Nahl Sûresi 85. Ayet

وَاِذَا رَاَ الَّذ۪ينَ ظَلَمُوا الْعَذَابَ فَلَا يُخَفَّفُ عَنْهُمْ وَلَا هُمْ يُنْظَرُونَ  ٨٥

O zalimler, azabı gördükleri zaman artık onlardan azap hafifletilmez ve kendilerine mühlet de verilmez.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَإِذَا ve zaman
2 رَأَى gördükleri ر ا ي
3 الَّذِينَ kimseler
4 ظَلَمُوا zulmedenler ظ ل م
5 الْعَذَابَ azabı ع ذ ب
6 فَلَا artık
7 يُخَفَّفُ hafifletilmez خ ف ف
8 عَنْهُمْ onlardan
9 وَلَا ve asla
10 هُمْ onlara
11 يُنْظَرُونَ fırsat verilmez ن ظ ر
 

وَاِذَا رَاَ الَّذ۪ينَ ظَلَمُوا الْعَذَابَ فَلَا يُخَفَّفُ عَنْهُمْ وَلَا هُمْ يُنْظَرُونَ

وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اِذَا  şart manalı, cümleye muzâf olan, cezm etmeyen zaman zarfıdır. Vuku bulma ihtimali kuvvetli veya kesin olan durumlar için gelir. رَاَ  ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

رَاَ  elif üzere mukadder fetha ile mebni mazi fiildir. Bilmek anlamında kalp fiilidir. Cemi müzekker has ism-i mevsûl  الَّذ۪ينَ  fail olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası  ظَلَمُوا ’dur. Îrabtan mahalli yoktur.

ظَلَمُوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul  و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.  الْعَذَابَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. 

فَ  şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir. 

لَا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. یُخَفَّفُ  damme ile merfû meçhul muzari fiildir. Naib-i fail müstetir olup takdiri هو ’dir. عَنۡهُمُ  car mecruru  یُخَفَّفُ  fiiline mütealliktir. 

İsim cümlesidir. وَ  atıf harfidir. لَا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. Munfasıl zamir  هُمْ  mübteda olarak mahallen merfûdur.  يُنْظَرُونَ  cümlesi, mübtedanın haberi olarak mahallen merfûdur.

يُنْظَرُونَ  fiili  نَ ’un sübutuyla merfû meçhul muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı naib-i fail olarak mahallen merfûdur. 

(إِذَا)’dan sonraki şart cümlesinin, fiili, mazi veya muzari manalı olur. Cevabı ise umumiyetle muzari olur, mazi de olsa muzari manası verilir: a. (إِذَا)  fiil cümlesinden önce gelirse, zarf (zaman ismi); isim cümlesinden önce gelirse (mufâcee=sürpriz) harfi olur. b. (إِذَا)  nın cevap cümlesi, iki muzari fiili cezm edenlerin cevap cümleleri gibi mâzi, muzari, emir, istikbâl, isim cümlesi... şeklinde gelir. Cevabın başına (ف)’nın gelip gelmeme durumu, iki muzari fiili cezm edenlerle aynıdır. (Bk. Meczum muzariler, Cümle Kuruluşu, s. 114, 118) c.  Sükûn üzere mebnîdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

Kalp fiilleri (iki mef’ûl alan fiiller); bir mef’ûl ile manası tamamlanamayıp ikinci mef’ûle ihtiyaç duyan fiillerdir. Bu fiiller isim cümlesinin önüne gelirler, mübtedayı ve haberi iki mef’ûl yaparak nasbederler. 3 gruba ayrılırlar:

1. Bilmek manasında olanlar.  ألفي -  دري -  رأي -  وجد - علم fiilleridir. 2. Sanmak manası ifade edenler, kesine yakın bilgi ifade ederler. “Sanmak, zannetmek, saymak, kendisine öyle gelmek” gibi manalara gelir. ظنّ -  حسب -  خال - زعم - عدّ  fiilleridir.

3. grupta olan değiştirme manası ifade edenler aynı anlama gelmedikleri halde görevleri itibariyle onlara benzerliklerinden kalp fiilleri adı altına girmişlerdir. جعل - صيّر - إتّخذ  - ردّ  -  ترك  fiilleridir. Değiştirme manasına gelen fiiller “etti, yaptı, kıldı, edindi, dönüştürdü, değişik bir hale getirdi” gibi manalara gelir.

Bilgi ve zan fiillerinden sonra bazen  اَنَّ ’li ve  اَنْ ’li cümleler gelir, bu cümleler iki mef’ûl kabul edilir. Bilmek, sanmak ve değiştirme manasına gelen bu fiiller 3 şekilde gelebilir: 

1) İki mef’ûl alanlar, 2) İki mef’ûlünü masdarı müevvel cümlesi olarak alanlar, 3) İki mef’ûlü hazif olanlar. Kalp fiilleri iki mamûlü arasında olduğunda amel etmeleri de etmemeleri de caizdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

یُخَفَّفُ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi  خفف ’dir.

Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.

يُنْظَرُونَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi نظر ’dir. 

İf’al babı fiille tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

وَاِذَا رَاَ الَّذ۪ينَ ظَلَمُوا الْعَذَابَ فَلَا يُخَفَّفُ عَنْهُمْ وَلَا هُمْ يُنْظَرُونَ

 

وَ , atıf harfidir. Şart üslubunda gelen terkipte gerçekleşmesi kesin olan manaya delalet eden  اِذَا  edatı kullanılmıştır. Şart ِedatı  اِذَا  katiyet ifade eder.

Şart cümlesi olan  رَاَ الَّذ۪ينَ ظَلَمُوا الْعَذَابَ  mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır ve  اِذَا ’nın muzâfun ileyhidir.

Nahivcilere göre şart fiili olarak kullanılan mazi fiil gelecek zaman ifade eder. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsîr Yolu, c. 2, s. 106)

رَاَ  fiilinin faili konumundaki cemi müzekker has ism-i mevsûl  الَّذ۪ينَ ’nin sılası olan  ظَلَمُوا  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Mazi fiil sebat, temekkün ve istikrara işaret etmiştir. (Vakafat, s. 107)

رَاَ  fiilinde istiare sanatı vardır. Azap, gözle görülebilen bir şey değildir. Zikredilen görmek, fakat kastedilen, anlamak, hissetmektir. Manevi, aklî ve görülmez olan bir durum, gözle görülen, maddi bir şey menziline konulmuştur. Bu üslupta mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır.

Görmek manasında üç fiil vardır: راي , نظر , بصر . Bunların üçü de Kur’an’da geçer. Üçü de gözle görmek ve düşünüp anlamak manasındadır.  راي  fiili  اِلَى  ile kullanılırsa, gözle görmek manası vurgulanır. 

Ruveynî’ye göre  رَاَوُا  fiilinin ilim manasında kullanılmasında, sebep müsebbep alakası ile mecaz-ı mürsel vardır. Zikredilen rü’yet, kastedilense ilim olan müsebbeptir. Şöyle de ifade edebilirsiniz; manevi, aklî ve görünmez olan bir anlatım, gözle görülen, canlı bir şey menziline konuldu. (Ruveyni, Teemmülat fî Sûreti Meryem, Meryem Suresi 77)

فَ  karinesi olmadan gelen  فَلَا يُخَفَّفُ عَنْهُمْ  şeklindeki cevap cümlesi menfi muzari fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Şart ve cevap cümlelerinden oluşan terkip, şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.

يُخَفَّفُ  fiili meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naib-i fail olur. Kur’an-ı Kerim’de tehdit, uyarı ve korkutma manası olan fiiller genellikle meçhul sıyga ile gelir. 

Meçhul bina, naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er- Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)

وَلَا هُمْ يُنْظَرُونَ  cümlesi, atıf harfi وَ ‘la şartın cevabına atfedilmiştir. Mübteda ve haberden müteşekkil sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Müsned olan  يُنْظَرُونَ ‘ nin müspet muzari fiil sıygasında cümle olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs, teceddüt ve zem makamı olması sebebiyle de istimrar ifade eder. Muzari fiildeki tecessüm özelliği sayesinde olay muhatabın muhayyilesinde canlanır. Bu da konunun daha iyi kavranmasına yardımcı olur.

ظَلَمُوا - الْعَذَابَ  ve  رَاَ - يُنْظَرُونَ  gruplarındaki kelimeler arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır. 

لَا  harfi, cumhura göre gelecek zamana mahsustur. Bu harf, mutlak olarak kullanılır ve çoğunlukla istikbal kastedilir. (Samerrâî, Ala Tarîqi't Tefsîri'l Beyânî, c. 2, Yasin Suresi 49)

فَلَا يُخَفَّفُ عَنْهُمْ  cümlesi  اِذَا ’nın cevabıdır. İstînaf ihtimalini gidermek ve şart ve cevap manasını tekid etmek için  فَ  ile gelmiştir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr) 

وَلَا هُمْ يُنْظَرُونَ [Onlara mühlet verilmez] Olumsuzluğun sürekliliğini ve devamını ifade etmek için isim cümlesi tercih edilmiştir. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir) 

الَّذ۪ينَ ظَلَمُوا , inkâr eden kimselerdir. Zamir makamında zahir olarak ifade edilmesi, zikredilen sıfatın yani zulmün onlardaki varlığını ifade etmek içindir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr) 

Müsnedün ileyh, fiil cümlesi ile haber verilerek gelmiştir. Çünkü bir ismin haberinin fiil cümlesiyle gelmesi hükmü takviye eder. Burada olumsuz hükmü takviye etmek istenmiştir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr) 

Allah Teâlâ bu tehdidini tekid ederek [O zalimler azabı görünce kendilerinden hafifletilmeyeceği gibi onlara mühlet de verilmeyecektir] buyurmuştur. Bu, “Müşrikler Allah'ın azabını görüp onun içine düştüklerinde onlardan bu azap hafifletilmeyecek, onlara ne mühlet verilecek ne de geri bırakılacaklardır. Çünkü orada tövbe söz konusu değildir.” demektir. Bu hususta sözün özü, kelamcıların söyledikleri şu husustur: “Azabın menfaat şaibelerinden (kırıntılarından) uzak ve beri olması gerekir.” İşte bu ayetteki [Kendilerinden (o azap) hafifletilmeyecek] ifadesi ile anlatılmaktadır. Azabın devamlı olması gerekir. Bu da ayetteki [Onlara mühlet de verilmeyecektir] ifadesi ile anlatılmaktadır.” (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)