يَتَوَارٰى مِنَ الْقَوْمِ مِنْ سُٓوءِ مَا بُشِّرَ بِه۪ۜ اَيُمْسِكُهُ عَلٰى هُونٍ اَمْ يَدُسُّهُ فِي التُّرَابِۜ اَلَا سَٓاءَ مَا يَحْكُمُونَ ٥٩
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | يَتَوَارَىٰ | gizlenir |
|
| 2 | مِنَ |
|
|
| 3 | الْقَوْمِ | kavminden |
|
| 4 | مِنْ | dolayı |
|
| 5 | سُوءِ | kötülüğünden |
|
| 6 | مَا |
|
|
| 7 | بُشِّرَ | verilen müjdenin |
|
| 8 | بِهِ | ona |
|
| 9 | أَيُمْسِكُهُ | onu tutsun mu? |
|
| 10 | عَلَىٰ |
|
|
| 11 | هُونٍ | hakaretle |
|
| 12 | أَمْ | yoksa |
|
| 13 | يَدُسُّهُ | onu gömsün mü? |
|
| 14 | فِي |
|
|
| 15 | التُّرَابِ | toprağa |
|
| 16 | أَلَا | bak |
|
| 17 | سَاءَ | ne kötü |
|
| 18 | مَا |
|
|
| 19 | يَحْكُمُونَ | hüküm veriyorlar |
|
Riyazus Salihin, 342 Nolu Hadis
Ebû Îsâ Mugîre İbni Şu’be radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Allah Teâlâ size ana babaya itaatsizlik etmeyi, verilmesi gerekeni vermeyip almaya hakkı olmayan şeyi istemeyi ve kız çocuklarını diri diri toprağa gömmeyi haram kılmış; dedi kodu yapmayı, çok soru sormayı ve malı israf etmeyi de mekruh kılmıştır.”
(Buhârî, İstikrâz 19, Edeb 6, Zekât 53; Müslim, Akdıye 10-14)
Riyazus Salihin, 269 Nolu Hadis
Enes İbni Mâlik radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Her kim iki kız çocuğunu yetişkinlik çağına gelinceye kadar büyütüp terbiye ederse, kıyamet günü o kimseyle ben şöyle yanyana bulunacağız” buyurdu ve parmaklarını bitiştirdi.
(Müslim, Birr 149. Ayrıca bk. Tirmizî, Birr 13)
وري Veraye : Bu fiil birşeyin üzerini örtmek anlamında mufâale babına sokularak وارَى şeklinde kullanılır. Tefâul babında ise تَوارَى olarak arkasına saklanıp örtünmek demektir. وَراءٌ sözcüğüne gelince bununla sadece arkası kastedilir. Yahudilerin Hz. Musa’dan miras aldıkları kitap olan Tevrat’ta تَوْراة yine bu köktendir. (Müfredat) Kuran’ı Kerim’de türevleriyle birlikte 32 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekilleri verâlı olmak, tevrat, tevriye ve mâverâdır. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)
دسّ Desse :الدَّسُّ bir tür zorlama ile bir nesneyi başka bir nesnenin içine sokmaktır. (Müfredat) Kuran’ı Kerim’de sadece 1 ayette fiil olarak geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekli desisedir. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)
يَتَوَارٰى مِنَ الْقَوْمِ مِنْ سُٓوءِ مَا بُشِّرَ بِه۪ۜ
Ayet, önceki ayetteki كَظ۪يمٌ ’un hali olarak mahallen mansubdur.
Fiil cümlesidir. يَتَوَارٰى elif üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. مِنَ الْقَوْمِ car mecruru يَتَوَارٰى fiiline mütealliktir. مِنْ سُٓوءِ car mecruru يَتَوَارٰى fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Müşterek ism-i mevsûl مَا muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. İsmi mevsûlun sılası بُشِّرَ ’dır. Îrabtan mahalli yoktur.
بُشِّرَ fetha üzere mebni meçhul mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. بِه۪ car mecruru بُشِّرَ fiiline mütealliktir.
Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır:
1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette fiil cümesi şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman, Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
يَتَوَارٰى fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tefâ’ul babındadır. Sülâsîsi وري ‘dir.
Tefâ’ul babı müşareket manasında kullanılır. Müşareket: Bir işin iki kişi veya iki grup arasında yapıldığını anlatır. Fail ile meful aynı işi yapmıştır. Müşareket bâbı olan müfaale babıyla bu bab arasındaki fark: Müfaale babında lafızda fail olan, işi başlatan ve galip durumunda olandır. Bu babda ise fail ile meful arasında işi yapma konusunda müsavilik (eşitlik) olandır. Bu sebeple tefaul babında her ikisi de faillikte aynı olup mağlup olan olmadığından bazen meful zikredilmez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
بُشِّرَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi بشر ’dır.
Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.
اَيُمْسِكُهُ عَلٰى هُونٍ اَمْ يَدُسُّهُ فِي التُّرَابِۜ
Fiil cümlesidir. Hemze istifhâm harfidir. يُمْسِكُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Muttasıl zamir هُ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. عَلٰى هُونٍ car mecruru يُمْسِكُهُ fiilinin mahzuf haline mütealliktir.
اَمْ atıf harfi hemzenin muadilidir. يَدُسُّ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Muttasıl zamir هُ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. فِي التُّرَابِ car mecruru يَدُسُّهُ fiiline mütealliktir.
اَمْ ; Çoğunlukla soru edatlarıyla birlikte kullanılır ve muhataptan bu edatın öncesi ile sonrasındaki unsurlardan birini ta’yin ve tercih etmesini zorunlu kılar. Genellikle soru edatı olan hemze ile (اَ) birlikte kullanılır. İkiye ayrılır: Muttasıl اَمْ . Munkatı اَمْ (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
يُمْسِكُ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi مسك ’dir.
İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.
اَلَا سَٓاءَ مَا يَحْكُمُونَ
Fiil cümlesidir. اَلَا tenbih harfidir. سَٓاءَ zem anlamı taşıyan camid fildir. Faili müstetir olup takdiri هُو ’dir. مَا harfi, سَٓاءَ ‘nin failini tefsir eden (açıklayan) nekre-i mevsûfedir. سَٓاءَ fiilinin mahsusu mahzuftur. Takdiri, هو şeklindedir. يَحْكُمُونَ cümlesi, nekre-i mevsûfe مَا ‘nın sıfatı olarak mahallen mansubdur.
يَحْكُمُونَ fiili نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. سَٓاءَ zem fiili bir şahsı veya nesneyi yermek maksadıyla kurulan cümlelerde olur. Cümleye kattığı genel anlam hayret ve mübalağa ifadesidir. Zem fiili ile kurulan cümlelerde fail; marife veya gizli zamir olur, ondan sonra da mahsus gelir. Fail zamir ise temyizle yahut مَا ile belirtilir. Bu fiilin failinin geliş şekilleri şunlardır: 1. Failinin ال ’lı İsme Muzaf Olarak Gelmesi. 2. سَاءَ ’nin Temyiz Alması. 3. سَاءَ Fiilinin مَا Harfi ile Gelmesi (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَلَا ; konuşmacı dinleyenlerin dikkatini çekmek,onları uyarmak ve konuşacağı sözün önemini belirtmek için konuşmasını bu edatla başlatır.Onun için bu edata istiftah ve tembih edatı denilmiştir.(Arap Dilinde Edatlar, Hasan Akdağ)
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette fiil cümlesi şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
يَتَوَارٰى مِنَ الْقَوْمِ مِنْ سُٓوءِ مَا بُشِّرَ بِه۪ۜ
Ayet istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi kemâl-i ittisâldir.
Önceki ayetteki كَظ۪يمٌ ’un halidir. Hal; cümlede failin, mefulün veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır.
Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
سُٓوءِ ’nin muzâfun ileyhi konumundaki müşterek ism-i mevsûl مَٓا ’nın sılası olan بُشِّرَ بِه۪ cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder.(Hâlidî, Vakafât, S.107)
Cümlede sıfat yerine izafet terkibi tercih edilmiştir. Faydayı çoğaltmak ve az sözle çok anlam ifade etmek amacına matuf مِنْ سُٓوءِ مَا بُشِّرَ بِه۪ izafetinde, سُٓوءِ sıfat olmasına rağmen مَا بُشِّرَ بِه۪ ‘nın önüne geçmiş ve mevsufuna muzâf olmuştur. ‘Kötü müjde, yerine [Müjdenin kötüsü] buyrulmuştur. Bu ifadede mübalağa vardır. Sıfat tamlaması, izafetin verdiği manayı karşılayamaz.
İzafette bu kişinin bu özelliği ile tanındığı, meşhur olduğu ve bu özelliğin onun tabiatı, karakteri haline geldiği manası vardır. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri C.7 S. 238)
مِنْ سُٓوءِ مَا بُشِّرَ بِه۪ ibaresinde istiare sanatı vardır. Bahsi geçenlere bu ayette tehekküm ve alay ifâdesi vardır. Burada tehekkümî istiâre yoluyla müjde, kötü haber manasında kullanılmıştır. Mübalağa ifade eden bu üslupta, verilen haberin ne kadar kötü algılandığı vurgulanmıştır.
سُٓوءِ - بُشِّرَ kelimeleri arasında tıbâk-ı hafî sanatı vardır.
بُشِّرَ fiili meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naib-i fail olur. Kur’an-ı Kerim’de tehdit, uyarı ve korkutma manası olan fiiller genellikle meçhul sıyga ile gelir.
Meçhul bina, naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er- Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)
بُشِّرَ بِه۪ deki ه۪ zamirinin müzekker gelmesi; müjdeden kelimesinde mündemiç şeye ait olduğundandır. (Kurtubî, El-Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân)
اَيُمْسِكُهُ عَلٰى هُونٍ اَمْ يَدُسُّهُ فِي التُّرَابِۜ
Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâli ittisâldir.
Cümle istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır. İstifhamda tecâhül-i ârif sanatı vardır. Çünkü mütekellim Allah Teâlâ’dır.
اَمْ يَدُسُّهُ فِي التُّرَابِۜ cümlesi اَمْ atıf harfiyle makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat ve tezat ilişkisi mevcuttur.
Hemze ve اَمْ edatıyla sorulan sorunun amacı, iki durumdan hangisinin gerçekleşmiş olduğunu tespite yöneliktir. Dolayısıyla müspet veya menfi bir hüküm ifade etmeyen bu istifham tasavvurîdir ve ikisinden birinin mahiyetini öğrenmeye yöneliktir.
هُونٍ ’deki nekrelik nev, kesret ve tahkir ifade eder.
Fiiller muzari sıygada gelerek hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.
اَيُمْسِكُهُ عَلٰى هُونٍ cümlesiyle, يَدُسُّهُ فِي التُّرَابِۜ cümlesi arasında mukabele sanatı vardır.
Cenab-ı Allah, اَيُمْسِكُهُ عَلٰى هُونٍ [Onu yanında mı tutacak?] ifadesindeki zamiri müzekker getirmiştir. Çünkü bu zamir, bir önceki مَا بُشِّرَ بِه۪ۜ ifadesindeki مَا ‘ya aittir.
هُونٍ, zillet, horluk, hakirlik manasınadır. Nitekim Nadr b. Şumeyl şöyle der: “Arapçada, ‘O, onun üzerine أهْوَن ’dir, هُونٍ ’dur, هَوان ’dır denir. Yine ‘Onu küçük, hakir gördüm.’ denir.” Ayetteki هُونٍ (horluk-zelillik) vasfının kime ait olduğu hususunda iki görüş vardır:
1. Bu, doğmuş olan o kız çocuğunun vasfıdır. Buna göre mana, “O adam, bu kız çocuğunu, gözünde o kız çocuğunu hor ve hakir olarak mı yanında mı tutacak?” şeklindedir.
2. Atâ’nın rivayetine göre İbni Abbas (r.a), bu kelimenin babaya ait bir sıfat olduğunu söylemiştir. Buna göre mana, “O baba, bu kızı, kendisinin zelil ve utanç içinde olmasına rağmen isteyerek onu tutabilecek mi?” şeklindedir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
Cahiliye döneminde, bir kimsenin kız çocuğu doğunca ondan utanç duyar ve insanlardan uzaklaşma ihtiyacı hissederdi. Bunlardan bazıları da bu kız çocuklarını diri diri toprağa gömerek öldürürlerdi. Bunu yapmalarının sebebi, kızlarının kaçırılarak onlara tecavüz edilmesinden korkmaları yahut da nüfuslarının çoğalarak fakirleşmelerinden endişe etmeleriydi.(Taberi Tefsiri,Câmiu’l-Beyân fî Tefsîri’l-Kur’ân)
دسٌَ ; bir şeyi bir şeyin içine sokarak gizlemektir. Rivayet olunduğuna göre, Araplar kızları olunca bir çukur eşerler, o kız çocuğunu ölsün diye oraya koyarlardı. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l- Gayb)
اَلَا سَٓاءَ مَا يَحْكُمُونَ
Ayetin son cümlesi, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Cümlede اَلَا tenbih harfidir. Zem anlamı taşıyan camid fiil سَاۤءَ ’nin dahil olduğu cümle, gayrı talebî inşâî isnaddır.
سَٓاءَ fiilinin, هو şeklinde takdir edilen mahsusunun hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır. مَا harfi, سَٓاءَ fiilinin failini tefsir eden (açıklayan) nekre-i mevsûfedir.
يَحْكُمُونَ fiili, مَا ’nın sıfatı olarak mahallen mansubdur. Faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari sıygada gelen fiil hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.
Sıfat, mevsûfunun bir özelliğini açıklamak için yapılan ıtnâb sanatıdır.
سَٓاءَ - سُٓوءِ kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr vardır.
سَٓاءَ zem fiili bir şahsı veya nesneyi yermek maksadıyla kurulan cümlelerde olur. Cümleye kattığı genel anlam hayret ve mübalağa ifadesidir. Zem fiili ile kurulan cümlelerde fail; marife veya gizli zamir olur, ondan sonra da mahsus gelir. Fail zamir ise temyizle yahut مَا ile belirtilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)