İsrâ Sûresi 3. Ayet

ذُرِّيَّةَ مَنْ حَمَلْنَا مَعَ نُوحٍۜ اِنَّهُ كَانَ عَبْداً شَكُوراً  ٣

Ey kendilerini Nûh ile birlikte (gemide) taşıdığımız kimselerin çocukları! Gerçek şu ki, o çok şükreden bir kuldu.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 ذُرِّيَّةَ çocukları ذ ر ر
2 مَنْ kimselerin
3 حَمَلْنَا taşıdığımız ح م ل
4 مَعَ ile beraber
5 نُوحٍ Nuh
6 إِنَّهُ doğrusu o
7 كَانَ idi ك و ن
8 عَبْدًا bir kul ع ب د
9 شَكُورًا çok şükreden ش ك ر
 
Kitap”tan maksat Tevrat’tır. Tevrat’ın hidayet rehberi olması, onun sayesinde İsrâiloğulları’nın cehalet ve inkârcılıktan bilginin aydınlığına ve gerçek dine kavuşmalarıdır. 2. âyetin metnindeki vekîl kelimesi,“kendisine dayanılıp güvenilen, işlerin kendisine bırakıldığı kimse” demektir. Bu şekilde Allah’a güvenip bağlanmaya da tevekkül denir.
 
 Sûrenin ilk âyetinde İsrâ ile Hz. Muhammed’in onurlandırıldığı bildirildikten sonra burada kendisine Tevrat indirilmek suretiyle Hz. Mûsâ’nın da şereflendirildiği belirtilmektedir. Bu vesileyle insanlığın en eski atalarından ve ulu peygamberlerden olan Hz. Nûh da “çok şükreden bir kul” olarak takdirle yâdedilmektedir.
 
Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 462-463 
 
Peygamber Efendimiz, 'Allah Teala, kulunun bir şey yedikten sonra hamdetmesinden, bir şey içtikten sonra hamdetmesinden hoşnut olur" hadisiyle bizim de şükreden bir kul olmamızı tavsiye buyurmuştur. (Müslim, Ωikir 89;Tırmizi, Et'ıme 18)
 

ذُرِّيَّةَ مَنْ حَمَلْنَا مَعَ نُوحٍۜ 

 

ذُرِّيَّةَ  kelimesi, önceki ayette geçen  وَك۪يلاً ’den bedel olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Müşterek ism-i mevsûl  مَنْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. İsm-i mevsûlun sılası  حَمَلْنَا ’dır. Îrabdan mahalli yoktur.

حَمَلْنَا  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamiri  نَا  fail olarak mahallen merfûdur. مَعَ  mekân zarfı  حَمَلْنَا  fiiline mütealliktir.  نُوحٍ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. 

Bedel: Metbuundaki kapalılığı açıklamak ve pekiştirmek gibi sebeplerle getirilen ve irab bakımından metbuuna uyan tabidir. Bedelden önce gelen ve bedelin irabını almış olduğu kelimeye “mübdelün minh” denir. 

Bedel 3 gruba ayrılır: 1. Bedel-i kül, 2. Bedel-i baz, 3. Bedel-i iştimal. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

اِنَّهُ كَانَ عَبْداً شَكُوراً

 

İsim cümlesidir.  اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir, ismini nasb haberini ref eder.

هُ  muttasıl zamiri  اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. كَانَ ‘nin dahil olduğu cümle, اِنّ ‘nin haberi olarak mahallen merfûdur. 

كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde ismini ref haberini nasb eder.

كَانَ ’nin ismi, müstetir olup takdiri هُو ’dir. عَبْداً  kelimesi  كَانَ ’nin haberi olup fetha ile mansubdur.  شَكُوراً  kelimesi, عَبْداً ’in sıfatı olup fetha ile mansubdur. 

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar. 

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur.Ayette müfred şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

شَكُوراً  ; Mübalağalı ism-i fail kalıbındandır. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın, mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.

Mübalağalı ism-i fail: Bir varlıkta bir niteliğin aşırı derecede bulunduğunu gösteren, fiilden türeyen, sıfat cinsinden isimlerdir. Mübalağalı ism-i failler Allah için kullanılırsa sıfat, insanlar için kullanılırsa mübalağa ya da lakap olurlar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

ذُرِّيَّةَ مَنْ حَمَلْنَا مَعَ نُوحٍۜ 

 

ذُرِّيَّةَ  kelimesi, önceki ayette geçen  وَك۪يلاً  kelimesinden bedeldir. Bedel, kapalı bir ifadeyi açmak, açık olanı kuvvetlendirmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.

ذُرِّيَّةَ  için muzâfun ileyh konumunda olan müşterek ism-i mevsûl  مَنْ ‘in sıla cümlesi olan  حَمَلْنَا مَعَ نُوحٍ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s. 107) 

دُون۪ي ’deki müfred zamirden  حَمَلْنَا  fiilindeki mütekellim cemî zamire iltifat sanatı vardır.  

Katâde şöyle der: “Bütün insanlar, Nuh'un zürriyetidir. Çünkü gemide Nuh ile birlikte üç oğlu yani Sam, Ham ve Yâfes bulunuyordu. O halde bu demektir ki bütün insanlar, bu üçünün zürriyetidir. O halde Cenab-ı Hakk'ın, ‘Ey Nuh ile birlikte gemide taşıdığımız zürriyet’ hitabı, ‘Ey insanlar…’ yerine geçen bir hitap olmuş olur.” (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

 

اِنَّهُ كَانَ عَبْداً شَكُوراً

 

Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâli ittisâldir. 

اِنَّ  ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır.

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden, اِنَّ  ile tekit edilen isim cümleleri çok muhkem/sağlam cümlelerdir. 

İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi) 

اِنَّ ’nin haberi olan  كَانَ عَبْداً شَكُوراً  cümlesi, nakıs fiil  كَان ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

شَكُوراً , nakıs fiil  كَانَ ’nin haberi olan  عَبْداً  için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.

Son cümle  اِنَّ  ile tekid edildiği gibi  اِنَّ ’nin haberi de  كَانَ ’nin dahil olduğu isim cümlesi şeklinde gelmiş, Musa’nın (a.s) şükreden bir kul olduğu kuvvetle vurgulanarak belirtilmiştir. Şükretmenin Musa’nın (a.s) adeta bir cüzü haline geldiği anlaşılmaktadır. Çünkü  كَانَ ’nin haberi, isminin bir cüzü olur. 

Hz. Nuh bütün hallerinde çok şükreden bir kuldu. Bu da bize bildiriyor ki Nuh (a.s) ile beraber olanların kurtarılması, onun duasının bereketiyle olmuştur. Yine bu kelam, Hz. Nuh'un zürriyetini ona uymaya teşviktir ve onları, nankörlüğün en büyük derecesi olan şirkten caydırmaktır.Diğer bir görüşe göre ise Musa çok şükreden bir kuldu, demektir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)