وَالْاَنْعَامَ خَلَقَهَاۚ لَكُمْ ف۪يهَا دِفْءٌ وَمَنَافِعُ وَمِنْهَا تَأْكُلُونَۖ ٥
وَالْاَنْعَامَ خَلَقَهَاۚ لَكُمْ ف۪يهَا دِفْءٌ وَمَنَافِعُ وَمِنْهَا تَأْكُلُونَۖ
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
الْاَنْعَامَ iştigal üzere mahzuf fiilin mef’ûlun bihi olup fetha ile mansubdur. Takdiri, خَلَقَ şeklindedir. Sonrasındaki fiil onu tefsir eder.
خَلَقَهَا fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Muttasıl zamir هَا mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. لَكُمْ car mecruru خَلَقَهَا fiiline mütealliktir.
ف۪يهَا car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir. دِفْءٌ muahhar mübteda olup damme ile merfûdur. مَنَافِعُ atıf harfi وَ ’la دِفْءٌ ’e matuftur. مِنْهَا تَأْكُلُونَ cümlesi, atıf harfi وَ ’la دِفْءٌ ’e matuftur. مِنْهَا car mecruru تَأْكُلُونَ fiiline mütealliktir.
تَأْكُلُونَ fiili نَ ’nun sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.
وَالْاَنْعَامَ خَلَقَهَاۚ لَكُمْ
Ayet, atıf harfi وَ ‘la önceki ayettteki خَلَقَ الْاِنْسَانَ مِنْ نُطْفَةٍ cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. الْاَنْعَامَ , iştigal olmak üzere mansubdur. Takdiri خلق [Yarattı] olan mahzuf fiilin mef’ûlüdür.
Cümle mahzufla birlikte, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mef’ûl fiilden önce gelir ve fiilin sonunda da bu mef’ûle ait bir zamir bulunursa buna iştigal denir. (M.Meral Çörtü, Nahiv, s. 282)
Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan خَلَقَهَاۚ cümlesi, tefsiriyye olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir.
خَلَقَهَاۚ fiiline müteallık olan لَكُمْ ’un sonraki cümleye dahil olmasına da cevaz vardır. O takdirde خَلَقَهَا ’dan sonra vakıf yapılabilir.
وَالْاَنْعَامَ [Hayvanları da] (deve, sığır ve koyunları) da kelimesi gizli bir fiille mansubdur, onu da خَلَقَهَاۚ لَكُمْ kavli tefsir etmektedir ya da insana atfen mansubdur. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t- Te’vîl)
İnsandan sonra yeryüzünde mevcut maddelerin en kıymetlisi, kendilerine kıymetli kuvveler tahsis edildiği için hayvanlardır. Bu kıymetli kuvveler de zahiri ve batını hislerle, şehvet ve gadabtır. Sonra bu hayvanlar da ikiye ayrılır: a) İnsanların istifade ettiği canlılar. b) Böyle olmayanlar...
Birincisi, ikincisinden daha kıymetlidir. Çünkü canlıların en kıymetlisi insan olunca, insanın kendisinden daha çok ve daha fazla istifade ettiği canlının, hayvanın da başkasından daha kıymetli olması gerekir. Sonra biz diyoruz ki insanın kendisinden yararlandığı o hayvandan, ya insan, yeme, giyme gibi zaruri geçim vesileleri için yararlanır veya böyle olmayıp o ondan ancak zinet vb. gibi zaruri olmayan şeyler hususunda istifade eder. Birincisi ikincisinden daha kıymetlidir ki işte bu kısım, Cenab-ı Hakk'ın الْاَنْعَامَ /davarlar diye bahsettiği hayvanlardır. İşte bundan dolayı bu ayette önce onlardan bahsedilerek “Davarları da sizin için o yaratmıştır.” buyurulmuştur. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
Enam şu sekiz çift hayvana denilir. Bunlar da koyun, deve, keçi ve sığırdır. Bazen de الْاَنْعَامَ şu üç şeye yani deve, sığır ve davara denilmektedir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
ف۪يهَا دِفْءٌ وَمَنَافِعُ وَمِنْهَا تَأْكُلُونَۖ
Beyanî istînâf olarak fasılla gelen ف۪يهَا دِفْءٌ cümlesinin fasıl sebebi şibh-i kemâli ittisâldir.
Mübteda ve haberden müteşekkil, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Cümlede îcâz-ı hazif ve takdim-tehir sanatları vardır. ف۪يهَا car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir. دِفْءٌ muahhar mübtedadır.
Müsnedün ileyhin nekreliği nev, tazim ve kesret ifade eder.
وَمَنَافِعُ , tezâyüf nedeniyle muahhar mübteda olan دِفْءٌ ’a atfedilmiştir.
مِنْهَا تَأْكُلُونَ cümlesi, atıf harfi وَ ’la makabline atfedilmiştir. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Bütün mamullerin cümledeki yeri, aslında amilinden sonra gelmesidir. مِنْهَا car mecruru ihtimam ve fasılaya riayet için (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr) amili olan تَأْكُلُونَ ’ye takdim edilmiştir.
ف۪يهَا دِفْءٌ [Isıtıcı şeyler vardır] ifadesinden sonra مَنَافِعُ [faydalar] demesi umumun hususa atfı babında ıtnâb sanatıdır.
İnsanların hayvanlardan faydalanma yollarının açıklanması taksim sanatıdır.
دِفْءٌ - مَنَافِعُ - تَأْكُلُونَۖ - الْاَنْعَامَ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
4-5-6. ayetlerin مُب۪ينٌ , تَأْكُلُونَۖ , تَسْرَحُونَۖ şeklindeki son kelimeleri arasında seci vardır.
وَمِنْهَا تَأْكُلُونَۖ [Onlardan bir kısmını da yersiniz…] cümlesinin aslı تَأْكُلُونَۖ مِنْهَا şeklindedir. Ancak مِنْهَا ifadesi öne alınarak tertip değişmiştir. Bu değişimin nedeniyle ilgili Beyzâvî iki vecih zikreder. Buna göre zarfın (şibih cümle) takdim edilmesi ya ayet sonlarının tutması (رؤوس الآي) içindir. Ya da söz konusu evcil hayvanların (deve, sığır, koyun) etinden yemenin geçim için normal bir şey olduğunu, ancak eti yenen diğer hayvanlardan yemenin sadece tedavi ve zevk maksadıyla olduğunu ifade etmek içindir. Müfessirimizin ikinci izahından anlaşıldığına göre zarfın takdimi tahsis ifade etmektedir. Yani âdet olan bu hayvanların etini yemenizdir, bunların dışındakilerin değil. Ancak bu ifade bunların dışındakilerin etinin yenmeyeceği anlamına gelmez. (Süleyman Gür, Kādî Beyzâvî Tefsirinde Belâgat İlmi Ve Uygulanışı)
ف۪يهَا دِفْءٌ [Onda ısıtıcı şey vardır] ısıtıp soğuktan koruyacak, وَمَنَافِعُ [ve faydalar] yavruları, sütü ve binmesi gibi. Bunlara fayda demesi bedellerini de içine alması içindir. وَمِنْهَا تَأْكُلُونَۖ [Onlardan yersiniz de] yani yenilecek olanını yersiniz; eti, iç yağları ve sütleri gibi. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)
Allah Teâlâ, en’âmı mükellefler için yarattığını bildirince bunun peşinden onlardaki menfaatlerin neler olduğunu sayıp dökmüştür. Bil ki en’âmın faydalarının bir kısmı zaruri bir kısmı ise zaruri değildir. Allah Teâlâ, önce zaruri olanları ele almıştır.
Birinci Fayda: Hak Teâlâ'nın [Bunlarda sizin için ısıtıcı ve koruyucu nice maddeler vardır.] cümlesinin ifade ettiği husustur. Cenab-ı Hak, bu hususu başka bir ayette de zikrederek, “... yünlerinden, yağlarından, kıllarından....” (Nahl Suresi, 80) buyurmuştur. Dil alimlerine göre دِفْءٌ kelimesi, kendisiyle ısınılan elbise anlamındadır. el-Esmaî şöyle der: Dif; ısı, sıcaklık demektir. Nitekim Arapçada, “Şu duvarın difinde, sıcağında otur” denilir yani o duvarın dibinde, (rüzgârdan korunmuş güneş alan kısmında)... Bu kelime hemze hazf edilip de harekesi fe'ye verilmiş دِفٌ şeklinde de okunmuştur.
İkinci Fayda: Ayet-i kerimedeki مَنَافِعُ kelimesinin belirttiği husustur. Alimler, Cenab-ı Hakk'ın bu ifadeyle o hayvanların neslini ve sütünü kastettiğini söyleyerek şöyle demişlerdir: Bu lafız, genel ve umumi bir duruma delalet ettiği halde Allah bu lafızla onların neslini ve sütünü kastetmiştir. Çünkü nesil ve süt ile bazen yeme içmede, bazen para mukabili satmada, bazen de elbise vs. gibi zaruri şeylerle değiştirmek suretiyle istifade edilir. İşte bundan dolayı Cenab-ı Hak, bütün bunları kapsasın diye bu kısımları, مَنَافِعُ /nice menfaatler sözüyle belirtmiştir.
Üçüncü Fayda, ayetteki “وَمِنْهَا تَأْكُلُونَۖ /Onlardan yersiniz” cümlesinin ifade ettiği husustur. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)