فَلَا تَحْسَبَنَّ اللّٰهَ مُخْلِفَ وَعْدِه۪ رُسُلَهُۜ اِنَّ اللّٰهَ عَز۪يزٌ ذُوانْتِقَامٍۜ ٤٧
فَلَا تَحْسَبَنَّ اللّٰهَ مُخْلِفَ وَعْدِه۪ رُسُلَهُۜ
فَ sebebi müsebbebe bağlayan rabıta harfidir.
Fiil cümlesidir. لَا nehiy harfi olup olumsuz emir manasındadır. تَحْسَبَنَّ fetha üzere mebni muzari fiildir. Mahallen meczumdur. Sanmak anlamında kalp fiilidir. Faili müstetir olup takdiri أنت ‘dir. Fiilin sonundaki نَ , tekid ifade eden nûn-u sakiledir. اللّٰهَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
مُخْلِفَ ikinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. وَعْدِه۪ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. Muttasıl zamir ه۪ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
رُسُلَهُ ism-i fail مُخْلِفَ ‘nin mef’ûlun bihi olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هُ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
Kalp fiilleri (iki mef’ûl alan fiiller); bir mef’ûl ile manası tamamlanamayıp ikinci mef’ûle ihtiyaç duyan fiillerdir. Bu fiiller isim cümlesinin önüne gelirler, mübtedayı ve haberi iki mef’ûl yaparak nasbederler. 3 gruba ayrılırlar:
1. Bilmek manasında olanlar. ألفي - دري - رأي - وجد - علم fiilleridir. 2. Sanmak manası ifade edenler, kesine yakın bilgi ifade ederler. “Sanmak, zannetmek, saymak, kendisine öyle gelmek” gibi manalara gelir. ظنّ - حسب - خال - زعم - عدّ fiilleridir.
3. grupta olan değiştirme manası ifade edenler aynı anlama gelmedikleri halde görevleri itibariyle onlara benzerliklerinden kalp fiilleri adı altına girmişlerdir. جعل - صيّر - إتّخذ - ردّ - ترك fiilleridir. Değiştirme manasına gelen fiiller “etti, yaptı, kıldı, edindi, dönüştürdü, değişik bir hale getirdi” gibi manalara gelir.
Bilgi ve zan fiillerinden sonra bazen اَنَّ ’li ve اَنْ ’li cümleler gelir, bu cümleler iki mef’ûl kabul edilir. Bilmek, sanmak ve değiştirme manasına gelen bu fiiller 3 şekilde gelebilir:
1) İki mef’ûl alanlar, 2) İki mef’ûlünü masdarı müevvel cümlesi olarak alanlar, 3) İki mef’ûlü hazif olanlar. Kalp fiilleri iki mamûlü arasında olduğunda amel etmeleri de etmemeleri de caizdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Tekid nunları bitiştikleri fiile istikbal manası kazandıran bir edatın veya durumun bulunması halinde muzari fiilin sonuna gelirler. (Soru, arz, tekid lamı, ummak, teşvik, nehiy, temenni ve yemin gibi.)
İsmi failin fiil gibi amel şartları şunlardır:
1. Harfi tarifli (ال) olmalıdır. 2. Haber olmalıdır. 3. Sıfat olmalıdır. 4. Hal olmalıdır. 5. Kendisinden önce nefy (olumsuzluk) edatı bulunmalıdır. 6. Kendisinden önce istifham (soru) edatı bulunmalıdır. Şartlardan birinin bulunması amel etmesi için yeterlidir. Bu amel şartlarından birini taşıyan ismi fail kendisinden sonra fail ve meful alabilir. Bu fail veya meful bazen ismi failin muzafun ileyhi konumunda da gelebilir. İsmi fail tercüme edilirken umumiyetle muzari manası verir. Nadiren mazi manası da olabilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
مُخْلِفَ , sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata), hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اِنَّ اللّٰهَ عَز۪يزٌ ذُوانْتِقَامٍۜ
İsim cümlesidir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.
اللّٰهَ lafza-i celâl اِنَّ ’nin ismi olup fetha ile mansubdur. عَزِیزٌ kelimesi, اِنَّ ‘nin haberi olup damme ile merfûdur. ذُوانْتِقَامٍۜ ikinci haberi olup, îrab olan beş isimden biri olduğundan ref alameti وَ ’dır.
انْتِقَامٍ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.
عَز۪يزٌ kelimesi, mübalağalı ism-i fail kalıbındandır. Bu kalıp bu vasfın mevsufta sürekli varlığına; sıfatın, mevsufun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
Mübalağalı ism-i fail: Bir varlıkta bir niteliğin aşırı derecede bulunduğunu gösteren, fiilden türeyen, sıfat cinsinden isimlerdir. Mübalağalı ism-i failler Allah için kullanılırsa sıfat, insanlar için kullanılırsa mübalağa ya da lakap olurlar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
فَلَا تَحْسَبَنَّ اللّٰهَ مُخْلِفَ وَعْدِه۪ رُسُلَهُۜ
Nun-i sakile ile tekid edilmiş, nehiy üslubunda talebî inşâî isnad olan cümle, takdiri تنبّه (Dikkat et…) olan mukadder istinafa فَ ile atfedilmiştir.
Tekid nûnu çoğu zaman sarih kasem, gizli kasem ve nehiyden sonra gelir. Hal ve istikbal ifade eden muzari fiilin manasını sadece istikbal anlamına hamleder ve bu ن , َّfiilin üç defa tekidini sağlar. (Kur’an’da Tekid Üslupları ve Çeşitleri Mehmet Altın Şırnak Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 2017/3)
اللّٰهَ kelimesi ilk mefuldur.
مُخْلِفَ kelimesi, تَحْسَبَنَّ için ikinci mef’ûl yerindedir. رُسُلَهُۜ , ism-i fail vezninde gelerek fiil gibi amel eden مُخْلِفَ ‘nin ilk mef’ûlü, وَعْدِه۪ ise ikinci mef’ûlüdür.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde اللّٰهِ isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
وَعْدِه۪ ve ilk mef’ûl konumundaki رُسُلَهُۜ izafetlerinde Allah Teâlâ’ya ait zamire muzâf olan رُسُلَ ve وَعْدِ şan ve şeref kazanmıştır.
Ayetin aslı, مُخْلِفَ رُسُلِهِ وَعْدَهُ şeklindedir, ikinci mef’ûl öne alınmıştır, maksat Allah’ın vaadinden asla caymayacağını göstermektir. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)
مُخْلِفَ - وَعْدِه۪ kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.
Ayet, Hz. Peygamberi muhatap alsa da, hitap umumidir. Ayrıca bu ifade peygambere tuzak kuranlara tehdittir.
Ayette ‘bir anlam için söylenen sözün içine başka bir anlam yerleştirmek şeklinde açıklanan idmâc sanatı vardır. Allah’ın Peygamberlerine olan vaadinden dönmeyeceği ifadesine, Allah Teâlânın, Peygamberlerine yardım edeceği ve kafirlere karşı galip geleceği anlamı idmâc edilmiştir. Tehdit anlamı taşıyan bu cümlede, mecâz-ı mürsel sanatı vardır. Lâzım zikredilmiş, melzûm kastedilmiştir.
Cenab-ı Hakk’ın peygamberlerine olan vaadi, “Biz, mutlaka peygamberlerimize yardım ederiz” (Mü’min, 51) ve “Allah “Mutlaka ben de peygamberlerim de galip geleceğiz” diye hükmetti” (Mücadele / 21) ayetlerinde bildirilen şeylerdir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
اِنَّ اللّٰهَ عَز۪يزٌ ذُوانْتِقَامٍۜ
Ayetin son cümlesi ta’liliyye olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Ta’lil, kelamın bir sebebe bağlanarak ifade edilmesidir. Kastedilen mananın nedenini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.
اِنَّ ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır.
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden, اِنَّ ve isim cümlesi olmak üzere iki tekid içeren bu ve benzeri cümleler çok muhkem/sağlam cümlelerdir.
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Müsnedün ileyhin lafza-i celalle marife olması ve zamir makamında ism-i celilin zahir olarak zikredilmesi, hükmün illetini bildirmek, mehabeti artırarak tehditte mübalağa içindir. Bu tekrarda tecrîd, ıtnâb, iltifat ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Allah’ın intikam sahibi olması tabirinde lâzım zikredilmiş, melzûm kastedilmiştir. Yani Allah Teâlâ’nın intikam alması tabiriyle yapılan suçun cezasını verdiği etkili bir şekilde anlatılmak istenmiştir. Lâzım-melzûm alakasıyla mecaz-ı mürseldir.
Allah Teâlâ’nın ذُو انْتِقَامٍ isminin Azîz ismi ile birlikte geçmesi günah işleyenleri cezalandırmaya kādir olduğunu, bundan aciz olmadığını beyan içindir. Onun intikamı kişinin yaptığı suça cezasını vermektir. Allah intikam almak gibi duygularla vasıflanmaktan münezzehtir.
Muzafun ileyh olan انْتِقَامٍ , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mefûlü de ifade eder.
انْتِقَامٍ kelimesi Kur’an’ı Kerim’de hiç tek başına Allah’ın sıfatı olarak gelmemiş olup isim tamlaması veya fiil-fail kalıbında gelmiştir.
Bu tabirde sahiplik ifadesi olan ذُو gelmesi, bu intikamla kulların maslahatını ikame etmeyi dilediğine, tabiatten veya kinden kaynaklanan bir intikam olmadığına işaret eder. Bu cümlenin öncesine atfı; azabın şiddetini açıklamak içindir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr, Al-i İmran/4)
İntikam kelimesi, نَقِمَ kökünden olup öç, kin, hınç, garez, ceza; felaket, afet, gazap anlamına gelir. İntikam almak, cezalandırmak, hıncını çıkarmak, öcünü almak demektir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l- Akli’s-Selîm,Al-i İmran/4)
عَز۪يزٌ kelimesinin üç anlamı vardır: Çok ihtiyaç duyulur, zor ulaşılır, alternatifi yoktur.(İmam Gazali) Su da böyledir. Onun için su gibi aziz ol, denir.
عَز۪يزٌ sıfatının intikam sıfatıyla birlikte gelmesi ve ayetin bağlamıyla münasebeti açısından uyumu, mürâât-ı nazîr sanatıdır. Çünkü, Allah tuzak kurulamayacak kadar güçlüdür, aziz olmayan intikam almaya muktedir değildir.
Ayetin fasılası Kur’an-ı Kerim’in diğer ayetlerinde de ufak değişikliklerle mevcuttur. Böyle tekrarlanan öğeler kelamdaki cüzleri birbirine bağlar, aralarında bir ilişki kurar ve dokuyu bütünleştirir. Bunlar çok tekrarlanır ki iman ve yakîn sabitleşsin. Eğer murad sadece bilmek olsaydı, bir kere söylenmesi yeterli olurdu. Tekrarlanan cümleler arasında tekrir, ıtnâb ve reddü'l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır
Tekrarlanan cümlelerin manasının nefiste yerleşmesi arzu edilir, hatta zatın bir cüzü haline gelinceye kadar tekid edilir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, Ahkaf/28, c. 7, S. 314)