نَبِّئْ عِبَاد۪ٓي اَنّ۪ٓي اَنَا الْغَفُورُ الرَّح۪يمُۙ ٤٩
نَبِّئْ عِبَاد۪ٓي اَنّ۪ٓي اَنَا الْغَفُورُ الرَّح۪يمُۙ
Fiil cümlesidir. نَبِّئْ sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir takdiri أنت ‘dir. عِبَاد۪ٓي mef’ûlün bih olup, mukadder fetha ile mansubdur. Mütekellim zamiri ي muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. اَنَّ ve masdar-ı müevvel, نَبِّئْ fiilinin ikinci mef’ûlü olarak mahallen mansubdur.
اَنَّ masdar harfidir. İsim cümlesine dahil olur. İsmini nasb haberini ref yapar, cümleye masdar anlamı verir.
ي mütekellim zamiri اَنَّ ‘nin ismi olarak mahallen mansubdur. اَنَا الْغَفُورُ الرَّح۪يمُ cümlesi, اَنَّ ‘nin haberi olarak mahallen merfûdur.
Munfasıl zamir اَنَا mübteda olarak mahallen merfûdur. Mütekellim zamirini tekid eder. الْغَفُورُ mübtedanın haberi olup damme ile merfûdur. الرَّح۪يمُ ikinci haberi olup damme ile merfûdur.
Te’kid: Tabi olduğu kelimenin veya cümlenin manasını kuvvetlendiren, pekiştiren, manasındaki kapalılığı gideren ve aynı irabı alan sözdür. Te’kide “tevkid” de denilir. Te’kid eden kelimeye veya cümleye “te’kid (müekkid- ٌمُؤَكِّد)”, te’kid edilen kelime veya cümleye de “müekked (مَؤَكَّدٌ)” denir. Te’kid, çoğunlukla muhatabın zihninde iyice yerleşmesi veya onun tereddüdünü gidermek için yapılan vurguya denir. Te’kid, lafzî ve manevi olmak üzere ikiye ayrılır.
Lafzi te’kid: Harfin, fiilin, ismin hatta cümlenin tekrarı ile olur. Zamirler zamir ile te’kid edilebilirler. Bu durumda sayı ve cinsiyet yönünden te’kid müekkede uyar.Ayet lafzi tekid şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
نَبِّئْ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi نبأ ‘dir.
Bu bab fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlün çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.
الْغَفُورُ - الرَّح۪يمُ isimleri mübalağa sıygasındadır. Mübalağalı ism-i fail kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın, mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
Mübalağalı ism-i fail: Bir varlıkta bir niteliğin aşırı derecede bulunduğunu gösteren, fiilden türeyen, sıfat cinsinden isimlerdir. Mübalağalı ism-i failler Allah için kullanılırsa sıfat, insanlar için kullanılırsa mübalağa ya da lakap olurlar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
نَبِّئْ عِبَاد۪ٓي اَنّ۪ٓي اَنَا الْغَفُورُ الرَّح۪يمُۙ
Ayet istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Hitap, Hz. Peygamberedir. Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Veciz anlatım kastıyla gelen, عِبَاد۪ٓي izafetinde Allah Teâlâ’ya ait zamire muzâf olan عِبَاد۪ٓ , şan ve şeref kazanmıştır.
Kulların Hak Teâlâ’ya ait zamire muzâf olarak marife olması kulları yüceltme ve medih içindir.
Allah Teâlâ, kendisinin affedici ve merhametli olduğunu, kullarının bu konuda hiçbir şüpheleri kalmaması için اِنَّ , fasıl zamiri olmak üzere çok tekitli isim cümlesiyle bildirmiştir. ‘Haber ver, söyle, bildir’ manasındadır.
Tekid ve masdar harfi اَنَّ ’nin dahil olduğu اَنّ۪ٓي اَنَا الْغَفُورُ الرَّح۪يمُ , masdar teviliyle نَبِّئْ fiilinin iki mef’ûlü yerindedir. Masdar-ı müevvel, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden اَنّ۪ٓ , fasıl zamiri, isim cümlesi ve müsnedin harf-i tarifle marife gelmesi olmak üzere dört tekid içeren bu ve benzeri cümleler çok muhkem/sağlam cümlelerdir.
الْغَفُورُ haberdir. الرَّح۪يمُ , mübteda için ikinci haberdir. اَنَا fasıl zamiridir.
Her iki haberin de الْ takısıyla marife olması, bu vasıfların müsnedün ileyhte kemâl derecede olduğunu belirtir.
الْغَفُورُ الرَّح۪يمُ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır. Bu iki kelimenin ayetin anlamıyla olan mükemmel uyumu, teşâbüh-i etrâf sanatıdır. Aralarında و olmadan gelmesi bu iki vasfın Allah Teâlâda her ikisinin birden mevcudiyetine delalet eder.
Her ikisi de mübalağalı ism-i fail vezninde, gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsufta sürekli varlığına, sıfatın mevsufun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
Bu cümledeki fasıl zamiri, haberi tekit ifade eder. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t- Tenvîr) Bu fasılada tekid edatı, fasl zamiri, iki tarafın marife oluşu ve الْغَفُورُ - الرَّح۪يمُ isimlerinin zikri dolayısı ile dört tekid vardır. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, C. 2, s.158)
Bilindiği gibi fasl zamiri, haberin sıfat olmadığına da delâlet eder. Bu tip kasrlarda, fasl zamiri tahsise ilaveten haberin, mübtedaya nisbetini de tekîd eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu (sabit olması) veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. Fiilin Allah Teâlâ’ya isnadı, istimrarın/devamlılığın karînesidir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Allah Teâlâ, عِبَاد۪ٓي [kullarım] diyerek, kulları kendisine izafe etmiştir ki bu, büyük bir şereflendirmedir. Cenab-ı Hak, “Kullarıma haber ver” deyince, bu “Bana kulluk etmeyi kabul eden herkese haber ver” demek olur. Dolayısıyla buna, itaatkâr mümin girdiği gibi, günahkâr mümin de girer ki bütün bunlar, Allah Teâlâ’nın rahmet ve mağfiret tarafının daha ağır bastığına delalet eder. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
Bu cümle, Kur’an-ı Kerim’in birçok suresinde ufak farklılıklarla veya aynen tekrarlanmıştır. Tekrarlanan cümleler arasında tekrir, ıtnâb ve reddü'l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır. Böyle tekrarlar, kelamdaki cüzleri birbirine bağlar, aralarında bir ilişki kurar ve dokuyu bütünleştirir. Bunlar çok tekrarlanır ki iman ve yakîn sabitleşsin. Eğer murad sadece bilmek olsaydı, bir kere söylenmesi yeterli olurdu.
Tekrarlanan cümlelerin manasının nefiste yerleşmesi arzu edilir, hatta zatın bir cüzü haline gelinceye kadar tekid edilir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, Ahkaf/28, C. 7, S. 314)