Nahl Sûresi 10. Ayet

هُوَ الَّـذ۪ٓي اَنْزَلَ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً لَكُمْ مِنْهُ شَرَابٌ وَمِنْهُ شَجَرٌ ف۪يهِ تُس۪يمُونَ  ١٠

O, gökten sizin için su indirendir. İçilecek su ondandır. Hayvanlarınızı otlattığınız bitkiler de onunla meydana gelir.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 هُوَ O’dur
2 الَّذِي
3 أَنْزَلَ indiren ن ز ل
4 مِنَ -ten
5 السَّمَاءِ gök- س م و
6 مَاءً bir su م و ه
7 لَكُمْ sizin için
8 مِنْهُ ondandır
9 شَرَابٌ içeceğ(iniz) ش ر ب
10 وَمِنْهُ ve ondandır
11 شَجَرٌ (bitkiler) ش ج ر
12 فِيهِ onda
13 تُسِيمُونَ hayvanları otlattığınız س و م
 
“Gökten indirilen su”, Kur’an’ın en çok başvurduğu kozmik delillerdendir. Bunun sebebi de, bütünüyle hayatın varlığı ve devamının suya bağlı bulunması ve suyun yararlanılabilir hale gelmesinde yağmurun taşıdığı önemdir. Bütün gezegenler içinde dünyanın bilinen en farklı özelliği, Allah’ın burada suyu yaratmış olmasıdır. Ayrıca yağmurun insan ve diğer canlılar, bitkiler için taşıdığı özel önem dolayısıyla konumuz olan âyette de görüldüğü gibi Kur’an’da yağmur ve onun sonuçları sayesinde elde edilen bazı temel ürünler bilhassa hatırlatılmakta, Allah’ın bu benzersiz lutfuna dikkat çekilerek bunlar üzerinde düşünmek, lutuf sahibini tanıyıp şükretmek gerektiği bildirilmektedir.

Kaynak :Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 382
 

هُوَ الَّـذ۪ٓي اَنْزَلَ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً لَكُمْ مِنْهُ شَرَابٌ وَمِنْهُ شَجَرٌ ف۪يهِ تُس۪يمُونَ

 

İsim cümlesidir. Munfasıl zamir  هُوَ  mübteda olarak mahallen merfûdur. Müfred müzekker has ism-i mevsûl  الَّـذ۪ٓي  haber olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsulun sılası  اَنْزَلَ ’dir. Îrabtan mahalli yoktur. 

اَنْزَلَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri  هُوَ ’dir. مِنَ السَّمَٓاءِ car mecruru  اَنْزَلَ  fiiline veya  مَٓاءً ‘nin mahzuf haline mütealliktir. مَٓاءً  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.  

لَكُمْ  car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir. مِنْهُ  car mecruru  شَرَابٌ ’un mahzuf haline mütealliktir.  شَرَابٌ  muahhar mübteda olup damme ile merfûdur. 

مِنْهُ شَجَرٌ  atıf harfi  وَ ’la  مِنْهُ شَرَابٌ ’a matuftur. ف۪يهِ  car mecruru  تُس۪يمُونَ  fiiline mütealliktir. تُس۪يمُونَ  cümlesi شَجَرٌ ’un sıfatı olarak mahallen merfûdur.

تُس۪يمُونَ  fiili  نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar. 

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette fiil cümlesi şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) اَنْزَلَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi نزل ’dir. 

تُس۪يمُونَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi سوم ‘dir.

İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.

 

هُوَ الَّـذ۪ٓي اَنْزَلَ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً لَكُمْ مِنْهُ شَرَابٌ وَمِنْهُ شَجَرٌ ف۪يهِ تُس۪يمُونَ

 

Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Mübteda ve haberden müteşekkil sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır.

Cümlede her iki rüknün de marife olması kasr ifade etmiştir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr) Kasr, mübteda ve haber arasındadır. هُوَ  maksûr/mevsûf,  الَّـذ۪ٓي  sıfat/maksûrun aleyh olmak üzere kasr-ı mevsûf ale’s sıfattır. Gökten su indirme fiilinin faili Allah Teâlâ’dır. Allah Teâlâ’dan başka hiçbir varlık bu fiili yapamaz.

Haber konumundaki müfred müzekker has ism-i mevsûl  الَّذ۪ي ‘nin sıla cümlesi olan  اَنْزَلَ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً لَكُمْ مِنْهُ شَرَابٌ وَمِنْهُ شَجَرٌ ف۪يهِ تُس۪يمُونَ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder.(Hâlidî, Vakafat, S.107)

Müsnedin ism-i mevsûlle gelmesi, bahsin önemini vurgulamak, tazim ve gelen habere dikkat çekmek içindir.

مَٓاءً ’deki nekrelik, kesret ve tazim ifade eder.

İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

مَٓاءً  için sıfat konumundaki  لَكُمْ مِنْهُ شَرَابٌ  cümlesi, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, lazım-ı faide-i haber ibtidaî kelamdır. Cümlede îcâz-ı hazif ve takdim-tehir sanatları vardır.  لَكُمْ  car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir.  شَرَابٌ  muahhar mübtedadır. 

مِنْهُ  car-mecruru,  شَرَابٌ ‘un mahzuf haline mütealliktir. Halin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.

Mübtedanın tenkiri nev, tazim ve kesret ifade eder.

Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi formunda gelen  مِنْهُ شَجَرٌ ف۪يهِ تُس۪يمُونَ  cümlesi, atıf harfi وَ ‘la makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Îcâz-ı hazif ve takdim-tehir sanatlarının bulunduğu cümle, önceki isim cümlesi gibi lazım-ı faide-i haber ibtidaî kelamdır.  مِنْهُ  car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir.  شَجَرٌ  muahhar mübtedadır.

مِنْهُ شَرَابٌ وَمِنْهُ شَجَرٌ  ifadelerindeki  مِنْ  harf-i cerlerinde tecrîd sanatı vardır.

Terim olarak tecrîd, “mükemmelliğinde mübalağa yapmak için nitelendirilmiş bir durumdan, aynı nitelikte olan başka bir durumun çekip çıkarılması”dır. Bununla kendisinden çıkarılma yapılan birinci durumun kemâli hususunda mübalağa amaçlanmaktadır. (Kazvînî, el-Îzâh, s. 274)

ف۪يهِ تُس۪يمُونَ  cümlesi  شَجَرٌ  için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için gelen ıtnâb sanatıdır.

Müspet muzari fiil sıygasında lazım-ı faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Bütün mamullerin cümledeki yeri, aslında amilinden sonra gelmesidir. ف۪يهِ  car mecruru, siyaktaki önemine binaen amili olan  تُس۪يمُونَ  fiiline takdim edilmiştir.

ف۪يهِ تُس۪يمُونَ  ifadesinde istiare sanatı vardır. Zarfiye olan  ف۪ٓي  harfi kendi manasında kullanılmamıştır. Çünkü zarfa benzetilen otlak hakiki manada içine girilmeye müsait değildir. Câmi, her iki durumdaki mutlak irtibattır. Mübalağa için gelen bu üslupta tecessüm sanatı da vardır.

Son ayetlerde Allah'ın insanlar için yarattığı nimetlerin sayılmasında aslında onun yaratıcı kudretini muhataplara bildirmek manası vardır. Bu üslup idmâc sanatıdır.

Zarfiye anlamındaki  ف۪ي  harf-i cerinin gelişi belâgi inceliklerdendir.  إسامَةُ  yenecek otların bulunduğu yer demektir. Yemek bu yerin içinde değil altındadır. Yani bu tabir develeri otlağa salmak manasındadır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

شَرَابٌ - مَٓاءً  ve  شَجَرٌ - تُس۪يمُونَ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr,  شَرَابٌ  ve شَجَرٌ  kelimeleri arasında cinas-ı nakıs vardır.

Sudan elde edilen faydaların ayrı ayrı belirtilmesi taksim sanatıdır.