وَاُو۫حِيَ اِلٰى نُوحٍ اَنَّهُ لَنْ يُؤْمِنَ مِنْ قَوْمِكَ اِلَّا مَنْ قَدْ اٰمَنَ فَلَا تَبْتَئِسْ بِمَا كَانُوا يَفْعَلُونَۚ ٣٦
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَأُوحِيَ | vahyolundu |
|
| 2 | إِلَىٰ |
|
|
| 3 | نُوحٍ | Nuh’a |
|
| 4 | أَنَّهُ | gerçekten |
|
| 5 | لَنْ |
|
|
| 6 | يُؤْمِنَ | kimse iman etmeyecek |
|
| 7 | مِنْ | -den |
|
| 8 | قَوْمِكَ | kavmin- |
|
| 9 | إِلَّا | dışında |
|
| 10 | مَنْ | kimselerin |
|
| 11 | قَدْ | (şimdiye kadar) |
|
| 12 | امَنَ | iman eden |
|
| 13 | فَلَا |
|
|
| 14 | تَبْتَئِسْ | üzülme |
|
| 15 | بِمَا | dolayı |
|
| 16 | كَانُوا |
|
|
| 17 | يَفْعَلُونَ | onların yaptıklarından |
|
Hz. Nûh’un uzun süre sabır, metanet, şefkat ve merhametle kavmini dine davet etmesine rağmen çok az bir grubun dışında kimse iman etmedi. Kavmi onunla alay etmekle yetinmedi, cinnet getirmiş olduğunu ilân etti, bu da sonuç vermeyince isyan edip onu taşa tutarak öldürmekle tehdit etti (bk. Mü’minûn 23/25; Şuarâ 26/116). Çaresiz kalan Hz. Nûh, inkârcıların yok edilmesini Allah’tan niyaz etti (krş. Mü’minûn 23/26; Şuarâ 26/117-118; Nûh 71/26-27; Kamer 54/10). Yüce Allah, onun duasını kabul edip inkârcıların tamamını yok edeceğini peygamberine bildirdi (bk. Enbiyâ 21/76; Sâffât 37/75).
Allah Teâlâ, daha önce iman edenler müstesna artık bundan sonra kimsenin ona iman etmeyeceğini, kavminin geçmişte işlediği günahlara, kendisini yalancılıkla suçlamalarına, inkârcılıkta ısrarlarına ve gördüğü eziyetlere üzülmemesini emredip artık azgınların başına gelecek felâketin yaklaşmakta olduğunu haber verdi; “Haktan sapanlar için bana başvuruda bulunma! Onlar boğulacaklar!” buyurarak felâketin (tûfan) boyutlarının ne derece büyük olduğuna işaret etti.
Kaynak : Kur’an Yolu Tefsiri
Cilt: 3 Sayfa: 171
وَاُو۫حِيَ اِلٰى نُوحٍ اَنَّهُ لَنْ يُؤْمِنَ مِنْ قَوْمِكَ اِلَّا مَنْ قَدْ اٰمَنَ فَلَا تَبْتَئِسْ بِمَا كَانُوا يَفْعَلُونَۚ
Fiil cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. اُو۫حِيَ fetha üzere mebni meçhul mazi fiildir. اِلٰى نُوحٍ car mecruru اُو۫حِيَ fiiline mütealliktir. اَنَّ ve masdar-ı müevvel اُو۫حِيَ fiilinin naib-i faili olarak mahallen merfûdur.
اَنَّ masdar harfidir. İsim cümlesine dahil olur. İsmini nasb haberini ref yapar, cümleye masdar anlamı verir.
هُ şan zamiri اَنَّ ‘nin ismi olarak mahallen mansubdur. لَنْ يُؤْمِنَ cümlesi, اَنَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.
لَنْ muzariyi nasb ederek manasını olumsuz istikbale çeviren tekid harfidir.
يُؤْمِنَ fetha ile mansub muzari fiildir. مِنْ قَوْمِكَ car mecruru يُؤْمِنَ fiilinin mahzuf haline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir كَ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. اِلَّا hasr edatıdır. مَنْ müşterek ism-i mevsûl يُؤْمِنَ fiilinin faili olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası قَدْ اٰمَنَ ’dir. Îrabtan mahalli yoktur.
قَدْ tahkik harfidir. Tekid ifade eder. اٰمَنَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir.
فَ mukadder şartın cevabının başına gelen rabıta veya fasiha harfidir.Takdiri; إن كان المؤمنون قلّة فلا تبتئس (Müminlerin sayısı az olsa da ümidinizi kesmeyin) şeklindedir.
لَا nehiy harfi olup olumsuz emir manasındadır. تَبْتَئِسْ sükun ile meczum muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri انت ’dir. مَا müşterek ism-i mevsûl بِ harf-i ceriyle تَبْتَئِسْ fiiline mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası كَانُوا يَفْعَلُونَۚ ‘dur. Îrabtan mahalli yoktur.
كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
كَانُوا nakıs, damme üzere mebni mazi fiildir. كَانُوا ’nun ismi, cemi müzekker olan و muttasıl zamirdir, mahallen merfûdur. يَفْعَلُونَ cümlesi, كَانُوا ‘nun haberi olarak mahallen mansubdur.
يَفْعَلُونَ fiili ن ‘un sübutuyla merfu muzari fiildir. Muttasıl zamir çoğul و 'ı fail olarak mahallen merfûdur.
كان ’nin haberinin muzari fiille gelmesi, geçmişte belirli bir süre devam edip biten eylemler ve geçmişte mûtat olarak yapılan, âdet haline gelmiş davranışlar olmak üzere iki manaya delalet eder. (Vecih Uzunoğlu, DEÜ İlahiyat Fak. Dergisi Sayı 41)
Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman, Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Şan zamirleri: Müfred gaib ve gaibe (3. tekil şahıs zamiri)nde kendisine dikkat çekilmek istenen bir iş için kullanılır. İkisine birden iş zamiri denir. Müzekkerine > zamiruş şan (هُوَ – هُ) Müennesine > zamirul kıssa (هِيَ – هَا) Zamirler normalde kendinden önceki ismi açıklarken, zamiruş-şan/kıssa ise kendinden sonraki kısma dikkat çeker. Şan zamiri “Benden sonra bir cümle gelecek; gelecek olan o cümle çok önemli” mesajı verir. İş zamirleri 3’e ayrılır: Munfasıl (ayrı iş zamirleri >هُوَ – هِيَ) mübteda olarak kullanılır. Muttasıl (bitişik iş zamirleri >ىهُ – هَا) huruf-u müşebbehe bil fiil veya efali kulûb ile kullanılır. Mahzuf iş zamiri (hazfolmuş iş zamiri) كَأَنَّ ، أَنَّ ، إنَّ ‘nin muhaffefleri olan كَأَنْ , أَنْ , إِنْ ’den sonra hazfedilmiş olarak gelir.
اُو۫حِيَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi وحي ’dir.
يُؤْمِنَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi أمن ‘dir.
İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.
تَبْتَئِسْ fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi بئس ’dir.
İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.
وَاُو۫حِيَ اِلٰى نُوحٍ اَنَّهُ لَنْ يُؤْمِنَ مِنْ قَوْمِكَ اِلَّا مَنْ قَدْ اٰمَنَ
وَ , istînâfiyyedir.
İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, s. 107)
اُو۫حِيَ fiili meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naib-i fail olur.
Meçhul bina, naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er- Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)
Masdar ve tekid harfi اَنَّ ’nin dahil olduğu اَنَّهُ لَنْ يُؤْمِنَ مِنْ قَوْمِكَ اِلَّا مَنْ قَدْ اٰمَنَ cümlesi, masdar tevilinde, اُو۫حِيَ fiilinin naib-i faili konumundadır.
Masdar-ı müevvel, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
اَنَّ ’nin haberi olan لَنْ يُؤْمِنَ مِنْ قَوْمِكَ اِلَّا مَنْ قَدْ اٰمَنَ cümlesi, menfi muzari fiil sıygasında faide-i haber inkârî kelamdır.
لَنْ , muzariyi nasb ederek manasını olumsuz istikbale çeviren nefî harfidir. Fiile, asla manası katarak tekid eder.
Nefy harfi لَنْ ve istisna harfi اِلَّا ile oluşan, iki tekid hükmündeki kasr, fiille fail arasındadır. يُؤْمِنَ maksûr / sıfat, مَنْ maksûrun aleyh /mevsûftur. Kasr-ı sıfat ale’l-mevsûftur.
Müstesna konumunda olan müşterek ism-i mevsûl مَنْ ’nın sılası olan قَدْ اٰمَنَ cümlesi, tahkik harfi قَدْ ile tekid edilmiş, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır. قَدْ mazi fiile dahil olduğunda kesinlik ifade eder.
اَنَّهُ ’deki şan zamiri arkadan gelen cümlenin ne kadar önemli olduğuna delalet eder. Çünkü kavminin kalan kısmının imanı konusunda ümidini kesmesini ifade eder. Nitekim لَنْ harfi de geleceği olumsuzlayan bir harftir. Bu da peygamber için zor bir durumdur. Bunun için arkadan فَلا تَبْتَئِسْ بِما كانُوا يَفْعَلُونَ şeklindeki teselli gelmiştir. فَ harfi bu üzücü haber dolayısıyla teselli için tefrî’dir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
لَنْ يُؤْمِنَ - اٰمَنَ kelimeleri arasında tıbâk-ı selb, iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
اُو۫حِيَ ve نُوحٍ kelimeleri arasında cinas-ı nakıs ve reddü’l-acüz ale’s-sadr, sanatları vardır.
Burada vahiy, öğretmek ve ilham anlamındadır. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
فَلَا تَبْتَئِسْ بِمَا كَانُوا يَفْعَلُونَۚ
İstînâfiyye olarak fasılla gelen terkipte فَ , mukadder şartın cevabının başına gelen rabıtadır. Takdiri, إن كان المؤمنون قلّة (Eğer müminler az olursa…) olan şart cümlesinin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
Cevap cümlesi olan فَلَا تَبْتَئِسْ بِمَا كَانُوا يَفْعَلُونَ , nehiy üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Mahzuf şart ve mezkûr cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Mecrur mahaldeki müşterek ism-i mevsûl مَا ’nın sılası olan كَانُوا يَفْعَلُونَ , nakıs fiil كاَن ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.
كان ’nin haberi olan يَفْعَلُونَ ‘nin muzari fiille gelmesi hükmü takviye, hudûs, teceddüt, istimrar ve teceddüt ifade etmiştir.
كان ’nin haberinin muzari fiille gelmesi, geçmişte belirli bir süre devam edip biten eylemler ve geçmişte mûtat olarak yapılan, âdet haline gelmiş davranışlar olmak üzere iki manaya delalet eder. (Vecih Uzunoğlu, Arap Dilinde كَانَ ’nin Fiili ve Kur'an’da Kullanımı, DEÜ İlahiyat Fak. Dergisi Sayı 41)
كَان ’nin haberinin muzari fiili olarak gelmesi durumun yenilenerek tekrar ettiğine işaret eder. (Vakafat, s. 103)
Allah Teâlâ bu ayetle artık onların iman etmeyeceklerini, dolayısıyla Hz. Nuh’un da onların yalanlamaları ve ezalarından dolayı kederlenmemesini bildirdi.(Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)