zamirdir, mahallen merfûdur. يَفْعَلُونَ cümlesi, كَانُوا ‘nun haberi olarak mahallen mansubdur.
يَفْعَلُونَ fiili ن ‘un sübutuyla merfu muzari fiildir. Muttasıl zamir çoğul و 'ı fail olarak mahallen merfûdur.
كان ’nin haberinin muzari fiille gelmesi, geçmişte belirli bir süre devam edip biten eylemler ve geçmişte mûtat olarak yapılan, âdet haline gelmiş davranışlar olmak üzere iki manaya delalet eder. (Vecih Uzunoğlu, DEÜ İlahiyat Fak. Dergisi Sayı 41)
Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman, Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Şan zamirleri: Müfred gaib ve gaibe (3. tekil şahıs zamiri)nde kendisine dikkat çekilmek istenen bir iş için kullanılır. İkisine birden iş zamiri denir. Müzekkerine > zamiruş şan (هُوَ – هُ) Müennesine > zamirul kıssa (هِيَ – هَا) Zamirler normalde kendinden önceki ismi açıklarken, zamiruş-şan/kıssa ise kendinden sonraki kısma dikkat çeker. Şan zamiri “Benden sonra bir cümle gelecek; gelecek olan o cümle çok önemli” mesajı verir. İş zamirleri 3’e ayrılır: Munfasıl (ayrı iş zamirleri >هُوَ – هِيَ) mübteda olarak kullanılır. Muttasıl (bitişik iş zamirleri >ىهُ – هَا) huruf-u müşebbehe bil fiil veya efali kulûb ile kullanılır. Mahzuf iş zamiri (hazfolmuş iş zamiri) كَأَنَّ ، أَنَّ ، إنَّ ‘nin muhaffefleri olan كَأَنْ , أَنْ , إِنْ ’den sonra hazfedilmiş olarak gelir.
اُو۫حِيَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi وحي ’dir.
يُؤْمِنَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi أمن ‘dir.
İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.
تَبْتَئِسْ fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi بئس ’dir.
İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.
وَاُو۫حِيَ اِلٰى نُوحٍ اَنَّهُ لَنْ يُؤْمِنَ مِنْ قَوْمِكَ اِلَّا مَنْ قَدْ اٰمَنَ
وَ , istînâfiyyedir.
İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, s. 107)
اُو۫حِيَ fiili meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naib-i fail olur.
Meçhul bina, naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er- Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)
Masdar ve tekid harfi اَنَّ ’nin dahil olduğu اَنَّهُ لَنْ يُؤْمِنَ مِنْ قَوْمِكَ اِلَّا مَنْ قَدْ اٰمَنَ cümlesi, masdar tevilinde, اُو۫حِيَ fiilinin naib-i faili konumundadır.
Masdar-ı müevvel, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
اَنَّ ’nin haberi olan لَنْ يُؤْمِنَ مِنْ قَوْمِكَ اِلَّا مَنْ قَدْ اٰمَنَ cümlesi, menfi muzari fiil sıygasında faide-i haber inkârî kelamdır.
لَنْ , muzariyi nasb ederek manasını olumsuz istikbale çeviren nefî harfidir. Fiile, asla manası katarak tekid eder.
Nefy harfi لَنْ ve istisna harfi اِلَّا ile oluşan, iki tekid hükmündeki kasr, fiille fail arasındadır. يُؤْمِنَ maksûr / sıfat, مَنْ maksûrun aleyh /mevsûftur. Kasr-ı sıfat ale’l-mevsûftur.
Müstesna konumunda olan müşterek ism-i mevsûl مَنْ ’nın sılası olan قَدْ اٰمَنَ cümlesi, tahkik harfi قَدْ ile tekid edilmiş, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır. قَدْ mazi fiile dahil olduğunda kesinlik ifade eder.
اَنَّهُ ’deki şan zamiri arkadan gelen cümlenin ne kadar önemli olduğuna delalet eder. Çünkü kavminin kalan kısmının imanı konusunda ümidini kesmesini ifade eder. Nitekim لَنْ harfi de geleceği olumsuzlayan bir harftir. Bu da peygamber için zor bir durumdur. Bunun için arkadan فَلا تَبْتَئِسْ بِما كانُوا يَفْعَلُونَ şeklindeki teselli gelmiştir. فَ harfi bu üzücü haber dolayısıyla teselli için tefrî’dir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
لَنْ يُؤْمِنَ - اٰمَنَ kelimeleri arasında tıbâk-ı selb, iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
اُو۫حِيَ ve نُوحٍ kelimeleri arasında cinas-ı nakıs ve reddü’l-acüz ale’s-sadr, sanatları vardır.
Burada vahiy, öğretmek ve ilham anlamındadır. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
فَلَا تَبْتَئِسْ بِمَا كَانُوا يَفْعَلُونَۚ
İstînâfiyye olarak fasılla gelen terkipte فَ , mukadder şartın cevabının başına gelen rabıtadır. Takdiri, إن كان المؤمنون قلّة (Eğer müminler az olursa…) olan şart cümlesinin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
Cevap cümlesi olan فَلَا تَبْتَئِسْ بِمَا كَانُوا يَفْعَلُونَ , nehiy üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Mahzuf şart ve mezkûr cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Mecrur mahaldeki müşterek ism-i mevsûl مَا ’nın sılası olan كَانُوا يَفْعَلُونَ , nakıs fiil كاَن ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.
كان ’nin haberi olan يَفْعَلُونَ ‘nin muzari fiille gelmesi hükmü takviye, hudûs, teceddüt, istimrar ve teceddüt ifade etmiştir.
كان ’nin haberinin muzari fiille gelmesi, geçmişte belirli bir süre devam edip biten eylemler ve geçmişte mûtat olarak yapılan, âdet haline gelmiş davranışlar olmak üzere iki manaya delalet eder. (Vecih Uzunoğlu, Arap Dilinde كَانَ ’nin Fiili ve Kur'an’da Kullanımı, DEÜ İlahiyat Fak. Dergisi Sayı 41)
كَان ’nin haberinin muzari fiili olarak gelmesi durumun yenilenerek tekrar ettiğine işaret eder. (Vakafat, s. 103)
Allah Teâlâ bu ayetle artık onların iman etmeyeceklerini, dolayısıyla Hz. Nuh’un da onların yalanlamaları ve ezalarından dolayı kederlenmemesini bildirdi.(Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)
وَاصْنَعِ الْفُلْكَ بِاَعْيُنِنَا وَوَحْيِنَا وَلَا تُخَاطِبْن۪ي فِي الَّذ۪ينَ ظَلَمُواۚ اِنَّهُمْ مُغْرَقُونَ ٣٧
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَاصْنَعِ | ve yap |
|
| 2 | الْفُلْكَ | gemiyi |
|
| 3 | بِأَعْيُنِنَا | bizim gözetimimiz altında |
|
| 4 | وَوَحْيِنَا | ve vahyimizle |
|
| 5 | وَلَا |
|
|
| 6 | تُخَاطِبْنِي | bana hitap (dua) etme |
|
| 7 | فِي | hakkında |
|
| 8 | الَّذِينَ | kimseler |
|
| 9 | ظَلَمُوا | zulmeden(ler) |
|
| 10 | إِنَّهُمْ | onlar |
|
| 11 | مُغْرَقُونَ | suda boğulacaklardır |
|
وَاصْنَعِ الْفُلْكَ بِاَعْيُنِنَا وَوَحْيِنَا وَلَا تُخَاطِبْن۪ي فِي الَّذ۪ينَ ظَلَمُواۚ
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اصْنَعِ sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri انت ’dir. الْفُلْكَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. بِاَعْيُنِنَا car mecruru اصْنَعِ ’deki failin mahzuf haline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamir نَا muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. وَحْيِنَا atıf harfi و ’la makabline matuftur. Mütekellim zamir نَا muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
لَا nehiy harfi olup olumsuz emir manasındadır. تُخَاطِبْن۪ي sükun ile meczum muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri انت ’dir. Sonundaki نِ vikayedir. Mütekellim zamir ى mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
الَّذ۪ينَ cemi müzekker has ism-i mevsûl فِي harf-i ceriyle تُخَاطِبْن۪ي fiiline mütealliktir. Muzâf hazfedilmiştir. Takdiri; في أمر الذين (Onların durumu hakkında) şeklindedir. İsm-i mevsûlun sılası ظَلَمُوا ’dur. Îrabtan mahalli yoktur.
ظَلَمُوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.
تُخَاطِبْن۪ي fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil mufâale babındandır. Sülâsîsi خطب ’dur.
Mufâale babı fiile, müşareket (ortaklık), bir işi peşpeşe yapmak, teksir (çokluk, bir işi çok yapmak) gibi anlamlar katar. Müşareket (İşteşlik – ortaklık): Bir işin iki kişi veya iki grup arasında yapıldığını anlatır. Fail ile mef’ûl aynı işi yapmıştır. Ayrıca fail işi başlatan ve galip gelendir. (sonuçlandırandır). Bazen de müşareket olmayıp tek taraflı olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اِنَّهُمْ مُغْرَقُونَ
İsim cümlesidir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.
هُمْ muttasıl zamir اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. مُغْرَقُونَ kelimesi اِنَّ ’nin haberi olup ref alameti و ’dır. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar.
مُغْرَقُونَ sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i mef’ûludur.
وَاصْنَعِ الْفُلْكَ بِاَعْيُنِنَا وَوَحْيِنَا
Ayet atıf harfi وَ ‘ la önceki ayetteki فَلَا تَبْتَئِسْ cümlesine atfedilmiştir. Ayetin ilk cümlesi olan وَاصْنَعِ الْفُلْكَ بِاَعْيُنِنَا وَوَحْيِنَا , emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Menfî sıygadan müspet sıygaya iltifat sanatı vardır.
اَعْيُنِنَا ve وَحْيِنَا izafetlerinde azamet zamirine muzâf olan اَعْيُنِ ve وَحْيِ kelimeleri, şan ve şeref kazanmıştır. Bu izafetler hal konumundadır. Hal, cümlede failin, mefulün veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlarla yapılan ıtnâb sanatıdır.
Bu ayette insicam sanatı vardır.
Zemahşerî’nin mesel olduğunu belirttiği bu ibarede Allah Teâlâ Hz. Muhammed’e (s.a.v); ‘’Sen Bizim korumamız, gözetimimiz altındasın’’, diyerek ondan metin olmasını istiyor. Yukarıdaki ibare, birini korumak, gözetmek, ona sahip çıkmak, maddi manevi zarar görmesin diye özen göstermek gibi anlamlara gelmektedir. Göz kulak olmak, gözü gibi bakmak, sakınmak, gözünün bebeği gibi bakmak, himayesine almak manasındadır.
بِاَعْيُنِنَا [gözlerimizle] kelimesi, alet alakasıyla mecaz-ı mürsel olarak nezaretimiz, gözetimimiz anlamında kullanılmıştır. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Beyân İlmi)
اَعْيُنِنَا tabiri istiare olup “Emrimizle gemiyi yap, biz seni gözetip korumaktayız.” demektir. Gerçekte burada görüp gözleyen bir göz, konuşan bir dil bulunmamaktadır. Bu tabir أنا بعين الله (Ben Allah’ın gözü ileyim.) ifadesine benzer ki “Ben Allah’ın koruyup gözettiği bir konumdayım.” demektir. Yine Arapların uğurlanan bir yolcuya, veda edilen bir dosta söylediği صاحبتك عين الله (Allah’ın gözü sana sahip olsun.) sözü de bu tarz bir deyiş olup “Allah’ın gözetim ve koruması…” demektir. (Şerîf er- Radî, Kur’an Mecazları)
بِاَعْيُنِنَا ifadesi, ihtiyat ve itinadan bir kinayedir. İşte bundan dolayı müfessirler, bunun manasının, “Bizim, seni tıpkı, görüp ve seni kötülükleri def edebilen kimsenin koruması tarzında olan bir korumayla gemiyi yap!” şeklinde olduğunu söylemişlerdir. Netice olarak denilebilir ki: Hz. Nuh’un (a.s) gemiyi yapmaya yönelmesi şu iki şeye bağlanmıştır: a.) Düşmanlarının, onun o işine mani olamayışları, b.) Onun, geminin nasıl yapılacağını ve kötülüğü ve şerri kendisinden nasıl giderebileceğini bildiği وَحْيِنَا tabiri, Allah Teâlâ’nın nasıl yapacağını vahyettiğine bir işarettir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
Burada gözler şeklinde أعْيُنِنا kelimesinin gelmesi iki göz yerinedir. Bu kelimede istiare vardır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
وَلَا تُخَاطِبْن۪ي فِي الَّذ۪ينَ ظَلَمُواۚ
لَا تُخَاطِبْن۪ي فِي الَّذ۪ينَ ظَلَمُوا cümlesi, nehiy üslubunda talebî inşâî isnaddır. اصْنَعِ الْفُلْكَ cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Müspet sıygadan menfî sıygaya iltifat sanatı vardır.
Burada وَلَا تُخَاطِبْن۪ي lafzı muhatabı soru sormuş gibi gösterir.
Mecrur mahaldeki cemi müzekker has ism-i mevsûl الَّذ۪ينَ ’in sılası olan ظَلَمُوا cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, s. 107)
اِنَّهُمْ مُغْرَقُونَ
Ta’liliyye olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir.
اِنَّ ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden, اِنَّ ve isim cümlesi olmak üzere iki tekid içeren bu ve benzeri cümleler çok muhkem/sağlam cümlelerdir.
İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Müsned olan مُغْرَقُونَ , ism-i mefûl kalıbındadır. أَفْعَلَ veznindeki fiilden müştaktır.
Henüz boğulma olayı olmadan onların مُغْرَقُونَ olarak ifade edilmeleri, kevniyet alakasıyla mecaz-ı mürseldir.
Sayfadaki ayetlerin fasılalarını teşkil eden و- نَ ve ي - نَ harflerinden oluşan ahenk, duyanların, okuyanların gönlünü fethedecek güzelliktedir. Bu fasılalarda lüzum ma la yelzem sanatı vardır.
Bu sanat; fasıla veya kafiye harfinden önce gerekli olmadığı halde bir veya daha fazla harfin aynısının getirilmesidir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Bedî’ İlmi, s. 201-202)
Allahım! Yaptığı her dünyalık ve ahiretlik işi, yalnız Senin rızan için yapanlardan ve karşılığını yalnız Senden bekleyenlerden eyle beni. Yaptığım iyiliklerin ve hayırların ardından, insanların – beklentimi karşılamayacak ve nefsimi tatmin etmeyecek – sözleriyle ve hareketleriyle meşgul etme kalbimi. Böylesi faydasız beklentilerden arındır halimi.
Allahım! Kullarını, azabından ve gazabından ancak Sen korursun. Senden, Sana sığınırım. Sığınmamı kabul buyur. Mükafatlandırdığın, bağışladığın ve affına layık kullarından eyle beni. Nefsimin kölesi olmaktan ve nefsinin kölesi olmuşların cahil cesaretlerine kanmaktan koru halimi. Senin huzurunda saygıyla titret kalbimi. Senin karşında daima sınırını bilenlerden eyle nefsimi.
Allahım! Öğüt alanlardan, hatasını idrak edip affını dileyenlerden, duymamızı nasip ettiğin nasihatları dinleyenlerden, karşımıza çıkardığın fırsatları değerlendirenlerden ve yanlışlarını düzeltenlerden eyle beni. Sevdiğin kullarınla karşılaştığımda, kıymet bilmemekten ve alametlerinle gözgöze geldiğimde, boş boş bakmaktan koru halimi. Senden gelen her hayrı hazır bir şekilde ümitle bekleyenlerden ve kapıda karşılayıp aydınlananlardan eyle kalbimi.
Amin.
Zeynep Poyraz @zeynokoloji