وَيَخِرُّونَ لِلْاَذْقَانِ يَبْكُونَ وَيَز۪يدُهُمْ خُشُوعاً ۩ ١٠٩
وَيَخِرُّونَ لِلْاَذْقَانِ يَبْكُونَ وَيَز۪يدُهُمْ خُشُوعاً
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. Haliyye olması da caizdir. يَخِرُّونَ fiili نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. لِلْاَذْقَانِ car mecruru يَخِرُّونَ fiiline mütealliktir. يَبْكُونَ cümlesi, يَخِرُّونَ ’deki failin hali olarak mahallen mansubdur.
يَبْكُونَ fiili نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.
يَز۪يدُهُمْ cümlesi, atıf harfi وَ ’la makabline matuftur.
يَز۪يدُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. Muttasıl zamir هُمْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. خُشُوعاً ikinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır:
1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette fiil cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَيَخِرُّونَ لِلْاَذْقَانِ يَبْكُونَ وَيَز۪يدُهُمْ خُشُوعاً
Ayet, atıf harfi وَ ’la önceki ayetteki …يَخِرُّونَ لِلْاَذْقَانِ سُجَّداً cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Mütekellim Allah Teâlâ’dır.
Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade eder.
Muzari fiilin tercih edilmesi olayın zihinde daha kolay canlandırılması için de olabilir. Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
وَيَخِرُّونَ لِلْاَذْقَانِ ibaresi önceki ayette de geçmişti. Bu tekrarda ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
يَبْكُونَ cümlesi, يَخِرُّونَ fiilinin failinden haldir. Hal; cümlede failin, mefulün veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır.
Ayetin son cümlesi olan وَيَز۪يدُهُمْ خُشُوعاً , önceki cümleye atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Müspet muzari fiil sıygasında, faide-i haber ibtidâî kelamdır.
İkinci mef’ûl olan خُشُوعاً , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mefûlü de ifade eder. Kelimedeki nekrelik, kesret ve tazim ifade eder.
Çenenin zikredilmesi de secde edenin yere ilk değen organı olmasındandır. Ondaki لِ harf-i ceri de yere kapanmanın ona mahsus olmasındandır. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl ; Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)
Allah Teâlâ, وَيَخِرُّونَ لِلْاَذْقَانِ يَبْكُونَ [Onlar, ağlayarak çeneleri üstü kapanıyorlar.] buyurmuştur. Bu tekrarın sebebi, iki halin birbirinden farklı oluşudur. Ki bu farklılık da onların secdeye kapanmaları ve sonra Kur'an'ı işittikleri esnada da ağlar halde olmalarıdır. Cenab-ı Hakk'ın, “Ve bu, onların huşuunu arttırır.” ifadesi de buna delalet eder. Bir de sözün tekrarının, onların bu fiili tekrar tekrar yaptığına delalet etmiş olması da mümkündür. Buradaki يَبْكُونَ fiili, haldir. خُشُوعاً kelimesi, “tevazu bakımından” demektir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb; Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
Bu ayetlerin öncesinde Kur'an-ı Kerim anlatılmaktadır. Yüce kitabın hak olarak ve aralıklı zamanlarda indiği anlatılmaktadır. Söz konusu ayetin başında ise Mekke müşriklerine hitap vardır. Müşrikleri azarlama içeren hitap imana davettir. Daha sonra ise Kur'an-ı Kerim’i duyan ve onun Allah katından olduğunu anlayan kimselerin halleri anlatılmaktadır. O kimselerin halleri bazen ağlayarak yüzüstü kapanmak iken, bazen derhal yüzüstü secdeye varmalarıdır. Bu kimselerin İslam’dan önce son peygamberi bekleyen ve ona iman eden hanifler olduğu rivayetleri kuvvetlidir. Kur'an ayetlerini duydukları zaman verdikleri tepki iki şekilde anlatılmıştır.
İlkinde isim kalıbı kullanılarak yüzüstü secdeye gittikleri ifade edilmiştir.
İkinci anlatımda verdikleri tepki ise fiil kalıbı ile ifade edilen ağlayarak yüzüstü yere kapanmaktır. İki anlatımda da kalıp açısından farklı kullanıma gidilmiştir. İsim kalıbının kullanıldığı yer, hemen yüzüstü secdeye gittikleri yerdir. Hemen secdeye gittiklerinde secde devamlı tekrarlanan bir durum olmadığı için isim kalıbı kullanılmıştır. Çünkü isim kalıbında teceddüt manası yoktur. Ağlayarak yüzüstü kapandıkları yerde fiil kullanılması, fiilin teceddüt manasına delalet etmesinden dolayıdır. Çünkü ağlamak, düşünce ve ahireti hatırlama sonucu ortaya çıkan bir durumdur. Yere kapanmaya sebep olan her düşünce ve hatırlamadan sonra ağlayarak yere kapandıkları için fiil kalıbı kullanılmıştır. Fiil kalıbında bulunan bu delaleti cümleye vermek için isim kalıbından fiil kalıbına udûl edilmiştir.
Maʻdulun anh, isim olan باكين kelimesi iken maʻdulun ileyh, fiil olan يَبْكُونَ kelimesidir. Udûlün yönü isimden fiiledir. Udûlün sebebi, isim kalıbının kararlılık ve kalıcılık manasına delalet etmesi, fiil kalıbının ise hudûs ve teceddüt manalarına delalet etmesinden kaynaklanan delalet farkıdır. Fiil kalıbının delalete etkisi cümleye yüklenmek istendiği için isimden fiile udûl edilmiştir. Fiil kalıbının delaleti ise hudûs ve teceddüttür. Udûle delalet eden karine, daha önce kendilerine ilim verilen kimselerin Allah’ın ayetlerini duydukları andaki tepkilerinin ifade edildiği ilk anlatımda isim kalıbının kullanılmasıdır. (Hasan Duran, Kur'an-ı Kerim’de Teceddüt ve Sübût Manası İçin Yapılan Udûl Çeşitleri)