خَلَقَ الْاِنْسَانَ مِنْ نُطْفَةٍ فَاِذَا هُوَ خَص۪يمٌ مُب۪ينٌ ٤
خَلَقَ الْاِنْسَانَ مِنْ نُطْفَةٍ فَاِذَا هُوَ خَص۪يمٌ مُب۪ينٌ
Fiil cümlesidir. خَلَقَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. الْاِنْسَانَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. مِنْ نُطْفَةٍ car mecruru خَلَقَ fiiline mütealliktir.
فَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اِذَا mufacee harfidir. اِذَا ‘ isim cümlesinin önüne geldiğinde “birdenbire, ansızın” manasında mufacee harfi olur.
Munfasıl zamir هُوَ mübteda olarak mahallen merfûdur. خَص۪يمٌ haber olup damme ile merfûdur. مُب۪ينٌ kelimesi خَص۪يمٌ ’un sıfatı olup damme ile merfûdur.
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
مُب۪ينٌ sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
خَص۪يمٌ ; mübalağalı ism-i fail kalıbındandır. Bu kalıp bu vasfın mevsufta sürekli varlığına, sıfatın, mevsufun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
Mübalağalı ism-i fail: Bir varlıkta bir niteliğin aşırı derecede bulunduğunu gösteren, fiilden türeyen, sıfat cinsinden isimlerdir. Mübalağalı ism-i failler Allah için kullanılırsa sıfat, insanlar için kullanılırsa mübalağa ya da lakap olurlar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
خَلَقَ الْاِنْسَانَ مِنْ نُطْفَةٍ فَاِذَا هُوَ خَص۪يمٌ مُب۪ينٌ
Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)
فَاِذَا هُوَ خَص۪يمٌ مُب۪ينٌ cümlesi, atıf harfi فَ ile istînâfa atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, isim cümlesi fiil cümlesine atfedilmiştir. Fiil cümlesinden isim cümlesine geçişte iltifat sanatı vardır.
Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
نُطْفَةٍ ’deki nekrelik, azlık ve tahkir için olabilir.
اِذَا , isim cümlesinin önüne geldiğinde müfacee harfidir. Aniden olan beklenmedik durumları ifade eder. Özellikle فَ ile birlikte kullanıldığı zaman cümleye, “ansızın, bir de bakarsın ki hayret verici bir durum” anlamları katar. Yani insanın kendisine yapılan iyiliğe karşılık böyle yapması beklenmez ve bu iş aniden olmuştur, demektir.
مُب۪ينٌ kelimesi خَص۪يمٌ için sıfattır. Sıfat, mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.
خَص۪يمٌ mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın müsnedün ileyhte sürekli varlığına, onun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret ederek, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.
Yine sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade eden مُب۪ينٌ , mevsûfu olan خَص۪يمٌ ‘nun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.
Bu iki kelime arasında muvazene sanatı vardır.
İnsanın, nutfenin yaratılmasından hemen sonra hasım oluşu, onun daha sonraki haline işaret eder. Kevniyet alakasıyla mecaz-ı mürseldir. Aynı Yusuf’un (a.s) kıssasındaki “Kendimi şarap sıkarken görüyorum.” sözü gibi. (https://tafsir.app/iraab-aldarweesh/16/4 )
مُب۪ينٌ kelimesi de insanın aklî kuvvetine işaret eder. Hak Teâlâ bu kelimeyi tercih etmiştir. Çünkü insan anlatırken, anlatmadığı zamankinden daha üstün bir derecededir. Çünkü açıklama yapanın aklında birşey zuhur etmiştir ve sonra bu hususu açıklamıştır. O halde ayetteki bir nutfeden kelimesi insanın en düşük haline, apaçık bir hasım ifadesi de en üstün haline işaret eder. Hafâcî'nin haşiyelerinde inkâr harfinin arkasından takip ifade eden فَ harfi ve müfâcee harfi olan اِذَا 'nın gelmesinin, gerekenden farklı olarak taaccübü takviye ettiği yazılıdır. İnsan kelimesinin marife olarak gelişiyle cins manası kastedilmiştir. خَص۪يمٌ kelimesi ile kastedilen ise mutlak olarak ba'sı inkâr eden kafirdir. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsir Yolu, c.2, s.363, 364)
خَص۪يمٌ مُب۪ينٌ [Apaçık aşırı düşman] ifadesindeki lafızlar mübalağa ifade eden kalıplardandır. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)
الْاِنْسَانَ ’deki marifelik, bilinen cinsi ifade eder. Ahd-i zihnîdir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Düşünmeli ki bir nutfe, bir sperma damlası ne kadar değersiz bir sıvı, ne güçsüz ve zayıf bir şeydir ve ondan bir insan yaratmak ne büyük bir kudrettir. Maddesine bakınca böyle bir damla sümükten oluşan insan, yalnız yüce Allah'ın kudretiyle Allah'ın ona üfürdüğü ruh ile duyu ve irade, konuşma ve fikirlerini açıklamaya sahip kuvvetli bir insan kılığına girer de bir de ne bakarsın o, bir damla spermadan yaratılan mahluk apaçık bir mücadeleci kesilir. Kendini savunma yolunda çok konuşan bir tartışmacı ve mücadeleci haline gelir. Veya aslını unutur da yaratıcısına karşı bile açık bir düşman olur. Ona karşı ortak koşmaya, mantık ve felsefeden bahsetmeye kalkışır. Ve bundan dolayı bütün bu âlemde haksızlık yalnız insanlarda bulunur. Ve onun içindir ki uyarı emri de insanlara yönelir. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili)
Felekler ve yıldızlardan sonra maddelerin en kıymetlisi insandır. Binaenaleyh Allah Teâlâ, hakîm bir ilahın varlığına, feleklerin kütlelerini delil getirince, bunun peşinden aynı şeye, insanın yaratılışını da delil olarak zikretmiştir. Bil ki insan, beden ve ruhtan meydana gelmiştir. O halde Allah'ın “İnsanı bir damla sudan yarattı. O buyruğu hakîm bir yaratıcının varlığına, insanın bedeniyle; “(Böyle iken) bakarsın ki o, apaçık bir hasım kesilmiştir.” ifadesi de böyle bir yaratıcının varlığına insanın halleriyle istidlalde bulunmaya bir işarettir. Bunu şu şekilde izah edebiliriz: Nutfenin, gerek maddi gerekse müşahedeye göre parçaları birbirine benzeyen bir madde olduğunda şüphe yoktur. Ancak ne var ki bazı tabipler, onun parçalarının gerçekte farklı olduğunu söylemektedirler. Bu böyledir, zira nutfe, dördüncü hazımın neticesinden meydana gelmektedir. Çünkü gıdanın, midede bulunması ilk hazım; ciğerde bulunması ikinci hazım; damarlara geçmesi üçüncü hazım, diğer organlara geçmesi ise dördüncü hazımdir. İşte bu noktada, bir kısım gıdalar, kemiklere geçer ve o kemikte, eşsiz bir tabiat harikası meydana gelir. Et, sinir, damar ve diğerleri hakkındaki sözümüz de aynıdır. Şehvet tahrik olunduğunda, bedeni istila eden o hareket esnasında bütün uzuvlardan bir sıvı çıkar gelir ki işte nutfe budur. Böyle olması halinde nutfe, parçaları ve cüzleri farklı farklı olan bir madde olmuş olur. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)