Hicr Sûresi 51. Ayet

وَنَبِّئْهُمْ عَنْ ضَيْفِ اِبْرٰه۪يمَۢ  ٥١

Onlara İbrahim’in misafirlerinden de haber ver.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَنَبِّئْهُمْ onlara haber ver ن ب ا
2 عَنْ -ndan
3 ضَيْفِ konukları- ض ي ف
4 إِبْرَاهِيمَ İbrahim’in
 
Hz. İbrâhim’e meleklerin gönderilmesi ve sonrasında gelişen olaylar Hûd sûresinde ayrıntılı olarak anlatılmıştır (Hûd 11/69-83). Konunun burada tekrar özetle hatırlatılmasının sebebi ise az önceki âyetlerde bahsedilen Allah Teâlâ’nın rahmetinin genişliğine ve azabının şiddetli olduğuna tarihten birer örnek göstererek insanların ibret almalarını, buna göre hareket etmelerini sağlamaktır. Konumuz olan âyetlerde, Allah’ın rahmetinin, gerektiğinde biz insanlara olağan üstü gelecek derecedeki genişliğine bir örnek olmak üzere sevdiği kullarından olup, “dost” (halîl) diye nitelediği (en-Nisâ 4/125) Hz. İbrâhim’e meleklerden insan görünümünde misafirler göndererek ona “bilgili bir çocuk” müjdelemesinden söz edilmektedir. Hûd sûresinde bu çocuğun İshak olduğu bildirilir. Burada onun tek kelimeyle “bilgili” diye nitelendirilmesi, bilginin mutlak değerine ve önemine işaret eder. Hz. İbrâhim, böyle ummadığı bir şekilde, olağan üstü bir haber almanın verdiği şaşkınlıktan dolayı “Peki bana neyi müjdeliyorsunuz?” diye soruverdi. Bu bir bakıma “Verdiğiniz müjdenin ne kadar şaşırtıcı olduğunun farkında mısınız?” anlamına geliyordu (Zemahşerî, II, 315). Habercilerin “Sana gerçeği müjdeledik” demeleri ise “Eğer Allah bir şeyin olacağını bildirmişse, olağan üstü de olsa bu bildirdiği haktır, mutlaka gerçekleşecektir” anlamına gelir. “Sakın ümitsizliğe kapılanlardan olma!” uyarısı da Hz. İbrâhim’in şahsında sıradan müminlere bir uyarıdır. Çünkü, bizzat kendisinin “Rabbimin rahmetinden, sapmışlardan başka kim ümit keser?” şeklindeki sözünden de anlaşılacağı üzere bir peygamber için ümitsizlikten söz edilemez. Hûd sûresinde Hz. İbrâhim’in eşine müjde verildiği bildirildiğine göre, melekler İshak’ın doğacağını müjdelerken İbrâhim’in eşi de orada bulunuyordu ve her ikisine de müjde iletilmişti; yaşlılıkları dolayısıyla bir çocuk beklemeleri mümkün olmadığı için ikisi de bu habere şaşırmıştı. İbrâhim ile eşinin ayrı ayrı yerlerde bulundukları ve haberin kendilerine ayrı ayrı verildiği de düşünülebilir.
 
ضيف Dayefe : ضَيْفٌ lafzı aslen meyletmek/eğilmek demektir. الضَّيْفُ senin yanında konaklamak için sana meyleden kişi yani misafirdir. ضِيافَةٌ sözcüğü ise misafiri ağırlama, ikramda bulunma anlamında yaygın bir kullanım kazanmıştır. إضافَةٌ lafzına gelince dilcilerin literatüründe kendinden önceki ismin bağlandığı mecrur (esrelenmiş) isim anlamında kullanılır. (Müfredat) Kuran’ı Kerim’de bir kez fiil beş kez ise isim olmak üzere toplam 6 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekilleri ziyafet ve izafettir. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)
 

وَنَبِّئْهُمْ عَنْ ضَيْفِ اِبْرٰه۪يمَۢ

 

Fiil cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

نَبِّئْهُمْ  sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ‘dir. Muttasıl zamir  هُمْ  mef’ûlün bih olarak mahallen mansubdur. عَنْ ضَيْف  car mecruru  نَبِّئْهُمْ  fiiline mütalliktir. Aynı zamanda muzaftır.  اِبْرٰه۪يمَۢ  muzâfun ileyh olup, gayri munsarif olduğu için cer alameti fethadır. 

Gayri munsarif isimler: Kesra (esre) ve tenvini alamayan isimlerdir. Gayri munsarif isimler esre yerine fetha alırlar. Yani bu isimler ref halinde damme, nasb halinde fetha, cer halinde yine fetha alırlar. Gayri munsarife “memnu’un mine’s-sarf (اَلْمَمْنُوعُ مِنَ الصَّرفِ)” da denir. Arapçada kullanılmakla birlikte arapça kökenli olmayan alem (özel) isimler (Yer, ülke, kişi adları vb. gibi isimler) de gayrı munsarıfa girer.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

نَبِّئْهُمْ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi  نبأ ‘dir.

Bu bab fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlün çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.

 

 

وَنَبِّئْهُمْ عَنْ ضَيْفِ اِبْرٰه۪يمَۢ

 

Ayet atıf harfi  وَ ‘ la  49.ayetteki ..  نَبِّئْ عِبَاد۪ٓي  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.

Az sözle çok anlam ifade kastına matuf  ضَيْفِ اِبْرٰه۪يمَ  izafetinde, Hz.İbrahim’e muzâf olması sebebiyle  ضَيْفِ , şan ve şeref kazanmıştır.

Cenab-ı Hakk’ın,  نَبِّئْهُمْ  [Onlara haber ver] emrindeki  هُمْ  zamiri, 49. ayetteki  عِبَاد۪ٓي  [kullarım] ifadesine raci olup, bunun takdiri, “kullarıma İbrahim’in misafirlerinden bahset” şeklinde olur. Allah Teâlâ bu ayette, Hazret-i İbrahim’in misafirlerinin, yaşlılığına rağmen çocuğunun olacağı; Lût’un kavminden olan müminlere de, azab-ı ilahiden kurtulacakları müjdesini verdiklerini, Allah Teâlâ’nın, Lût’un inanmayan kavmine, köklerini kazıma azabı ile azap edeceğini haber verdiklerini belirtmiştir ki, bütün bunlar, Cenab-ı Hakk’ın, müminler için Gafûr ve Rahîm olduğuna; O’nun azabının ise kâfirler hakkında çok elîm bir azap olduğuna dair bahsetmiş olduğu açıklamaları destekler. ضَيْفِ  kelimesi aslında, bir kimse bir kimseye misafir olmak için geldiğinde kullanılan ضاف  fiilinin masdarıdır. Daha sonra ise, masdar olan bu kelime, misafire verilen isim olmuştur. Bundan dolayı, Hazret-i İbrahim’e gelen misafirler çok olduğu halde, kelime cins manasında olmak üzere, müfred olarak getirilmiştir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)