اِنَّ اِبْرٰه۪يمَ لَحَل۪يمٌ اَوَّاهٌ مُن۪يبٌ ٧٥
Hz. İbrâhim’in Allah ile tartışması mecazi anlamda olup ya Allah’a yalvarmasını veya Allah’ın gönderdiği elçilerle sebep göstererek azabın kaldırılması için konuştuğunu ifade eder. Lût’un yaşadığı şehirde ailesinden müminler bulunduğu için Hz. İbrâhim suçlularla birlikte onların da helâk olmasından korkuyor, bu sebeple azabın kaldırılması için meleklere hatırlatma yapıyor ve bu arada Allah’a yalvarıyordu. Ancak Lût kavmi helâk olmayı hak etmişti, artık geri çevrilmesi mümkün olmayan bir azabın gelmekte olduğunu haber verdiler ve İbrâhim’den onların helâkini önleme gayretinden vazgeçmesini istediler.
Kaynak : Kur’an Yolu Tefsiri
Cilt: 3 Sayfa: 187
اِنَّ اِبْرٰه۪يمَ لَحَل۪يمٌ اَوَّاهٌ مُن۪يبٌ
İsim cümlesidir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.
اِبْرٰه۪يمَ kelimesi اِنَّ ’nin ismi olup fetha ile mansubdur.
لَ harfi اِنَّ ’nin haberinin başına gelen lam-ı muzahlakadır. حَل۪يمٌ kelimesi اِنَّ ’nin haberi olup damme ile merfûdur. اَوَّاهٌ ikinci haberi olup damme ile merfûdur. مُن۪يبٌ üçüncü haberi olup damme ile merfûdur.
Tekid lamı diye isimlendirilen bu lamın kullanımı oldukça yaygındır. Fethalı olarak kullanılan bu lam, sadece ismin ve muzari fiilin başına dahil olur. İsim cümlesinin başına اِنَّ edatı gelince cümlenin başında gelmesi gereken lam-ı ibtida, اِنَّ ‘nin haberinin başına kayar. Bundan dolayı lam-ı muzahlaka olarak da adlandırılır. (Mehmet Altın , Kur’ân’da Te’kid Üslupları ve Çeşitleri )
مُن۪يبٌ sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَوَّاهٌ , mübalağalı ism-i fail kalıbındandır. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın, mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
Mübalağalı ism-i fail: Bir varlıkta bir niteliğin aşırı derecede bulunduğunu gösteren, fiilden türeyen, sıfat cinsinden isimlerdir. Mübalağalı ism-i failler Allah için kullanılırsa sıfat, insanlar için kullanılırsa mübalağa ya da lakap olurlar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اِنَّ اِبْرٰه۪يمَ لَحَل۪يمٌ اَوَّاهٌ مُن۪يبٌ
Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlede fasıl sebebi kemâl-i ittisâldir. اِنَّ ve lam-ı muzahlaka ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. İsim cümleleri zamandan bağımsız sübut ifade ederler.
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden اِنَّ ve lam-ı muzahlaka ile tekid edilmiş isim cümleleri çok muhkem/sağlam cümlelerdir.
Müsned olan حَل۪يمٌ ve اَوَّاهٌ ‘un sıfatı olan مُن۪يبٌ , mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
İkinci haber olan اَوَّاهٌ ‘un, mübalağalı ism-i fail kalıbı olan فعّال vezninde gelmesi mübalağa ifade etmiştir.
Hz. İbrahim’in حَل۪يمٌ ve اَوَّاهٌ sıfatlarının nekre gelişi, bu sıfatların Hz. İbrahim’deki varlık derecesinde mübalağaya işaret eder. Haber olan iki vasfın aralarında و olmaması, onda bu sıfatların ikisinin birden mevcudiyetini gösterir.
حَل۪يمٌ - اَوَّاهٌ - مُن۪يبٌ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
Hz. İbrahim’in vasıflarının حَل۪يمٌ ,اَوَّاهٌ ,مُن۪يبٌ şeklinde sayılması, taksim sanatıdır.
İbrahim’in (a.s) mezkur güzel vasıflarının sayılmasından maksat, kendisini bu tartışmaya sevk eden şeylerin beyan edilmesidir.
İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meâni İlmi)
Tekid lamı diye isimlendirilen bu lamın kullanımı oldukça yaygındır. Fethalı olarak kullanılan bu lâm, sadece ismin ve muzari fiilin başına dahil olur. İsim cümlesinin başına اِنَّ edatı gelince cümlenin başında gelmesi gereken lam-ı ibtida, اِنَّ ‘nin haberinin başına kayar. Bundan dolayı lam-ı muzahlaka olarak da adlandırılır. (Kur’an’da Te’kid Üslupları ve Çeşitleri Mehmet Altın Şırnak Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi 2017/3)
اَوَّاهٌ ; mübalağa sıygasıyla ‘çok ah eden’ demektir. Bilindiği üzere, ah ve of bir acıya ve hüzne işaret için kullanılır. İnsanoğlu şiddetli bir acı duyduğu zaman adeta yüreği yanar ve nefesi daralır, boğulacak gibi olur, yanan nefesini çıkarırken zaruri olarak bir ah çeker. Bunun için çok ah çekmenin, çok acı çekmeye, bağrı yanıklığa, aşka ve Allah korkusuna delaleti vardır. Burada اَوَّاهٌ işte böyle bir mana ilişkisinden dolayı kinaye olarak kullanılmıştır. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili , Tevbe Suresi/114)
Ayette geçen حَل۪يمٌ kelimesi, “başkasına yetişebilmek için acele etmeyip teenni ile hareket ederek, yavaş davranan, genişten alan kimse” anlamına gelir. Durumu böyle olan kimse başkasının da böyle olmasını ister. Bu da onun meleklerle olan mücadelesinin, hilme ve azabın ertelenmesine taalluk eder. Daha sonra Allah Teâlâ onun hilmiyle alakalı olan hususu da buna ilave etmiştir ki; bu da, “Yüreği yanık, kendisini tamamen Allah’a vermiş birisi idi.” sıfatlarıdır. Çünkü hilm sahibi olan kimsenin, başkasına sıkıntılar ve belalar ulaştığını müşahede ettiğinde, yüreği yanar tutuşur. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)