Yusuf Sûresi 61. Ayet

قَالُوا سَنُرَاوِدُ عَنْهُ اَبَاهُ وَاِنَّا لَفَاعِلُونَ  ٦١

Dediler ki: “Onu babasından isteyeceğiz ve muhakkak bunu yaparız.”
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 قَالُوا dediler ki ق و ل
2 سَنُرَاوِدُ istemeğe çalışacağız ر و د
3 عَنْهُ onu
4 أَبَاهُ babasından ا ب و
5 وَإِنَّا ve biz muhakkak
6 لَفَاعِلُونَ mutlaka yapacağız ف ع ل
 
Bünyâmin’i getireceklerine dair kardeşlerinden kesin söz alan Hz. Yûsuf, onların ödedikleri bedeli de yüklerinin içine koydurarak parasızlık yüzünden gelememeleri gibi bir mazereti de ortadan kaldırdı.

Kaynak :Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 243
 

قَالُوا سَنُرَاوِدُ عَنْهُ اَبَاهُ وَاِنَّا لَفَاعِلُونَ

 

Fiil cümlesidir.  قَالُوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul  و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Mekulü’l-kavli  سَنُرَاوِدُ ’dir.  قَالُوا  fiilinin mef’ûlün bihi olarak mahallen mansubdur.

Fiilin başındaki  سَ  harfi tekid ifade eden istikbal harfidir. نُرَاوِدُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  نحن ’dur. عَنْهُ  car mecruru  نُرَاوِدُ  fiiline mütealliktir.  اَبَاهُ  mef’ûlün bih olup, harfle îrab olan beş isimden biri olduğundan nasb alameti eliftir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هُ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

وَ  atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder. 

نَّا  mütekellim zamiri  اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. 

لَ  harfi  اِنَّ ’nin haberinin başına gelen lam-ı muzahlakadır. فَاعِلُونَ  kelimesi,  اِنَّ ’nin haberi olup ref alameti  و ’dır. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar.

Tekid lamı diye isimlendirilen bu lamın kullanımı oldukça yaygındır. Fethalı olarak kullanılan bu lam, sadece ismin ve muzari fiilin başına dahil olur. İsim cümlesinin başına  اِنَّ  edatı gelince cümlenin başında gelmesi gereken lam-ı ibtida, اِنَّ ‘nin haberinin başına kayar. Bundan dolayı lam-ı muzahlaka olarak da adlandırılır.(Mehmet Altın, Kur’ân' da Te’kid Üslupları ve Çeşitleri )

نُرَاوِدُ  sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil mufâale babındandır. Sülâsîsi  رود ’dir.   

Mufâale babı fiile, müşareket (ortaklık), bir işi peşpeşe yapmak, teksir (çokluk, bir işi çok yapmak) gibi anlamlar katar. Müşareket (İşteşlik - ortaklık): Bir işin iki kişi veya iki grup arasında yapıldığını anlatır. Fail ile mef’ûl aynı işi yapmıştır. Ayrıca fail işi başlatan ve galip gelendir,(sonuçlandırandır) Bazen de müşareket olmayıp tek taraflı olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

فَاعِلُونَ  ; sülâsî mücerredi  فعل  olan fiilin ism-i failidir. 

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata), hem de onun sıfatına delalet eden kelimedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

قَالُوا سَنُرَاوِدُ عَنْهُ اَبَاهُ وَاِنَّا لَفَاعِلُونَ

 

Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldır. 

Cümle, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s. 107)

قَالُوا  fiilinin mekulü’l-kavli olan  سَنُرَاوِدُ عَنْهُ اَبَاهُ  cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır. İstikbal harfi  سَ  tekid ifade eder. 

وَاِنَّا لَفَاعِلُونَ  cümlesi, atıf harfi  وَ ‘ la mekulü’l-kavl cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, isim cümlesi fiil cümlesine atfedilmiştir. Fiil cümlesinden isim cümlesine geçişte iltifat sanatı vardır. 

اِنَّ  ve lam-ı muzahlaka ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden  اِنَّ  ve lam-ı muzahlaka ile tekid edilmiş isim cümleleri, çok muhkem/sağlam cümlelerdir.

İsim cümleleri sübut ifade eder. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Tekid lamı diye isimlendirilen lamın kullanımı oldukça yaygındır. Fethalı olarak kullanılan bu lâm, sadece ismin ve muzari fiilin başına dahil olur. İsim cümlesinin başına  اِنَّ  edatı gelince cümlenin başında gelmesi gereken lam-ı ibtida,  اِنَّ ‘nin haberinin başına kayar. Bundan dolayı lam-ı muzahlaka olarak da adlandırılır. (Kur’an’da Te’kid Üslupları ve Çeşitleri Mehmet Altın Şırnak Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi 2017/3)

Müsned olan  فَاعِلُونَ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.

İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder. (Halidî, Vakafat, s. 80)

Yusuf’un (a.s) kardeşlerinin babamızdan değil de babasından isteyeceğiz demeleri babalarının kardeşlerine çok düşkün olduğunun işaretidir.

Babalarını razı etme konusundaki isteklerini tekitli isim cümlesiyle ifade ederek ellerinden ne geliyorsa yapmaya kararlı olduklarını belirttiler.

Onlar, Hz. Yusuf'un sözüne karşı, “Onu babasından istemeye çalışırız. Herhalde (bunu) yapabiliriz.” dediler. Bu, “Biz, onu onun elinden almaya çalışırız ve bunun yolunu ararız. Herhalde bunu becerebiliriz.” demektir. Bu ikinci cümlenin gayesi, tekiddir. Bu cümlenin, “Biz, onu sana getirebiliriz.” manasına gelebileceği gibi “Bu konuda elimizden geleni yaparız.” manasında olması da muhtemeldir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)