وَقَالَ يَا بَنِيَّ لَا تَدْخُلُوا مِنْ بَابٍ وَاحِدٍ وَادْخُلُوا مِنْ اَبْوَابٍ مُتَفَرِّقَةٍۜ وَمَٓا اُغْن۪ي عَنْكُمْ مِنَ اللّٰهِ مِنْ شَيْءٍۜ اِنِ الْحُكْمُ اِلَّا لِلّٰهِۜ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُۚ وَعَلَيْهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُتَوَكِّلُونَ ٦٧
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَقَالَ | ve dedi ki |
|
| 2 | يَا بَنِيَّ | oğullarım |
|
| 3 | لَا |
|
|
| 4 | تَدْخُلُوا | girmeyin |
|
| 5 | مِنْ |
|
|
| 6 | بَابٍ | kapıdan |
|
| 7 | وَاحِدٍ | bir |
|
| 8 | وَادْخُلُوا | (fakat) girin |
|
| 9 | مِنْ |
|
|
| 10 | أَبْوَابٍ | kapılardan |
|
| 11 | مُتَفَرِّقَةٍ | ayrı ayrı |
|
| 12 | وَمَا | ve |
|
| 13 | أُغْنِي | savamam |
|
| 14 | عَنْكُمْ | sizden |
|
| 15 | مِنَ |
|
|
| 16 | اللَّهِ | Allah’tan gelecek |
|
| 17 | مِنْ | hiçbir |
|
| 18 | شَيْءٍ | şeyi |
|
| 19 | إِنِ | yoktur |
|
| 20 | الْحُكْمُ | (hiçbir) Hüküm |
|
| 21 | إِلَّا | dışında |
|
| 22 | لِلَّهِ | Allah’ın |
|
| 23 | عَلَيْهِ | O’na |
|
| 24 | تَوَكَّلْتُ | tevekkül ettim |
|
| 25 | وَعَلَيْهِ | ve O’na |
|
| 26 | فَلْيَتَوَكَّلِ | tevekkül etsinler |
|
| 27 | الْمُتَوَكِّلُونَ | tevekkül edenler |
|
وَقَالَ يَا بَنِيَّ لَا تَدْخُلُوا مِنْ بَابٍ وَاحِدٍ وَادْخُلُوا مِنْ اَبْوَابٍ مُتَفَرِّقَةٍۜ
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
قَالَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Mekulü’l-kavli, يَا بَنِيَّ ’dir. قَالَ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
يَا nida harfidir. Münada بَنِيَّ muzaf olup, cemi müzekker salim kelimelere mülhak olduğu için nasb alameti ي ’dir. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamiri ي muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. Nidanın cevabı لَا تَدْخُلُوا ’dur.
لَا nehiy harfi olup olumsuz emir manasındadır. تَدْخُلُوا fiili ن ’un hazfıyla meczum muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. مِنْ بَابٍ car mecruru لَا تَدْخُلُو fiiline mütealliktir. وَاحِدٍ kelimesi بَابٍ ’ın sıfatı olup kesra ile mecrurdur.
وَ atıf harfidir. ادْخُلُوا fiili ن ’un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. مِنْ اَبْوَابٍ car mecruru ادْخُلُوا fiiline mütealliktir. مُتَفَرِّقَةٍ kelimesi اَبْوَابٍ ’ın sıfatı olup kesra ile mecrurdur.
Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı يَا ’dır.
Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır.
Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude.
Mebni münada merfu üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
مُتَفَرِّقَةٍ ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan تَفَعَّلَ babının ism-i failidir.
İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَمَٓا اُغْن۪ي عَنْكُمْ مِنَ اللّٰهِ مِنْ شَيْءٍۜ
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. مَٓا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. اُغْن۪ي fiili ي üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنا ’dir. عَنْكُمْ car mecruru اُغْن۪ي fiiline mütealliktir. مِنَ اللّٰهِ car mecruru مِنْ شَيْءٍ mahzuf haline mütealliktir.
مِنْ harf-i ceri zaiddir. شَيْءٍ lafzen mecrur, mef’ûlu mutlak olarak mahallen mansubdur. Takdiri, ما أغني عنكم أي إغناء أو شيئا من الإغناء (Size hiçbir faydam dokunmaz) şeklindedir.
Mef’ûlu mutlakın fiili şu durumlarda hazf edilebilir: Emir ve nehiy fiillerinin yerini alırsa, Dua ifade eden fiilin yerini alırsa, Sonucu (akıbeti) açıklamak için getirilirse şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Mef’ûlü mutlak: Fiil ile aynı kökten gelen masdardır. Mef’ûlü mutlak harfi cer almaz. Harfi cer alırsa hal olur. Mef’ûlü mutlak cümle olmaz. Mef’ûlü mutlak 3’e ayrılır:
1) Tekid (Kuvvetlendirmek) İçin: Fiilin manasını kuvvetlendirir. Masdar olur. Daima müfreddir. Fiilinden sonra gelir. Türkçeye “muhakkak, şüphesiz, gerçekten, çok, iyice, öyle ki” diye tercüme edilir.
2) Nev’ini (Çeşidini) Belirtmek İçin: Fiilin nasıl meydana geldiğini ve nev’ini bildirir. Nev’ini bildiren mef’ûlü mutlak umumiyetle sıfat veya izafet terkibi halinde gelir. Tesniye ve cemi de olabilir. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “gibi, şeklinde, aynen, tıpkı, tam” diye tercüme edilir.
3) Adedini (Sayısını) Belirtmek İçin: Failin yaptığı işin sayısını belirtir. Adedini bildiren mef’ûlü mutlak فَعْلَةً vezninden gelen bina-ı (masdar-ı) merreden yapılır.
مَرَّةً kelimesi de mef’ûlü mutlak olur. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “kere, defa” diye tercüme edilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اُغْن۪ي fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi غني ’dir.
İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.
اِنِ الْحُكْمُ اِلَّا لِلّٰهِۜ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُۚ
İsim cümlesidir. اِنِ nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. الْحُكْمُ mübteda olup damme ile merfûdur. اِلَّا hasr edatıdır. لِلّٰهِ car mecruru mahzuf habere mütealliktir. عَلَيْهِ car mecruru تَوَكَّلْتُ fiiline mütealliktir.
تَوَكَّلْتُ sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir تُ fail olarak mahallen merfûdur.
تَوَكَّلْتُ fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil تَفَعَّلَ babındadır. Sülâsîsi وكل ’dir.
Bu bab fiile mutavaat, tekellüf, ittihaz, sayruret, tecennüb (sakınma) ve talep anlamları katar.
وَعَلَيْهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُتَوَكِّلُونَ
وَ atıf harfidir. عَلَيْهِ car mecruru يَتَوَكَّلِ fiiline mütealliktir.
فَ mukadder şartın cevabının başına gelen rabıta veya fasiha harfidir. Takdiri, إن كان الحكم لله فليتوكّل المتوكّلون عليه (Eğer hüküm Allah’ın ise tevekkül edenler O’na tevekkül etsin.) şeklindedir.
لْ emir lam’ıdır. يَتَوَكَّلِ sükun ile meczum muzari fiildir. الْمُتَوَكِّلُونَ fail olup, ref alameti وَ ’dır. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır.
الْمُتَوَكِّلُونَ ; sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan تَفَعَّلَ babının ism-i failidir.
وَقَالَ يَا بَنِيَّ لَا تَدْخُلُوا مِنْ بَابٍ وَاحِدٍ وَادْخُلُوا مِنْ اَبْوَابٍ مُتَفَرِّقَةٍۜ
Ayet, atıf harfi وَ ‘la önceki ayetteki قَالَ fiiline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Müspet mazi fiil cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s. 107)
قَالَ fiilinin mekulü’l-kavli olan يَا بَنِيَّ , nida üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Nidanın cevabı olan لَا تَدْخُلُوا مِنْ بَابٍ وَاحِدٍ cümlesi, nehiy üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Nidanın cevabına matuf olan وَادْخُلُوا مِنْ اَبْوَابٍ مُتَفَرِّقَةٍ cümlesi, emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında tezat ilişkisi mevcuttur. Menfî sıygadan müspet sıygaya iltifat sanatı vardır.
وَاحِدٍ kelimesi بَابٍ için, مُتَفَرِّقَةٍ ise اَبْوَابٍ için sıfattır. Sıfat, mevsûfunun bir özelliğini bildirmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.
لَا تَدْخُلُوا مِنْ بَابٍ وَاحِدٍ - وَادْخُلُوا مِنْ اَبْوَابٍ مُتَفَرِّقَةٍ cümleleri arasında mukabele vardır.
وَاحِدٍ - مُتَفَرِّقَةٍ kelimeleri arasında tıbâk-ı hafî, لَا تَدْخُلُوا - وَادْخُلُوا kelimeleri arasında ise tıbâk-ı selb sanatı vardır.
تَدْخُلُوا - ادْخُلُوا , بَابٍ - اَبْوَابٍ gruplarındaki kelimeler arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Hz. Yakub’un لَا تَدْخُلُوا مِنْ بَابٍ وَاحِدٍ [bir kapıdan girmeyin] dedikten sonra وَادْخُلُوا مِنْ اَبْوَابٍ مُتَفَرِّقَةٍ [ayrı ayrı kapılardan girin] demesi onun endişe ve ihtimam duygularını ortaya koymak maksadıyla söylediği sözlerdir. Itnâb üslubudur. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir - Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
وَمَٓا اُغْن۪ي عَنْكُمْ مِنَ اللّٰهِ مِنْ شَيْءٍۜ
Cümle, atıf harfi وَ ‘la nidanın cevabına atfedilmiştir. Cümle, menfi muzari fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. عَنْكُمْ ve مِنَ اللّٰهِ car mecrurları, ihtimam için mef’ûle takdim edilmiştir.
مِنَ اللّٰهِ car mecruru mahzuf bir hale mütealliktir. Halin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
Mef’ûl olan مِنْ شَيْءٍ ibaresindeki مِنْ harfi, tekid ifade eden zaid harftir.
شَيْءٍۜ kelimesindeki nekrelik, taklîl ve tahkir içindir. Benzeri yerlerde olduğu gibi tahkir ifade eder. Mef’ûlu mutlak olarak mansubdur. Çünkü bir mastara izafe edilme kastı vardır. Yani شَيْئًا مِنَ الضُّرِّ demektir. Dolayısıyla bir masdardan naib olarak gelmiştir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr, Maide 41)
اِنِ الْحُكْمُ اِلَّا لِلّٰهِۜ
Cümle, ta’liliyye olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Ta’lil, kelamın bir sebebe bağlanarak ifade edilmesidir. Kastedilen mananın nedenini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.
Kasr üslubuyla tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır.
Cümlede îcâz-ı hazîf sanatı vardır. لِلّٰهِ , mahzuf habere mütealliktir.
اِنِ ve اِلَّٓا ile oluşan kasr, mübteda ve haber arasındadır. الْحُكْمُ maksûr/mevsûf, لِلّٰهِۜ , maksurun aleyh/sıfat,olmak üzere, kasr-ı mevsûf ale’s-sıfattır. Yani hüküm sahibi, sadece Allah’tır.
Mecrur haber, vasıf kuvvetindedir. Haber olarak gelen mecrurlar, zarflar, mübtedanın bununla vasıflandığını ifade ederler. Nahiv alimlerinin açıkladığı gibi kelamda كائِنٍ benzeri bir müstekar takdiriyle husûl ve sübut ifade eder. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr, Şuarâ/113)
عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُۚ
Mekulü’l-kavle dahil olan istînâf cümlesidir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Car mecrur عَلَيْهِ, ihtimam için amili olan تَوَكَّلْتُ fiiline takdim edilmiştir.
Ayetin sonunda müştakı zikredilen تَوَكَّلْتُ kelimesinde irsâd vardır.
وَعَلَيْهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُتَوَكِّلُونَ
وَ , istînâfiyedir.
İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Şart üslubunda gelen terkipte عَلَيْهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُتَوَكِّلُونَ cümlesi mahzuf şartın cevabıdır. Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Bütün mamullerin cümledeki yeri, aslında amilinden sonra gelmesidir. فَلْيَتَوَكَّلِ fiiline müteallik olan عَلَى اللّٰهِ car mecruru ihtimam ve kasr ifadesi için amiline takdim edilmiştir.
فَلْيَتَوَكَّلِ fiiline dahil olan فَ , mahzuf şartın cevabına gelen rabıta harfidir.
Takdiri, إن كان الحكم لله … (Eğer hüküm Allah’ın ise...) olan şart cümlesinin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır. Mahzuf şart cümlesiyle birlikte terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Cümledeki iki tekit hükmündeki kasr car-mecrur ve fiil arasındadır. Takdim kasrında takdim edilen her zaman maksûrun aleyh, tehir edilen ise maksûrdur.
عَلَيْهِ , mevsûf/maksûrun aleyh, فَلْيَتَوَكَّلِ sıfat/maksûr olduğu için kasr-ı sıfat ale’l mevsûftur.
وَعَلَى اللّٰهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُونَ [Müminler işlerini sadece Allah’a bıraksın.] cümlesinde kasr ifade etmek için, harf-i cerle mecruru fiile takdim edilmiştir. Zamir yerine Allah lafzının getirilmesi ise korku ve heybeti artırmak içindir. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir,Tevbe/51)
Bu ifadede tevekkül Allah'a tahsis edildiği gibi, peygamber olması hasebiyle Hz. Yakub'un fiili, kendisine uyan diğer insanların fiiline sebep kılınmaktadır. Bu insanlara oğulları da öncelikle dahildir. Yine, Hz. Yakub’un, karşı karşıya bulundukları işte kendilerine tavsiye ettiği tedbirlere aldanmayarak oğullarını güzel bir şekilde tevekküle hidayet ve irşad ettiği de gayet açıktır. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
تَوَكَّلْتُۚ - لْيَتَوَكَّلِ - مُتَوَكِّلُونَ kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
مِنَ - اللّٰهِ kelimelerinin tekrarında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.