فَلَمَّا ذَهَبَ عَنْ اِبْرٰه۪يمَ الرَّوْعُ وَجَٓاءَتْهُ الْبُشْرٰى يُجَادِلُنَا ف۪ي قَوْمِ لُوطٍۜ ٧٤
Hz. İbrâhim’in Allah ile tartışması mecazi anlamda olup ya Allah’a yalvarmasını veya Allah’ın gönderdiği elçilerle sebep göstererek azabın kaldırılması için konuştuğunu ifade eder. Lût’un yaşadığı şehirde ailesinden müminler bulunduğu için Hz. İbrâhim suçlularla birlikte onların da helâk olmasından korkuyor, bu sebeple azabın kaldırılması için meleklere hatırlatma yapıyor ve bu arada Allah’a yalvarıyordu. Ancak Lût kavmi helâk olmayı hak etmişti, artık geri çevrilmesi mümkün olmayan bir azabın gelmekte olduğunu haber verdiler ve İbrâhim’den onların helâkini önleme gayretinden vazgeçmesini istediler.
Kaynak : Kur’an Yolu Tefsiri
Cilt: 3 Sayfa: 187
فَلَمَّا ذَهَبَ عَنْ اِبْرٰه۪يمَ الرَّوْعُ وَجَٓاءَتْهُ الْبُشْرٰى يُجَادِلُنَا ف۪ي قَوْمِ لُوطٍۜ
فَ istînâfiyyedir. لَمَّٓا kelimesi حين (...dığı zaman) manasında şart anlamı taşıyan zaman zarfıdır. Cümleye muzâf olur. ذَهَبَ ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
ذَهَبَ fetha üzere mebni mazi fiildir. عَنْ اِبْرٰه۪يمَ car mecruru ذَهَبَ fiiline müteallik olup, gayri munsarif olduğu için cer alameti fethadır. الرَّوْعُ fail olup damme ile merfûdur.
Şartın cevabı mahzuftur. Takdiri, اجترأ على خطابهم أو فطن إلى مجادلتهم (Onlarla tartışmak için konuşmaya ya da akıllıca davranmaya cesaret etti.) şeklindedir.
وَ atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
جَٓاءَتْهُ fetha üzere mebni mazi fiildir. تْ te’nis alametidir. Muttasıl zamir هُ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. الْبُشْرٰى fail olup mukadder damme ile merfûdur. Maksur isimdir.
يُجَادِلُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Mütekellim zamir نَا mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. ف۪ي قَوْمِ car mecruru يُجَادِلُ fiiline mütealliktir. Muzaf mahzuftur. Takdiri, شأن قوم لوط şeklindedir. Aynı zamanda muzaftır. لُوطٍ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.
(لَمَّا) edatı; a) (لَمَّا) muzari fiilden önce gelirse, muzari fiili cezm eden harf olur. b) (لَمَّا)’ya aynı zamanda cezmetmeyen şart edatı da denir. c) Bazen mana bakımından cevap olan cümleden sonra da gelebilir. d) Sükun üzere mebnidir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Maksur isimler: Sondan bir önceki harfi fethalı olup son harfi (ى) olan isimlere “maksur isimler” denir. Maksur isimler genellikle (ى) ile biter. Fakat çok az olarak (ا) ile biten maksur isimler de vardır. Maksur isimlerin sonunda yer alan bu harflere “elif-i maksure” denir. اَلْفَتَى – اَلْعَصَا gibi…
Maksur isimlerin irab durumu şöyledir: Merfu halinde takdiri damme ile, mansub halinde takdiri fetha ile, mecrur halinde takdiri kesra ile irab edilir. Yani maksur isimler merfu, mansub, mecrur hallerinde hep takdiri olarak (takdiren) irab edilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Gayri munsarif isimler: Kesra (esre) ve tenvini alamayan isimlerdir. Gayri munsarif isimler esre yerine fetha alırlar. Yani bu isimler ref halinde damme, nasb halinde fetha, cer halinde yine fetha alırlar. Gayri munsarife “memnu’un mine’s-sarf (اَلْمَمْنُوعُ مِنَ الصَّرفِ)” da denir. Arapçada kullanılmakla birlikte arapça kökenli olmayan alem (özel) isimler (Yer, ülke, kişi adları vb. gibi isimler) de gayrı munsarıfa girer.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
يُجَادِلُ sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil mufâale babındandır. babındadır. Sülâsîsi جدل ’dir.
Mufâale babı fiile, müşareket (ortaklık), bir işi peşpeşe yapmak, teksir (çokluk, bir işi çok yapmak) gibi anlamlar katar. Müşareket (İşteşlik – ortaklık): Bir işin iki kişi veya iki grup arasında yapıldığını anlatır. Fail ile mef’ûl aynı işi yapmıştır. Ayrıca fail işi başlatan ve galip gelendir. (sonuçlandırandır). Bazen de müşareket olmayıp tek taraflı olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
فَلَمَّا ذَهَبَ عَنْ اِبْرٰه۪يمَ الرَّوْعُ وَجَٓاءَتْهُ الْبُشْرٰى
فَ , istînâfiyyedir.
Haynûne manasındaki لَمَّا aslında şartının bilindiği durumlarda gelir ve şartla cevap arasındaki kuvvetli irtibatı ve tertipteki sürati ifade eder. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, Ahkâf/29, s. 424)
لَمَّا ; maziden önce ‘vakta ki,...dığı zaman’ manalarına gelen, cezmetmeyen, şart manalı zaman zarfıdır. Şart fiili de, cevap fiili de mazi veya mazi manalı olmalıdır. (Meral Çörtü, Cümle Kuruluşu ve Tercüme Tekniği)
Şart üslubunda gelen terkipte لَمَّا edatı, حين (...dığı zaman) manasında şart anlamı da taşıyan zaman zarfıdır. Müspet mazi fiil sıygasında gelerek, hudus, temekkün ve istikrar ifade eden ذَهَبَ عَنْ اِبْرٰه۪يمَ الرَّوْعُ şart cümlesi, لَمَّا ’nın muzâfun ileyhidir.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. عَنْ اِبْرٰه۪يمَ car mecruru, durumun onunla ilgili olduğunu vurgulamak ve ihtimam için faile takdim edilmiştir.
الرَّوْعُ bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mefûlü de ifade eder.
الرَّوْعُ kelimesi, korku anlamındadır. Bu ise onun, misafirlerini tanıyamayıp yadırgadığı zaman, kalbinde gizlice duymuş olduğu korkudur. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
وَجَٓاءَتْهُ الْبُشْرٰى cümlesi, şart cümlesine atfedilmiştir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
ذَهَبَ عَنْ اِبْرٰه۪يمَ الرَّوْعُ ve وَجَٓاءَتْهُ الْبُشْرٰى cümlelerinde istiare sanatı vardır. الرَّوْعُ kelimesi ذَهَبَ fiilinin, الْبُشْرٰى da جَٓاءَ fiilinin faili yapılarak kişileştirilmiş, iradesi olan canlılara benzetilmiştir. Korkunun ve müjdenin bir şahıs gibi gidecek ve gelecek olması onların azametine işarettir. Bu ifadede mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır.
Şartın takdiri, اجترأ على خطابهم أو فطن إلى مجادلتهم (Onlarla tartışmak için konuşmaya ya da akıllıca davranmaya cesaret etti.) olan cevap cümlesi öncesinin delaletiyle hazf edilmiştir. Cevabın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
Bu takdire göre mahzuf cevap ve mezkûr şart cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber ibtiaî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
Kur’an’da çoğu yerde bu ayette olduğu gibi şartın cevabı mahzuftur.
Ayette cevabın mahzuf olması farklı yönlerden düşünmeyi gerektirdiği, ayrıca dinleyici ve okuyucuyu düşünce ve hayal ufkuna yönlendirdiği için mübalağa içermektedir. Îcâz metoduyla cümle daha yoğun anlamlar yüklenmiştir. (Hasan Uçar, Kur’an-ı Kerîm’deki Anlamsal Bedî‘ Sanatları Doktora Tezi)
Bilinen ve tahmini kolay olan hususları zikrederek ibareyi uzatmamak, dikkati asıl önemli yere yönlendirmek, karineye dayanarak terk edilen şeyleri muhatabın düşünce ve hayal gücüne bırakarak anlam zenginliği kazanmak gibi sebeplerle hazfe başvurulur. (TDV İslam Ansiklopedisi Îcâz Bah.)
يُجَادِلُنَا ف۪ي قَوْمِ لُوطٍۜ
Şartın cevabı için tefsiriye hükmünde, fasılla gelmiş müstenefedir. Fasıl sebebi kemâl-i ittisâldir.
Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Cümlede car-mecrurun, takdiri عِقابِ (Cezası) olan muzafının hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.
ذَهَبَ عَنْ اِبْرٰه۪يمَ الرَّوْعُ cümlesiyle وَجَٓاءَتْهُ الْبُشْرٰى cümlesi arasında mukabele sanatı vardır.
ذَهَبَ - وَجَٓاءَتْ kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab, الْبُشْرٰى - الرَّوْعُ kelimeleri arasında tıbâk-ı hafî sanatı vardır.
ذَهَبَ - جَٓاءَتْهُ ve يُجَادِلُنَا fiilleri arasında maziden muzariye geçişte güzel bir iltifat sanatı vardır. (Müşerref Ulusu (Ülger), Arap Dili Ve Belâgatı İltifat Sanatı)
يُجادِلُنا cevabı bu acayip durumu canlandırmak için muzari olarak gelmiştir. فِي قَوْمِ لُوطٍ tabirinde muzâf hazfedilmiştir. Takdiri, في عِقابِ قَوْمِ لُوطٍ (Lut kavminin cezası hakkında) şeklindedir. Bu kullanım, bir hükmü zat ismiyle ilişkilendirmek babındandır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t- Tenvîr)