وَقُلْ رَبِّ اَدْخِلْن۪ي مُدْخَلَ صِدْقٍ وَاَخْرِجْن۪ي مُخْرَجَ صِدْقٍ وَاجْعَلْ ل۪ي مِنْ لَدُنْكَ سُلْطَاناً نَص۪يراً ٨٠
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَقُلْ | ve de ki |
|
| 2 | رَبِّ | Rabbim |
|
| 3 | أَدْخِلْنِي | beni girdir |
|
| 4 | مُدْخَلَ | girdirişiyle |
|
| 5 | صِدْقٍ | doğruluk |
|
| 6 | وَأَخْرِجْنِي | ve beni çıkar |
|
| 7 | مُخْرَجَ | çıkarışiyle |
|
| 8 | صِدْقٍ | doğruluk |
|
| 9 | وَاجْعَلْ | ve ver |
|
| 10 | لِي | bana |
|
| 11 | مِنْ |
|
|
| 12 | لَدُنْكَ | katından |
|
| 13 | سُلْطَانًا | bir güç |
|
| 14 | نَصِيرًا | yardımcı |
|
وَقُلْ رَبِّ اَدْخِلْن۪ي مُدْخَلَ صِدْقٍ وَاَخْرِجْن۪ي مُخْرَجَ صِدْقٍ وَاجْعَلْ ل۪ي مِنْ لَدُنْكَ سُلْطَاناً نَص۪يراً
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
قُلْ sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ’dir. Nida harfi mahzuftur. Münada olan رَبَّ muzâf olup, mukadder fetha ile mansubdur. Mütekellim يَ ’ sı mahzuf olup, kelimenin sonundaki kesra muzâfun ileyhten ivazdır. Mekulü’l-kavli, nidanın şart ve cevabıdır. قُلْ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
اَدْخِلْ sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri انت ’dir. Sonundaki ن vikayedir. Mütekellim zamir ى mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. مُدْخَلَ mef’ûlu mutlak olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. صِدْقٍ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. اَخْرِجْن۪ي cümlesi, atıf harfi وَ ’la makabline matuftur.
اَخْرِجْ sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri انت ’dir. Sonundaki ن vikayedir. Mütekellim zamir ى mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. مُخْرَجَ mef’ûlu mutlak olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. صِدْقٍ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.
وَ atıf harfidir. اجْعَلْ sükun üzere mebni emir fiildir. Değiştirme anlamında kalp fiilidir. Faili müstetir olup takdiri انت ’dir. ل۪ي car mecruru mahzuf ikinci mef’ûlun bihe mütealliktir.
مِنْ لَدُنْكَ car mecruru ikinci mahzuf mef’ûlun bihe mütealliktir. Muttasıl zamir كَ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. سُلْطَاناً mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. نَص۪يراً kelimesi سُلْطَاناً ’ın sıfatı olup fetha ile mansubdur.
Mef’ûlu mutlak: Fiil ile aynı kökten gelen masdardır. Mef’ûlu mutlak harf-i cer almaz. Harf-i cer alırsa hal olur. Mef’ûlu mutlak cümle olmaz. Mef’ûlu mutlak üçe ayrılır:
1. Tekid (Kuvvetlendirmek) İçin: Fiilin manasını kuvvetlendirir. Masdar olur. Daima müfreddir. Fiilinden sonra gelir. Türkçeye “muhakkak, şüphesiz, gerçekten, çok, iyice, öyle ki” diye tercüme edilir.
2. Nev’ini (Çeşidini) Belirtmek İçin: Fiilin nasıl meydana geldiğini ve nev’ini bildirir. Nev’ini bildiren mef’ûlu mutlak umumiyetle sıfat veya izafet terkibi halinde gelir. Tesniye ve cemi de olabilir. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “gibi, şeklinde, aynen, tıpkı, tam” diye tercüme edilir.
3. Adedini (Sayısını) Belirtmek İçin: Failin yaptığı işin sayısını belirtir. Adedini belirten mef’ûlu mutlak فَعْلَةً vezninden gelen bina-ı (masdar-ı) merreden yapılır.
مَرَّةً kelimesi de mef’ûlu mutlak olur. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “kere, defa” diye tercüme edilir.Burada tekid için gelmiştir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Değiştirme manasına gelen جَعَلَ kelimesi 3 şekilde gelir: 1. Bir şeyden başka bir şey meydana getirmek. 2. Bir halden başka bir hale geçmek 3. Bir şeyle başka bir şeye hükmetmek. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur.Ayette müfred şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَدْخِلْ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi دخل ’dir.
اَخْرِجْ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi خرج ’dir.
İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.
مُدْخَلَ - مُخْرَجَ ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i mef’ûludur.
وَقُلْ رَبِّ اَدْخِلْن۪ي مُدْخَلَ صِدْقٍ وَاَخْرِجْن۪ي مُخْرَجَ صِدْقٍ وَاجْعَلْ ل۪ي مِنْ لَدُنْكَ سُلْطَاناً نَص۪يراً
Ayet atıf harfi وَ ‘la önceki ayeteki … فَـتَهَجَّدْ بِه۪ cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ, muhatap Hz. Peygamberdir. Cümle emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
قُلْ fiilinin mekulü’l-kavli olan رَبِّ اَدْخِلْن۪ي مُدْخَلَ صِدْقٍ cümlesi, nida üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Mütekellimin münadaya yakın olma isteğine işaret etmek üzere nida harfi ve münada konumundaki رَبِّ izafetinde mütekellim zamiri mahzuftur. Bu hazfin işareti kelimenin sonundaki esredir. Nida harfinin ve muzâfun ileyhin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
رَبِّ izafetinde mütekellim zamirinin Rab ismine izafesi, zamirin aid olduğu Peygamber Efendimizin Allah’ın rububiyet vasfına sığınma isteğini gösterir.
Nidanın cevabı olan اَدْخِلْن۪ي مُدْخَلَ صِدْقٍ cümlesi, emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Cümle emir üslubunda geldiği halde, dua manası taşıyarak, vaz edildiği anlamın dışında anlam yüklenmiştir. Dolayısıyla mecaz-ı mürsel mürekkebdir.
Aynı üslupta gelen وَاَخْرِجْن۪ي مُخْرَجَ صِدْقٍ cümlesi, nidanın cevabına atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat ayrıca tezat ilişkisi mevcuttur.
صِدْقٍ kelimesi, bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mefûlü de ifade eder.
Muzafun ileyh olan صِدْقٍ ‘daki nekrelik tazim ifade eder.
Aynı üslupta gelen وَاجْعَلْ ل۪ي مِنْ لَدُنْكَ سُلْطَاناً نَص۪يراً cümlesi atıf harfi وَ ‘la makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi, hükümde ortaklıktır.
Cümlede takdim-tehir ve îcâz-ı hazif sanatları vardır. مِنْ لَدُنْكَ ve ل۪ي car mecrurları, ihtimam için mahzuf mukaddem ikinci mef’ûle mütealliktir. Mef’ûlün hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
İlk mef’ûl olan سُلْطَاناً için sıfat olan نَص۪يراً , mübalağa sıygasında gelerek mübalağa ifade etmiştir.
مُخْرَجَ - مُدْخَلَ kelimeleri arasında tıbâk-ı icâb sanatı vardır.
اَدْخِلْن۪ي - مُدْخَلَ ve اَخْرِجْن۪ي - مُخْرَجَ gruplarındaki kelimeler arasında iştikak cinası, reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları ve bu iki grup kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.
صِدْقٍ kelimesinin tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
لَدُنْكَ izafeti لَدُنْ ’un şanı içindir.
سُلْطَاناً - نَص۪يراً kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
اَدْخِلْن۪ي مُدْخَلَ صِدْقٍ [Beni güzel bir şekilde sok] - اَخْرِجْن۪ي مُخْرَجَ صِدْقٍ [Beni güzel bir şekilde çıkart] cümleleri arasında güzel bir mukâbele sanatı vardır. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)