وَعَلَى اللّٰهِ قَصْدُ السَّب۪يلِ وَمِنْهَا جَٓائِرٌۜ وَلَوْ شَٓاءَ لَهَدٰيكُمْ اَجْمَع۪ينَ۟ ٩
وَعَلَى اللّٰهِ قَصْدُ السَّب۪يلِ وَمِنْهَا جَٓائِرٌۜ
İsim cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. عَلَى اللّٰهِ car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir. قَصْدُ muahhar mübteda olup damme ile merfûdur. Muzâf mahzuftur. Takdiri, بيان قصد السبيل (Yolun amacını açıklamak) şeklindedir. السَّب۪يلِ muzâfun ileyh olarak kesra ile mecrurdur.
وَ itiraziyyedir. مِنْهَا car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir. جَٓائِرٌ muahhar mübteda olup damme ile merfûdur.
جَٓائِرٌ , sülasi mücerredi جور olan fiilin ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَلَوْ شَٓاءَ لَهَدٰيكُمْ اَجْمَع۪ينَ۟
وَ atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
لَوْ gayr-i cazim şart harfidir. شَٓاءَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هُوَ ’dir. Mef’ûlun bihi mahzuftur. Takdiri; هدايتكم (Sizin hidayetiniz) şeklindedir.
لَ harfi لَوْ ’in cevabının başına gelen rabıtadır.
هَدٰيكُمْ elif üzere mukadder fetha ile mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هُوَ ’dir. Muttasıl zamir كُمْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. اَجْمَع۪ينَ kelimesi هَدٰيكُمْ ’deki hitap zamiri için manevi tekid olup, nasb alameti ي ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harf ile îrablanır.
لَوْ edatı; şart ilişkisi kurar. Bu edat, gerçekleşmeyen iki fiil arasındaki ayrılmazlık ilişkisini ifade eder. Nahivciler لَوْ edatını “şart gerçekleşmediği için cevabının da gerçekleşmemesini gerektiren bir edattır” diye tanımlamaktadırlar. Başka bir deyişle “şart bulunmadığından cevabın da bulunmadığını” ifade eder. Bu tanıma göre cevabın gerçekleşmediğine açık bir şekilde delalet eder. Yani şartın imkânsızlığında cevabın da imkânsızlığını ifade eden bir edat olmaktadır. (Abdullah Hacıbekiroğlu, Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler, Doktora Tezi)
Tekid, tabi olduğu kelimenin veya cümlenin manasını kuvvetlendiren, pekiştiren, manasındaki kapalılığı gideren ve aynı îrabı alan sözdür. Tekide “tevkid” de denilir. Tekid eden kelimeye veya cümleye tekid (müekkid- ٌمُؤَكِّد), tekid edilen kelime veya cümleye de müekked (ٌمُؤَكَّد) denir. Tekid, çoğunlukla muhatabın zihninde iyice yerleşmesi veya onun tereddüdünü gidermek için yapılan vurguya denir. Tekid, lafzî ve manevi olmak üzere ikiye ayrılır.
1. Lafzî Tekid: Harfin, fiilin, ismin hatta cümlenin tekrarı ile olur. Zamirler zamir ile tekid edilebilirler. Bu durumda sayı ve cinsiyet yönünden tekid müekkede uyar.
Manevi te’kid: Manevi te’kit marifeyi tekit eder, belirli kelimelerle yapılır. Bu kelimeler: كُلُّ , اَجْمَعُونَ , اَجْمَعِينَ dir. Ayette manevi te’kid şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَعَلَى اللّٰهِ قَصْدُ السَّب۪يلِ
وَ , istînâfiyyedir. İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Cümlede îcâz-ı hazif ve takdim-tehir sanatları vardır. عَلَى اللّٰهِ car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir. قَصْدُ السَّب۪يلِ muahhar mübtedadır. Muahhar mübtedanın, takdiri بيان [Açıklamak] olan muzâfı mahzuftur.
Müsnedün ileyhin izafet formunda gelmesi veciz ifade içindir.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde اللّٰهِ isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
قَصْدُ , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mefûlü de ifade eder.
Sebil kelimesi Allah'ın hidayet yolunu gösterme vaadini belirtmek için Kur'an'da çok kere عَلى harfiyle birlikte müstear olarak kullanılmıştır. إنَّ عَلَيْنا لَلْهُدى [Muhakkkak ki hidayet bize aittir] (Leyl 12) ayetinde olduğu gibi. Bu beyan ve vaadin yükümlüğü muhatabın hakkına ve görevine benzetilmiştir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
قَصْدُ السَّب۪يلِ ibaresinde istiare sanatı vardır. Bu ifadede doğru yol manasındaki السَّب۪يلِ , iyi ameller için müstear olmuştur. İyi ameller amaca götüren yola benzetilmiştir. Vech-i şebeh, her ikisindeki hedefe ulaştırma özelliğidir. Mübalağa için gelen bu üslupta tecessüm sanatı da vardır.
Alimlerimiz ayetteki وَعَلَى اللّٰهِ “Allah üzerinedir, Allah'a aittir.” ifadesi ile “Allah'ın fazlı ve keremi ile hak yolu ve hak dini beyan etmesi, Allah'a aittir.” manası kastedilmiştir. Allah'ın dalalete sevk etme ve saptırmasının nasıl olduğunu beyan etmesi ise gerekmez demişlerdir. İşte bu ifadeden kastedilen bu manadır. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
قَصْدُ السَّب۪يلِ , doğru ve istenen yola gitmek için yolun yardımını almak demektir. Mesela, طريق قاصد ifadesi, maksada ulaştıran yol, demektir. (Kurtubî, El-Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân)
وَمِنْهَا جَٓائِرٌۜ
وَ itiraziyyedir. İtiraz cümleleri, parantez arası cümleler (cümle-i mu‘teriza) vasıtasıyla yapılan ıtnâb sanatıdır.
Bir cümlenin öğeleri arasına veya anlamca ilgili iki cümle arasına anlamı pekiştirmek, güzelleştirmek veya tenzih, tazim, tenbih, dua gibi amaçlarla bir kelime, cümle yahut cümleler getirilerek ıtnâb sağlanır. Bu cümleler, genellikle öndeki kelime veya cümleyle bağlantılı olarak sırası ve yeri gelmişken hemen kaydedilmesi gerekli açıklayıcı notlar şeklinde gelir. (TDV İslam ansiklopedisi. Itnâb bab.)
Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede, îcâz-ı hazif ve takdim-tehir sanatları vardır.
مِنْهَا mahzuf mukaddem habere mütealliktir. جَٓائِرٌ takdiri سَّب۪يلِ olan mahzuf muahhar mübtedanın sıfatıdır.
جَٓائِرٌۜ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiştir.
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
وَعَلَى اللّٰهِ قَصْدُ السَّب۪يلِ [Doğru yolu göstermek Allah’a aittir] yani doğru yolun gösterilmesi, beyan edilmesi Allah’a aittir, demektir. Burada göstermek anlamındaki kelime olan muzâf, hazf edilmiştir. Daha sonra Cenab-ı Hak, وَمِنْهَا جَٓائِرٌۜ [Ondan bazısı ise eğridir.] buyurmuştur. Bu “meyleden, sapan yollar vardır” demektir. Arapçada چور haktan sapmak, meyletmek demektir. مِنْهَا kelimesindeki zamir, السَّب۪يلِ ’e racidir. Yol/ السَّب۪يلِ kelimesi, Hicazlılara göre müennestir. Bu, “Bazı yollar haktan sapmıştır, hakka doğru değildir.” demektir. O yollar da küfrün ve dalaletin çeşitli yollarıdır. Cenab-ı Hakk’ın “Eğer dileseydi, muhakkak hepinizi toptan hidayete erdirirdi.” cümlesi, Allah Teâlâ’nın kâfirleri hidayete erdirmeyi dilemediğine ve onların iman etmelerini istemediğine delalet eder. Çünkü لَوْ (eğer) edatı, bir şeyin olmamasından ötürü, diğer bir şeyin de olmayacağını ifade eder. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
سبيل جاءر ifadesi istiaredir. Çünkü جاءر “kendisini yoldan saptıran kişi” demektir. Nitekim (birisi) yolunu şaşırdığında جار الرجل عن الطريق (Adam yoldan saptı) denir. Ancak Araplar, “düzgün ve doğru gidilen yol” anlamında طريق قاسدٌ , dedikleri için “sapılan (yanlış) yol” anlamında طريقٌ جارٌ demeleri de caiz olmuştur. Bu tabirler, eylemlerin mekâna isnat edilmesine (mekâniyye alakası) dayanan aklî/isnadi mecazlardır. (Şerîf er-Radî, Kur'an Mecazları)
وَلَوْ شَٓاءَ لَهَدٰيكُمْ اَجْمَع۪ينَ۟
Cümle, atıf harfi وَ ‘ la istînâfa atfedilmiştir. Şart üslubunda gelmiş haberî isnaddır.
Şartın cevabı olan ve لَ karinesiyle gelen لَهَدٰيكُمْ اَجْمَع۪ينَ cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Şart ve cevap cümlelerinden oluşan terkib, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber ibtidaî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
لَوْ edatı; şart ilişkisi kurar. Bu edat, gerçekleşmeyen iki fiil arasındaki ayrılmazlık ilişkisini ifade eder. Nahivciler لَوْ edatını “şart gerçekleşmediği için cevabının da gerçekleşmemesini gerektiren bir edattır” diye tanımlamaktadırlar. Başka bir deyişle “şart bulunmadığından cevabın da bulunmadığını” ifade eder. Bu tanıma göre cevabın gerçekleşmediğine açık bir şekilde delalet eder. Yani şartın imkânsızlığında cevabın da imkânsızlığını ifade eden bir edat olmaktadır. (Abdullah Hacıbekiroğlu, Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler, Doktora Tezi)
Nahivcilere göre şart fiili olarak kullanılan mazi fiil gelecek zaman ifade eder. (Fâdıl Sâlih Samerrâî Tefsir, c. 2, s. 106.)
Ayette icâz-ı hazif vardır. شَٓاءَ fiilinin mef’ûlu mahzuftur. Takdiri; لو شاء هدايتكم (Sizin hidayetinizi dileseydi…) şeklindedir.
Genel olarak شَٓاءَ fiilinin mef'ûlü bu cümlede olduğu gibi hazf edilir. Çünkü ibhâm; ilgi uyandırır, muhatabı dinlemeye teşvik eder. Ancak mef'ûl alışılmadık, garîb bir şey olursa bu kuralın dışına çıkılarak zikredilir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meâni İlmi)
اَجْمَع۪ينَ manevî tekid lafızlarındandır. Manevî tekid lafızları, cümlede cüzleri tekid eder.