يَا قَوْمِ لَٓا اَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ اَجْراًۜ اِنْ اَجْرِيَ اِلَّا عَلَى الَّذ۪ي فَطَرَن۪يۜ اَفَلَا تَعْقِلُونَ ٥١
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | يَا قَوْمِ | kavmim |
|
| 2 | لَا |
|
|
| 3 | أَسْأَلُكُمْ | sizden istemiyorum |
|
| 4 | عَلَيْهِ | bunun için |
|
| 5 | أَجْرًا | bir ücret |
|
| 6 | إِنْ |
|
|
| 7 | أَجْرِيَ | benim ücretim |
|
| 8 | إِلَّا | yalnızca |
|
| 9 | عَلَى | aittir |
|
| 10 | الَّذِي |
|
|
| 11 | فَطَرَنِي | beni yaratana |
|
| 12 | أَفَلَا |
|
|
| 13 | تَعْقِلُونَ | akıl etmiyor musunuz? |
|
يَا قَوْمِ لَٓا اَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ اَجْراًۜ
يَا nida harfidir. Münada olan قَوْمِ muzâf olup, mukadder fetha ile mansubdur. Mütekellim يَ ’ sı mahzuf olup, kelimenin sonundaki kesra muzâfun ileyhten ivazdır. Nidanın cevabı لَٓا اَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ اَجْراً ’dır.
لَٓا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. اَسْـَٔلُكُمْ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri انا ’dir. Muttasıl zamir كُمْ mef’ûlün bih olarak mahallen mansubdur. عَلَيْهِ car mecruru اَجْراً ‘nin mahzuf haline mütealliktir. اَجْراً ikinci mef’ûlün bih olup fetha ile mansubdur.
Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı يَا ’dır.
Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır.
Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude.
Mebni münada merfu üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اِنْ اَجْرِيَ اِلَّا عَلَى الَّذ۪ي فَطَرَن۪يۜ
İsim cümlesidir. اِنْ nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. اَجْرِيَ mübteda olup mukadder damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamiri ي muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
اِلَّا hasr edatıdır. الَّذٖي müfred has ism-i mevsûl عَلَى harf-i ceriyle mübtedanın mahzuf haberine mütealliktir. İsm-i mevsûlün sılası فَطَرَنٖي ’dir. Îrabdan mahalli yoktur.
فَطَرَنٖي fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو 'dir. Sonundaki نِ vikayedir. Mütekellim zamiri ي mef’ûlün bih olarak mahallen mansubdur.
اَفَلَا تَعْقِلُونَ
Fiil cümlesidir. Hemze istifham harfidir. Cümle فَ atıf harfi ile mukadder istînâfa matuftur. Takdiri, أجهلتم فلا تعقلون (Bilmiyor musunuz, akletmiyor musunuz?) şeklindedir.
لَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. تَعْقِلُونَ fiili نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.
يَا قَوْمِ لَٓا اَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ اَجْراًۜ
Ayet istînâfiyye olarak fasılla gelmiş, nida üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Münada olan قَوْمِ ’deki mütekellim zamirinin hazfi nida edenin, münadaya yakın olma isteğine işarettir.
Nidanın cevap cümlesi olan لَٓا اَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ اَجْراً , menfi muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Mef’ûl olan اَجْراً ’deki nekrelik, kıllet ve nev ifade eder. Bilindiği gibi nefy sıyakında nekre, umum ifade eder.
Hud (a.s) onları Allah'ın birliğine irşad etmeye çalışıp ve onları putperestlikten men edince, “Ey kavmim, ben buna mukabil sizden hiç bir ücret istemiyorum. Benim mükâfatım, beni yaradandan başkasına ait değildir.” dedi. İşte bu, Nuh’un (a.s) söylediği şeyin aynısıdır. Çünkü Allah'a davet etme işi, bir karşılık umma kirlerinden temizlenmiş ve arınmış olunca kalplerdeki tesiri de o nispette etkili olur. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
اِنْ اَجْرِيَ اِلَّا عَلَى الَّذ۪ي فَطَرَن۪يۜ
Ta’liliyye olarak fasılla gelen cümlede fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Ta’lil, kelamın bir sebebe bağlanarak ifade edilmesidir. Kastedilen mananın nedenini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.
Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır. Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. عَلَى الَّذ۪ي car mecruru, mahzuf habere mütealliktir.
Müsnedün ileyh olan اَجْرِيَ , veciz ifade kastına matuf olarak izafetle gelmiştir. Bu izafette Hud (a.s) ‘a aid zamire muzaf olan اَجْرِ , tazim ve şeref kazanmıştır.
اَجْرِيَ kelimesinde istiare sanatı vardır. Mükafat, Allah’ın rızası, işçiye ödenen ücrete benzetilmiştir.
Nefy harfi اِنْ ve istisna edatı اِلَّا ile meydana gelen iki tekit hükmündeki kasr, mübteda ve haber arasındadır. اَجْرِيَ sıfat/maksûr, عَلَى الَّذ۪ي car-mecrurunun müteallakı olan mahzuf haber mevsûf/maksûrun aleyh olmak üzere kasr-ı sıfat ale’l-mevsûftur. Bir olumlu bir de olumsuz cümle ihtiva etmektedir. “Benim mükâfatım ancak beni yaradandandır.” “Allah'tan başka hiç kimseden bir mükâfatım yoktur.” anlamındadır.
Mecrur haber, vasıf kuvvetindedir. Haber olarak gelen mecrurlar, zarflar, mübtedanın bununla vasıflandığını ifade ederler. Nahiv alimlerinin açıkladığı gibi kelamda كائِنٍ benzeri bir müstekar takdiriyle husul ve sübut ifade eder. (Âşûr,Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr Şuara Suresi 113)
Mecrur mahaldeki cemi müzekker has ism-i mevsûl الَّذ۪ينَ ’nin sılası olan فَطَرَن۪ي cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, s. 107)
اَجْرٍ kelimesinin tekrarında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.
اَفَلَا تَعْقِلُونَ
Ayetin fasılası, takdiri أجهلتم (Bilmiyor musunuz) olan mukadder istînâfa matuftur.
İstifham üslubunda talebî inşâî isnaddır. Cümle, istifham üslubunda gelmiş olmasına rağmen, inkâr, taaccüb ve tevbih anlamı taşıdığı için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Menfî muzari fiil sıygasında gelerek hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Ayrıca soruda tecâhül-i ârif sanatı vardır.
Kur’ân-ı Kerîm’de sıkça başvurulan bir üslup olarak karşımıza çıkan istifhâmı inkârî ile kabul edilmeyen/edilmemesi gereken bir olgunun neden hala farkına varılmadığı sorgulanmaktadır. (İstifhâm Üslûbunun Mecâzi Kullanımları ve Meallere Yansıması Avnullah Enes Ateş)
Ayetin bu son cümlesi, birçok ayette tekrarlanmıştır. Böyle tekrarlar, kelamdaki cüzleri birbirine bağlar, aralarında bir ilişki kurar ve dokuyu bütünleştirir. Bunlar çok tekrarlanır ki iman ve yakîn sabitleşsin. Eğer murad sadece bilmek olsaydı, bir kere söylenmesi yeterli olurdu.
Tekrarlanan cümlelerin manasının nefiste yerleşmesi arzu edilir, hatta zatın bir cüzü haline gelinceye kadar tekid edilir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri, Ahkaf/28, C. 7, S. 314)
اَفَلَا تَعْقِلُونَ cümlesi çok büyük bir kınama ifadesidir. Anlam ise “Yaptığınız şeyin çirkin olduğuna akıl erdiremiyor musunuz ki bu fiillerin kötülüğü sizi onları yapmaktan alıkoymuyor? Adeta akılları örtülmüş kimseler gibisiniz. Çünkü akıl bu tür şeylerden kaçınır, bunları reddeder.” şeklindedir. (Zemahşeri,Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t- Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t - Te’vîl, Araf Suresi 169)
Kur’an’daki fasılalar, kimi zaman kevnî ayetler üzerinden örnekler verilerek, kimi zaman ahiretin kalıcılığına vurgu yapılarak, kimi zaman kâfirlerin Allah’ın dışında ilâhlar edinme konusundaki mantıksızlıkları geçmişle gelecek arasında bağ kurulmak suretiyle geçmişin tecrübesini geleceğe aktarma anlamındaki bir düşünmeyi kapsayan تَعَقُّل kelimesi ve “Hiç aklınızı kullanmıyor musunuz?”, “Hiç düşünmüyor musunuz?” gibi ifadelerle bitirilirken geçmişe yönelik düşünmeyi gerektiren ve hassaten önceki milletlerin tecrübeleriyle ilgili olaylar anlatılırken لَعَلَّهُمْ يَتَذَكَّرُونَ gibi tezekküre çağıran ifadelerle bitirilmiştir. Olayın arka planının kavranmasının önem arz ettiği Kur’an’ın anlamına yönelik düşünme çağrıları ise أَفَلَا يَتَدَبَّرُونَ ifadesiyle karşılık bulmuştur. Zira tezekkürün zıddı olarak kullanılan tedebbür, geleceğe yön verecek bu türden bir düşünmeyi ve tedbiri gerektirir. Aklını kullanan bireylerin (تَعَقُّل) geçmişin yaşanmışlığını idrak ederek (تَذَكُّر) geleceğe yol bulmaları (تَدَبُّر) anlamında üçünü de kapsayan bir anlamın gerekli olduğu bazı fasılalar ise tefekküre yapılan vurgularla, bütün bunlardan içinde bulunduğumuz an için hüküm çıkarma bağlamındakiler ise تَفَقُّه kelimesiyle sonlandırılmıştır. (Hasan Uçar, Kur’an-ı Kerim’deki Anlamsal Bedî‘ Sanatları, Doktora Tezi)