İsrâ Sûresi 51. Ayet

اَوْ خَلْقاً مِمَّا يَكْبُرُ ف۪ي صُدُورِكُمْۚ فَسَيَقُولُونَ مَنْ يُع۪يدُنَاۜ قُلِ الَّذ۪ي فَطَرَكُمْ اَوَّلَ مَرَّةٍۚ فَسَيُنْغِضُونَ اِلَيْكَ رُؤُ۫سَهُمْ وَيَقُولُونَ مَتٰى هُوَۜ قُلْ عَسٰٓى اَنْ يَكُونَ قَر۪يباً  ٥١

“Yahut aklınızca, diriltilmesi daha da imkânsız olan başka bir varlık olun, (yine de diriltileceksiniz.)” Diyecekler ki: “Peki bizi hayata tekrar kim döndürecek?” De ki: “Sizi ilk defa yaratan.” Bunun üzerine başlarını sana (alaylı bir tarzda) sallayacaklar ve “Ne zamanmış o?” diyecekler. De ki: “Yakın olsa gerek!”
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 أَوْ veya
2 خَلْقًا yaratık خ ل ق
3 مِمَّا herhangi bir
4 يَكْبُرُ büyüyen ك ب ر
5 فِي
6 صُدُورِكُمْ gönlünüzde ص د ر
7 فَسَيَقُولُونَ diyecekler ki ق و ل
8 مَنْ kim
9 يُعِيدُنَا bizi tekrar döndürebilir ع و د
10 قُلِ de ki ق و ل
11 الَّذِي
12 فَطَرَكُمْ sizi yaratan ف ط ر
13 أَوَّلَ ilk ا و ل
14 مَرَّةٍ defa م ر ر
15 فَسَيُنْغِضُونَ alaylı alaylı sallayacaklar ن غ ض
16 إِلَيْكَ sana
17 رُءُوسَهُمْ başlarını ر ا س
18 وَيَقُولُونَ ve diyecekler ق و ل
19 مَتَىٰ Ne zaman?
20 هُوَ o
21 قُلْ de ki ق و ل
22 عَسَىٰ belki de ع س ي
23 أَنْ
24 يَكُونَ olabilir ك و ن
25 قَرِيبًا pek yakın ق ر ب
 
Kur’an, insan bedeninin ölüm sonrasındaki fiziksel bozulmasına dayanarak âhireti inkâra kalkışanlara şu cevabı veriyor: Değil bedeninizin çürümesi veya toz toprak olması, taş veya demire dönüşseniz, hatta canlı varlık haline gelmesini büsbütün imkânsız gördüğünüz başka bir nesne haline gelseniz, yine de Allah size tekrar hayat verip daha önceki kimliğinize kavuşturur. İlk başta maddî nesneleri yaratan ve onlara can veren Allah, onları öldükten sonra da tekrar hayata döndürecektir.
 
Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 490
 

اَوْ خَلْقاً مِمَّا يَكْبُرُ ف۪ي صُدُورِكُمْۚ 

 

اَوْ  atıf harfi tahyir / tercih ifade eder. خَلْقاً  atıf harfi  اَوْ  ile  حَد۪يداً ’e matuftur. مَا  müşterek ism-i mevsûl  مِنْ  harf-i ceriyle  خَلْقاً ’ın mahzuf sıfatına mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası  يَكْبُرُ ف۪ي صُدُورِكُمْ ’dir. Îrabtan mahalli yoktur.

يَكْبُرُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. ف۪ي صُدُورِكُمْ  car mecruru يَكْبُرُ  fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  كُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

اَوْ ; Türkçede “veya, yahut, ya da yoksa” kelimeleriyle karşılayabileceğimiz bu edat iki unsur arasında (matuf-matufun aleyh) tahyir yani tercih (iki şeyden birini seçme) söz konusu olması durumlarında kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)  

 

 

 فَسَيَقُولُونَ مَنْ يُع۪يدُنَاۜ 

 

Fiil cümlesidir.  فَ  mukadder şartın cevabının başına gelen rabıta veya fasiha harfidir. Takdiri, إن قلت أنّ الروح ستعود إليكم بعد الموت (Ölümden sonra ruhun sana döneceğini söylersen)  şeklindedir.

Fiilin başındaki  سَ  harfi tekid ifade eden istikbal harfdir.  سَيَقُولُونَ  fiili,  نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.

Mekulü’l-kavli, مَنْ يُع۪يدُنَا ’dur. سَيَقُولُونَ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.

مَنْ  istifham ismi, mübteda olarak mahallen merfûdur. يُع۪يدُنَا  cümlesi, mübtedanın haberi olarak mahallen merfûdur.  

يُع۪يدُنَا  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Mütekellim zamiri  نَا  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.

يُع۪يدُنَا  sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi  عود ’dir.

İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.


 قُلِ الَّذ۪ي فَطَرَكُمْ اَوَّلَ مَرَّةٍۚ 

 

Fiil cümlesidir. قُلْ  sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ’dir. Mekulü’l-kavli,  الَّذ۪ي فَطَرَكُمْ اَوَّلَ مَرَّةٍ ’dir.  قُلْ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.

Müfred müzekker has ism-i mevsûl  الَّذ۪ي  mübteda olarak mahallen merfûdur.Haber mahzuftur. Takdiri,  يعيدكم  şeklindedir. İsm-i mevsûlun sılası  فَطَرَكُمْ ’dur. Îrabdan mahalli yoktur.  

فَطَرَكُمْ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri  هو ’dir. Muttasıl zamir  كُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. اَوَّلَ  zaman zarfı, mef’ûlu fih olarak  فَطَرَكُمْ  fiiline mütealliktir.  مَرَّةٍ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. 

Fiilin işlendiği zamanı veya yeri bildiren mef’ûldür. Mef’ûlün fihin diğer adı zarftır. 

Mef’ûlün fih mansubtur. Başına harf-i cer gelirse mahallen mansub olur. 

Mef’ûlün fihin harfi cerleri şunlardır: فِي - بِ . Mef’ûlün fih fiilinin önüne geçebilir. Mef’ûlün fihi bulmak için fiile “nerede, ne zaman” soruları sorulur. 

Mef’ûlün fih ikiye ayrılır: 1. Zaman zarfı: Fiilin oluş zamanını bildiren mef’ûlün fihtir. 

2. Mekan zarfı: Fiilin oluş yerini, mekanını bildiren mef’ûlün fihtir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


 فَسَيُنْغِضُونَ اِلَيْكَ رُؤُ۫سَهُمْ 

 

Fiil cümlesidir.  فَ  mukadder şartın cevabının başına gelen rabıta veya fasiha harfidir. Takdiri, إن قلت لهم ذلك فسينغضون (Onlara bunu söylersen omuz silkerler.) şeklindedir.

Fiilin başındaki  سَ  harfi tekid ifade eden istikbal harfidir. سَيُنْغِضُونَ  fiili  نَ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul  و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. اِلَيْكَ  car mecruru  سَيُنْغِضُونَ  fiiline mütealliktir. رُؤُ۫سَهُمْ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. . Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

يُنْغِضُونَ  sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi نغض ’dir.


 وَيَقُولُونَ مَتٰى هُوَۜ

 

Fiil cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

يَقُولُونَ  fiili  نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Mekulü’l-kavli,  مَتٰى هُوَ ’dur.  يَقُولُونَ  fiilinin mef’ûlün bihi olarak mahallen mansubdur. 

مَتٰى  istifham ismi, zaman zarfı olarak mahzuf mukaddem habere mütealliktir.  مَتَىٰ (Ne zaman?) sorusu geçmiş veya gelecek bir zamanın belirlenmesi için sorulur. Munfsıl zamir  هُوَ  muahhar mübteda olarak mahallen merfûdur. 

Atıf harflerinden biri kullanılarak iki kelimeyi veya iki cümleyi birbirine bağlamaya atf-ı nesak denir. Atıf harfinden önce gelene matufun aleyh, sonra gelene matuf denir. Matuf ve matufun aleyh arasında îrab bakımından, sıyga bakımından, cümlelerin haberî veya inşâî olması bakımından uyum olur. Mana bakımından aralarında uygunluk varsa fiil isme atfedilebilir. Müstetir zamir atıf olmaz. Matufun îrabı her zaman için matufun aleyhe uyar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 


 قُلْ عَسٰٓى اَنْ يَكُونَ قَر۪يباً

 

Fiil cümlesidir.  قُلْ  sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ’dir.

Mekulü’l-kavli,  عَسٰٓى اَنْ يَكُونَ قَر۪يباً ’dir.  قُلْ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.

عَسٰٓى  terecci harfi, elif üzere mukadder fetha ile mebni nakıs fiildir. كَانَ  gibi ismini ref haberini nasb eder.

عَسٰٓى ’nin ismi müstetir olup takdiri  هو ’dir.  اَنْ  ve masdar-ı müevvel  عَسٰى ’nın haberi olarak mahallen mansubdur.  

كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder. 

اَنْ  muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.

يَكُونَ  nakıs, fetha ile mansub muzari fiildir.  يَكُونَ ’nin ismi müstetir olup takdiri هو’ dir. قَر۪يباً  kelimesi  يَكُونَ ’nin haberi olup fetha ile mansubdur. 

Fiili muzarinin başına “ اَنْ ” harfi geldiği zaman onu nasb ettiği gibi anlamını da masdara çevirmektedir. Bu tür masdarlara masdar anlamı içerdikleri için “tevilli masdar (masdar-ı müevvel cümlesi)” denmektedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

 

اَوْ خَلْقاً مِمَّا يَكْبُرُ ف۪ي صُدُورِكُمْۚ

 

Önceki ayetin devamı olan ayette  خَلْقاً , atıf harfi  اَوْ  ile  حَد۪يداً ’e atfedilmiştir. Mecrur mahaldeki müşterek ism-i mevsûl,  مِنْ  harfiyle birlikte  خَلْقاً ’ın mahzuf sıfatına mütealliktir. Sıfatın hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır. 

Sıla cümlesi olan  يَكْبُرُ ف۪ي صُدُورِكُمْ , müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

ف۪ي صُدُورِكُمْۚ  ibaresinde istiare sanatı vardır. Zarfiye olan  ف۪ٓي  harfi nedeniyle, akıl, fikir manasında gelen  صُدُورِ , burada zarfa benzetilmiştir. Akıl, hakiki manada içine girilmeye müsait değildir. Onların akıllarına gelebilecek her türlü fikri kapsamayı mübalağa için gelen bu üslupta tecessüm sanatı da vardır.

يَكْبُرُ  kelimesi, gözle görünür büyüklüğü ifade eder. Hissi birşeyin akli bir şeye benzetilmesi açısından istiaredir. Zor olmak, cüssenin büyüklüğüne benzetilmiştir. Burada makam karinesi ile en zor, en çetin anlamında müsteardır. 

اَوْ خَلْقاً مِمَّا يَكْبُرُ ف۪ي صُدُورِكُمْۚ  [Veya gözünüzde büyüttüğünüz herhangi bir varlık!] Yani ya da canlılığı kabul etme konusunda size göre en zor, iddianıza göre Allah’ın diriltmesi en çetin olacak şey olun, yine de diriltir.  يَكْبُرُ ف۪ي صُدُورِكُمْۚ  [gözünüzde büyüttüğünüz] ifadesinin ölüm anlamına geldiği de gökler ve yer anlamına geldiği de söylenmiştir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)

Ayetteki  خَلْقاً  “herhangi bir mahluk” kelimesi ile “Siz, hayatı kabul etme hususunda aklınızca hayatı kabul etmesini akıldan uzak gördüğünüz taş ve demirden daha da ileri başka bir madde düşünün.” kastedilmiştir. Bu izaha göre o şeyin açıkça belirtilmesine gerek yoktur. Çünkü bundan murad, “İnsanların bedenleri ölümlerinden sonra senin farz edeceğin, öyle olduğunu sandığın bir madde haline gelse ve o madde de hayatı kabul etmekten son derece uzak olsa bile bilesin ki Allah Teâlâ, ona hayat vermeye kādirdir.” manasıdır. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)


  فَسَيَقُولُونَ مَنْ يُع۪يدُنَاۜ 

 

İstînâfiye olarak fasılla gelen şart üslubundaki terkipte îcâz-ı hazif sanatı vardır. فَ , mahzuf şartın cevabına dahil olmuş rabıta harfidir. 

Cümle, takdiri  إن قلت أنّ الروح ستعود إليكم بعد الموت (Ölümden sonra ruhun size döneceğini söylersen)  olan mukadder şartın cevabıdır. Cevap cümlesi olan  فَسَيَقُولُونَ مَنْ يُع۪يدُنَا , müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır. Cümleye dahil olan istikbal harfi  سَ  tekid ifade eder.

Mahzuf şart ve mezkûr cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecâz-ı mürsel mürekkeptir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.

سَيَقُولُونَ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  مَنْ يُع۪يدُنَا  cümlesi, istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır. İstifham ismi  مَنْ  mübteda,  يُع۪يدُنَا  cümlesi haberdir. 

Buradaki istifham tehekkümîdir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

Mekulü’l kavl, istifham üslubunda gelmiş olmasına rağmen alay ve inkâr kastı taşıdığı için mecaz-ı mürsel mürekkebdir.

Cümlede müsnedin muzari fiil olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs ve teceddüt ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)


قُلِ الَّذ۪ي فَطَرَكُمْ اَوَّلَ مَرَّةٍۚ 

 

Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir.

Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.

قُلْ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  الَّذ۪ي فَطَرَكُمْ اَوَّلَ مَرَّةٍ  cümlesi, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. Müsnedün ileyh olan ism-i mevsûlün takdiri  يعيدكم (Sizi geri döndürür.) olan haberi mahzuftur.

Müsnedün ileyh konumundaki has ism-i mevsûl  الَّذ۪ي ’nin sıla cümlesi olan  فَطَرَكُمْ اَوَّلَ مَرَّةٍۚ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107) 

خَلْقاً - فَطَرَكُمْ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

İsim cümleleri, mübteda ve haberden oluşur. Zaman ifade etmez. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)


 فَسَيُنْغِضُونَ اِلَيْكَ رُؤُ۫سَهُمْ 

 

İstînâfiye olarak fasılla gelen şart üslubundaki terkipte îcâz-ı hazif sanatı vardır. فَ , mahzuf şartın cevabına dahil olmuş rabıta harfidir. 

Cümle, takdiri  إن قلت لهم ذلك (Onlara bunu söylersen) olan mukadder şartın cevabıdır. Cevap cümlesi olan  فَسَيُنْغِضُونَ اِلَيْكَ رُؤُ۫سَهُمْ , müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır. Cümleye dahil olan istikbal harfi  سَ  tekid ifade eder.

Mahzuf şart ve mezkûr cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecâz-ı mürsel mürekkeptir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.

Başlarını sallamaları onların tekrar diriltilecekleri konusunu kabul etmiş oldukları anlamına geldiği gibi kabul etmemiş oldukları anlamına da gelebilir.

رُؤُ۫سَهُمْ - صُدُورِكُمْۚ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.


وَيَقُولُونَ مَتٰى هُوَۜ 

 

Cümle atıf harfi  وَ ‘la  فَسَيُنْغِضُونَ اِلَيْكَ رُؤُ۫سَهُمْ  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. 

يَقُولُونَ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  مَتٰى هُوَ  cümlesi, istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır.

İstifham üslubunda gelmiş olmasına rağmen alay ve inkâr kastı taşıdığı için mecaz-ı mürsel mürekkebdir.

Cümlede takdim-tehir ve îcâz-ı hazif sanatları vardır. Soru ismi مَتٰى , mahzuf mukaddem habere mütealliktir.  هُوَ  muahhar mübtedadır. Takdim, istifham isimlerinin sadaret hakkı nedeniyledir.

مَتٰى - مَنْ  istifham kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

مَتٰى  soru edatı ile geçmiş veya gelecekle ilgili zamanın belirtilmesi istenir. Bu edat, Kur'an'da dokuz yerde kullanılmıştır ve buralarda istifhamın dışında herhangi bir mana almamıştır. (Sahip Aktaş, Kur'an’da İstifhâm Üslûbu) 

مَتٰى هٰذَا  değil de مَتٰى هُوَ  demişler. Kıyamet gününü bir şahıs yerine koyarak korkularını belirtmiş olabilirler.

Bu cümle şaşkınlık ifade etmek ve alay maksadıyla gelmiştir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)


 قُلْ عَسٰٓى اَنْ يَكُونَ قَر۪يباً

 

Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir.

Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.

قُلْ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  عَسٰٓى اَنْ يَكُونَ قَر۪يباً cümlesi,  terecci harfi  عَسٰٓى ’nın dahil olduğu  اَنْ يَكُونَ قَر۪يباً  cümlesi olup gayrı talebî inşâî isnaddır.

Masdar harfi  اَنْ  ve akabindeki  يَكُونَ قَر۪يباً  cümlesi, masdar teviliyle  عَسٰٓى  fiilinin haberi konumundadır.

Masdar-ı müevvel, nakıs fiil  كَان ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

يَقُولُونَ - قُلْ  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Onlar da taaccüp ve inkâr için başlarını sağa sola sallayarak, bu senin bahsettiğin hayata yeniden döndürülme ne zaman olacak, diye soracaklar. De ki: Belki tahmin bile edemeyeceğiniz kadar yakında olacak. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

Müfessirler, Allah için kullanılan  عَسٰٓى (umulur ki belki) fiilinin, “mutlaka” manasına kullanıldığını ve bu tabirin “O hiç şüphesiz yakındır.” manasına olduğunu söylemişlerdir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

عَسٰٓى  camid fiildir. Çekimi yapılmaz. Sevilen bir şeyde temenni, sevilmeyen şeyde şefkat bildirir. Allah ile ilgili olduğunda gereklilik ifade eder. İbnu'l Enbari Kur'an’da iki yer hariç hepsinde gereklilik anlamı olduğunu söylemiştir. (Suyûtî, İtkân fî Ulûmi’l-Kur’ân, s. 452, c. 1)

“Aradan yüzyıllar geçmesine rağmen henüz kıyametten birşey yok iken onun için nasıl ‘yakındır’ denilebilir?” Biz deriz ki: “Geçen zaman, kalan zamandan çok olunca kalan, az ve yakın olmuş olur.” (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)