وَلَا تَكُونُوا كَالَّت۪ي نَقَضَتْ غَزْلَهَا مِنْ بَعْدِ قُوَّةٍ اَنْكَاثاًۜ تَتَّخِذُونَ اَيْمَانَكُمْ دَخَلاً بَيْنَكُمْ اَنْ تَكُونَ اُمَّةٌ هِيَ اَرْبٰى مِنْ اُمَّةٍۜ اِنَّمَا يَبْلُوكُمُ اللّٰهُ بِه۪ۜ وَلَيُبَيِّنَنَّ لَكُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ مَا كُنْتُمْ ف۪يهِ تَخْتَلِفُونَ ٩٢
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَلَا | ve asla |
|
| 2 | تَكُونُوا | olmayın |
|
| 3 | كَالَّتِي | gibi |
|
| 4 | نَقَضَتْ | çözen kadın |
|
| 5 | غَزْلَهَا | ipliğini |
|
| 6 | مِنْ |
|
|
| 7 | بَعْدِ | sonra |
|
| 8 | قُوَّةٍ | kuvvetli |
|
| 9 | أَنْكَاثًا | büktükten |
|
| 10 | تَتَّخِذُونَ | bir vasıta yaparak |
|
| 11 | أَيْمَانَكُمْ | yeminlerinizi |
|
| 12 | دَخَلًا | bozucu |
|
| 13 | بَيْنَكُمْ | aranızda |
|
| 14 | أَنْ |
|
|
| 15 | تَكُونَ | olduğu için |
|
| 16 | أُمَّةٌ | bir topluluk |
|
| 17 | هِيَ |
|
|
| 18 | أَرْبَىٰ | daha çok |
|
| 19 | مِنْ |
|
|
| 20 | أُمَّةٍ | diğer bir topluluktan |
|
| 21 | إِنَّمَا | çünkü |
|
| 22 | يَبْلُوكُمُ | sizi dener |
|
| 23 | اللَّهُ | Allah |
|
| 24 | بِهِ | bununla |
|
| 25 | وَلَيُبَيِّنَنَّ | ve açıklayacaktır |
|
| 26 | لَكُمْ | size |
|
| 27 | يَوْمَ | günü |
|
| 28 | الْقِيَامَةِ | kıyamet |
|
| 29 | مَا | şeyleri |
|
| 30 | كُنْتُمْ | olduğunuz |
|
| 31 | فِيهِ | hakkında |
|
| 32 | تَخْتَلِفُونَ | ayrılığa düştüğünüz |
|
Ğazele غزل :
غَزَلَ fiili yün eğirdi demektir. Aynı kökten gelen غَزالٌ ise ceylen yavrusuna verilen isimdir. (Müfredat)
Kuran’ı Kerim’de sadece 1 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekli gazal (ceylan) dir. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)
Rabeve رَبْوَة :
ربو kelimesi tepe ya da yüksek tepe demektir. رَبا Fiili ise arttı yükseldi manasındadır. Bu köke ait if'al formu olan أرْبَى عَلَيْهِ fiili onun üzerine müşrif oldu, çıktı, yükseldi, ona nezaret etti, baktı veya gözetti anlamlarında kullanılır. Terbiye kullanımı da buradan gelir. Türkçede de kullanılan ribâ ise -الرِّبَى- aslen ana mala/sermayeye yapılan artıştır. Fakat İslam Hukukunda yalnızca belirli bir şekilde olan artışa tahsis edilmiştir. Kişinin yukarıya doğru çıkışı tasvir edilerek nefes darlığına da رَبْوٌ denmiştir. (Müfredat)
Kuran-ı Kerim’de türevleriyle birlikte 20 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekilleri ribâ, terbiye ve mürebbîdir. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)
وَلَا تَكُونُوا كَالَّت۪ي نَقَضَتْ غَزْلَهَا مِنْ بَعْدِ قُوَّةٍ اَنْكَاثاًۜ
İsim cümlesidir. كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
لَا nehiy harfi olup olumsuz emir manasındadır. تَكُونُٓوا fiili ن ’un hazfıyla meczum muzari fiildir.
Zamir olan çoğul و ’ı تَكُونُوا ’nin ismi olarak mahallen merfûdur. كَ harf-i cerdir. مثل (gibi) manasındadır. الَّت۪ي müfred müennes has ism-i mevsûl كَ harf-i ceriyle تَكُونُوا ’nün mahzuf haberine mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası نَقَضَتْ ’dur. Aid zamir هى ’dir. Îrabtan mahalli yoktur.
نَقَضَتْ fetha üzere mebni mazi fildir. تْ te’nis alametidir. Faili müstetir olup takdiri هى’dir. غَزْلَهَا mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هَا muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
مِنْ بَعْدِ car mecruru نَقَضَتْ fiiline mütealliktir. قُوَّةٍ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. اَنْكَاثاً kelimesi غَزْلَهَا ’nın hali olup fetha ile mansubdur.
Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır:
1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
تَتَّخِذُونَ اَيْمَانَكُمْ دَخَلاً بَيْنَكُمْ اَنْ تَكُونَ اُمَّةٌ هِيَ اَرْبٰى مِنْ اُمَّةٍۜ
Cümle, تَكُونُوا ‘deki zamirin hali olarak mahalen mansubdur.
Fiil cümlesidir. تَتَّخِذُونَ fiili نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Değiştirme anlamında kalp fiilidir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. اَيْمَانَكُمْ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir كُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mansubdur.
دَخَلاً ikinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. بَيْنَكُمْ mekân zarfı دَخَلاً ’e mütealliktir. Muttasıl zamir كُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. اَنْ ve masdar-ı müevvel, mahzuf harf-i ceriyle تَتَّخِذُونَ fiiline mütealliktir.
كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
اَنْ muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.
تَكُونَ nakıs, fetha ile mansub muzari fiildir. اُمَّةٌ kelimesi تَكُونَ ’nin ismi olup damme ile merfûdur. هِيَ اَرْبٰى cümlesi, تَكُونَ ’nin haberi olarak mahallen mansubdur.
Munfasıl zamir هِيَ mübteda olarak mahallen merfûdur. اَرْبٰى haber olup, elif üzere mukadder damme ile merfûdur. مِنْ اُمَّةٍ car mecruru اَرْبٰى fiiline mütealliktir.
Kalp fiilleri (iki mef’ûl alan fiiller); bir mef’ûl ile manası tamamlanamayıp ikinci mef’ûle ihtiyaç duyan fiillerdir. Bu fiiller isim cümlesinin önüne gelirler, mübtedayı ve haberi iki mef’ûl yaparak nasbederler. 3 gruba ayrılırlar:
1. Bilmek manasında olanlar. ألفي - دري - رأي - وجد - علم fiilleridir. 2. Sanmak manası ifade edenler, kesine yakın bilgi ifade ederler. “Sanmak, zannetmek, saymak, kendisine öyle gelmek” gibi manalara gelir. ظنّ - حسب - خال - زعم - عدّ fiilleridir.
3. grupta olan değiştirme manası ifade edenler aynı anlama gelmedikleri halde görevleri itibariyle onlara benzerliklerinden kalp fiilleri adı altına girmişlerdir. جعل - صيّر - إتّخذ - ردّ - ترك fiilleridir. Değiştirme manasına gelen fiiller “etti, yaptı, kıldı, edindi, dönüştürdü, değişik bir hale getirdi” gibi manalara gelir.
Bilgi ve zan fiillerinden sonra bazen اَنَّ ’li ve اَنْ ’li cümleler gelir, bu cümleler iki mef’ûl kabul edilir. Bilmek, sanmak ve değiştirme manasına gelen bu fiiller 3 şekilde gelebilir:
1) İki mef’ûl alanlar, 2) İki mef’ûlünü masdarı müevvel cümlesi olarak alanlar, 3) İki mef’ûlü hazif olanlar. Kalp fiilleri iki mamûlü arasında olduğunda amel etmeleri de etmemeleri de caizdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
تَتَّخِذُونَ fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftial babındadır. Sülâsîsi أخذ ’dır.
İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.
اَرْبٰى ; ism-i tafdildir. İsmi tafdil; bir vasfın, bir hususun bir varlıkta diğer bir varlıktan daha fazla olduğunu ifade eder. İsmi tafdil اَفْضَلُ veznindendir. İsmi tafdilin sıfatı müşebbeheden farkı; renk, şekil, uzuv noksanlığı ifade etmemesidir. Müennesi فُعْلَى veznindedir.
İsmi tafdilden önce gelen isme “mufaddal”, sonra gelen isme “mufaddalun aleyh’’ denir. Mufaddal ve mufaddalun aleyhi bazen açıkça cümlede göremeyebiliriz. Bu durumda mufaddal ve mufaddalun aleyh cümlenin gelişinden anlaşılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اِنَّمَا يَبْلُوكُمُ اللّٰهُ بِه۪ۜ
Fiil cümlesidir. اِنَّمَا kaffe ve mekfûfe’dir. Kâffe; men eden, alıkoyan anlamında olup buradaki مَا harfidir, اِنَّ harfinden sonra gelmiş ve onun amel etmesine mani olmuştur. اِنَّ ’nin ameli ise engellenmiştir yani mekfûfedir.
يَبْلُوكُمُ damme ile merfû muzari fiildir. Muttasıl zamir كُمُ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. اللّٰهُ lafza-i celâl fail olup damme ile merfûdur. بِه۪ car mecruru يَبْلُوكُمُ fiiline mütealliktir.
اِنَّـمَٓا , kâffe (durduran, engelleyen anlamında ismi faildir) ve mekfûfe’dir.Usul ve beyan alimlerinin Cumhuruna göre kâffe olan مَٓا harfi, اِنَّ ile birlikte nafiye olur ve bu da hasr için kullanılma sebebidir. Çünkü اِنَّ ispat, مَٓا nefiy içindir. Bu ikisinin tek bir şey için kullanılması caiz değildir, çünkü aralarında tenakuz vardır. https://www.arapcadilbilgisi.com/
Cumhura göre إنما hasr ifade eder ve maksûrun aleyh cümlenin sonunda bulunur. https://islamansiklopedisi.org)
وَلَيُبَيِّنَنَّ لَكُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ مَا كُنْتُمْ ف۪يهِ تَخْتَلِفُونَ
وَ istînâfiyyedir. لَ harfi, mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir.
يُبَيِّنَنَّ fetha üzere mebni muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Fiilin sonundaki نَ, tekid ifade eden nûn-u sakiledir. لَكُمْ car mecruru يُبَيِّنَنَّ fiiline mütealliktir.
يَوْمَ zaman zarfı يُبَيِّنَنَّ fiiline mütealliktir. الْقِيٰمَةِ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. Müşterek ism-i mevsûl مَا mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası كُنْتُمْ ف۪يهِ تَخْتَلِفُونَ
‘dir. Îrabtan mahalli yoktur.
كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
كُنْتُمْ nakıs, sükun üzere mebni mazi fiildir. تُمْ muttasıl zamiri كُنْتُمْ ’ün ismi olarak mahallen merfûdur. تَخْتَلِفُونَ cümlesi, كُنْتُمْ ’un haberi olarak mahallen mansubdur.
Tekid nunları, bitiştikleri fiile istikbal manası kazandıran bir edatın veya durumun bulunması halinde muzari fiilin sonuna gelirler. (Soru, arz, tekid lamı, ummak, teşvik, nehiy, temenni ve yemin gibi.)
كَانَ ’nin haberinin muzari fiil olması, geçmişte belirli bir süre devam edip biten eylem olduğuna, veya geçmişte mutat olarak yapılan ve adet haline getirilen davranış olduğuna işaret eder. Fail onu sürekli yaptığından adet haline getirmiştir. (Arap Dilinde Kane Fiili Ve Kur’ân’da Kullanımı M.Vecih Uzunoğlu)
يُبَيِّنَنَّ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi بين ’dir.
Bu bab fiile çokluk (fiilin, failin veya mef'ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.
تَخْتَلِفُونَ fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi خلف ’dır.
İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.
وَلَا تَكُونُوا كَالَّت۪ي نَقَضَتْ غَزْلَهَا مِنْ بَعْدِ قُوَّةٍ اَنْكَاثاًۜ تَتَّخِذُونَ اَيْمَانَكُمْ دَخَلاً بَيْنَكُمْ اَنْ تَكُونَ اُمَّةٌ هِيَ اَرْبٰى مِنْ اُمَّةٍۜ
Ayet, önceki ayetteki وَلَا تَنْقُضُوا cümlesine matuftur. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, isim cümlesi fiil cümlesine atfedilmiştir. Fiil cümlesinden isim cümlesine geçişte iltifat sanatı vardır.
İlk cümle nehiy üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Menfî nakıs fiil كان ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesinde كان ’ nin haberinin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
Teşbih ve cer harfinin dahil olduğu ism-i mevsûl كَالَّذ۪ينَ , bu mahzuf habere mütealliktir. Sıla cümlesi olan نَقَضَتْ غَزْلَهَا مِنْ بَعْدِ قُوَّةٍ اَنْكَاثاً , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)
Ayetteki teşbih, teşbih edatı zikredildiği için mürsel, vech-i şebeh zikredilmediği için mücmeldir.
Mef’ûl olan غَزْلَهَا ve muzafun ileyh konumundaki قُوَّةٍ , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mefûlü de ifade eder.
اَنْكَاثاً kelimesi, غَزْلَهَا ‘dan haldir. Hal; cümlede failin, mefulün veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır.
غَزْلَ, mef’ûl yani (مغزول) manasında masdardır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
تَتَّخِذُونَ اَيْمَانَكُمْ دَخَلاً بَيْنَكُمْ اَنْ تَكُونَ اُمَّةٌ هِيَ اَرْبٰى مِنْ اُمَّةٍ cümlesi, لَا تَكُونُوا ‘deki failin halidir. Muzari fiil, hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
İkinci mef’ûl olan دَخَلاً ’deki nekrelik, nev ve tahkir ifade eder.
Masdar harfi اَنْ ve akabindeki تَكُونَ اُمَّةٌ هِيَ اَرْبٰى مِنْ اُمَّةٍ cümlesi, masdar tevilinde takdir edilen ل harf-i ceriyle تَتَّخِذُونَ fiiline mütealliktir.
Masdar-ı müevvel, nakıs fiil كَانَ ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Haberi, هِيَ اَرْبٰى مِنْ اُمَّةٍ şeklinde isim cümlesi formunda gelmiştir.
تَتَّخِذُونَ اَيْمَانَكُمْ دَخَلاً بَيْنَكُمْ şeklinde haberiyye olarak gelmiş olan cümle aslında nehiy manasındadır. Yani [yeminlerinizi hile vesilesi yapmayın] anlamında mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Lâzım-ı faide-i haber ve muktezâ-i zâhirin hilafına olan bu cümleden murad, ikazdır.
اَنْ ’den sonraki cümlenin, mef’ûlun lieclih olarak nasb mahallinde olduğu da söylenmiştir.
اُمَّةٍ ‘deki nekrelik muayyen olmayan nev ifade eder.
مِنْ - اُمَّةٍ kelimelerinin tekrarında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.
لَا تَكُونُوا - تَكُونَ kelimeleri arasında tıbâk-ı selb sanatı vardır.
نَقَضَتْ - اَنْكَاثاً kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
Yeminleri bozma hususunda, [iyice eğirdikten sonra ipliğini söküp bozan kadın gibi olmayın.] اَنْكَاثاًۜ kelimesi نْكَاث ’in çoğulu olup düğümünü çözme anlamındadır. تَتَّخِذُونَ hal, دَخَلاً ise تَتَّخِذُونَ ’nin iki mef‘ûlünden biridir yani “Yeminlerinizi ‘aranızda aldatma’ ve fesat vasıtası yaparak bozmayın.” demektir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)
وَلَا تَكُونُوا كَالَّت۪ي نَقَضَتْ غَزْلَهَا مِنْ بَعْدِ قُوَّةٍ اَنْكَاثاً [Büktüğü ipi bozan kadın gibi olmayın.] ayetinde teşbih-i temsîlî vardır. Yüce Allah, yemin edip de sözünde durmayan kimseyi, ipi büküp de bozan kadına benzetmiştir. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)
اَنْكَاثاً kelimesi hakkında, el-Ezherî şöyle der: “Bu kelimenin müfredi نِكْث 'dir, kıldan ve yünden eğirilerek bükülüp dokumada kullanılan ipin ismidir. Binaenaleyh o kadın, o ipi güzelce eğirip dokuduğunda onu kesiyor, sağlamlaştırmış olduğu iplerini bozuyor; o iplikleri (tersine eğirip) gevşeterek, diğer yünlerin içine katıyor, sonra da ikinci kez onu tekrar eğiriyordu. نِكْث kelimesi masdardır. Nitekim Arapçada tıpkı yünün iyice eğirilip büküldükten sonra iplik haline getirilip sonra da o ipliğin bozulması gibi, bir kimse de ahdini sağlamlaştırdıktan sonra bozduğunda, نَكَثَ فُلان عَهْدَه denir.” İbni Kuteybe şöyle der: “Bu tabir, kendinden önceki ifadelerle ilgili olup takdiri ise ‘Ahitleştiğinizde, Allah'ın ahdini yerine getirin; pekiştirip sağlamlaştırdıktan sonra yeminlerinizi bozmayın; çünkü sizler, şayet böyle yaparsanız, ipini eğerek onu sağlamlaştırıp, sonra da onu bozarak paramparça eden o kadın gibi olursunuz.’ şeklindedir.” (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l -Gayb)
Bu benzetmedeki kendisine benzetilenin (müşebbehün bih) kim olduğu hususunda iki görüş vardır: Birinci Görüş: Bu, kendisine Râyıta veya Rayta denilen, Kureyşli bir kadın olup kendisine Ca'râ lakabının verildiği ahmak bir kadındı.
İkinci Görüş: Bu teşbih ile muayyen bir şey belirtmeksizin, genel bir vasıf murad edilmiştir. Çünkü teşbihlerin gayesi, mükellefi yaptığı iş kötü olduğu zaman ondan vazgeçirmek, güzel olduğu zaman ona teşvik etmektir. Bu da muayyen bir şey belirtmeksizin genel bir vasıfla tam olur.
Ayetteki اَنْكَاثاً kelimesinin mansûb olması hususundaki izahlardan biri şudur: اَنْكَاثاًۜ kelimesi, hal-i müekkide (tekid eden bir hal) ifadesi olduğu için mansubdur. Cenab-ı Hak, “Yeminlerinizi aranızda bir hile ve fesat (mevzuu) ediniyorsunuz!” buyurmuştur. Vahidî şöyle demiştir: دَخَلاً ve دَغَلاً kelimeleri, aldatma ve hıyanet anlamlarına gelir. Daha sonra Cenab-ı Hak, “Bir ümmet, diğer bir ümmetten daha çoktur diye” buyurmuştur. اَرْبٰى kelimesi, ‘daha çok, daha fazla’ manasındadır. Bu fazlalık bazen sayı, bazen kuvvet, bazen da şeref bakımından olur. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
اِنَّمَا يَبْلُوكُمُ اللّٰهُ بِه۪ۜ
İstînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Kasr edatı اِنَّمَا ile tekid edilmiş müspet muzari fiil sıygasında, faide-i haber inkârî kelamdır. Muzari fiil, hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
İki tekit hükmündeki kasr, fiille car-mecrur arasındadır. يَبْلُوكُمُ maksur/sıfat, بِه۪ۜ maksurun aleyh/mevsûf, olmak üzere, kasr-ı sıfat ale’s-mevsûftur. Kasr-ı mevsuf ale’s-sıfat olması caizdir. Bu durumda fail, zamirin aid olduğu mef'ûl üzerinde gerçekleşen fiile tahsis edilmiş olur.
اِنَّمَا kasr edatıyla Allah Teâlâ emrettiği ve nehyettiği şeylerle imtihan etmenin sadece kendisine ait olduğunu belirtiyor.
اِنَّـمَٓا ile yapılan kasrlarda muhatap konunun cahili değildir ve doğruluğuna itiraz etmiyordur ya da bu konuma konulmuştur. Siyakında açıkça veya zımnen bir sorunun olduğu ayetlerde cevap olarak gelir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde اللّٰهِ isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
يَبْلُوكُمُ fiilinin Allah’a isnadı müslümanların halini izhardan kinayedir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
اِنَّمَا يَبْلُوكُمُ اللّٰهُ بِه۪ [Sonra mutlaka Allah bununla yani size emrettiği ve nehyettiği şeylerle, sizi imtihan eder] buyurmuştur. Bu cümle bu manadadır çünkü emir ve nehiy daha önce zikredilmişti. وَلَيُبَيِّنَنَّ لَكُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ مَا كُنْتُمْ ف۪يهِ تَخْتَلِفُونَ [Hakkında ihtilafa düşmekte olduğunuz şeyi ise O, kıyamet gününde elbette size açıklayacak.] Böylece sevap ve ikâb derecelerinin ortaya çıkmasıyla haktan yana olan, batıldan yana olandan ayrılacaktır. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
وَلَيُبَيِّنَنَّ لَكُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ مَا كُنْتُمْ ف۪يهِ تَخْتَلِفُونَ
وَ , istînâfiyyedir. İstînâfiyye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine îrab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiyye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Cümle mahzuf kasemin cevabıdır. لَ , mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir. Mahzuf kasemle birlikte terkip, kasem üslubunda gayrı talebî inşâî isnaddır.
Kasemin cevabı; başına gelen lam, mahzuf kasem ve nûn-u sakile ile tekid edilmiş, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber inkâri kelamdır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. يَوْمَ الْقِيٰمَةِ zaman zarfı ve لَكُمْ car-mecruru ihtimam için mef’ûle takdim edilmiştir.
لَيُبَيِّنَنَّ fiilinin mef’ûlü konumundaki müşterek ism-i mevsûl مَٓا ’nın sılası olan كُنْتُمْ ف۪يهِ تَخْتَلِفُونَ cümlesi, nakıs fiil كان ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi lâzım-ı faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Bütün mamullerin cümledeki yeri, aslında amilinden sonra gelmesidir. Car mecrur ف۪يهِ önemine binaen amili olan تَخْتَلِفُونَ ’ ye takdim edilmiştir.
كان ’nin haberi olan تَخْتَلِفُونَ ‘nin muzari fiille gelmesi hükmü takviye, hudûs, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir.
ف۪يهِ ibaresindeki ف۪ي harfinde istiare-i tebeiyye vardır. ف۪ي harfindeki zarfiyet manası dolayısıyla ihtilaf ettikleri konu, içine girilebilen bir şeye benzetilmiştir. ف۪ي harfi, konunun önemini mübalağalı bir şekilde belirtmek üzere kullanılmıştır.
كان ’ nin haberinin muzari fiille gelmesi, geçmişte belirli bir süre devam edip biten eylemler ve geçmişte mûtat olarak yapılan, âdet haline gelmiş davranışlar olmak üzere iki manaya delalet eder. (Vecih Uzunoğlu, Arap Dilinde كَانَ Fiili ve Kur'an’da Kullanımı, DEÜ İlahiyat Fak. Dergisi Sayı 41)
كَان ’ nin haberinin muzari fiil olarak gelmesi, durumun yenilenerek tekrar ettiğine işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s.103)
İsim cümlesi sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
بَيْنَكُمْ - لَيُبَيِّنَنَّ kelimeleri arasında gayr-ı tam cinas sanatı vardır.
تَكُونُوا - تَكُونَ - كُنْتُمْ kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Kasem cümlesinin mahzuf olduğu durumda vurgu kasem cevabına yapıldığından kasem cümlesi telaffuzda terk edilir. Kasem cümlesini oluşturan kasem fiili, kasem edatı ve kasem edilen isim üçü birlikte hazf edilir. Fakat kasemin varlığı kasem cevabından anlaşılmaktadır. Bu form, Kur'an’da sıkça kullanılmıştır. (Nihat Tarı, Arap Dilinde Kasem Formları ve Kur'an-ı Kerim’e Özgü “La Uksimu” Formu ile İlgili Tartışmalar)