وَيَا قَوْمِ اسْتَغْفِرُوا رَبَّكُمْ ثُمَّ تُوبُٓوا اِلَيْهِ يُرْسِلِ السَّمَٓاءَ عَلَيْكُمْ مِدْرَاراً وَيَزِدْكُمْ قُوَّةً اِلٰى قُوَّتِكُمْ وَلَا تَتَوَلَّوْا مُجْرِم۪ينَ ٥٢
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَيَا قَوْمِ | kavmim |
|
| 2 | اسْتَغْفِرُوا | bağışlanma dileyin |
|
| 3 | رَبَّكُمْ | Rabbinizden |
|
| 4 | ثُمَّ | sonra |
|
| 5 | تُوبُوا | tevbe edin |
|
| 6 | إِلَيْهِ | O’na |
|
| 7 | يُرْسِلِ | göndersin |
|
| 8 | السَّمَاءَ | gökten |
|
| 9 | عَلَيْكُمْ | üzerinize |
|
| 10 | مِدْرَارًا | bolca yağmur |
|
| 11 | وَيَزِدْكُمْ | ve katsın |
|
| 12 | قُوَّةً | güç |
|
| 13 | إِلَىٰ |
|
|
| 14 | قُوَّتِكُمْ | gücünüze |
|
| 15 | وَلَا |
|
|
| 16 | تَتَوَلَّوْا | yüz çevirmeyin |
|
| 17 | مُجْرِمِينَ | suçlular olarak |
|
Resul-i Ekrem (sav) şöyle buyurmuştur: “Bir kimse istiğfarı dilinden düşürmezse, Allah Teâlâ ona her darlıktan bir çıkış, her üzüntüden bir kurtuluş yolu gösterir ve ona beklemediği yerden rızık verir. “
(Ebu Dâvûd, Vitir 26; İbni Mâce , Edeb 57 ; Ahmed b. Hanbel, Müsned, I, 248).
وَيَا قَوْمِ اسْتَغْفِرُوا رَبَّكُمْ ثُمَّ تُوبُٓوا اِلَيْهِ يُرْسِلِ السَّمَٓاءَ عَلَيْكُمْ مِدْرَاراً
وَ atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
يَا nida harfidir. Münada olan قَوْمِ muzâf olup, mukadder fetha ile mansubdur. Mütekellim يَ ’ sı mahzuf olup, kelimenin sonundaki kesra muzâfun ileyhten ivazdır. Nidanın cevabı اسْتَغْفِرُوا ’dur.
اسْتَغْفِرُوا fiili ن ’un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. رَبَّكُمْ mef’ûlün bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir كُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
ثُمَّ tertip ve terahi ifade eden atıf harfidir. تُوبُٓوا fiili ن ’un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. اِلَيْهِ car mecruru تُوبُٓوا fiiline mütealliktir.
فَ karînesi olmadan gelen يُرْسِلِ cümlesi şartın cevabıdır.
يُرْسِلِ sükun ile meczum muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو 'dir. السَّمَٓاءَ mefûlün bih olup fetha ile mansubdur. Muzâf hazfedilmiştir. Takdiri, ماء السماء (semanın suyu, yağmuru) şeklindedir. يُرْسِلِ fiili ينزّل manasındadır. عَلَيْكُمْ car mecruru يُرْسِلِ fiiline mütealliktir. مِدْرَاراً kelimesi السَّمَٓاءَ ’nin hali olup fetha ile mansubdur.
ثُمَّ ; Matuf ve matufun aleyh arasında hem sıra olduğunu hem de fiillerin meydana gelişi arasında uzun bir sürenin bulunduğunu gösterir. Süre bakımından فَ harfinin zıttıdır. ثُمَّ ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı يَا ’dır.
Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır.
Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude.
Mebni münada merfu üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır:
1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اسْتَغْفِرُوا fiili, sülâsî mücerrede üç harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil istif’âl babındadır. Sülâsîsi غفر ’dir.
Bu bab fiile talep, tehavvül, vicdan, mutavaat, ittihaz ve itikat gibi anlamları katar.
يُرْسِلِ fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındadır. Sülâsîsi رسل ’dir.
Bu bab fiille tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerred manasını ifade eder.
اً وَيَزِدْكُمْ قُوَّةً اِلٰى قُوَّتِكُمْ وَلَا تَتَوَلَّوْا مُجْرِم۪ينَ
Fiil cümlesidir. Atıf harfi وَ ’la يُرْسِلِ fiiline matuftur.
يَزِدْكُمْ sükun ile meczum muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Muttasıl zamir كُمْ mef’ûlün bih olarak mahallen mansubdur. قُوَّةً ikinci mef’ûlün bih olup fetha ile mansubdur. اِلٰى قُوَّتِكُمْ car mecruru قُوَّةً ’in mahzuf sıfatına mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir كُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
وَ atıf harfidir لَا nehiy harfi olup olumsuz emir manasındadır. تَتَوَلَّوْا fiili ن ’un hazfıyla meczum muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. مُجْرِمٖينَ kelimesi تَتَوَلَّوْا ’deki failin hali olup nasb alameti ي ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harf ile irablanır.
تَتَوَلَّوْا fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil تَفَعَّلَ babındadır. Sülâsîsi ولى ’dir.
Bu bab fiile mutavaat, tekellüf, ittihaz, sayruret, tecennüb (sakınma) ve talep anlamları katar.
مُجْرِمٖينَ, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek yapılan if’al babından ism-i faildir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَيَا قَوْمِ اسْتَغْفِرُوا رَبَّكُمْ ثُمَّ تُوبُٓوا اِلَيْهِ
Ayet atıf harfi وَ ‘ la önceki ayetteki nida cümlesine atfedilmiştir. Nida üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Münada olan قَوْمِ ’deki mütekellim zamirinin hazfi, nida edenin münadaya yakın olma isteğine işarettir.
Nidanın cevap cümlesi olan اسْتَغْفِرُوا رَبَّكُمْ emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Veciz ifade kastına matuf رَبَّكُمْ izafetinde Rab isminin inanmayanlara ait zamire muzâf olmasında, Rablerinin onlar üzerindeki ihsan ve faziletleri konusundaki rububiyetini hatırlatmak manası vardır.
Aynı üslupta gelen ثُمَّ تُوبُٓوا اِلَيْهِ cümlesi, tertip ve terahî ifade eden ثُمَّ atıf harfiyle makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
اسْتَغْفِرُوا - تُوبُٓوا kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
يُرْسِلِ السَّمَٓاءَ عَلَيْكُمْ مِدْرَاراً وَيَزِدْكُمْ قُوَّةً اِلٰى قُوَّتِكُمْ
Fasılla gelen ayet takdiri إن تتوبوا (Eğer tevbe ederseniz…) olan mukadder şartın فَ karînesi olmadan gelen cevabıdır. Şart cümlesinin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
Cevap cümlesi olan يُرْسِلِ السَّمَٓاءَ عَلَيْكُمْ مِدْرَاراًۙ , müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Muzari fiil teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Şart edatı ile fiilin hazfi, talep ifade eden fiillerden sonra mecburidir. «- bana tabi olun ki Allah da sizi sevsin..» (Âl-i İmrân/31.) ayeti buna misaldir. Bu ayette hazif eğer bana uyarsanız, şeklindedir. (Suyûtî, İtkân fî Ulûmi’l-Kur’ân c.2 s.172)
مِدْرَاراً kelimesi السَّمَٓاءَ ’nin halidir. Hal anlamı açıklamak için yapılan ıtnâb sanatıdır.
Mezkûr cevap ve mahzuf şart cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber ibtidaî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
Aynı üsluptaki وَيَزِدْكُمْ قُوَّةً اِلٰى قُوَّتِكُمْ cümlesi, şartın cevabına atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
يُرْسِلِ السَّمَٓاءَ ifadesinde mekan alakasıyla aklî mecaz sanatı vardır. Gönderilen, sema değil yağmurdur. Fiil, hakiki mef’ûle değil; mekanına isnad edilmiştir. Yağmurun miktarındaki çokluk ve sebep olduğu nimetin bolluğu için mecazî isnad yapılmıştır. Hal-mahal alakasıyla mecaz-ı mürseldir.
Yağmurun çeşitleri vardır. Kur’an’da geçen şekilleri:
صيّب : Yağmur bulutu. Olumsuz bir manzara tasvirinde geçmiştir. (Bakara, 2/19.)
ماء : Su. Bakara 2/22. Hem olumlu hem olumsuz manada gelmiştir. (Kur’ân’da çok geçmiştir.)
وابل : Yoğun, sağanak yağmur. Bolca ve şiddetle düşen yağmur. Olumlu manada gelmiştir. (Bakara 2/264-265.)
طلّ : Çiseleme. Olumlu manada gelmiştir. (Bakara 2/265.)
مطر : Yağmur. Nisâ 4/102. Hepsinde olumsuz manada gelmiştir. (Kur’an’da 5 kere geçmiştir. A’râf 7/84, Furkân 25/40, Şuarâ 26/173, Neml 27/58)
مدرار : Fışkırtan, önüne geleni sürükleyen yağmur. در kökündeki inci gibi, sütünü bol veren hayvan ve cömertlik gibi manalar düşünülebilir. Kur’an’da En’âm sûresi’nde olumsuz, diğer iki ayette olumlu manada gelmiştir. (En’âm 6/6, Hûd 11/52, Nûh 71/11.)
ودق : Şiddetli yağmur. Olumlu manada gelmiştir. (Nûr 24/43, Rûm 30/48.)
غيث : Faydalı, bereketli yağmur. Kur’an’da hep olumlu manada gelmiştir. (Lokmân 31/34, Şûrâ 42/28, Hadîd 57/20.)
Mef’ûl olan قُوَّةً ’deki nekrelik kesret ve nev ifade eder. Kelimenin tekrarında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.
اِلٰى قُوَّتِكُمْ car-mecruru, قُوَّةً ‘in mahzuf sıfatına mütealliktir. Sıfatın hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.
مِدْرَاراً lafzı aşırılık ifade eder yani “çok çok yağar” manasındadır. (Sâbûnî, Safvetu't Tefasir)
Ayetteki, يُرْسِلِ السَّمَٓاءَ عَلَيْكُمْ مِدْرَاراً [Üstünüze gökten bol bol (yağmur) göndersin.] ifadesi, çokça nimet vermeye bir işarettir. Çünkü nimetlerin olmasını sağlayan, uygun yağmurların yağmasıdır. Ayetteki, وَيَزِدْكُمْ قُوَّةً اِلٰى قُوَّتِكُمْ [Kuvvetinize kuvvet katıp artırsın.] ifadesi de o nimetlerden istifade etme hususunda en mükemmel halin bulunmasına bir işarettir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
وَلَا تَتَوَلَّوْا مُجْرِم۪ينَ
Ayetin son cümlesi …اسْتَغْفِرُوا cümlesine atıf harfi وَ ‘la atfedilmiştir. Nehiy üslubunda talebî inşâî isnaddır. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Müspet sıygadan menfî sıygaya iltifat sanatı vardır.
Dönmek, yüz çevirmek manasındaki تَتَوَلَّوْا fiili, imanı terk etmek manasında müsteardır. Tevhid halinden ayrılmak, kişinin yüz çevirerek bir şeyle ilgilenmemesine benzetilmiştir.
مُجْرِم۪ينَ , failin halidir. Hal, cümlede failin, mefulün veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır.
Ebu Bekr el-Esamm, bu ayete şu manayı vermiştir: “İstiğfar ediniz yani Allah’tan, önce şirkinizi bağışlamasını isteyin. Bundan sonra da geçmiştekilere pişman olup aynılarını bir daha yapmamaya azmetmek suretiyle tövbe ediniz.” (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)