Ra'd Sûresi 40. Ayet

وَاِنْ مَا نُرِيَنَّكَ بَعْضَ الَّذ۪ي نَعِدُهُمْ اَوْ نَتَوَفَّـيَنَّكَ فَاِنَّمَا عَلَيْكَ الْبَلَاغُ وَعَلَيْنَا الْحِسَابُ  ٤٠

Onlara va’dettiğimiz azabın bir kısmını sana göstersek de, (göstermeden) senin ruhunu alsak da senin görevin sadece tebliğ etmektir. Hesap görmek ise bize aittir.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَإِنْ ya
2 مَا
3 نُرِيَنَّكَ sana gösteririz ر ا ي
4 بَعْضَ bir kısmını ب ع ض
5 الَّذِي
6 نَعِدُهُمْ onları uyardığımızın و ع د
7 أَوْ ya da
8 نَتَوَفَّيَنَّكَ senin canını alırız و ف ي
9 فَإِنَّمَا şüphesiz
10 عَلَيْكَ sana düşen
11 الْبَلَاغُ sadece duyurmaktır ب ل غ
12 وَعَلَيْنَا ve bize düşer
13 الْحِسَابُ hesap görmek ح س ب
 

Geleceği haber verilen azap er veya geç mutlaka gelecektir. Hz. Peygamber’in bunu görmesi veya görmemesi önemli değildir; o, müşriklere verilecek cezanın bir kısmına şahit olabilir, bir kısmını da görmeden vefat edebilir. 38. âyette belirtildiği üzere her şeyin takdir ve tayin edilmiş bir zamanı vardır; zamanı geldiğinde gerçekleşecektir. Nitekim Bedir, Huneyn ve benzeri savaşlarda müşriklerin ileri gelenlerinden birçoğu öldürülmüş, Hz. Peygamber bu olaylara bizzat şahit olmuştur. Vefatından sonraki olaylarda cezalandırılanları ise görmemiştir. Peygamberin görevi insanları cezalandırmak veya onların cezalandırıldığını görmek değil, ne pahasına olursa olsun Allah’ın gönderdiği vahyi insanlara tebliğ etmektir. Hesap sorup ona göre amellerin karşılığını vermek Allah’a aittir.

Kaynak : Kur’an Yolu Tefsiri 

Cilt: 3 Sayfa: 297-298

 

وَاِنْ مَا نُرِيَنَّكَ بَعْضَ الَّذ۪ي نَعِدُهُمْ اَوْ نَتَوَفَّـيَنَّكَ 

 

Fiil cümlesidir. وَ  istînâfiyyedir.  اِنْ  iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

مَا  zaid harftir.  نُرِيَنَّ  şart fiili olup, fetha üzere mebni muzari fiildir. Mahallen meczumdur. Faili müstetir olup takdiri  نحن ‘dur. Fiilin sonundaki  نَ , tekid ifade eden nûn-u sakiledir. Muttasıl zamir  كَ  mef’ûlün bih olarak mahallen mansubdur. Şartın cevabı mahzuftur. Takdiri,  فذلك شافيك (Ve işte bu sana şifa verir.) şeklindedir. 

بَعْضَ  ikinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Müfred müzekker has ism-i mevsûl  الَّذ۪ي  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. İsm-i mevsûlün sılası  نَعِدُهُمْ ‘dur. Îrabdan mahalli yoktur.

نَعِدُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  نحن ‘dur. Muttasıl zamir  هُمْ  mef’ûlün bih olarak mahallen mansubdur. 

اَوْ  atıf harfi tahyir / tercih ifade eder. نَتَوَفَّـيَنَّكَ  şart fiiline matuf, fetha üzere mebni muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  نحن ‘dur. Fiilin sonundaki  نَ , tekid ifade eden nûn-u sakiledir. Muttasıl zamir  كَ  mef’ûlün bih olarak mahallen mansubdur. Şartın cevabı mahzuftur. Takdiri, فلا لوم عليك.(Sana kınama yoktur) şeklindedir.

Tekid nun’ları, bitiştikleri fiile istikbal manası kazandıran bir edatın veya durumun bulunması halinde muzari fiilin sonuna gelirler. (Soru, arz, tekid lamı, ummak, teşvik, nehiy, temenni ve yemin gibi.)

اَوْ  ; Türkçede “veya, yahut, ya da yoksa” kelimeleriyle karşılayabileceğimiz bu edat iki unsur arasında (matuf-matufun aleyh) tahyir yani tercih (iki şeyden birini seçme) söz konusu olması durumlarında kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir. 

Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt  ف ’si) gelmez. Ayrıca  لَمْ  (cahd-ı mutlak) ve  لَا  (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt  ف ’si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt  ف ’si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

نُرِيَنَّ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi رأي ’dir. 

İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.

نَتَوَفَّـيَنَّ  fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil  تَفَعَّلَ  babındadır. Sülâsîsi  وفي ’dir.

Bu bab fiile mutavaat, tekellüf, ittihaz, sayruret, tecennüb (sakınma) ve talep anlamları katar.


 فَاِنَّمَا عَلَيْكَ الْبَلَاغُ وَعَلَيْنَا الْحِسَابُ

 

İsim cümlesidir. فَ  ta’liliyyedir.  اِنَّـمَٓا  kâffe ve mekfûfe’dir. Kâffe; men eden, alıkoyan anlamında olup buradaki  مَا  harfidir,  اِنَّ  harfinden sonra gelmiş ve onun amel etmesine mani olmuştur.  اِنَّ ’nin ameli ise engellenmiştir, yani mekfûfedir. 

عَلَيْكَ  car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir.  الْبَلَاغُ  muahhar mübteda olup damme ile merfûdur. عَلَيْنَا الْحِسَاب  cümlesi, atıf harfi  وَ ‘la  عَلَيْكَ الْبَلَاغُ ‘ya matuftur. 

عَلَيْنَا  car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir. الْحِسَابُ  muahhar mübteda olup damme ile merfûdur. 

اِنَّـمَٓا , kâffe (durduran, engelleyen anlamında ismi faildir) ve mekfûfe’dir.Usul ve beyan alimlerinin Cumhuruna göre kâffe olan  مَٓا  harfi, اِنَّ  ile birlikte nafiye olur ve bu da hasr için kullanılma sebebidir. Çünkü  اِنَّ  ispat,  مَٓا  nefiy içindir. Bu ikisinin tek bir şey için kullanılması caiz değildir, çünkü aralarında tenakuz vardır. https://www.arapcadilbilgisi.com/

Cumhura göre  إنما  hasr ifade eder ve maksûrun aleyh cümlenin sonunda bulunur. (https://islamansiklopedisi.org)

 

وَاِنْ مَا نُرِيَنَّكَ بَعْضَ الَّذ۪ي نَعِدُهُمْ اَوْ نَتَوَفَّـيَنَّكَ

 

Cümle şart harfi  إنْ  ve tekid ifade eden zaid  ما ’dan oluşmuştur. Bu tekid muzari fiile bitişen nûn-u sakîle ile arttırılmıştır. 

Şart cümlesi olan  نُرِيَنَّكَ بَعْضَ الَّذ۪ي نَعِدُهُمْ , muzari fiil sıygasında gelerek hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.

بَعْضَ ‘nin muzâfun ileyhi olan has ism-i mevsûl  الَّذٖي ’nin sıla cümlesi olan  نَعِدُهُمْ , muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

نَعِدُهُمْ  ifadesinde istiare sanatı vardır. Azabı hak edenlere bu ayette tehekküm ve alay ifadesi vardır. Burada tehekkümî istiâre yoluyla vaad, tehdit manasında kullanılmıştır. Genelde iyi bir şeyi vaad etmek için  وعده , kötü bir şeyle tehdit etmek için  اوعد  fiili kullanılır. Azabın korkunçluğunu mübalağa ile ifade etmek için vaad, vaid yerine kullanılmıştır.

نَعِدُهُمْ  vaad etmek azaptan kinayedir. 

Matufun aleyhle aynı üsluba sahip   نَتَوَفَّـيَنَّكَ  cümlesi,  اَوْ  atıf harfiyle şart cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. Şartın, takdiri  فلا لوم عليك   (Sana kınama yoktur)  olan cevabı, öncesinin delaletiyle hazf edilmiştir. Cevap cümlesinin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır. Kur’an’da çoğu yerde bu ayette olduğu gibi şartın cevabı mahzuftur. 

Bu takdire göre mahzuf cevap ve mezkur şart cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecâz-ı mürsel mürekkeptir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.

نُرِيَنَّ  ve  نَتَوَفَّـيَنَّ  fiilleri sonlarına nûn-u sakile eklenerek tekid edilmiştir. Fiillerin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder.

Önceki ayetteki gaib zamirden bu ayette söyleneceklerin önemine dikkat çekmek gayesiyle azamet zamirine iltifat edilmiştir.

Ayette cevabın mahzuf olması farklı yönlerden düşünmeyi gerektirdiği, ayrıca dinleyici ve okuyucuyu düşünce ve hayal ufkuna yönlendirdiği için mubalağa içermektedir. Îcâz metoduyla cümle daha yoğun anlamlar yüklenmiştir. (Hasan Uçar, Kur’ân-ı Kerîm’deki Anlamsal Bedî‘ Sanatları, Doktora Tezi)

Bilinen ve tahmini kolay olan hususları zikrederek ibareyi uzatmamak, dikkati asıl önemli yere yönlendirmek, karineye dayanarak terkedilen şeyleri muhatabın düşünce ve hayal gücüne bırakarak anlam zenginliği kazanmak gibi sebeplerle hazfe başvurulur. (TDV İslam Ansiklopedisi Îcâz Bah.)

وَاِنْ مَا نُرِيَنَّكَ بَعْضَ الَّذ۪ي نَعِدُهُمْ اَوْ نَتَوَفَّـيَنَّكَ [Onlara vaadettiğimiz bir kısmını sana göstersek de] anlamındaki ayette yer alan ifade onlara vaadettiğimiz, yani azabın bir kısmını sana göstersek de…takdirindedir. (Kurtubî, El-Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân) 

التَّوَفِّيَ  kelimesi, göstersek de sözünün mukabilinde gelmesi ‘’dolayısıyla onların başına gelen azabı görmesen de’’ manasından kinaye olarak gelmiştir. Manası; "Onların azaplarını görsen de görmesen de sana gereken ancak apaçık bir tebliğdir."  şeklindedir.(Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t- Tenvîr)  

بَعْضَ  kelimesi; azabın bazısını gördüğüne işarettir. Ve bu, tehdidin geç de olsa kendilerine geleceğine dair bir uyarıdır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t- Tenvîr)  


 فَاِنَّمَا عَلَيْكَ الْبَلَاغُ وَعَلَيْنَا الْحِسَابُ

 

فَ , ta’liliyyedir. Ta’lil cümleleri kastedilen mananın sebebini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.

Kasr edatı  اِنَّمَا  ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır. 

Cümlede takdim-tehir ve îcâz-ı hazif sanatları vardır.  عَلَيْكَ , mahzuf mukaddem habere mütealliktir. Car mecrurun takdimi siyaktaki önemine binaendir.

Iki tekit hükmündeki kasr, mübteda ve haber arasındadır. Takdim kasrında takdim edilen her zaman maksûrun aleyh, tehir edilen ise maksûrdur. عَلَيْكَ  maksurun aleyh-sıfat,  الْبَلَاغُ  maksur-mevsûf olmak üzere, kasr-ı mevsûf ale’s-sıfattır.

Mecrur haber, vasıf kuvvetindedir. Haber olarak gelen mecrurlar, zarflar, mübtedanın bununla vasıflandığını ifade ederler. Nahiv alimlerinin açıkladığı gibi kelamda  كائِنٍ  benzeri bir müstekar takdiriyle husûl ve sübut ifade eder. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr, Şuarâ/113)

اِنَّمَا  ve takdîm biraradaysa birinin delâleti geçersiz olur. Çünkü  اِنَّمَا  ile kasrda maksûrun aleyh; muahhar olandır, takdîmde ise mukaddem olandır. Hangisinin geçersiz hangisinin geçerli olduğunu belirleyen ise siyâk ve hâl karînesidir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

إنَّما  hasr içindir. Mahsur olan şey tebliğdir. Cümlenin başındaki hasr harfi dolayısıyla zikredilmesi tehir edilmiştir (gecikmiştir). Takdiri: “Sana gereken ayetlerin indirilmesi veya azabın acele getirilmesi değil sadece tebliğdir.” şeklindedir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t- Tenvîr) 

اِنَّمَا  edatı; siyakında açıkça veya zımnen bir sorunun olduğu ayetlerde cevap olarak gelir. Muhatab konunun cahili değildir ve doğruluğuna itiraz etmiyordur, ya da bu konuma konulmuştur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Zuhaylî’nin ifadesiyle bu ayet-i kerîmedeki  فَاِنَّمَا عَلَيْكَ الْبَلَاغُ  kısmında, mevsûfun sıfata kasr edilmesi türünden izâfî kasr bulunmaktadır. Yani “senin için yalnız tebliğ sıfatı vardır” demektir. Ey Muhammed (s.a.v) sana düşen Rabbinin elçiliğini ifa etmektir. Biz seni ancak Allah’ın mesajını insanlara ulaştırasın diye gönderdik. Hiç kuşkusuz sen de sana emredilen görevi yerine getirdin. Onları ıslah etmekse senin sorumluluğun değildir. Neticede hesaba çekmek ve yaptıkları iyilik ve kötülüklerin karşılığını vermek de bize düşer. (Sinan Yıldız, Vehbe Ez-Zuhaylî’nin Et-Tefsîru’l- Münîr Adlı Tefsirinde Belâgat İlmi Uygulamaları) 

Aynı üslupta gelerek ta’lil cümlesine atfedilen  وَعَلَيْنَا الْحِسَابُ  cümlesinin atıf sebebi tezattır.

عَلَيْكَ البَلاغُ وعَلَيْنا الحِسابُ  sözünde  عَلى  harf-i ceri zorunluluk ve bağlayıcı olarak kullanılmıştır. Birincisinde hakikat, ikincisinde ise Allah için kullanılması dolayısıyla mecazdır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t- Tenvîr)  

عَلَيْكَ الْبَلَاغُ  -  عَلَيْنَا الْحِسَابُ  cümleleri arasında mukabele sanatı vardır.