Hicr Sûresi 42. Ayet

اِنَّ عِبَاد۪ي لَيْسَ لَكَ عَلَيْهِمْ سُلْطَانٌ اِلَّا مَنِ اتَّبَعَكَ مِنَ الْغَاو۪ينَ  ٤٢

Allah, “İşte bu bana ulaştıran dosdoğru yoldur. Azgınlardan sana uyanlar dışında, kullarım üzerinde senin hiçbir hâkimiyetin yoktur” dedi.  (41 - 42. Ayetler Meali)
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 إِنَّ şüphesiz
2 عِبَادِي benim kullarım ع ب د
3 لَيْسَ yoktur ل ي س
4 لَكَ senin
5 عَلَيْهِمْ üzerinde
6 سُلْطَانٌ bir gücün س ل ط
7 إِلَّا dışında
8 مَنِ kimseler
9 اتَّبَعَكَ sana uyan ت ب ع
10 مِنَ -dan
11 الْغَاوِينَ azgınlar- غ و ي
 
İblîs’in, emri yerine getirmediği gibi, yeniden dirilme gününe kadar yaşaması için dilekte bulunarak bu süre içinde insanları yoldan çıkarmaya ahdetmesinin, insanın sahip olduğu ayrıcalığı hazmedememesinden ve onu kıskanmasından, özellikle rahmetten kovulmasına Âdem’in yaratılışının sebep olduğu şeklindeki vehminden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Halbuki aslında böyle bir cezaya çarptırılmasının asıl sebebi, kendi küstahlığı ve isyanı idi. Muhtemelen İblîs, içten içe kendi günahına yine kendisinin kulluktaki samimiyetsizliğinin sebep olduğunu da düşündüğü için, bu tecrübesinden hareketle samimi kullara zarar veremeyeceğini ifade etmektedir. Allah Teâlâ, insanlar hakkında dünya hayatını bir imtihan süreci kılmayı murat ettiği için İblîs’in dileğini kabul etmiş; bu arada kendisine varan doğru yolun, şeytanın tuzaklarına kapılmayacak olan ihlâslı kulların tutacağı yol olduğunu, bunlar üzerinde şeytanın hâkimiyet kuramayacağını, buna karşılık şeytana uyacakların buluşma yerinin cehennem olacağını bildirmek suretiyle dolaylı olarak insanlara da akıllarını başlarına alıp şeytana kapılmamaları, kendisine varan doğru yoldan şaşmamaları, cehennemden korunmaları gerektiği yolunda uyarıda bulunmuştur.

Kaynak :Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 352-353
 

اِنَّ عِبَاد۪ي لَيْسَ لَكَ عَلَيْهِمْ سُلْطَانٌ اِلَّا مَنِ اتَّبَعَكَ مِنَ الْغَاو۪ينَ

 

İsim cümlesidir.  اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir, ismini nasb haberini ref eder.

عِبَاد۪ي  kelimesi  اِنَّ ‘nin ismi olup, mukadder fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamiri  ي  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. لَيْسَ لَكَ عَلَيْهِمْ سُلْطَانٌ  cümlesi  اِنَّ ‘nin haberi olarak mahallen merfûdur.

لَيْسَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder. 

لَكَ  car mecruru  لَيْسَ ‘nin mahzuf mukaddem haberine mütealliktir.  عَلَيْهِمْ  car mecruru  سُلْطَانٌ ‘nın mahzuf haline mütealliktir. سُلْطَانٌ  kelimesi, لَيْسَ ‘nin muahhar ismi olup damme ile merfûdur. 

اِلَّا  istisna harfidir. Müşterek ism-i mevsûl  مَنِ  istisna-i munkatı’ olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlün sılası  اتَّبَعَكَ ‘dir. Îrabdan mahalli yoktur.

اتَّبَعَك  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri  هُوَ ‘dir. Muttasıl zamir  كَ  mef’ûlün bih olarak mahallen mansubdur. مِنَ الْغَاو۪ينَ  car mecruru failin mahzuf haline mütealliktir. 

İstisna; bir nesneyi, kişiyi veya hükmü istisna edatlarından biriyle cümledeki hükmün dışında tutmaktır. İstisnanın 3 unsuru vardır:

1. İstisna edatı: Cümlede kullanılan edatlardır.

2. Müstesna: İstisna edatından sonra gelen kelimedir. İstisna edilen, hariç tutulan kelimedir.

3. Müstesna minh: İstisna edatından önce gelen kelimedir. Kendisinden bir şeyin hariç tutulduğu, genellikle çoğul olan bir kelimedir.

İstisnanın kısımları 3’e ayrılır:1. Muttasıl istisna 2. Munkatı istisna 3. Müferrağ istisna.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اتَّبَعَ  fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi  تبع ’dir.

İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.

غَاو۪ينَ ; sülâsî mücerredi  غوي  olan fiilin ism-i failidir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata), hem de onun sıfatına delalet eden kelimedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

اِنَّ عِبَاد۪ي لَيْسَ لَكَ عَلَيْهِمْ سُلْطَانٌ اِلَّا مَنِ اتَّبَعَكَ مِنَ الْغَاو۪ينَ

 

Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Önceki ayetteki mekulü’l-kavle dahildir. 

اِنَّ  ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkâri kelamdır. 

İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

اِنَّ ’nin ismi olan  عِبَاد۪ي  lafzı, izafet şeklinde gelerek az sözle çok anlam ifade etmiştir. Bu izafette Allah Teâlâya ait zamire muzaf olan  عِبَاد۪ , tazim edilmiştir.

اِنَّ ’nin haberi olan  لَيْسَ لَكَ عَلَيْهِمْ سُلْطَانٌ اِلَّا مَنِ اتَّبَعَكَ مِنَ الْغَاو۪ينَ  cümlesi, nakıs fiil  لَيْسَ ’nin dahil olduğu isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Sübut ve istimrar ifade eden cümlede takdim-tehir ve îcâz-ı hazif sanatları vardır. لَكَ  car-mecruru, لَيْسَ ’nin mahzuf mukaddem haberine mütealliktir. سُلْطَانٌ  muahhar ismidir. 

سُلْطَانٌ ’daki nekrelik, kıllet ve nev ifade eder. Bilindiği gibi menfi siyakta tenkir, selbin umumuna işarettir.

عَلَيْهِمْ  car-mecruru, سُلْطَانٌ ‘un mahzuf mukaddem haline mütealliktir. Halin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.

اِلَّا  istisna edatı, müşterek ism-i mevsûl  مَنِ , müstesnadır.  مَنِ ’nın sıla cümlesi olan  اتَّبَعَكَ مِنَ الْغَاو۪ينَ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)

مَنِ اتَّبَعَكَ  ibaresinde istiare sanatı vardır. اتَّبَعَكَ fiili  şeytana nisbet edilerek, şeytan arkasından gidilen, takip edilen bir lidere benzetilmiştir. Bu üslupta mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır.

الْغَاو۪ينَ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiştir.

İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder. (Halidî, Vakafat, s. 80)

عِبَاد۪ي - غَاو۪ينَ  kelimeleri arasında tıbâk-ı hafîy sanatı vardır.

الِاتِّباعُ  kelimesi,  فاتَّبِعُونِي يُحْبِبْكُمُ اللَّهُ  ayetinde olduğu gibi itaat etmek ve görüşü onaylamak anlamında mecaz olarak gelmiştir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

اِنَّ عِبَاد۪ي لَيْسَ لَكَ عَلَيْهِمْ سُلْطَانٌ اِلَّا مَنِ اتَّبَعَكَ مِنَ الْغَاو۪ينَ [Şüphesiz kullarım üzerinde senin bir hakimiyetin yoktur. Ancak sapkınlardan sana uyanlar müstesna.] Bu kelam, İblisin söylediklerinin, bir tespiti olmakla beraber, halis kulların şanını tazim ve onların yüksek mertebesini beyan etmekte, azdırma pençelerinin bu bahtiyar kullardan kesildiğini ve İblisin sapkınları azdırmasının, onlara hakimiyet yoluyla olmadığını, fakat onların kendi kötü tercihleriyle olduğunu bildirmektedir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

Bu cümle İblis’i yaptığı istisnada tasdik etmekte olanlara ve ihlaslılara saygı göstermesinde durumun farklı olduğunu bildirmektedir. Bir de maksat onların masum olduklarını ve şeytanın pençesinden kurtulduklarını açıklamaktır. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)

Taberî bu ayet-i kerimeyi şu şekilde izah etmiştir: “Ey İblis, şüphesiz ki senin, kullarımı saptırırken bu yaptığını haklı gösterecek hiçbir delilin yoktur. Ancak kendi heva ve heveslerine uyarak azıp sana tabi olanlar müstesnadır.

Taberî bu ayet-i kerimenin izahında şunları da anlatmaktadır: “Bir mümin, Şeytanın şerrinden, Allah’a sığınarak kurtulabilir. Zira Allah Teâlâ, izah edilen bu ayet-i kerimede: [“Eğer Şeytan tarafından sana bir vesvese gelirse Allah’a sığın. Şüphesiz ki Allah, her şeyi çok iyi işiten ve çok iyi bilendir”] manasındaki A’raf/200 ayetinde, şeytandan bir vesvese geldiğinde, kendisine sığınılmasını emretmektedir. Şeytanın insana galip gelmesi ise, insanın öfkeli bulunduğu an ve heva ve hevesine kapıldığı zamandır. (Taberi Tefsiri,Câmiu’l-Beyân fî Tefsîri’l-Kur’ân)

Zemahşerî, Bakara/169 ve benzeri olan ayet Hicr/42 arasında, görünüşte bir çelişki olduğunu kaydeder. Çünkü her ne kadar emretmek ve emre itaatı mecbur kılmak birbirlerinden farklı olsalar da, hükümranlık gücüne sahip olmayanın emir yetkisine de sahip olmaması gerekir. Şu halde Şeytanın kötülükleri süsleyerek güzel göstermesi ve insanlara kötülük yolları açması, bir bakıma emretmesine benzetilerek teşbih yapılmıştır. Görüldüğü gibi teşbih unsurunun göz önünde bulundurulduğu bu yaklaşımla ayetler arasında var olduğu düşünülebilen çelişki rahatça çözümlenebilmektedir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)

Bil ki İblis, ["Yemin olsun ki ben de yeryüzünde, onların masiyetlerini mutlaka onlara süslü göstereceğim. Onların hepsini mutlaka azdıracağım. Ancak onlardan, muhlis kulların müstesna"] (Hicr, 39-40) deyince, bu söz o İblis'in Allah'ın ihlaslı olan kulları üzerinde de bir sultası olduğu zannını uyandırmıştır. Bunun üzerine Allah Teâlâ bu ayette, ister ihlaslı isterse ihlassız olsunlar, onun Allah'ın herhangi bir kulu üzerinde bir sultasının bulunmadığını, aksine o kullardan, İblis'e sadece kendi irade ve ihtiyariyle tabi olanların tabi olacaklarını, ancak ne var ki, bu tabi olmanın da İblis'in tabi olmaya zorlaması ve icbariyle olmadığını beyan etmiştir. Netice olarak diyebiliriz ki: İblis, kendisinin Allah'ın kullarından bazısı üzerinde bir sultası olduğu zannını vermeye çalışmış, Allah Teâlâ ise onun bu hususta yalan söylediğini, kullarından hiçbiri üzerinde asla bir sultası ve hükümranlığı olmadığını beyan buyurmuştur. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)