اِنَّ اِبْرٰه۪يمَ كَانَ اُمَّةً قَانِتاً لِلّٰهِ حَن۪يفاًۜ وَلَمْ يَكُ مِنَ الْمُشْرِك۪ينَۙ ١٢٠
اِنَّ اِبْرٰه۪يمَ كَانَ اُمَّةً قَانِتاً لِلّٰهِ حَن۪يفاًۜ
İsim cümlesidir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir, ismini nasb haberini ref eder.
اِبْرٰه۪يمَ kelimesi اِنَّ ’in ismi olup fetha ile mansubdur. Gayri munsarif olduğundan tenvin almamıştır. كَانَ ‘nin dahil olduğu cümle اِنّ ‘nin haberi olarak mahallen merfûdur.
كان nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde ismini ref haberini nasb eder.
كَانَ ’nin ismi, müstetir olup takdiri هُو ’dir. اُمَّةً kelimesi كَانَ ’nin haberi olup fetha ile mansubdur. قَانِتاً ikinci haberi olup fetha ile mansubdur. لِلّٰهِ car mecruru قَانِتاً ’e mütealliktir. حَن۪يفاً kelimesi كَانَ ’nin üçüncü haberi olup fetha ile mansubdur.
Gayri munsarif isimler: Kesra (esre) ve tenvini alamayan isimlerdir. Gayri munsarif isimler esre yerine fetha alırlar. Yani bu isimler ref halinde damme, nasb halinde fetha, cer halinde yine fetha alırlar. Gayri munsarife “memnu’un mine’s-sarf (اَلْمَمْنُوعُ مِنَ الصَّرفِ)” da denir. Arapçada kullanılmakla birlikte arapça kökenli olmayan alem (özel) isimler (Yer, ülke, kişi adları vb. gibi isimler) de gayrı munsarıfa girer.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
قَانِتاً ; sülâsî mücerredi قنت olan fiilin ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَلَمْ يَكُ مِنَ الْمُشْرِك۪ينَۙ
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
لَمۡ muzariyi cezm ederek manasını olumsuz maziye çeviren harftir.
يَكُ nakıs, illet harfinin hazfıyla meczum muzari fiildir. يَكُ ’nun ismi müstetir olup takdiri هو ’dir. مِنَ الْمُشْرِك۪ينَ car mecruru يَكُ ’nun mahzuf haberine müteallik olup, cer alameti ى ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harf ile îrablanır.
Beyzâvî bu ayetteki لَمْ يَكُ kelimesi için şu açıklamayı yapar: يَكُ kelimesinin aslı يَكُونُ ‘dür. Cezm edatı لَمْ ’den dolayı “nûn”un harekesi hazf edilmiş, sonra da iki sakin bir araya geldiği için و hazf edilmiştir. İllet harfi وَ ’a benzediğinden tahfif için نْ ’da hazf edilmiştir. Böylece geriye يَكُ lafzı kalmıştır. (Beyzâvî, c. 3, s. 115-116)
الْمُشْرِك۪ينَ ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اِنَّ اِبْرٰه۪يمَ كَانَ اُمَّةً قَانِتاً لِلّٰهِ حَن۪يفاًۜ وَلَمْ يَكُ مِنَ الْمُشْرِك۪ينَۙ
Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. اِنَّ ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır.
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden, اِنَّ ile tekit edilen isim cümleleri çok muhkem/sağlam cümlelerdir.
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
اِنَّ ’nin haberi olan كَانَ اُمَّةً قَانِتاً لِلّٰهِ حَن۪يفاً cümlesi, nakıs fiil كاَن ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.
اُمَّةً , قَانِتاً , حَن۪يفاً kelimeleri كَانَ ’nin haberidir. Bu üç haber arasında وَ olmaması, bütün bu vasıfların birarada Hz. İbrahim’de mevcut olduğuna işarettir.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde اللّٰهِ isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
قَانِتاً , ism-i faildir. لِلّٰهِ car-mecrurunun müteallakıdır. Ism-i fail vezninde gelmesi bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.
قَانِتاً - حَن۪يفاًۜ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
حَن۪يفاًۜ mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın müsnedün ileyhte sürekli varlığına, sıfatın onun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
كَانَ اُمَّةً [O bir önderdir] cümlesinde teşbih-i beliğ vardır. O, bütün mahlukata dağılmış olan olgunluk sıfatlarını kendisinde topladığı için tek başına bir ümmet ve büyük bir cemaat gibiydi. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)
وَلَمْ يَكُ مِنَ الْمُشْرِك۪ينَ cümlesi atıf harfi وَ ‘ la كَانَ اُمَّةً قَانِتاً لِلّٰهِ حَن۪يفاً cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat ayrıca tezat ilişkisi mevcuttur. Müspet sıygadan menfî sıygaya iltifat sanatı vardır.
Menfi muzari sıygada nakıs fiil كَان ‘nin dahil olduğu isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.
كَانَ اُمَّةً قَانِتاً لِلّٰهِ حَن۪يفاً cümlesine matuf olan وَلَمْ يَكُ مِنَ الْمُشْرِك۪ينَ cümlesinin atıf sebebi tezayüftür. كَانَ اُمَّةً قَانِتاً لِلّٰهِ حَن۪يفاً cümlesiyle وَلَمْ يَكُ مِنَ الْمُشْرِك۪ينَ cümlesi arasında mukabele sanatı vardır.
كَانَ - لَمْ يَكُ kelimeleri arasında tıbâk-ı selb, iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
حَن۪يفاً - الْمُشْرِك۪ينَ kelimeleri arasında tıbâk-ı hafiy sanatı vardır.
يَكُ meczum muzaridir. İllet harfi لم sebebiyle cezm olup و harfi mahzuftur, ن ise tahfif için hazfedilmiştir.
اُمَّةً ibaresinin yorumuyla alakalı iki görüş vardır: Birincisi; İbrahim, bütün iyi sıfatları kendisinde toplamasındaki mükemmeliyeti sebebiyle tek başına ümmetlerden bir ümmet idi. Ebu Nuvas’ın Harun Reşid için yazdığı şu sözünde olduğu gibi: “Allah için âlemin sıfatlarını bir kişide toplamak zor değildir. Mücahid’in şöyle dediği rivayet edilmiştir: Sadece kendisi (İbrahim) mümin diğer insanlar ise kâfirdir.”
İkincisi; Me’mum anlamına gelen ümmet olması: Yani insanlar ondan خَيْر (iyilik) alabilmek için ona tabi olurlar. Dinde imam idi. Çünkü imamlar خَيْر (iyilik) öğretmenleridir.(Kur'an’daki Deyimler ve Zemahşeri’nin Keşşâf’ı, Keşşâf II. 599-600)
وَلَمْ يَكُ مِنَ الْمُشْرِك۪ينَ [Ve o Allah'a ortak koşanlardan değildi.] Yüce Allah, Kureyş kafirlerini yalanlamak ve söylediklerinin asılsız olduğunu bildirmek için onun müşrik olmadığını gösteriyor ve onları da reddetmiş oluyor. Çünkü Kureyş'in iddiaları, kendilerinin ataları İbrahim'in dini üzere olduklarını ileri sürmeleriydi. (يَكُ ) kelimesinden ن harfinin hazfedilmiş olması, lîn harflerine benzemesi sebebiyledir. (Ebü’l-Berekât Hâfızüddîn Abdullah b. Ahmed b. Mahmûd en-Nesefî, Medârikü’t -tenzîl ve ḥaḳāʾiḳu’t-teʾvîl)