قَالَ لَنْ اُرْسِلَهُ مَعَكُمْ حَتّٰى تُؤْتُونِ مَوْثِقاً مِنَ اللّٰهِ لَتَأْتُنَّن۪ي بِه۪ٓ اِلَّٓا اَنْ يُحَاطَ بِكُمْۚ فَلَمَّٓا اٰتَوْهُ مَوْثِقَهُمْ قَالَ اللّٰهُ عَلٰى مَا نَقُولُ وَك۪يلٌ ٦٦
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | قَالَ | dedi ki |
|
| 2 | لَنْ |
|
|
| 3 | أُرْسِلَهُ | onu asla göndermem |
|
| 4 | مَعَكُمْ | sizinle |
|
| 5 | حَتَّىٰ | kadar |
|
| 6 | تُؤْتُونِ | siz bana verinceye |
|
| 7 | مَوْثِقًا | sağlam bir söz |
|
| 8 | مِنَ |
|
|
| 9 | اللَّهِ | Allah adına |
|
| 10 | لَتَأْتُنَّنِي | bana getireceğinize |
|
| 11 | بِهِ | onu |
|
| 12 | إِلَّا | dışında |
|
| 13 | أَنْ |
|
|
| 14 | يُحَاطَ | kuşatılıp engellenmeniz |
|
| 15 | بِكُمْ | sizin |
|
| 16 | فَلَمَّا | ne zaman ki |
|
| 17 | اتَوْهُ | verdiler |
|
| 18 | مَوْثِقَهُمْ | sözlerini |
|
| 19 | قَالَ | dedi |
|
| 20 | اللَّهُ | Allah |
|
| 21 | عَلَىٰ | üzerine |
|
| 22 | مَا | şey |
|
| 23 | نَقُولُ | söylediğimiz |
|
| 24 | وَكِيلٌ | vekildir |
|
قَالَ لَنْ اُرْسِلَهُ مَعَكُمْ حَتّٰى تُؤْتُونِ مَوْثِقاً مِنَ اللّٰهِ لَتَأْتُنَّن۪ي بِه۪ٓ اِلَّٓا اَنْ يُحَاطَ بِكُمْۚ
Fiil cümlesidir. قَالَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Mekulü’l-kavli, لَنْ اُرْسِلَهُ ’dür. قَالَ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
لَنْ muzariyi nasb ederek manasını olumsuz istikbale çeviren tekid harfidir.
اُرْسِلَهُ fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنا ’dir. Muttasıl zamir هُ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. مَعَكُمْ mekân zarfı اُرْسِلَهُ ’deki mef’ûlun mahzuf haline mütealliktir. Muttasıl zamir كُمْ muzâfûn ileyh olarak mahallen mecrurdur.
حَتّٰى gaye bildiren cer harfidir. Muzariyi gizli اَنْ ’le nasb ederek manasını masdara çeviren harftir. اَنْ ve masdar-ı müevvel اُرْسِلَهُ fiiline müteallik, mahallen mecrurdur.
تُؤْتُونِ fiili نَ ‘un hazfıyla mansub muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. Sonundaki نِ vikayedir. Esre ise mahzuf mütekellim zamirinden ivazdır. Hazf edilen يَ mef‘ûlun bih olarak mahallen mansubdur. Burada bu ي harfinin mahzuf olduğuna işaret etmek için fiilin sonunda bulunan نِ harfinin harekesi esre gelmiştir. مَوْثِقاً ikinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. مِنَ اللّٰهِ car mecruru مَوْثِقاً ’nın mahzuf sıfatına mütealliktir.
لَ harfi, mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir.
تَأْتُنَّن۪ي fiili mahzuf ن' un sübutuyla merfû muzari fiildir. İki sakin bir araya geldiği için zamir olan cemi و ‘ı mahzuftur. Fiilinin sonundaki نَّ , tekid ifade eden nûn-u sakiledir. İkinci نِ vikayedir. Mütekellim zamir ي mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. بِه۪ٓ car mecruru تَأْتُنَّن۪ي fiiline mütealliktir.
اِلَّٓا istisna harfidir. اَنْ ve masdar-ı müevvel müstesna olarak mahallen mansubdur. Muzâf mahzuftur. Takdiri, لتأتنّني به في كلّ حال إلّا حال الإحاطة بكم (Engellenmedikçe onu bana muhakkak getirmen şartıyla.) şeklindedir.
اَنْ muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.
يُحَاطَ fetha ile mansub meçhul muzari fiildir. بِكُمْ car mecruru naib-i fail olarak mahallen merfûdur.
Tekid nun’ları bitiştikleri fiile istikbal manası kazandıran bir edatın veya durumun bulunması halinde muzari fiilin sonuna gelirler. (Soru, arz, tekid lamı, ummak, teşvik, nehiy, temenni ve yemin gibi.)
Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman, Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Fiil-i muzarinin başına اَنْ harfi geldiği zaman onu nasb ettiği gibi anlamını da masdara çevirmektedir. Bu tür masdarlara masdar anlamı içerdikleri için “tevilli masdar (masdar-ı müevvel cümlesi)” denmektedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
حَتّٰٓى edatı üç şekilde kullanılabilir: Harf-i cer olarak, başlangıç edatı olarak ve atıf edatı olarak. Ayette harf-i cer şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَنْ harfi 6 yerde gizli olarak gelebilir: Harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra, Atıf olan اَوْ ’den sonra, Lamul cuhuddan sonra, Lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra, Vav-ı maiyye (وَ)’ den sonra, Sebep fe (فَ)’sinden sonra.Ayette harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra gizlenmiştir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
İstisna; bir nesneyi, kişiyi veya hükmü istisna edatlarından biriyle cümledeki hükmün dışında tutmaktır.İstisnanın 3 unsuru vardır:
1. İstisna edatı: Cümlede kullanılan edatlardır.
2. Müstesna: İstisna edatından sonra gelen kelimedir. İstisna edilen, hariç tutulan kelimedir.
3. Müstesna minh: İstisna edatından önce gelen kelimedir. Kendisinden bir şeyin hariç tutulduğu, genellikle çoğul olan bir kelimedir.
İstisnanın kısımları 3’e ayrılır:1. Muttasıl istisna 2. Munkatı istisna 3. Müferrağ istisna.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اُرْسِلَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi رسل ’dir.
يُحَاطَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi حوط ‘dır.
تُؤْتُونِ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi أتي ‘dır.
İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.
فَلَمَّٓا اٰتَوْهُ مَوْثِقَهُمْ قَالَ اللّٰهُ عَلٰى مَا نَقُولُ وَك۪يلٌ
فَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
لَمَّا kelimesi حين (...dığı zaman) manasında şart anlamı taşıyan zaman zarfıdır. Cümleye muzâf olur. اٰتَوْهُ ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
اٰتَوْهُ mahzuf elif üzere mukadder damme ile mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir هُ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. مَوْثِقَهُمْ ikinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هُمْ muzâfûn ileyh olarak mahallen mecrurdur.
فَ karinesi olmadan gelen قَالَ اللّٰهُ عَلٰى مَا نَقُولُ cümlesi şartın cevabıdır.
قَالَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Mekulü’l-kavli, اللّٰهُ عَلٰى مَا نَقُولُ وَك۪يلٌ ’dur. قَالَ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
اللّٰهُ lafza-i celâl mübteda olup damme ile merfûdur. مَا ve masdar-ı müevvel عَلٰى harf-i ceriyle وَك۪يلٌ ’e mütealliktir.
نَقُولُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri نحن ’dur. وَك۪يلٌ mübtedanın haberi olup damme ile merfûdur.
(لَمَّا) edatı; a) (لَمَّا) muzari fiilden önce gelirse, muzari fiili cezm eden harf olur. b) (لَمَّا)’ya aynı zamanda cezmetmeyen şart edatı da denir. c) Bazen mana bakımından cevap olan cümleden sonra da gelebilir. d) Sükun üzere mebnidir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اٰتَوْ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi أتي ‘dır.
وَك۪يلٌ mübalağalı ism-i fail kalıbındandır. Bu kalıp bu vasfın mevsufta sürekli varlığına, sıfatın, mevsufun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
Mübalağalı ism-i fail: Bir varlıkta bir niteliğin aşırı derecede bulunduğunu gösteren, fiilden türeyen, sıfat cinsinden isimlerdir. Mübalağalı ism-i failler Allah için kullanılırsa sıfat, insanlar için kullanılırsa mübalağa ya da lakap olurlar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
قَالَ لَنْ اُرْسِلَهُ مَعَكُمْ حَتّٰى تُؤْتُونِ مَوْثِقاً مِنَ اللّٰهِ
İstînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s. 107)
قَالَ fiilinin mekulü’l-kavli olan لَنْ اُرْسِلَهُ مَعَكُمْ حَتّٰى تُؤْتُونِ مَوْثِقاً مِنَ اللّٰهِ cümlesi, menfi muzari fiil sıygasında, faide-i haber talebî kelamdır. Muzari fiili nasb ederek manasını olumsuz istikbale çeviren nefy harfi لَنْ , cümleyi tekid etmiştir.
Gaye bildiren masdar ve cer harfi حَتّٰى ‘nın, gizli أنْ ‘le masdar yaptığı تُؤْتُونِ مَوْثِقاً مِنَ اللّٰهِ cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Masdar-ı müevvel mecrur mahalde olup حَتّٰى ile اُرْسِلَهُ fiiline mütealliktir. Muzari fiil hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. مَعَكُمْ ve حَتّٰى car mecrurları, ihtimam için mef’ûle takdim edilmiştir.
İkinci mef’ûl olan مَوْثِقاً ’daki nekrelik, tazim ifade eder.
مَوْثِقاً , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mefûlü de ifade eder.
مِنَ اللّٰهِ car-mecruru, مَوْثِقاً ’ın mahzuf sıfatına mütealliktir. Sıfatın hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.
لَتَأْتُنَّن۪ي بِه۪ٓ اِلَّٓا اَنْ يُحَاطَ بِكُمْۚ
Fasılla gelen terkipte لَتَأْتُنَّن۪ي بِه۪ٓ اِلَّٓا اَنْ يُحَاطَ بِكُمْۚ cümlesi, mahzuf kasemin cevabıdır. لَ , mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir.
Kasem cümlesinin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır. Mahzuf kasemle birlikte terkip, kasem üslubunda gayrı talebî inşâî isnaddır.
Muksemun bih; mahzuf kasem ve nûn-u sakile ile tekid edilmiş, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber inkâri kelamdır.
بِه۪ٓ car-mecruru لَتَأْتُنَّن۪ي fiiline mütealliktır, اِلَّٓا istisna harfidir.
Masdar harfi اَنْ ve akabindeki يُحَاطَ بِكُمْ cümlesi, masdar teviliyle muzâfun ileyh konumundadır. Müstesna olan muzâfın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
Cümlenin takdiri, لتأتنّني به في كلّ حال إلّا حال الإحاطة بكم (Etrafınız kuşatılmadıkça her durumda onu bana getireceğinize…) şeklindedir.
Masdar-ı müevvel, muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiiller hudûs, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Kasem cümlesinin mahzuf olduğu durumda, vurgu kasem cevabına yapıldığından kasem cümlesi telaffuzda terk edilir. Kasem cümlesini oluşturan kasem fiili, kasem edatı ve kasem edilen isim üçü birlikte hazfedilir. Fakat kasemin varlığı kasem cevabından anlaşılmaktadır. Bu form, Kur’an’da sıkça kullanılmıştır. (Nihat Tarı, Arap Dilinde Kasem Formları ve Kur’ân-ı Kerim’e Özgü “La Uksimu” Formu ile İlgili Tartışmalar)
يُحَاطَ fiili, ayette çaresizlik anlamında kullanılmıştır, sebep alakasıyla mecaz-ı mürseldir.
Keşşâf sahibi şöyle demektedir: “Buradaki istisna, istisna-i muttasıldır. O halde اِلَّٓا اَنْ يُحَاطَ بِكُمْۚ cümlesi mef'ûlün leh’dir. Müspet olan, لَتَأْتُنَّن۪ي بِه۪ٓ kelimesi ise olumsuz manadadır. Buna göre mana, ‘Sizler, onu şu tek bir sebep hariç ne sebeple olursa olsun onu mutlaka bana getireceksiniz.’ şeklinde olur.” (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
يُحَاطَ fiili meçhul bina edilerek, mef’ûle dikkat çekilmiştir.
اَنْ يُحَاطَ بِكُمْ [Etrafınız kuşatılmadıkça ] ayeti ile ilgili olarak Mücahid şöyle demektedir: Helak olmadığınız yahut ölmediğiniz sürece… demektir. (Kurtubî, El-Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân)
Etraflarının kuşatılması, mağlup ve çaresiz kalmaları, yahut helak olmaları demektir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
فَلَمَّٓا اٰتَوْهُ مَوْثِقَهُمْ قَالَ اللّٰهُ عَلٰى مَا نَقُولُ وَك۪يلٌ
Cümle, atıf harfi فَ ile kasem cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Şart üslubunda gelen terkipte لَمَّا edatı, حين (...dığı zaman) manasında şart anlamı da taşıyan zaman zarfıdır.
Haynûne manasındaki لَمَّا aslında şartının bilindiği durumlarda gelir ve şartla cevap arasındaki kuvvetli irtibatı ve tertipteki sürati ifade eder. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, Ahkâf/29, c. 7, s. 424)
لَمَّا ; maziden önce ‘vakta ki,...dığı zaman’ manalarına gelen, cezmetmeyen, şart manalı zaman zarfıdır. Şart fiili de, cevap fiili de mazi veya mazi manalı olmalıdır. (Meral Çörtü, Cümle Kuruluşu ve Tercüme Tekniği)
Müspet mazi fiil sıygasında gelerek istikrar ve temekkün ifade eden şart cümlesi olan اٰتَوْهُ مَوْثِقَهُمْ , şart edatı لَمَّا ’nın muzâfun ileyhidir.
فَ karinesi olmadan gelen cevap cümlesi olan قَالَ اللّٰهُ عَلٰى مَا نَقُولُ وَك۪يلٌ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber ibtidaî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
قَالَ fiilinin mekulü’l-kavli olan اللّٰهُ عَلٰى مَا نَقُولُ وَك۪يلٌ cümlesi, mübteda ve haberden müteşekkil, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Lafza-ı celâl mübteda, وَك۪يلٌ haberdir.
Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Bütün mamullerin cümledeki yeri, aslında amilinden sonra gelmesidir. عَلٰى مَا car mecruru, konudaki önemine binaen, amili olan وَك۪يلٌ ‘a takdim edilmiştir.
Mecrur mahaldeki masdar harfi مَا ve akabindeki نَقُولُ cümlesi, masdar tevilinde olup وَك۪يلٌ ’e mütealliktir. Masdar-ı müevvel, müspet muzari fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Allahın söyledikleri söz üzerine vekil kılınması, isim cümlesi ve car mecrurun takdimi yoluyla tekid edilmiştir.
مَوْثِقَهُمْ - وَك۪يلٌ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
تُؤْتُونِ - لَتَأْتُنَّن۪ي - اٰتَوْهُ ve مَوْثِقَهُمْ - مَوْثِقاً ve قَالَ - نَقُولُ gruplarındaki kelimeler arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
فَلَمَّٓا - مَوْثِقَ - اللّٰهُ - قَالَ kelimelerinin tekrarında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.
وَك۪يلٌ , mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
Hz. Yakub'un bunu söylemekteki amacı, Allah'a güvenini arz etmek ve onları da verdikleri söze riayet etmelerini teşvik etmekti. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)