لَا جَرَمَ اَنَّ اللّٰهَ يَعْلَمُ مَا يُسِرُّونَ وَمَا يُعْلِنُونَۜ اِنَّهُ لَا يُحِبُّ الْمُسْتَكْبِر۪ينَ ٢٣
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | لَا |
|
|
| 2 | جَرَمَ | gizli kalmaz |
|
| 3 | أَنَّ | gerçekten |
|
| 4 | اللَّهَ | Allah’a |
|
| 5 | يَعْلَمُ | bilir |
|
| 6 | مَا | şeyleri |
|
| 7 | يُسِرُّونَ | onların gizledikleri |
|
| 8 | وَمَا | ve şeyleri |
|
| 9 | يُعْلِنُونَ | açığa vurdukları |
|
| 10 | إِنَّهُ | şüphesiz O |
|
| 11 | لَا |
|
|
| 12 | يُحِبُّ | sevmez |
|
| 13 | الْمُسْتَكْبِرِينَ | büyüklük taslayanları |
|
Riyazus Salihin, 1579 Nolu Hadis
İbni Mes’ûd radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:”Kalbinde zerre kadar kibir olan kimse cennete giremez.”
Bunun üzerine bir sahâbî:
İnsan elbisesinin ve ayakkabısının güzel olmasını arzu eder, dedi. Resûl-i Ekrem de şöyle buyurdu:
“Allah güzeldir güzeli sever. Kibir ise, hakkı kabul etmemek ve insanları hor görmektir.”
(Müslim, Îmân 147. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Libâs 26; Tirmizî, Birr 61)
لَا جَرَمَ اَنَّ اللّٰهَ يَعْلَمُ مَا يُسِرُّونَ وَمَا يُعْلِنُونَۜ
İsim cümlesidir. لَٓا cinsi nefyeden olumsuzluk harftir. اِنَّ gibi ismini nasb haberini ref eder.
جَرَمَ kelimesi لَٓا ’nın ismi olup fetha üzere mebnidir. اَنَّ ve masdar-ı müevvel, mahzuf من harf-i ceriyle لَا ‘nın mahzuf haberine mütealliktir.
اَنَّ masdar harfidir. İsim cümlesine dahil olur. İsmini nasb haberini ref yapar, cümleye masdar anlamı verir.
اللّٰهَ lafza-i celâl اَنَّ ‘nin ismi olup fetha ile mansubdur. يَعْلَمُ cümlesi, اَنَّ ‘nin haberi olarak mahallen mansubdur.
يَعْلَمُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هُوَ ‘dir. Müşterek ism-i mevsûl مَا mef’ûlün bih olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlün sılası يُسِرُّونَ ‘dır. Îrabtan mahalli yoktur.
يُسِرُّونَ fiili نَ ‘un subutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.
Müşterek ism-i mevsûl مَا atıf harfi وَ ‘la birinci ism-i mevsûle matuftur. İsm-i mevsûlün sılası يُعْلِنُونَ ‘dur. Îrabtan mahalli yoktur.
يُعْلِنُونَ fiili نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. يُسِرُّونَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi سرر ’dir.
يُعْلِنُونَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi علن ’dir.
İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.
Atıf harflerinden biri kullanılarak iki kelimeyi veya iki cümleyi birbirine bağlamaya atf-ı nesak denir. Atıf harfinden önce gelene matufun aleyh, sonra gelene matuf denir. Matuf ve matufun aleyh arasında îrab bakımından, sıyga bakımından, cümlelerin haberî veya inşâî olması bakımından uyum olur. Mana bakımından aralarında uygunluk varsa fiil isme atfedilebilir. Müstetir zamir atıf olmaz. Matufun îrabı her zaman için matufun aleyhe uyar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اِنَّهُ لَا يُحِبُّ الْمُسْتَكْبِر۪ينَ
İsim cümlesidir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir, ismini nasb haberini ref eder.
هُ muttasıl zamiri اِنَّ ‘nin ismi olarak mahallen mansubdur. لَا يُحِبُّ cümlesi, اِنَّ ‘nin haberi olarak mahallen merfûdur.
لَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. يُحِبُّ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هُوَ ‘dir. الْمُسْتَكْبِر۪ينَ mef’ûlün bih olup, nasb alameti ي ‘dir. Cemi müzekker salim kelimeler harf ile îrablanır.
يُحِبُّ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi حبب ’dir.
الْمُسْتَكْبِر۪ينَ ; sülâsî mücerrede üç harf ilave edilerek mezid yapılan istif’al babının ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
لَا جَرَمَ اَنَّ اللّٰهَ يَعْلَمُ مَا يُسِرُّونَ وَمَا يُعْلِنُونَۜ
Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Cinsini nefyeden لَا ’nın dahil olduğu ve sübut ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. لَا ’nın haberi mahzuftur.
لَا جَرَمَ hiç kuşkusuz, şüphesiz, kesinlikle manalarındadır.
Masdar ve tekid harfi اَنَّ ile tekid edilmiş اَنَّ اللّٰهَ يَعْلَمُ مَا يُسِرُّونَ وَمَا يُعْلِنُونَ cümlesi, masdar tevilinde, takdir edilen من harf-i ceriyle لَا ’nın mahzuf haberine müteallıktır.
Masdar-ı müevvel, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır.
Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde اللّٰهِ isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
Cümlede müsnedin muzari fiil olarak gelmesi zamana dikkat çeker ve hükmü takviye, hudûs, istimrar, tecessüm ve teceddüt ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
يَعْلَمُ fiilinin mef’ûl konumundaki müşterek ism-i mevsûl مَا ‘nın sılası olan يُسِرُّونَ cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil hudûs, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir. Aynı üslupta gelen ikinci ism-i mevsûl birinciye matuftur.
يَعْلَمُ - يُعْلِنُونَۜ fiilleri arasında ise cinas-ı nakıs ve reddü’l-acüz ale’s-sadr vardır.
مَا ’nın tekrarında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.
يُسِرُّونَ [Gizliyorlar] ile يُعْلِنُونَ [Açığa vuruyorlar] kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)
لَا جَرَمَ اَنَّ اللّٰهَ يَعْلَمُ cümlesi birbirine atfedilmiş iki cümle arasında itiraziyyedir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Bu ifadede masdar-ı müevvel tercih edilmiştir. Bunun sebebi; açık masdarın, olayın bir kere gerçekleşmiş olması ihtimaline işaret etmesidir. Oysa burada durumun bir kere gerçekleşme manası murad edilmemiştir. Bu yüzden de teceddüt ve devama delalet eden fiil getirilmiştir. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsir Yolu, c.1, s. 83)
اَنَّ اللّٰهَ يَعْلَمُ مَا يُسِرُّونَ وَمَا يُعْلِنُونَ [Allah, gizlediklerini de açıkladıklarını da bilir.] ifadesinde idmâc vardır. Çünkü Allah Teâlâ bilmekle kalmaz gereğini de yapar. Yani mükâfat veya ceza hükmü de ona aittir. Bu ifade, bir tehdittir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)
19. ayetle bu ayet arasındaki benzerlik sebebiyle ayetler arasında mukabele vardır.
Halil der ki: “Şüphe yok ki” manasındaki لَا جَرَمَ ifadesi, tahkik ifade eden bir söz olup ancak cevap olarak kullanılır. Mesela, ‘’onlar bu işi yaptılar’’ denilir. Buna karşılık cevap olarak da, şüphesiz pişman olacaklardır, diye cevap verilir. (Ve bu terkip kullanılır.) (Kurtubî, El-Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân)
اِنَّهُ لَا يُحِبُّ الْمُسْتَكْبِر۪ينَ
Cümle, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. اِنَّ ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkâri kelamdır.
İsim cümleleri sübut ifade eder. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meâni İlmi)
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden, اِنَّ , isnadın tekrarı ve isim cümlesi olmak üzere üç tekid içeren bu ve benzeri cümleler çok muhkem/sağlam cümlelerdir. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, Kadr/1)
Menfi muzari fiil sıygasındaki لَا يُحِبُّ الْمُسْتَكْبِر۪ينَ cümlesi, müsneddir. Faide-i haber ibtidaî kelamdır. Cümlede müsnedin muzari fiil olarak gelmesi hükmü takviye, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Nefy harfinin müsnedün ileyhden sonra gelmesi ve müsnedin de fiil olması halinde bu terkip; hükmü takviye ifade eder. Ancak bazı karineler vasıtasıyla tahsis de ifade edebilir. Hükmü takviye demek; hükmü tekid etmek ve hükmün gerçeğe mutabık olduğunu ifade etmek demektir.
الْمُسْتَكْبِر۪ينَ ‘nin ism-i fail vezninde gelmesi hudûs ve yenilenme anlamı ifade eder.
Arap dilcilerinden Camiü`d-durûsi’l- ‘Arabiyye adlı çok faydalı eser sahibi Mustafa Gâlâyînî “hudûsu”, “mevsûfta bulunan mananın zamanın değişmesiyle yenilenmesidir” şeklinde tanımlamıştır. (Sedat Sağdıç Dergiabant Cilt/Volume: 9, Sayı/Issue: 1 Mayıs/May 2021)
Ayetin bu son cümlesi mesel tarikinde olmayan tezyîldir. Tezyîl cümleleri ıtnâb babındandır.
الْمُسْتَكْبِر۪ينَ kelimesindeki tarif istiğrak içindir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)