وَقَالَ لِفِتْيَانِهِ اجْعَلُوا بِضَاعَتَهُمْ ف۪ي رِحَالِهِمْ لَعَلَّهُمْ يَعْرِفُونَـهَٓا اِذَا انْقَلَـبُٓوا اِلٰٓى اَهْلِهِمْ لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ ٦٢
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَقَالَ | ve dedi ki |
|
| 2 | لِفِتْيَانِهِ | uşaklarına |
|
| 3 | اجْعَلُوا | koyun! |
|
| 4 | بِضَاعَتَهُمْ | onların sermayelerini |
|
| 5 | فِي | içine |
|
| 6 | رِحَالِهِمْ | yüklerinin |
|
| 7 | لَعَلَّهُمْ | belki onlar |
|
| 8 | يَعْرِفُونَهَا | bunun farkına varırlar |
|
| 9 | إِذَا | zaman |
|
| 10 | انْقَلَبُوا | döndükleri |
|
| 11 | إِلَىٰ |
|
|
| 12 | أَهْلِهِمْ | ailelerine |
|
| 13 | لَعَلَّهُمْ | belki de |
|
| 14 | يَرْجِعُونَ | geri dönerler |
|
وَقَالَ لِفِتْيَانِهِ اجْعَلُوا بِضَاعَتَهُمْ ف۪ي رِحَالِهِمْ لَعَلَّهُمْ يَعْرِفُونَـهَٓا اِذَا انْقَلَـبُٓوا اِلٰٓى اَهْلِهِمْ لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ
Fiil cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. قَالَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. لِفِتْيَانِهِ car mecruru قَالَ fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هِ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. Mekulü’l-kavli اجْعَلُوا بِضَاعَتَهُمْ ف۪ي رِحَالِهِمْ ’ dir. قَالَ fiilinin mef’ûlün bihi olarak mahallen mansubdur.
اجْعَلُوا fiili ن ’un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. بِضَاعَتَهُمْ mef’ûlün bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. ف۪ي رِحَالِهِمْ car mecruru اجْعَلُوا fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هِمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
لَعَلَّ terecci harfidir. Vukuu mümkün durumlarda kullanılır. İsim cümlesinin önüne gelir. إنّ gibi ismini nasb haberini ref eder. Tereccî, husûlü arzu edilen ve sevilen, imkân dahilinde olan bir şeyin istenmesidir.
هُمْ muttasıl zamiri لَعَلَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. يَعْرِفُونَـهَٓا cümlesi, لَعَلَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.
يَعْرِفُونَـهَٓا fiili ن ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir هَٓا mef’ûlün bih olarak mahallen mansubdur.
اِذَا şart manalı, cümleye muzâf olan, cezmetmeyen zaman zarfıdır.Vuku bulma ihtimali kuvvetli veya kesin olan durumlar için gelir. انْقَلَـبُٓوا ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
انْقَلَـبُٓوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. اِلٰٓى اَهْلِهِمْ car mecruru انْقَلَـبُٓوا fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هِمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. Şartın cevabı öncesinin delaletiyle mahzuftur. Takdiri, إذا انقلبوا… فلعلّهم يعرفونها şeklindedir.
لَعَلّ terecci harfidir. هُمْ muttasıl zamiri لَعَلَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. يَرْجِعُونَ cümlesi, لَعَلَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.
يَرْجِعُونَ fiili ن ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.
(إِذَا): Cümleye muzâf olan zarflardandır. Kendisinden sonra gelen muzâfun ileyh cümlesi aynı zamanda şart cümlesidir. (إِذَا)’dan sonraki şart cümlesinin fiili mazi veya muzari manalı olur. Cevabı ise umumiyetle muzari olur, mazi de olsa muzari manası verilir:
a. (إِذَا) fiil cümlesinden önce gelirse, zarf (zaman ismi); isim cümlesinden önce gelirse (müfacee=sürpriz) harfi olur. b. (إِذَا)’nın cevap cümlesi, iki muzari fiili cezm edenlerin cevap cümleleri gibi mazi, muzari, emir, istikbal, isim cümlesi... şeklinde gelir. Cevabın başına (ف)’nin gelip gelmeme durumu, iki muzari fiili cezm edenler ile aynıdır. c. Sükun üzere mebnidir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
انْقَلَـبُٓوا fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil infiâl babındadır. Sülâsîsi قلب ’dir.
Bu bab fiile mutavaat, mücerred yapıdaki asıl anlamıyla kullanılması gibi anlamlar katar.
وَقَالَ لِفِتْيَانِهِ اجْعَلُوا بِضَاعَتَهُمْ ف۪ي رِحَالِهِمْ
وَ , istînâfiyyedir.
İstînâfiyye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine îrab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiyye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Cümle, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s. 107)
قَالَ fiilinin mekulü’l-kavli اجْعَلُوا بِضَاعَتَهُمْ ف۪ي رِحَالِهِمْ cümle, emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
İzafetler kısa yoldan izah içindir.
لَعَلَّهُمْ يَعْرِفُونَـهَٓا
Cümle, ta’liliyye olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Ta’lil, kelamın bir sebebe bağlanarak ifade edilmesidir. Kastedilen mananın nedenini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.
لَعَلَّ ‘nin dahil olduğu cümle gayr-ı talebî inşâî isnaddır. لَعَلَّ , terecci harfidir. Vukuu mümkün durumlarda kullanılır.
لَعَلَّ ’nin haberi olan يَعْرِفُونَـهَٓا ’nin, muzari sıygada faide-i haber ibtidaî kelam olan cümle şeklinde gelmesi hükmü takviye, hudûs, istimrar, tecessüm ve teceddüt ifade etmiştir.
لَعَلَّ gerçek kullanımında ümit ve beklenti tesis etmek içindir. Bazen mecâz-ı mürsel yoluyla inkâr ve tahzir (sakındırma) manasında da kullanılabilmektedir. (Âşûr, Et- Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
لَعَلَّ edatı, terecci içindir yani “ümitvar olma” manasını ifade eder ve bir de beklenti içinde olmak demektir ki her ikisi de aynı manaya gelir demektir. Fakat bu beklenti Kerîm olan bir zattan olmalı, kişi O’ndan beklemelidir. İşte bu, yerine getirmesi kesin olan vaadinin yerine olan bir ifadedir. İmam Sîbeveyhi de bu görüştedir. Ancak Kutrub ise لَعَلَّ kelimesi “için” manasındadır yani “sakınıp korunmanız için’’demektir, der. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
اِذَا انْقَلَـبُٓوا اِلٰٓى اَهْلِهِمْ
Şart üslubunda gelen terkipte اِذَا , cümleye muzâf olan şart ve mazi manalı zaman zarfıdır. Müteallakı cevap cümlesidir.
اِذَا ’nın muzâfun ileyhi konumunda olan انْقَلَـبُٓوا اِلٰٓى اَهْلِهِمْ şeklindeki şart cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Vuku bulma ihtimali kuvvetli veya kesin durumlarda gelen zaman zarfıyla gelmiş mazi fiil, sebat, temekkün ve istikrar ifade etmiştir.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)
Nahivcilere göre şart fiili olarak kullanılan mazi fiil gelecek zaman ifade eder. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsîr Yolu, c. 2, s. 106.)
Şartın takdiri, فلعلّهم يعرفونها (Umulur ki onu tanırlar.) olan cevabı, öncesinin delaletiyle hazfedilmiştir. Şartın cevabının hazfi, icaz-ı hazif sanatıdır. Bu hazif, muhatabın muhayyilesini kısıtlamadan serbestçe düşünebilmesini sağlar.
Şart ve cevap cümlelerinden oluşan terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Ayette cevabın mahzuf olması farklı yönlerden düşünmeyi gerektirdiği, ayrıca dinleyici ve okuyucuyu düşünce ve hayal ufkuna yönlendirdiği için mübalağa içermektedir. Îcâz metoduyla cümleye daha yoğun anlamlar yüklenmiştir. (Hasan Uçar, Kur’an-ı Kerîm’deki Anlamsal Bedî‘ Sanatları, Doktora Tezi)
لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ
İstînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Vukuu mümkün durumlarda kullanılan terecci harfi لَعَلَّ ‘nin dahil olduğu cümle gayr-ı talebî inşâî isnaddır.
لَعَلَّ ’nin haberi olan يَرْجِعُونَ ’nin, muzari sıygada faide-i haber ibtidaî kelamdır. Müsnedin muzari fiil sıygasında cümle şeklinde gelmesi hükmü takviye, hudûs, istimrar, tecessüm ve teceddüt ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
انْقَلَـبُٓوا - يَرْجِعُونَ ve بِضَاعَتَهُمْ - رِحَالِهِمْ gruplarındaki kelimeler arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
لَعَلَّهُمْ lafzının tekrarında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Hz. Yusuf, zahire ölçen genç hizmetkârlarına bu emri verdi ve her yük için onların karşılığında zahire satın aldıkları sermayelerini, yüklerinin içine koymak için bir adam görevlendirdi.
Onların sermayeleri, ayakkabılar ve deriler idi. Hz. Yusuf, babalarının yanında sermaye olarak getirecekleri başka bir mal olmaz da bir daha gelmezler endişesiyle bunu yapmıştı.
Bütün bunlar, kardeşi Bünyamin ile beraber geri gelmelerini sağlamak içindi. Nitekim “Olur ki ailelerinin yanına döndüklerinde bunun farkına varırlar.” cümlesi de bunu bildirmektedir.
Bunun farkına varmaları da ailelerinin yanına dönmeleri kaydına bağlanmış, çünkü ancak yüklerini ve kaplarını boşalttıkları zaman bunun farkına varırlar ve belki yine gelirler; çünkü hem malı hem de bedelini kendilerine geri verme iyiliğini göstermek, özellikle sermayenin kıt olduğu zamanda geri gelmelerinin en kuvvetli sebeplerindendir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)