وَجَٓاءَ اِخْوَةُ يُوسُفَ فَدَخَلُوا عَلَيْهِ فَعَرَفَهُمْ وَهُمْ لَهُ مُنْكِرُونَ ٥٨
وَجَٓاءَ اِخْوَةُ يُوسُفَ فَدَخَلُوا عَلَيْهِ فَعَرَفَهُمْ وَهُمْ لَهُ مُنْكِرُونَ
Fiil cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. جَٓاءَ fetha üzere mebni mazi fiildir. اِخْوَةُ fail olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzaftır. يُوسُفَ muzâfun ileyh olup, gayri munsarif olduğundan cer alameti fethadır.
فَ atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
دَخَلُوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. عَلَيْهِ car mecruru دَخَلُوا fiiline mütealliktir.
فَ atıf harfidir. عَرَفَهُمْ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو’dir. Muttasıl zamir هُمْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. وَهُمْ لَهُ مُنْكِرُونَ cümlesi, عَرَفَهُمْ ’deki mef’ûlün hali olarak mahallen mansubdur.
وَ haliyyedir. Munfasıl zamir هُمْ mübteda olarak mahallen merfûdur. لَهُ car mecruru مُنْكِرُونَ ’ye mütealliktir. مُنْكِرُونَ mübtedanın haberi olup, ref alameti وَ ’dır. Cemi müzekker salim kelimeler harf ile irablanır.
Gayri munsarif isimler: Kesra (esre) ve tenvini alamayan isimlerdir. Gayri munsarif isimler esre yerine fetha alırlar. Yani bu isimler ref halinde damme, nasb halinde fetha, cer halinde yine fetha alırlar. Gayri munsarife “memnu’un mine’s-sarf (اَلْمَمْنُوعُ مِنَ الصَّرفِ)” da denir. Arapçada kullanılmakla birlikte arapça kökenli olmayan alem (özel) isimler (Yer, ülke, kişi adları vb. gibi isimler) de gayrı munsarıfa girer.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır:
1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette isim cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
مُنْكِرُونَ ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَجَٓاءَ اِخْوَةُ يُوسُفَ فَدَخَلُوا عَلَيْهِ فَعَرَفَهُمْ وَهُمْ لَهُ مُنْكِرُونَ
وَ , istînâfiyyedir. İstînâfiyye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine îrab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiyye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Ayetin ilk cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s. 107)
Aynı üslupta gelen فَدَخَلُوا عَلَيْهِ ve فَعَرَفَهُمْ cümleleri atıf harfi فَ ile öncesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Hal وَ ’ıyla gelen وَهُمْ لَهُ مُنْكِرُونَ cümlesi, mübteda ve haberden müteşekkil, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Hal; cümlede failin, mefulün veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır.
İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. لَهُ , siyaktaki önemine binaen amili olan مُنْكِرُونَ ’ye takdim edilmiştir. Böylece fasılaya uygunluk da temin edilmiştir.
Müsned olan مُنْكِرُونَ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.
İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder. (Halidî, Vakafat, s. 80)
Burada عَرَفَ ile مُنْكِرُونَ kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.
فَعَرَفَهُمْ cümlesiyle وَهُمْ لَهُ مُنْكِرُونَ cümlesi arasında mukabele sanatı vardır.
اِخْوَةُ kelimesi, cemi kıllet sıygasında gelmiştir. 3-10 arasındaki kardeşleri ifade eder.
Kıtlık bütün beldeleri sarıp Yakub’un (a.s.) beldesine de ulaşıp onlar da geçim darlığına düşünce Hz. Yakub oğullarına: “Mısır'da herkese yiyecek dağıtan salih bir zat var. Ona paralarınızı götürüp ondan yiyecek şeyler alın.” dedi. Bunun üzerine onlar, on kardeş, Yusuf'a doğru yollandılar. Mısır'a gelip onun yanına girdiler. İşte bu hadise, Hz. Yusuf'un, kardeşleri ile buluşmasına, onlar Yusuf'u kuyuya atarlarken Cenab-ı Hakk'ın ona (vahiyle) bildirdiği, “Andolsun ki sen onlara, hiç farkında değillerken (bir gün) bu işlerini haber vereceksin.” (Yusuf Suresi, 15) şeklindeki haberinin doğruluğunun ortaya çıkmasına bir sebep gibi olmuş olur. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
Ayet, Hz. Yusuf’un bulunduğu ortama gelen kardeşlerinin Hz. Yusuf’u tanıyamadıklarını beyan etmektedir. Hz. Yusuf açısından ise durum tam aksidir. O kardeşlerini tanımıştır. Hz. Yusuf’un kardeşlerini tanıması feraseti, zekası ve gördüğü rüyadan kaynaklanmaktadır. Kardeşlerinin Hz. Yusuf’u tanımamış olması ise çocuk yaşta onlardan ayrılması veya giydiği elbisenin devlet büyüklerinin giydiği elbiseden olması ve orada onunla karşılaşma gibi bir ihtimal görmemeleri nedeniyledir. Hz. Yusuf’un kardeşlerini uzun seneler sonra da olsa tanıması mazi fiil kalıbı ile ifade edilmiştir. Kardeşlerinin Hz. Yusuf’u tanıyamamış olması ise ism-i fail kalıbı tercih edilerek isimle anlatılmıştır. Ayrıca kardeşlerinin durumu anlatılan cümlede isim cümlesi tercih edilmiş, ism-i failin mef’ûlüne lâm-ı takviye gelmiş ve amilinden önce getirilmiştir.
Hz. Yusuf’un kardeşlerini tanıması ifade edilirken mazi fiil kalıbı kullanılmasından Hz. Yusuf’un kardeşlerini ilk gördüğü anda, düşünmeden, araştırmadan hemen tanıdığı anlaşılmaktadır. Çünkü fiil, hudûs ve teceddüt manasına delalet etmektedir. Bu delalet ile de Hz. Yusuf’un kardeşlerini görür görmez tanıdığı anlaşılmaktadır. Kardeşlerinin durumunu ifadede kullanılan isim kalıbı ise sübut ve kalıcılık manasına delalet etmektedir. Bu delaletin anlama katkısı şöyle olmaktadır: Hz. Yusuf’u gören kardeşleri onu tanıyamamışlardır. Onu tanıyamamaları Allah’ın öyle dilemesindendir. Çünkü iç güzelliğinin yanında yüz güzelliği olan ve bu güzellikle sınanan kimsenin tanınmaması imkânsız gibidir. Allah’ın bu takdiri ile onu tanımaktan uzak olduklarını ifade için isim kalıbı kullanılmıştır. (Hasan Duran, Kur’an-ı Kerim’de Teceddüt Ve Sübût Manası İçin Yapılan Udûl Çeşitleri)