اِنَّمَا قَوْلُنَا لِشَيْءٍ اِذَٓا اَرَدْنَاهُ اَنْ نَقُولَ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ۟ ٤٠
اِنَّمَا قَوْلُنَا لِشَيْءٍ اِذَٓا اَرَدْنَاهُ اَنْ نَقُولَ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ۟
İsim cümlesidir. اِنَّمَا kâffe ve mekfufedir. Kâffe; men eden, alıkoyan anlamında olup buradaki ma-i kâffeden kasıt ise اِنَّ harfinden sonra gelen ve onun amel etmesine mani olan مَا demektir.
قَوْلُنَا mübteda olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamiri نَا muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. لِشَيْءٍ car mecruru قَوْلُنَا ‘ya mütealliktir.
اِذَٓا şart manalı, cümleye muzâf olan, cezmetmeyen zaman zarfıdır.Vuku bulma ihtimali kuvvetli veya kesin olan durumlar için gelir. اَرَدْنَاهُ ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
اَرَدْنَا sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamiri نَا fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir هُ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. اَنْ ve masdar-ı müevvel قَوْلُنَا ‘nın haberi olarak mahallen merfûdur.
اَنْ muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.
نَقُولَ fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri نحن ’dur. لَهُ car mecruru نَقُولَ fiiline mütealliktir. Mekulü’l kavli, كُنْ فَيَكُونُ۟ ‘dir. نَقُولَ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder. Ayette tam fiil olarak amel etmiştir.
كُنْ sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ‘dir.
فَ istînâfiyyedir. يَكُونُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. Veya mahzuf mübtedanın haberi olarak mahallen merfûdur. Takdiri, هو şeklindedir.
(إِذَا): Cümleye muzâf olan zarflardandır. Kendisinden sonra gelen muzâfun ileyh cümlesi aynı zamanda şart cümlesidir. (إِذَا) dan sonraki şart cümlesinin, fiili, mazi veya muzâri manalı olur. Cevabı ise umûmiyetle muzâri olur, mazi de olsa muzâri manası verilir:
a) (إِذَا) fiil cümlesinden önce gelirse, zarf (zaman ismi); isim cümlesinden önce gelirse (mufâcee=sürpriz) harfi olur. b) (إِذَا) nın cevap cümlesi, iki muzâri fiili cezmedenlerin cevap cümleleri gibi mâzi, muzâri, emir, istikbâl, isim cümlesi... şeklinde gelir. Cevabın başına (ف) ‘nın gelip gelmeme durumu, iki muzâri fiili cezmedenlerinkiyle aynıdır. c) Sükûn üzere mebnîdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اِنَّـمَٓا , kâffe (durduran, engelleyen anlamında ismi faildir) ve mekfûfe’dir.Usul ve beyan alimlerinin Cumhuruna göre kâffe olan مَٓا harfi, اِنَّ ile birlikte nafiye olur ve bu da hasr için kullanılma sebebidir. Çünkü اِنَّ ispat, مَٓا nefiy içindir. Bu ikisinin tek bir şey için kullanılması caiz değildir, çünkü aralarında tenakuz vardır. https://www.arapcadilbilgisi.com/
Cumhura göre إنما hasr ifade eder ve maksûrun aleyh cümlenin sonunda bulunur. (https://islamansiklopedisi.org)
Fiil-i muzarinin başına اَنْ harfi geldiği zaman onu nasb ettiği gibi anlamını da masdara çevirmektedir. Bu tür masdarlara masdar anlamı içerdikleri için “tevilli masdar (masdar-ı müevvel cümlesi)” denmektedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَرَدْنَا fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi رود ’dir.
İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.
اِنَّمَا قَوْلُنَا لِشَيْءٍ اِذَٓا اَرَدْنَاهُ اَنْ نَقُولَ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ۟
Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Cümleye dahil olan اِنَّمَا , kasr edatıdır. Sübut ve istimrar ifade eden bu isim cümlesi, faide-i haber, inkârî kelamdır.
Veciz ifade kastıyla izafet formunda gelen قَوْلُنَا , mübtedadır. Bu izafette azamet zamirine muzâf olan قَوْلُ , şan ve şeref kazanmıştır.
Müsnedün ileyh olan قَوْلُنَا , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mefûlü de ifade eder.
قَوْلُنَا ‘ya müteallik olan لِشَيْءٍ ‘deki nekrelik, nev, kesret ve tazim ifade eder.
Şart manası bulunan zaman zarfı اِذَٓا , bu ayette şarttan mücerret olup قَوْلُنَا ’ya mütealliktir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan اَرَدْنَاهُ , cümlesi, zaman zarfı اِذَٓا ’nın muzâfun ileyhidir.
Masdar harfi اَنْ ve akabindeki اَنْ نَقُولَ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ۟ cümlesi, masdar teviliyle mübteda olan قَوْلُنَا ‘nın haberi konumundadır. Masdar-ı müevvel müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
نَقُولَ fiilinin mekulü’l-kavli olan كُنْ , emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
فَيَكُونُ cümlesine dahil olan فَ istînâfiyyedir. Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan يَكُونُ , takdiri هو olan mahzuf mübtedanın haberidir. Bu takdire göre sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Haberin muzari fiil sıygasında gelmesi hükmü takviye, hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.
Muzari fiil sıygasındaki يَكُونُ ve emir sıygasındaki كُنْ fiilleri, tam fiildir.
كُنْ - فَيَكُونُ kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Ayetteki اِنَّمَا ile gerçekleşen kasr, mübteda ve haber arasındadır. İki tekit hükmündeki kasr, قَوْلُنَا mevsuf/maksûr, haber olan masdar-ı müevvel sıfat/maksûrun aleyh olmak üzere kasr-ı mevsuf ale’s-sıfattır.
Allah Teâlâ bu ayet-i kerimede, dilediği herşeye gücünün yettiğini, vadettiği şeyleri yerine getirme hususunda hiçbir şeyin onu aciz bırakamayacağını, herhangi bir şeyi var etmek istediğinde ona sadece “ol” demesinin yeterli olduğunu beyan ederek , kafirlerin “Allah ölenleri nasıl diriltecek?” düşüncelerinin batıl olduğunu ortaya koyarken اِنَّمَا hasr edatıyla kasr üslubu kullanmıştır.
Bu kasr-ı kalbdir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
قَوْلُنَا - نَقُولَ ve كُنْ - يَكُونُ kelime grupları arasında iştikak cinası ve reddü'l-acüz ale's-sadr sanatları vardır.
اِنَّمَا ile yapılan kasrlarda muhatap konunun cahili değildir ve doğruluğuna itiraz etmiyordur ya da bu konuma konulmuştur. Ancak bunun aksi durumlarda da اِنَّمَا ile kasrın yapıldığı görülmektedir. Yani muhatabın inkâr ettiği durumlarda inkâr etmiyormuş menzilesine konarak اِنَّمَا ile kasr yapılır. Böylece tariz yoluyla başka bir maksat için gelmiş olur. Ancak bu harf ile yapılan kasrlarda sıfat ve mevsûfu tespit etmek zordur. Aslında bunun lafzî bir karînesi yoktur. Siyaktan tespit edilmesi gerekir. (Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi Fatma Serap Karamollaoğlu)
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden kasrla tekit edilen isim cümleleri çok muhkem/sağlam cümlelerdir.
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
اَنْ نَقُولَ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ۟ cümlesinde istiare-i temsîliyye vardır. Yüce Allah, kudretinin eşyaya tesir ve etkisinin süratini, hiç beklemeden ve diretmeden, kendisine itaat edilen kimsenin emrine benzetti. Zira O bir şey istediğinde o şey, emri geciktirmeden hemen oluverir. Bu, latîf istiarelerdendir. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)
كُنْ فَيَكُونُ ifadesi, Allah’ın engellenemez muradı için meseldir. Allah’ın iradesi söz konusu olduğunda vücuda gelmek, beklemeksizin gerçekleşir. Bu, itaat edilen bir amirin emri altındaki itaatkâr, emre amade memurun durumu gibidir ki emirden sonra söylenecek söz olmaz, hemencecik meydana gelir. Anlamı şöyledir: Yapılabilecek/makdur her şey, Allah’ın nezdinde bu denli kolayken, yapılabileceklerden bir parça olan yeniden diriliş nasıl mümkün olmasın? (Keşşâf II. 566 ve Kur'an’daki Deyimler ve Zemahşeri’nin Keşşaf’ı)