Nahl Sûresi 81. Ayet

وَاللّٰهُ جَعَلَ لَكُمْ مِمَّا خَلَقَ ظِلَالاً وَجَعَلَ لَكُمْ مِنَ الْجِبَالِ اَكْنَاناً وَجَعَلَ لَكُمْ سَرَاب۪يلَ تَق۪يكُمُ الْحَرَّ وَسَرَاب۪يلَ تَق۪يكُمْ بَأْسَكُمْۜ كَذٰلِكَ يُتِمُّ نِعْمَتَهُ عَلَيْكُمْ لَعَلَّكُمْ تُسْلِمُونَ  ٨١

Allah, yarattıklarından sizin için gölgeler yaptı ve dağlarda da sizin için barınaklar var etti. Sizi sıcaktan koruyacak elbiseler ve savaşta sizi koruyacak zırhlar verdi. Böylece Allah, müslüman olasınız diye üzerinizde olan nimetini tamamlıyor.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَاللَّهُ Allah
2 جَعَلَ yaptı ج ع ل
3 لَكُمْ sizin için
4 مِمَّا
5 خَلَقَ yarattıklarından خ ل ق
6 ظِلَالًا gölgeler ظ ل ل
7 وَجَعَلَ ve var etti ج ع ل
8 لَكُمْ sizin için
9 مِنَ
10 الْجِبَالِ dağlarda ج ب ل
11 أَكْنَانًا oturulacak barınaklar ك ن ن
12 وَجَعَلَ ve var eyledi ج ع ل
13 لَكُمْ sizin için
14 سَرَابِيلَ elbiseler س ر ب ل
15 تَقِيكُمُ sizi koruyan و ق ي
16 الْحَرَّ sıcaktan ح ر ر
17 وَسَرَابِيلَ ve elbiseler س ر ب ل
18 تَقِيكُمْ sizi koruyan و ق ي
19 بَأْسَكُمْ savaşınızda ب ا س
20 كَذَٰلِكَ böyle
21 يُتِمُّ tamamlıyor ت م م
22 نِعْمَتَهُ ni’metini ن ع م
23 عَلَيْكُمْ size
24 لَعَلَّكُمْ umulur ki siz
25 تُسْلِمُونَ teslim (müslüman) olursunuz س ل م
 

Yer çekimine rağmen boşlukta durmayı başaran kuşlar aslında Allah’ın başka bir yasasına boyun eğmektedirler. İnsanların meskenlerde barınması; soğuğa, sıcağa vb. olumsuz tabiat şartlarına karşı korunmak için ihtiyaç duyduğu şeyleri gerek tabiatta hazır bularak gerekse Allah’ın en büyük ihsanı olan kendi zihinsel yetenekleri ve becerileriyle kullanışlı hale getirerek elde etmesi de, hep O’nun tabiatta işlettiği yasaları sayesinde mümkün olmaktadır. 81. âyetteki “(Allah) mâruz kalabileceğiniz düşman gücünden sizi koruyacak zırhlar yapma imkânı bahşetti” meâlindeki ifadede, zırh örneği zikredilerek insanın korunmaya çalıştığı tehlikeler arasında onun kendi türünün de sayılması ilgi çekicidir. Gerçekten tarih, insanın en büyük düşmanının yine insan olduğunu göstermektedir. Endülüslü âlim ve düşünür İbn Hazm bu gerçeği şöyle dile getirir: “İnsanın insanlardan çektiği acılar, yırtıcı hayvanlardan, zehirli yılanlardan çektiği acılardan daha fazladır. Çünkü bütün bu söylediklerimizden korunabiliriz; fakat insanlardan tam olarak korunmak mümkün değildir” (el-Ahlâk ve’s-siyer, s. 81). İşte insanın eski dönemlerdeki zırh benzeri çeşitli savunma araçları yaparak hemcinslerinden gelecek zararlardan korunması da âyette Allah’ın ibret alınması gereken bir lutfu olarak gösterilmiştir. 81. âyetin son kısmını açıklarken Taberî’nin de kaydettiği gibi (XIV, 156) Allah Teâlâ bütün bu nimetleri verirken ve bunları hatırlatırken insanlardan sadece şunu istemektedir: Saygıyla Allah’a yönelsinler, birliğini tanıyarak O’na teslim olsunlar, boyun eğsinler ve yalnız O’na kul olsunlar. 

 
Kaynak :Kuran Yolu Tefsiri
 

وَاللّٰهُ جَعَلَ لَكُمْ مِمَّا خَلَقَ ظِلَالاً وَجَعَلَ لَكُمْ مِنَ الْجِبَالِ اَكْنَاناً وَجَعَلَ لَكُمْ سَرَاب۪يلَ تَق۪يكُمُ الْحَرَّ وَسَرَاب۪يلَ تَق۪يكُمْ بَأْسَكُمْۜ

 

İsim cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اللّٰهُ  lafza-i celâl mübteda olup damme ile merfûdur. جَعَلَ  cümlesi, mübtedanın haberi olarak mahallen merfûdur.  

جَعَلَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Değiştirme anlamında kalp fiilidir. Fail müstetir olup takdiri هو ’dir.  لَكُمْ  car mecruru  جَعَلَ  fiiline mütealliktir. مِنْ  harf-i ceri ibtidaiyyedir. مَا  müşterek ism-i mevsûl  مِنْ  harf-i ceriyle  جَعَلَ  fiiline mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası  خَلَقَ ظِلَالاً ’dır. Îrabtan mahalli yoktur.

خَلَقَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Fail müstetir olup takdiri هو ’dir. ظِلَالاً  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. جَعَلَ  fiili, atıf harfi  وَ  ile ilkine matuftur.

جَعَلَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. لَكُمْ  car mecruru  جَعَلَ  fiiline mütealliktir.  مِنَ الْجِبَالِ  car mecruru  جَعَلَ  fiiline mütealliktir. اَكْنَاناً  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.  جَعَلَ  fiili, atıf harfi  وَ  ile ilkine matuftur.

جَعَلَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Fail müstetir olup takdiri هو ’dir.  لَكُمْ  car mecruru  جَعَلَ  fiiline mütealliktir.  سَرَاب۪يلَ  mefûlun bih olup fetha ile mansubdur.  تَق۪يكُمُ  cümlesi,  سَرَاب۪يلَ ’nin sıfatı olarak mahallen mansubdur.

تَق۪يكُمُ  fiili  ي  üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  هى ’dir. Muttasıl zamir  كُمُ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. 

الْحَرَّ  ikinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.  سَرَاب۪يلَ  atıf harfi  وَ ’la makabline matuftur. تَق۪يكُمْ بَأْسَكُمْ  cümlesi, ikinci  سَرَاب۪يلَ ‘nin sıfatı olarak mahallen mansubdur.

تَق۪يكُمُ  fiili  ي  üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  هى ’dir. Muttasıl zamir  كُمُ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. بَأْسَكُمْ  ikinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzaftır. Muttasıl zamir  كُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar. 

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette fiil cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Değiştirme manasına gelen  جَعَلَ  kelimesi 3 şekilde gelir: 1. Bir şeyden başka bir şey meydana getirmek. 2. Bir halden başka bir hale geçmek  3. Bir şeyle başka bir şeye hükmetmek. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


كَذٰلِكَ يُتِمُّ نِعْمَتَهُ عَلَيْكُمْ 

 

Fiil cümlesidir.  كَ  harf-i cerdir.  مثل  anlamındadır. Bu ibare, amili  يُتِمُّ  olan mahzuf mef’ûlün mutlaka mütealliktir. ذٰ  işaret ismi, sükun üzere mebni mahallen mecrur, ism-i mecrurdur. ل  harfi buud yani uzaklık bildiren harf,  ك  ise muhatap zamiridir.

يُتِمُّ  damme ile merfû muzari fiildir. Fail müstetir olup takdiri  هو ’dir. نِعْمَتَهُ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzaftır. Muttasıl zamir  هُ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. عَلَيْكُمْ  car mecruru  يُتِمُّ  fiiline mütealliktir.

يُتِمُّ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi  تمم ’dir. 

İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.


لَعَلَّكُمْ تُسْلِمُونَ

 

İsim cümlesidir. لَعَلَّ  terecci harfidir. Vukuu mümkün durumlarda kullanılır. İsim cümlesinin önüne gelir.  إنّ  gibi ismini nasb haberini ref eder. Tereccî, husûlü arzu edilen ve sevilen, imkân dahilinde olan bir şeyin istenmesidir. 

كُمْ  muttasıl zamir  لَعَلَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur.  تُسْلِمُونَ  cümlesi, لَعَلَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.  

تُسْلِمُونَ  fiili  نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.  تُسْلِمُونَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi سلم ’dir. 

 

وَاللّٰهُ جَعَلَ لَكُمْ مِمَّا خَلَقَ ظِلَالاً وَجَعَلَ لَكُمْ مِنَ الْجِبَالِ اَكْنَاناً وَجَعَلَ لَكُمْ سَرَاب۪يلَ تَق۪يكُمُ الْحَرَّ وَسَرَاب۪يلَ تَق۪يكُمْ بَأْسَكُمْۜ 

 

Ayet, atıf harfi  وَ ’la önceki ayete atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Cümlede müsnedin mazi fiil sıygasında cümle olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs, temekkün ve istikrar ifade eder.

Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan  وَجَعَلَ لَكُمْ مِنَ الْجِبَالِ اَكْنَاناً  cümlesi, hükümde ortaklık nedeniyle haber olan … جَعَلَ لَكُمْ  cümlesine atfedilmiştir. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

ظِلَالاً - اَكْنَاناً  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.مِمَّا خَلَقَ ’deki  مِنْ  harf-i ceri ibtidaiyyedir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr) 

Aynı üslupla gelerek makabline matuf olan  وَجَعَلَ لَكُمْ سَرَاب۪يلَ تَق۪يكُمُ الْحَرَّ وَسَرَاب۪يلَ تَق۪يكُمْ بَأْسَكُمْ  cümlesi, hükümde ortaklık sebebiyle atfedilmiştir. 

Üç cümlede de takdim-tehir sanatı vardır. جَعَلَ  fiiline müteallik car mecrurlar, ihtimam için mef’ûllere takdim edilmiştir.

Mef’ûl olan  ظِلَالاً - اَكْنَاناً - سَرَاب۪يلَ  kelimelerindeki nekrelik nev, kesret ve tazim ifade eder.

سَرَاب۪يلَ  için sıfat konumundaki  تَق۪يكُمُ الْحَرَّ  cümlesi, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.

Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Muzari fiil teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Aynı üslupta gelen  تَق۪يكُمْ بَأْسَكُمْ  cümlesi ikinci  سَرَاب۪يلَ  için sıfattır. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

جَعَلَ - سَرَاب۪يلَ - تَق۪يكُمْ - لَكُمْ - مِنَ  kelimelerinin tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır. 

Ayette ‘bir anlam için söylenen sözün içine başka bir anlam yerleştirmek şeklinde açıklanan idmâc sanatı vardır. Allah’ın insanlar için yarattığı çeşitli nimetlerini bildiren ayette aynı zamanda onun yüce kudretine dikkat çekme kastı vardır.

Bu ayette sadece  الْحَرَّ (sıcak) kelimesi zikredilmiştir. Oysa bu kelimeden sonra akıl burada  بَرَدٍ (soğuk) kelimesinin de bulunmasına hükmeder. Zira, bu iki kelimenin her biri diğerini iltizam eder. Bu durumda ayet “sizi sıcaktan ve soğuktan koruyacak elbiseler yarattı” takdirinde olur. Elbiseler, hem sıcaktan hem de soğuktan korumak için giyildiği halde burada  بَرَدٍ  (soğuk) kelimesinin zikredilmeyip sadece  الْحَرَّ (sıcak) kelimesinin zikredilmesinin nedeni; hitabın, ilk etapta elbiseyi ekseriyetle sıcaktan korunmak için giyen çöl halkına olmasındandır. Dolayısıyla الْحَرَّ  lafzının zikri burada maksadı hasıl ettiğinden zıddı zikredilmemiştir.

İktifa sanatının en güzel ve en meşhur örneğinin yer aldığı bu ayeti Beyzâvî şu şekilde tefsir eder: “Araplar için sıcaktan korunmak, soğuktan korunmaktan daha önemli olduğu için ayette iki zıttan (الْحَرَّ- بَرَدٍ) birisiyle iktifa edilerek الْحَرَّ  kelimesi zikredildi.” Görüldüğü gibi müfessirimiz burada iktifa sanatını açık bir şekilde uygulamıştır. Zemahşerî de benzer açıklamalar yapmakla birlikte iktifa adını zikretmez. (Süleyman Gür, Kâzî Beyzâvî Tefsîrinde Belâgat İlmi ve Uygulanışı)

Ayette, yalnız sıcağın zikredilmesi, iki zıttan birinin zikredilmesiyle diğerinin de kastedilmesi kabilindendir. Ya da o diyarlar sıcak olduğundan dolayı onlar için asıl önemli olan şeyin sıcaktan korunmak olduğundan sadece sıcakla iktifa edilmiştir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

Ayette îcâz-ı hazif vardır. İlk sözden sonra beklenen lafız  برد , hazf edilmiştir. Mana; [Yünden ve pamuktan sizin için elbiseler yaptık. Sıcaktan ve soğuktan onunla korunursunuz.] şeklindedir.  سَرَاب۪يلَ  kelimesi,  سربال ’in çoğuludur. İnsanın giydiği elbiselerdir. (Sâbûnî, İbdâu’l Beyan)

Bu ayet-i kerimede Allah Teâlâ’nın insanlar üzerindeki nimetlerinden ikamet ettikleri yerler, giyim ve yaşamlarını kolaylaştırıcı nimetler zikredilmiştir. Birbirine benzer lafızların bir arada kullanıldığı mürâât-ı nazîr sanatıdır. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Bedî’ İlmi)

كَذٰلِكَ يُتِمُّ نِعْمَتَهُ عَلَيْكُمْ 

 

İstînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. كَذٰلِكَ , amili  يُتِمُّ  olan mahzuf bir mef’ûlu mutlaka mütealliktir. 

Bu takdire göre cümle müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır. 

Muzari fiil hudûs, teceddüt ve istimrar ifade etmiştir. Ayrıca muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

كَذٰلِكَ , önceki konuyu yerleştirmek amacıyla gelmiştir. Müşebbehin, yani önce bahsedilen şeyin konumu öyle bir yerdedir ki ona benzetecek bir şey yoktur. Sadece kendisine benzetilebilir. Bu mübalağalı bir ifadedir.

Veciz ifade kastına matuf  نِعْمَتَهُ  izafetinde, Allah Teâlâ’ya ait zamire muzâf olan  نِعْمَتَ , tazim ve şeref kazanmıştır.

Allah Teâlâ’nın insanlar üzerindeki nimetlerinin sayılması ve ardından tamamlandığının bildirilmesi cem' ma’at-taksim sanatıdır.

كَذٰلِكَ  kendinden önceki bir manaya işaret eder. Ancak çoğu zaman o da müstakil bir lafız değildir. Burada hem  كَ  hem de  ذٰ  işaret ismi aynı şeye işaret eder. Dolayısıyla bu durumu benzetecek yine kendisinden daha mükemmel bir şey bulunamadığını ifade eder. (Muhammed Ebu Mûsâ, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, c. 5, s. 101)

كَذٰلِكَ (İşte böyle), aslında uzaktaki bir nesneye işaret için kullanılır. Buradaki istimali, işaret edilen nimetin derecesinin, faziletteki mertebesinin yüksekliğini bildirmek içindir. (Ebüssuûd ,İrşâdü’l- Akli’s-Selîm)

كَذٰلِكَ  îrab açısından والامر  şeklinde mahzuf bir mübtedanın haberidir. Bu kelime Kur'an'da çok gelmiş ve ulemamızın takdir ettiği herhangi bir şey zikredilmemiştir. Mühim olan burada kelama dikkat çekmektir. Bir kapalılık üzerine kurulmuş olan kelam üzerinde daha fazla durmayı gerektirir. Bu ifadedeki  كَ  harfi ‘misil’ manasındadır ancak neyin misli olduğu açık değildir. İşaret ismi ise bir merci gerektirir. İşaret ismi  كَ  ile birleşmiştir ve bunlarda bir kapalılık söz konusudur. Çünkü muşârun ileyh bilinmedikçe bir şey ifade etmeyen,  ذٰلِكَ  ile  كَ ‘ten oluşmuştur. Bu bina önemli mafsallarda gelen kapalı bir terkiptir. Bize “arkadan gelecek olan şeyler şu anda bulunduğunuzdan daha yüce bir makamdır” der. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, Duhan/28, c. 5, s. 176-177)


لَعَلَّكُمْ تُسْلِمُونَ

 

Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâli ittisâldir. 

Terecci harfi  لَعَلَّ ‘nin dahil olduğu cümle gayr-ı talebî inşâî isnaddır.

“Umulur ki” anlamında olan bu harf, Allah Teâlâ’ya isnad edildiğinde “...olsun diye, ...olması için” şeklinde tercüme edilir. Dolayısıyla cümle vaz edildiği inşâ formundan çıktığı için mecaz-ı mürsel mürekkebdir.

لَعَلَّ ’nin haberi olan  تُسْلِمُونَ  cümlesi müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Müsnedin, muzari sıygada cümle olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir.

Tereccî, sevilen bir şeyin meydana gelmesi konusundaki beklentiyi ifade eder. Halbuki Allah Teâlâ böyle bir konumda değildir. Bunun için bazıları buradaki  لَعَلَّ (umulur ki) harfinin  لَ  manasında olduğunu ya da Allah Teâlâ'nın burada kullarına, onların kendi aralarında konuştuğu gibi hitap ettiğini söylemişlerdir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, C. 4, s.45)

Kur’an’da Allah’a isnad edilen  لَعَلَّ  sözleri “muhakkak ki” anlamına gelir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri 5, Duhan/58) Bunlar sebep bildirir, (lam-ı ta’lil manasındadır). 

لَعَلَّ  edatı, terecci içindir, yani “ümitvar olma” manasını ifade eder ve bir de beklenti içinde olmak demektir ki her ikisi de aynı manaya gelir demektir. Fakat bu beklenti Kerîm olan bir zattan olmalı, kişi O’ndan beklemelidir. İşte bu, yerine getirmesi kesin olan vaadinin yerine bir ifadedir. İmam Sîbeveyhi de bu görüştedir. Ancak Kutrub (v. 106/724); لَعَلَّ  kelimesi “için” manasındadır, demiştir. (Ebü’l-Berekât Hâfızüddîn Abdullah b. Ahmed b. Mahmûd en-Nesefî, Medârikü’t-tenzîl ve ḥaḳā ʾiḳu’t-teʾvîl)

لَعَلَّ  kelimesi ihtimal ilişkisi kurar. َTevakku anlamı da vardır. Tevakku istenilen bir şeyin gerçekleşmesini ummak/beklemek, istenmeyen bir şeyden de endişe duymaktır.

لَعَلَّ  edatı gerçekleşmesi mümkün olan şeylere hastır.  لَعَلَّ ’nin ifade ettiği ihtimal, bir şeyin gerçekleşmesiyle gerçekleşmemesinin eşit olması durumudur. el-Mâleki İbn Hişâm gibi bazı nahivciler buna tevakku demektedirler. (Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler (Doktora Tezi) Abdullah Hacıbekiroğlu)