Hûd Sûresi 95. Ayet

كَاَنْ لَمْ يَغْنَوْا ف۪يهَاۜ اَلَا بُعْداً لِمَدْيَنَ كَمَا بَعِدَتْ ثَمُودُ۟  ٩٥

Sanki orada hiç yaşamamışlardı. Biliniz ki Semûd kavmi Allah’ın rahmetinden uzaklaştığı gibi Medyen halkı da uzaklaştı.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 كَأَنْ sanki
2 لَمْ
3 يَغْنَوْا hiç yaşamamışlardı غ ن ي
4 فِيهَا orada
5 أَلَا iyi bilin ki
6 بُعْدًا uzaklaştırıldı ب ع د
7 لِمَدْيَنَ Medyen (halkı)
8 كَمَا gibi
9 بَعِدَتْ uzaklaştırıldığı ب ع د
10 ثَمُودُ Semud (halkı)
 
Onları helâk eden bu gürültü de Semûd kavminde olduğu gibi kuvvetli ihtimalle deprem öncesi veya onunla birlikte gelen gürültüdür (bk. A‘râf 7/91). Şuarâ sûresinde ise “gölge gününde” (muhtemelen güneş tutulduğu bir günde) onları azabın yakaladığı haber verilmiştir (26/189). Böylece peygambere isyan edip onu öldürmek isteyen Medyen halkı da Semûd kavmi gibi helâk olup gitmişlerdir.

Kaynak :Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 195
 

 

كَاَنْ لَمْ يَغْنَوْا ف۪يهَاۜ 

 

Önceki ayetteki  اَصْبَحُوا ’nun ikinci haberi olarak mahallen mansubdur. 

İsim cümlesidir. كَاَنْ  edatı  كَاَنَّ ’den muhaffefedir. İsmi mahzuftur. Takdiri,  كأنهم  şeklindedir.  لَمْ يَغْنَوْا  cümlesi,  كَاَنْ ’in haberi olarak mahallen merfûdur. 

لَمْ  muzariyi cezm ederek manasını olumsuz maziye çeviren harftir.  

يَغْنَوْا  fiili  ن ’un hazfıyla meczum muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. فٖيهَا  car mecruru  يَغْنَوْا  fiiline mütealliktir.

Hafifletilmiş olan  كَأَنْ  aynı  كَأَنَّ  gibi isim cümlesinin başına gelir. İsmi mahzuf şan zamiri, haberi de isim veya fiil cümlesi olur. Eğer müsbet (olumlu) fiille başlayan fiil cümlesi olursa başına  قَدْ , menfi (olumsuz) cümle olursa  لَمْ  gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 


 اَلَا بُعْداً لِمَدْيَنَ كَمَا بَعِدَتْ ثَمُودُ۟

 

اَلَا  tenbih edatıdır.  بُعْداً  mahzuf fiilin mef’ûlün mutlakı olup fetha ile mansubdur. Takdiri, أبعدوا (uzak oldular) şeklindedir. لِمَدْيَنَ  car mecruru  بُعْداً ’e müteallik olup, gayri munsarif olduğundan cer alameti fethadır.

كَ  harf-i cerdir.  مَا  ve masdar-ı müevvel  كَ  harf-i ceriyle  بُعْداً ’e mütealliktir.

بَعِدَتْ  fetha üzere mebni mazi fiildir.  تْ  te’nis alametidir. ثَمُودُ  fail olup damme ile merfûdur.

اَلَا ;konuşmacı dinleyenlerin dikkatini çekmek,onları uyarmak ve konuşacağı sözün önemini belirtmek için konuşmasını bu edatla başlatır.Onun için bu edata istiftah ve tembih edatı denilmiştir.(Arap Dilinde Edatlar, Hasan Akdağ)

Mef’ûlü mutlak: Fiil ile aynı kökten gelen masdardır. Mef’ûlü mutlak harfi cer almaz. Harfi cer alırsa hal olur. Mef’ûlü mutlak cümle olmaz. Mef’ûlü mutlak 3’e ayrılır:

1) Tekid (Kuvvetlendirmek) İçin: Fiilin manasını kuvvetlendirir. Masdar olur. Daima müfreddir. Fiilinden sonra gelir. Türkçeye “muhakkak, şüphesiz, gerçekten, çok, iyice, öyle ki” diye tercüme edilir.

2) Nev’ini (Çeşidini) Belirtmek İçin: Fiilin nasıl meydana geldiğini ve nev’ini bildirir. Nev’ini bildiren mef’ûlü mutlak umumiyetle sıfat veya izafet terkibi halinde gelir. Tesniye ve cemi de olabilir. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “gibi, şeklinde, aynen, tıpkı, tam” diye tercüme edilir.

3) Adedini (Sayısını) Belirtmek İçin: Failin yaptığı işin sayısını belirtir. Adedini bildiren mef’ûlü mutlak فَعْلَةً vezninden gelen bina-ı (masdar-ı) merreden yapılır.

مَرَّةً  kelimesi de mef’ûlü mutlak olur. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “kere, defa” diye tercüme edilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

Gayri munsarif isimler: Kesra (esre) ve tenvini alamayan isimlerdir. Gayri munsarif isimler esre yerine fetha alırlar. Yani bu isimler ref halinde damme, nasb halinde fetha, cer halinde yine fetha alırlar. Gayri munsarife “memnu’un mine’s-sarf (اَلْمَمْنُوعُ مِنَ الصَّرفِ)” da denir. Arapçada kullanılmakla birlikte arapça kökenli olmayan alem (özel) isimler (Yer, ülke, kişi adları vb. gibi isimler) de gayrı munsarıfa girer.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

كَاَنْ لَمْ يَغْنَوْا ف۪يهَاۜ

 

Ayet önceki ayetteki  اَصْبَحُوا ’deki failin halidir. Hal cümleleri anlamı kuvvetlendiren ıtnâb sanatıdır. 

Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. كانّ  den muhaffefe  كَاَنْ ’nin ismi, mahzuftur. 

Muhaffeffe  كانَّ ’nin dahil olduğu  لَمْ يَغْنَوْا ف۪يهَا  cümlesi, haberidir. Tekid ve teşbih ifade eden  كَاَنْ ‘in dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkarî kelamdır. 

Menfi muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan fiil  لَمْ يَغْنَوْا ف۪يهَا  cümlesi, كانَّ in haberidir. Haberin muzari fiil sıygasında gelmesi hükmü takviye, hudûs, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Müfredin müfrede benzetildiği teşbih, teşbih edatı zikredildiği için mürsel, vech-i şebeh zikredilmediği için mücmeldir. Müşebbeh o yaşayan kişiler, müşebbehe bih yaşamayanlardır.

كانَّ , çoğunlukla müşâbehet için kullanılır. Bu ayette olduğu gibi bu harfi müşebbeh ve müşebbehün bih takip eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Beyan İlmi)

لَمْ يَغْنَوْا ف۪يهَا  ibaresinde beldeye ait zamire dahil olan  ف۪ي  harfinde istiare vardır. Bilindiği gibi  فِی  harfi zarfiye manası içerir. İçi olan bir şeye benzetilen  دِيَارِ , mazruf mesabesindedir. Mübalağa için bu harf kullanılmıştır. Çünkü diyar, ülke,  zarfiyeye yani içine girilmeye müsait değildir. O diyarda yaşayanlar, bir kabın içinde muhafaza edilen şeye benzetilmiştir. Camî, her iki durumdaki mutlak irtibattır.

Bu cümle, 68. ayetin aynen tekrarıdır. Tekrarlanan cümleler arasında tekrir, ıtnâb ve reddü'l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır Böyle tekrarlar, kelamdaki cüzleri birbirine bağlar, aralarında bir ilişki kurar ve dokuyu bütünleştirir. 

Semûd kavminden bahseden kısım, öncesinde ve sonrasında Medyen’den söz edildiği için asıl konu arasına girmiştir. (Hasan Uçar, Kur’an-ı Kerim’deki Anlamsal Bedî‘ Sanatları) İstitrat sanatına örnek teşkil eder.

Bu sanatta muhatap belli bir konuyla alakalı sözleri dinlerken mütekellim aniden başka bir konuya geçer. Böylece muhatabın sıkılmasına engel olur, kelama heyecan katar. Muhatabın zihni aktif hale geçer. İlk konuyu dinlemeye hazır hale gelir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Bedî İlmi) 


 اَلَا بُعْداً لِمَدْيَنَ كَمَا بَعِدَتْ ثَمُودُ۟

 

İstînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır.  بُعْداً  , takdiri;  بعدت (Uzak oldu) olan mahzuf fiilin mef’ûlün mutlakıdır. Bu takdire göre cümle müspet mazi fiil sıygasında, faide-i haber talebî kelamdır.

Teşbih harfi  ك  ‘nin dahil olduğu masdar harfi  مَا , mef’ûl olan  بُعْداً ’e mütealliktir.

كَ  teşbih harfidir. Müşebbeh Medyen, müşebbehe bih Semûd’dur. Müfredin müfrede benzetildiği ayetteki teşbih, teşbih edatı ve vech-i şebeh olan بُعْداً  zikredildiği için mufassal, mürseldir.

لِمَدْيَنَ - ثَمُودُ۟  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

Mesafedeki genişlik manasındaki  بُعْداً  kelimesinde istiare sanatı vardır. Allah’ın rahmeti ile bu kavimler arasındaki alakasızlık uzaklığa benzetilmiştir. بُعْداً , cinsindeki şiddeti ifade etmek için müstear kılınmıştır. 

اَلَا بُعْداً لِمَدْيَنَ كَمَا بَعِدَتْ ثَمُودُ۟  [Dikkat edin Semûd'un uzaklığı gibi Medyen için de uzaklık] sözüyle onların helakı Semûd kavminin helakına benzetilmiştir. Bu benzetmenin sebebi, her ikisinin de sayha (korkunç bir ses) ile helâk olmasıdır. (Fâdıl Sâlih Samerrâî Tefsir, c. 3, s. 223)

Medyen kavmi Semûd kavmine benzetilmiş, çünkü her ikisi de korkunç ses azabıyla helak edilmişlerdir. Şu farkla ki o korkunç ses, Medyen kavmine gökten inmiş; Semûd kavmine ise yerin altından gelmiştir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

Burada  بَعِدَتْ  fiilinin sarahaten gelmesi ile yukarıdan beri devam edegelen masdarının da manası açıklık kazanmıştır. Zira masdarı  قُرْب (yakın) kelimesinin zıt anlamlısı olarak uzak olmak anlamına geldiği gibi bir de yok olmak, helak olmak anlamına gelir. Çünkü helak olan dünyadan ve bulunduğu yerden uzak olmuş olur. Ve aralarındaki farkı belirtmek için öncekinin fiili “ayn”ın dammesiyle beşinci baptan kullanıldığı halde helak manasına olanın mazi sıygasında “ayn”ın kesri ve muzaride fethi ile dördüncü babtan kullanılır.