وَيَوْمَ نَبْعَثُ مِنْ كُلِّ اُمَّةٍ شَه۪يداً ثُمَّ لَا يُؤْذَنُ لِلَّذ۪ينَ كَفَرُوا وَلَا هُمْ يُسْتَعْتَبُونَ ٨٤
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَيَوْمَ | ve gün |
|
| 2 | نَبْعَثُ | getirdiğimiz |
|
| 3 | مِنْ |
|
|
| 4 | كُلِّ | her |
|
| 5 | أُمَّةٍ | ümmetten |
|
| 6 | شَهِيدًا | bir şahid |
|
| 7 | ثُمَّ | artık |
|
| 8 | لَا |
|
|
| 9 | يُؤْذَنُ | izin verilmez |
|
| 10 | لِلَّذِينَ | kimselere |
|
| 11 | كَفَرُوا | inkar eden(lere) |
|
| 12 | وَلَا | ve ne de |
|
| 13 | هُمْ | onların |
|
| 14 | يُسْتَعْتَبُونَ | özür dilemeleri istenir |
|
عتب Atebe:
عَتَبٌ kendisinde konaklayanına sıkıntı veren her tür yükseltili yerdir. Bu anlamdan yola çıkarak kapı eşiği ve basamağa عَتَبَة denmiştir.
عَتْب ve مَعْتَبَة formları istiare yoluyla insanın başkasına duyduğu düşmanlık ve kabalık anlamında kullanılır.
Ayrıca if'al kalıbı - أعْتَبَ - hem düşmanlığa sevketmek hem de düşmanlığı gidermek manalarına gelir. Kuran-ı Kerim'de de geçen istif'al formu - إسْتَعْتَبَ - kişinin hoşnut edilmesi için /karşı tarafın kendisine yaptığı kabalağını itiraf etmesi için talepte bulunmasıdır. (Müfredat)
Kuran’ı Kerim’de bir fiil ve bir isim formunda olmak üzere toplam 5 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekli itab (azarlamak)dır.(Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)
وَيَوْمَ نَبْعَثُ مِنْ كُلِّ اُمَّةٍ شَه۪يداً ثُمَّ لَا يُؤْذَنُ لِلَّذ۪ينَ كَفَرُوا وَلَا هُمْ يُسْتَعْتَبُونَ
وَ istînâfiyyedir. Zaman zarfı يَوْمَ , takdiri أذكر olan mahzuf fiilin mef’ûlun bihi olup mahallen mansubdur. نَبْعَثُ ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
نَبْعَثُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri نحن ’dur. مِنْ كُلِّ car mecruru نَبْعَثُ fiiline mütealliktir. اُمَّةٍ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. شَه۪يداً mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
ثُمَّ tertip ve terahi ifade eden atıf harfidir. لَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. يُؤْذَنُ damme ile merfû meçhul muzari fiildir. لِلَّذ۪ينَ cemi müzekker has ism-i mevsûl لِ harf-i ceriyle naib-i fail olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası كَفَرُوا ’dur. Îrabtan mahalli yoktur.
كَفَرُوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.
وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
لَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. Munfasıl zamir هُمْ mübteda olarak mahallen merfûdur. يُسْتَعْتَبُونَ cümlesi, mübtedanın haberi olarak mahallen merfûdur.
يُسْتَعْتَبُونَ fiili نَ ’un sübutuyla merfû meçhul muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı naib-i fail olarak mahallen merfûdur.
Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman, Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
ثُمَّ : Matuf ile matufun aleyh arasında hem sıra olduğunu hem de fiillerin meydana gelişi arasında uzun bir sürenin bulunduğunu gösterir. Süre bakımından فَ harfinin zıttıdır. ثُمَّ ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
يُسْتَعْتَبُونَ fiili sülâsî mücerrede üç harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil istif’âl babındadır. Sülâsîsi عتب’dir.
Bu bab fiile talep, tehavvül, vicdan, mutavaat, ittihaz ve itikat gibi anlamlar katar.
وَيَوْمَ نَبْعَثُ مِنْ كُلِّ اُمَّةٍ شَه۪يداً ثُمَّ لَا يُؤْذَنُ لِلَّذ۪ينَ كَفَرُوا وَلَا هُمْ يُسْتَعْتَبُونَ
وَ istînâfiyyedir. İstînâfiyye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine îrab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiyye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. Zaman zarfı يَوْمَ , takdiri اذكر (Zikret) olan mahzuf fiile mütealliktir. Bu takdire göre cümle emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
يَوْمَ ‘nin muzâfun ileyhi olarak mahallen mecrur olan نَبْعَثُ مِنْ كُلِّ اُمَّةٍ شَه۪يداً cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
نَبْعَثُ fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. Azamet zamiri, ululuğu izhar etmedir.
Önceki ayette lafza-i celâlle gelmişken, bu ayette نَبْعَثُ fiilinde azamet zamirine geçişte iltifat sanatı vardır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. مِنْ كُلِّ اُمَّةٍ car mecruru, konudaki önemine binaen mef’ûle takdim edilmiştir.
Mef’ûl olan شَه۪يداً ’le, peygamberler kastedilmiştir. Bu kelimedeki nekrelik, tazim ve kesret, اُمَّةٍ ’in nekreliği ise nev ve kesret ifade eder.
لَا يُؤْذَنُ لِلَّذ۪ينَ كَفَرُوا cümlesi, tertip ve terahi ifade eden ثُمَّ ile نَبْعَثُ مِنْ كُلِّ اُمَّةٍ cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Müspet sıygadan menfî sıygaya iltifat sanatı vardır.
Cümle menfi muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mecrur mahaldeki cemi müzekker has ism-i mevsûl الَّذ۪ينَ , harf-i cerle gelmiş naib-i fail konumundadır. Sılası olan كَفَرُوا cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
ثُمَّ edatı özür dilemekten şiddetle men edilmeleri dolayısıyla onları saracak şeyin fazlalığını göstermek içindir. Çünkü peygamberlerin onların aleyhine şahitlik etmeleriyle belaları artmakla ümitleri tamamen kesilecektir. (Onlardan rızalık istenmez) bu da عُتْبَى ‘dan geliyor ki rıza demektir. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)
وَلَا هُمْ يُسْتَعْتَبُونَ cümlesi, atıf harfi وَ ‘ la لَا يُؤْذَنُ cümlesine atfedilmiştir. Mübteda ve haberden müteşekkil sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Müsned olan يُسْتَعْتَبُونَ ‘ nin müspet muzari fiil sıygasında cümle olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs, teceddüt ve zem makamı olması sebebiyle de istimrar ifade eder. Muzari fiildeki tecessüm özelliği sayesinde olay muhatabın muhayyilesinde canlanır. Bu da konunun daha iyi kavranmasına yardımcı olur.
وَلَا هُمْ يُسْتَعْتَبُونَ cümlesi لَا يُؤْذَنُ لِلَّذ۪ينَ كَفَرُوا cümlesine atfedilmiştir. Eğer ondan daha hususi ise hususun umuma atfıdır ki hususun ihtimamı içindir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Sülasisi عتَب olan يُسْتَعْتَبُونَ fiili meçhul bina edilerek mef’ûle dikkat çekilmiştir ve istif’âl babındadır. Bu bab fiile talep anlamı katmıştır.
Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naib-i fail olur. Kur’an-ı Kerim’de tehdit, uyarı ve korkutma manası olan fiiller genellikle meçhul sıyga ile gelir.
Meçhul bina, naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er- Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)
Yani “Onlardan, الْاعْتَاب [vazgeçme] istenmeyecektir.” demektir. İ'tâb, kınama ve azarın giderilmesi demektir. Yani “Suçlarını silecek olan tövbe, onlardan istenmeyecek; zira artık o tevbe onlardan kabul edilmeyecektir.” demektir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
اسْتعْتَاب, rızalık isteme demektir. Kişi, hoşnutluk istediğinde muarızın rızalık vereceğine iyice inanırsa ondan rızalık ister. Rızalık istememek onun öfkesinin devam ettiğini gösterir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)